Receb Ayı ve Efendimiz’in (sas) Hayatındaki Yeri

843

Saygı duyulan ve tazim gösterilen ay manasına gelen Receb, hem üç aylar hem de Kur’ân’da ifade edilen haram aylar içerisinde yer alan bir aydır. Diğer haram aylar: Zilkade, Zilhicce ve Muharrem’dir. Kur’ân-ı Kerîm’de muhtelif âyetlerde haram aylardan söz edilerek bu aylara saygı gösterilmesi emredilmektedir.1 Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) de haram ayları Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb olarak açıklamıştır. 2 Peygamber Efendimiz Veda Hutbesi’nde haram aylar hakkında: “Şüphesiz Allah, bu ayınızda, bu beldenizde, bu gününüzün haram olduğu gibi kanlarınızı, mallarınızı ve ırzlarınızı birbirinize karşı haram kılmıştır.” buyurmuştur.3 Regâib ve Mi’rac kandillerini içinde bulundurması fazilet ve değerini daha da arttırmaktadır.

Zaman ve mekânlar bütün kıymet ve kutsiyetini, hakikatte Allah’ın dilemesinden alırlar. Bu İlâhî dileme ise varlıklar için pek çok maslahat ve hikmetler içerir. Ayrıca o zaman dilimlerinde gerçekleşen mühim olaylar ve o mekânları dolduran kıymettar mekînler yani sâkinler de içinde bulundukları zaman ve mekâna değer kazandırmışlardır. Mübarek ay,4 gün5 ve geceler,6  İslâm’ın şeâirindendir; hususi kıymetleri ve kerametleri vardır. Kâinat, semavat, fezayı âlem ve bütün varlıklar bu kutlu zaman dilimlerine hürmet etmektedir.

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) üç ayların başlangıcı olan Receb ayını sevinçle karşılamış ve Receb ayının girmesiyle “Allah’ım! Receb ve Şaban’ı hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan’a ulaştır.7 şeklinde dualar etmiştir. Yine Efendimiz bu ayların önemini belirtme adına: “Receb Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır.”8 buyurmuşlardır.

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir manada, üç ayların başlangıcı olan Receb ayında oruçlarını, namazlarını ve ibadetlerini diğer aylara göre daha da artırmış, Şaban ayında ise bu artışı bir kat daha ileriye götürmüş, böylece ümmetinin Ramazan’daki umumi af ve mağfirete layık hale gelmesinin yollarını yaşayarak onlara göstermiştir.

Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu ayda oruç tutmaya büyük önem verdiğini İbn-i Abbas (radıyallâhu anh) şöyle anlatmaktadır: “Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Receb ayında bazı yıllarda öyle oruç tutardı ki biz, ‘(Galiba) hiç yemeyecek (ayın her gününde tutacak)’ derdik. (Bazı yıllarda da öyle) yerdi ki biz, ‘(Galiba) hiç tutmayacak’ derdik.”9

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisi oruç tutuğu gibi ümmetini de Receb ayında oruç tutmaya teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Cennette Receb isimli bir nehir vardır. Sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır. Kim Receb ayında bir gün oruç tutarsa Allah o kimseye bu nehirden su içirecektir.” 10

Başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurmuştur:

“Receb büyük bir aydır. Bu ayda Allah hasenatı kat kat artırır.”11

Regâib Gecesi

Receb ayının ilk Cuma gecesi olan Regâib kandili, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah’ın bazı çok özel fiilî tecellilerine mazhar olduğu, nuranî lütf u ihsanlara, semavî mevhibelere eriştiği bir gecedir. Kelime olarak regâib, “çokça rağbet edilen, nefis, kıymetli, değerli, ihsan” mânâlarına gelen Ragibe kelimesinin çoğuludur. Buna göre Regâib Gecesi denilince: “Çok lütuf ve ihsanla dolu, kıymeti ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece” mânâsı anlaşılır. Mânen bereketli olan bu gecenin bir hususiyeti de mübarek Ramazan ayının ilk habercisi olmasıdır.

Bediüzzaman Hazretleri, Regâib gecesinin Zât-ı Ahmediye’nin terakki hayatının başlangıcının ünvanı olduğunu; Mi’rac gecesinin de Zât-ı Ahmediye’nin terakki hayatının zirve noktasının ünvanı olduğunu bildirmektedir.12

Diğer zamanlarda okunan her Kur’ân harfi için on sevap verilirse, Receb ayında yüzleri geçmekte, Regâib kandilinde ise daha da artmaktadır. Kaza ve nafile namazların sevabı ise diğer gecelere oranla kat kat fazladır. Regâib kandilinde yapılacak ibadetlerden birisi de duadır. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadîste bu gecede yapılacak samimi duaların Allah katından geri çevrilmeyeceğini bildirmişlerdir.13

Mi’rac Gecesi

Allah’ın emriyle Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) rûhen ve bedenen, Burak isimli semavî bir binite binerek Cebrail (aleyhisselam) ile birlikte Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya [Beytü’l-Makdis] kadar yapmış olduğu gece yolculuğuna14 -ki buna İsrâ denilir-, oradan da bir mi’râcla [manevî asansör] yedi kat göklere yükselip tâ Sidretü’l-Müntehâ’ya ulaşması, burada Cebrail’i (aleyhisselam) arkada bırakıp Refref denilen ledünnî binitle Allah’ın huzuruna varıp O’nun Zât-ı Akdes’ini yakînen müşahede etmesi ve zaman-mekân üstü konuşması olaylarına Mi’râc denilir.15 İki aşamalı bu gökler ötesi yolculuk, risaletin 11. yılında, Receb ayının 27. gecesinde gerçekleşmiştir.

