Uhud ve Kur’ân’ın Çizdiği Yol Haritası (2)

444

Yeis, Sizi Teslim Almasın!

Uhud’da ve ondan dört ay sonra aynı hafta içinde verilen seksene yakın şehide rağmen ashab-ı kiram asla ümitsizliğe düşmemiş ve yılgınlığa kapılmamıştı. Zira onlar Uhud’un hemen akabinde gelen ayetlerde kendilerine verilen ilkeleri, duygu, düşünce ve hayatlarına hâkim kılmış ve temel hareket stratejisi olarak benimsemişlerdi: “Zorluklar karşısında gevşeyip asla yılgınlığa düşmeyin, bu uğurda başınıza gelebilecek acı olaylardan ötürü üzüntüye de kapılmayın. Zira eğer gerçekten inanıyorsanız eninde sonunda üstün gelecek sizlersiniz.”1

Müslümanları hem teselli eden hem de durum ne olursa olsun gevşememeleri gerektiğini ders veren bu ayet, bir de asla gam ve kedere esir düşmemelerini de talim buyurur. Zira mağlubiyetten daha kötüsü, insanın bütünüyle karamsarlığa teslim olmasıdır. Üzüntü, keder ve ümitsizliğin esir aldığı ruhlar kısa zamanda köleleşir ve bir türlü yeniden derlenip/toparlanmaya imkân aramaz ve cesaret bulamazlar. Onun için Allah Resûlü, dualarında “Allah’ım! Her türlü tasa, kaygı, endişe ve üzüntüye esir düşmekten Sana sığınırım. Yine çaresi olan meselelerde acze teslim olmaktan ve tembellik göstermekten Sana sığınırım. Her türlü korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Yine borç yükü altına girip ezilmekten ve insanların zulüm ve kahrından da sana sığınırım.”2 buyurur ve bunların her birinden kurtulmak için Rabb’e sığınılması gerektiğini ders verir.  

Müslümanlara aynı zamanda müjde de veren bu âyet, bir taraftan onları kaldıkları yerden başlamaya davet ve teşvik ederken diğer yandan da “…Eğer gerçekten inanıyorsanız eninde sonunda üstün gelecek sizlersiniz.” buyurarak, durum ve hal ne olursa olsun Allah’a dayanmaları gerektiğini ders verir. Bunun yanında, başka ayetlerde Hak ile bâtıl mücadelesinde değişmeyen ilahî kanuna da (sünnetullah) dikkat çeker: “Allah, kader kitabına şunu yazmıştır ki ‘Ben, mutlaka üstün geleceğim, elçilerim de! Şüphesiz Allah çok güçlüdür ve mutlak galiptir.”3 Dolayısıyla bu tür imtihanlarda hemen yese kapılıp yılgınlığa düşenler asıl o zaman kaybeder ve kaybettirirler.

Allah için sabır, azim ve kararlılıkla mücadeleye devam edenler de ilahi inayete mazhar olurlar. Nitekim Uhud’un ertesi günü sabah namazından sonra Allah Resûlü, “Dün Uhud’da bizimle beraber olanlar, Mescitte toplansın. Düşmanı takibe çıkıyoruz.” buyurduğunda hem ağır yaralı hem de çok yorgun olmalarına rağmen kimse gazveden geri kalmamıştı. Kur’an’ın takdir ettiği büyük bir iman ve teslimiyetle gittikleri seferden Uhud’da yaşanan muvakkat sarsıntıyı, zafere dönüştürmüş ve Medine’ye düşmanın karşılaşmaya cesaret edemediği muzaffer bir ordu olarak girmişlerdi. Kur’ân onların bu duruşlarını da takdir sadedinde şöyle ifade buyurur: 

“O inananlar ki, Uhud savaşında ağır bir yara almış olmalarına rağmen, Allah’ın ve Peygamberin çağrısına gönülden icabet edip düşmanı takip edenlere; hele onlardan ihsan şuuruyla yaşamaya devam eden takva sahiplerine, Rab’leri katında büyük ödül vardır. Onlar öyle yürekten inanmış kimselerdir ki, düşman yurdundan haber getiren bazı kötü niyetli insanlar, kendilerine: ‘Düşmanlarınız size karşı büyük bir ordu hazırlamış, o halde onlardan korkun da, Allah yolunda cihadı terk edin. Resûlüllah’ı yalnız bırakın!’ dediklerinde, bu tehditkâr sözler, o yiğitleri yıldırmak şöyle dursun, aksine onların imanını artırır ve şöyle derler: ‘Bütün tehlike ve korkulara karşı bize Allah’ın yardımı yeter! O, ne güzel yardımcı ve ne güvenilir vekildir.”4

Onlar bu şekilde sağlam durunca müşrik ordu, karşılarına çıkmaya bile cesaret edemedi. Sonuçta Kur’ân’ın beyanıyla hepsi de en büyük mükafat olan Allah’ın rızasını elde ettiler: “Allah’ın lütuf ve inayeti sayesinde başlarına hiçbir kötülük gelmeden sağ-salim yurtlarına geri döndüler. En önemlisi de böylece Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış oldular. Hiç şüphesiz Allah, müminlere karşı son derece cömert, son derece lütufkârdır.5

Yardım Sadece Allah’tandır!