Peygamber Efendimiz’in amcası Ebû Talib’in ve zevcesi Hazreti Hadîce validemizin vefatı ile çok hüzünlenen, müşriklerin üç yıl süren ablukası ve Tâiflilerin saldırıları karşısında daralan Allah Resûlü (ve mü’minler), bu mi’rac olayı ile çok muhteşem bir teselliye ve ihsan-ı İlâhîye ve nail olmuştur. Regâib gecesi, Zât-ı Ahmediye’nin terakki hayatının başlangıcının ünvanıdır. Mi’rac gecesi de Zât-ı Ahmediyenin terakki hayatının zirve noktasının ünvanıdır.16

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) pek çok hadislerinde Mi’râc hadisesini detaylarıyla anlatmışlardır.17 Bir gece Kâbe-i Muazzama’nın Hatîm mevkiinde yatarken, Cebrail (aleyhisselam) gelip mübarek göğüslerini yardı, kalbini zemzem suyu ile yıkadıktan sonra içini iman ve hikmetle doldurup eski hâline koydu. Sonra beyaz bir binek Burak ile (normalde bir aylık mesafedeki) Mescid-i Aksa’ya gittiler.

Orada bütün peygamberlerin ruhlarına imam olup namaz kıldırdı. Bu, onların şeriatlerinin asıllarına mutlak varis olduğunu ifade ediyordu.18 Bir de kendisine su, şarap ve süt takdim edildi. O, fıtrî ve tabiî olan sütü içti. Bu ise ümmetinin doğru yola iletildiğini ifade ediyordu. Ardından yüceliklere yükseltici bir mi’rac (manevî asansör) ile göklere çıkartılıp yedi kat semaları bir bir dolaştırılmıştır. 1. kat semada: Hazreti Adem’le, 2. kat’ta Hazreti İsa ve Hazreti Yahya, 3. kat’ta Hazreti Yusuf, 4. kat’ta Hazreti İdris, 5. kat’ta Hazreti Harun, 6. kat’ta Hazreti Musa ve 7. kat’ta Hazreti İbrahim ile görüştü. Melekleri, Cennet ve Cehennem’e kadar bütünüyle ahiret hayatını müşahede etti.

Bütün mülk ve melekût âlemlerini dolaştı.19 Cebrail daha sonra Peygamberimiz’i daha da yükseklere çıkardı, öyle bir fezaya vardılar ki kaderleri yazan kalemlerin cızırtıları duyuluyordu. Nihayet varlıklar âleminin son sınırı olan Sidretü’l-Müntehâ’ya ulaştılar. Cebrail: “İşte burası Sidretü’l-Müntehâ’dır. Ben buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam, yanarım.” dedi. Peygamberimiz’e Sidre’de dört kutsal nehir ve hergün yetmiş bin meleğin ziyaret ettiği Beyt-i Ma’mûr gösterildi. Sonra kendisine şarap, süt ve bal dolu üç bardak sunuldu. O, yine sütü tercih etti. İçtiği süt, onun ve ümmetinin fıtratı, yani hilkat-i İslâmiyesiydi. Ayrıca şehitlerin ve muttakilerin cenneti olan Cennetü’l-Me’vâ’yı temaşa etti. Cebrail’i geride bırakan Zât-ı Ahmediye Aleyhisselam, burada Refref’e binerek Arş-ı A’lâ’ya urûç etti ve tâ Kâb-ı Kavseyn olarak belirtilen “imkân dairesinin bitiş, vücûb dairesinin başlama sınırına” ulaştı. Huzûr-u Kibriya’da Zât-ı Akdes’e ok yayının iki ucu kadar, hattâ daha fazla yaklaştı.20

Onunla zaman ve mekândan münezzeh olarak bîkem u keyf konuştu. Daha sonra tekrar Refref’le Sidre’ye geri döndü. Orada Cebrail’i asıl hüviyetiyle -tıpkı ilk defa Hira’da gördüğü şekliyle- gördü.21 Müteakiben de yine Cebrail ile birlikte göz kırpması kadar kısa bir zaman parçasında dünyaya nüzûl eylediler.22

Ben mi’racdan daha güzel bir şey görmüş değilim.23 diyen Peygamberler Sultanı, mi’rac yüceliklerinden -âdeta bir vefa duygusuyla- geri dönerken yanında ümmetine çok büyük hediyeler getirmiştir.