Uhud’da indirilen ayetlerde verilen bir ders de hakiki tevhid dersidir. Mü’minler “Sadece Allah’a ibadet eder ve yardımı sadece O’ndan isterler.”6 İslam’da yardım ve zafer sadece O’nun katındandır. Bunu şahıs ya da sebeplere vermek tehlikeli bir yanılgıdır: “Allah, size yardım ettiği sürece, sizi hiç kimse yenemez. Fakat bir de sizi yüzüstü bırakacak olursa, size O’ndan başka kim yardım edebilir? Öyleyse inananlar, yalnızca Allah’a dayanıp güvensinler.”7 “Nitekim Sen, hani müminlere ‘Allah’ın size üç bin melekle yardım etmesi yetmez mi?’ diyordun. Evet Allah, elbette inananlara yardım edecektir! Eğer siz mücadelenin hakkını vererek sabreder ve ilahi emir ve yasaklara riayet eder ve ordunun disiplinini bozacak davranışlardan sakınırsanız, düşmanlarınız size hemen saldıracak olsa bile Rabbiniz, akın akın gelecek beş bin melekle size yardım edecektir. Allah, bu yardım va’dini sırf size bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla güven bulsun diye yaptı. Şunu iyi bilin ki yardım, her zaman Azîz ve Hakîm olan Allah’tan başka kimseden gelmez.”8 

Buna göre Allah, bütün işlerin sonuçta kendisine döndüğünü, karar kaynağının sadece kendisi olduğunu, melekleri indirmesinin de müminler için bir müjde olması, kalplerine bir güven vermesi ve bu sayede onların sebatını artırmaya mebni olduğunu ifade eder. Yardımın ve zaferin ise doğrudan doğruya ancak kendi katından olduğunu, bunun için her kadar O’nun herhangi bir vasıta, sebep ve araca ihtiyacı olmasa da mü’minlerin üzerlerine düşen vazifeleri -mücadelenin hakkını vererek sabretme, ilahi emir ve yasaklara riayet etme, ordunun disiplinini bozacak davranışlardan kaçınma- hakkıyla yerine getirmeleri ilahi inayetin kendilerine ulaşması için hayatidir. Aslında bu, tevhid düşüncesinin iyice yerleştirilmesi adına Kur’ân’ın üzerinde durduğu ana konulardan da birisidir. “…Bütün işleri O, yönetir…”9 “Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Sonunda her iş döner dolaşır Allah’ın dediğine varır/nihai kararı daima O verir. Öyleyse sen sadece O’na kulluk yap ve sadece O’na dayanıp güven! Rab’bin yaptıklarınızdan/yapmakta olduklarınızdan asla habersiz değildir.”10  

Dolayısıyla mü’minler maddî-manevî gerekli hazırlıklarını yapıp tedbirlerini aldıktan sonra “… yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.”11 Hatta bu gerçeği hakkalyakîn yaşadıkları Bedir günü de onlara özellikle hatırlatılır: “Müşrikler karşısında çok zayıf ve güçsüz iken Allah size yardım etti…”12 Kur’ân’da farklı ifade ve tekid yöntemleriyle tekrarlanan bu mana, gönüllerde yakîn hasıl edecek şekilde yerleştirilmeye çalışılır. Böylece mü’minler, ilahî emir gereği, kusursuz olarak esbabı yerine getirseler de sebeplere asla güç ve kuvvet atfetmemeleri, asıl yüzlerini Müsebbibu’l-esbaba yönlendirmeleri gerektiği açıkça belirtilir. Bir ömür boyu da tevhide ait bu dengeyi gözetmeleri kendilerinden istenir.

Hülasa inananlar Hakka sahip çıkma hususunda kendilerine düşen sorumlulukları yerine getirirlerse Allah da onlara yardım eder: “Ey iman edenler! Siz Allah’ın dinine destek olursanız, O da size yardım eder ve ayaklarınızı yere sağlam bastırır.”13 Bu gayret ve duruşla O, her alanda mü’minlerin gücünü artırır, itibarını yükseltir ve hiçbir zaman insî-cinnî şeytanların ayaklarını kaydırmasına müsaade etmez. Allah (celle celaluhu), “Düşmanlıkta başı çeken inkarcıları imha etmek veya onları bozguna uğratıp eli boş bir halde geriye çevirmek için size her türlü yardımını gönderir.”14 ayetinin hükmünce onları muzaffer kılar. Bunun bir örneği olarak, Bedir’de, müşrik ordusu karşısında sabredip mücadelenin hakkını verince ashab-ı Bedr’in nasıl ilahi inayete mazhar oldukları üzerinde özellikle durulur.15

Yazar: Dr. Selim Koç  

Dipnot:

  1. Âl-i İmrân Sûresi, 3/139
  2. Ebû Dâvud, Salat 367 (1555)
  3. Mücadile Sûresi, 58/21; Mü’min Sûresi, 40/51,52; Yunus Sûresi, 10/103
  4. Âl-i İmrân Sûresi, 3/172, 173
  5. Âl-i İmrân Sûresi, 3/174
  6. Fatiha Sûresi, 1/4
  7. Âl-i İmrân Sûresi, 3/160
  8. Âl-i İmrân Sûresi, 3/124-126
  9. Ra’d Sûresi, 13/29
  10. Hûd Sûresi, 11/123
  11. Âl-i İmrân Sûresi, 3/122
  12. Âl-i İmrân Sûresi, 3/123
  13. Muhammed Sûresi, 47/7
  14. Âl-i İmrân Sûresi, 3/127
  15. Bkz. Enfâl Sûresi, 8/9-12
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.