Birincisi: Beş vakit farz namazı getirmiştir. İhsan şuuruyla kılınan namazlar, ümmetin mi’rac asansörleri olacaktır.

İkincisi: “ÂmenerResûlü” olarak bilinen Bakara sûresi’nin 285-286. ayetleri

Üçüncüsü: İsrâ Suresi’nin 22-39. âyetlerinde24 bahsedilen 12 adet İslâm prensibini getirmiştir.25

Dördüncüsü: Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimselerin günahlarının affedileceği ve Cennet’e girecekleri müjdesini getirmiştir.

Beşincisi: İyi amele niyetlenen kişiye -onu yapamasa bile- bir sevap; eğer yaparsa on sevap yazılacağı; fakat kötü amele niyetlenen kişiye -onu yapmadığı müddetçe- hiçbir günahın yazılmayacağı; ancak işlediği zaman da sadece bir günah yazılacağı müjdesini getirdi.

Altıncısı: Mi’rac gecesi Allah ile karşılıklı selâmlaşma ve sohbetlerinden bazı sözleri getirmiştir ki et-Tahiyyâtü diye meşhur olan bu sözler, bütün namazlarda teşehhütte otururken okunmakla Mi’rac’da Allah ile Habibi (sallallâhu aleyhi ve sellem) arasındaki o kutsî sohbeti hatırlatmakta ve benzerî bir mükâlemeye namaz kılanı mazhar etmektedir.26

Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatında Receb ayında meydana gelen önemli olaylardan bazıları şunlardır:

Müslümanların Mekke’den Habeşistan’a Hicreti (Bi’setin 5. Yılı/ 615)

İsrâ-Mi’rac Mucizesi (Bi’setin 11. Yılı/ 621)

Beş vakit namazın farz kılınması ( Bi’setin 11. Yılı/ 621)

Abdullah İbn-i Cahş’ın (radıyallâhu anh)) Nahle (Batn-ı Nahle) Seriyyesi (2/624)

Kıble’nin Beyti’l-Makdis’ten Mescid-i Harama tahvili (2/624)

Hazreti Ali’nin (radıyallâhu anh) Hazreti Fâtıma (radıyallâhu anha) ile Nikâhlanması (1/623)

Müzeyne heyetinin Efendimiz’i ziyareti (5/626)

Zeyd İbn-i Harise’nin (raıdyallâhu anh) Vâdilkurâ seriyyesi (6/627)

Habeş Necâşîsi Ashame’nin vefatı ve gıyabî cenaze namazı (9/630)

Tebûk seferi’ne çıkış (9/630)


Yazar: Metin Polat

Dipnot:

  1. Bakara sûresi, 2/194, 217; Mâide sûresi, 5/2, 97; Tevbe sûresi 9/5, 36.
  2. Buhârî, Meġâzî 77; Müslim, Kasâme 29. “Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır.” (Tevbe sûresi, 9/36) âyetinde zikredilen “haram aylar” da mübarek aylar arasında yer almaktadır. Kan dökmenin ve savaşmanın yasak olduğu bu aylar (Bakara sûresi, 2/217) Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarıdır.
  3. Buhârî, Edeb, 43 Hudûd, 9
  4. Aylar: Şühûr-u Selâse (Üç Aylar: Receb, Şaban ve Ramazan ayları ), Eşhürü’l-Hurum (Haram Aylar: Muharrem (ki senenin ilk ayıdır), Zilkade, Zilhicce ve Receb aylarıdır.)
  5. Hicrî Yılbaşı, Aşûre Günü, Arafe Günü, Ramazan ve Kurban Bayramları, Cuma Günleri
  6. Leyâli-i Mübareke (Müberek Geceler: Üç aylar içinde, Receb ayında, Regâib ve Mi’rac kandilleri; Şaban ayında, Berâat kandili, Ramazan ayında Kadir gecesi ve Ramazan’dan beş ay sonra Rebiü’l-evvel ayının on ikinci gecesi Mevlid-i Nebi.
  7. Taberânî, Mu’cemü’l-evsat, 4/189; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, 1/259; Ebû Nuaym, Hilye, 6/269.
  8. Suyûtî, Dürru’l-mensûr, 3/236; Beyhâkî Fedâilü’l-Evkât s.22.
  9. Buhârî, Savm 53; Müslim, Sıyâm 179; Ebû Dâvûd, Savm 55.
  10. Beyhakî, Fadîlu’l-Evkât, s. 22.
  11. Taberânî, Mu’cemü’l-kebîr,6/69; Heysemî, Mecmeu’z-zevâid 3/188
  12. Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s.207.
  13. Suyûtî, Celâlüddin, Câmiu’s-Sagîr, 3/454.
  14. Bkz.: İsrâ sûresi, 17/1.
  15. Necm sûresi, 53/1-18; Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Enbiya, 22, 43; Müslim, İman, 263, 264; Tirmizi, Tefsîr’u-İnşirâh, 33-34; Ahmed b. Hanbel, 1/309; Musannef, 14/306; İbn Hişâm, Sîretü’n-Nebî, 2/44.
  16. Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s.207.
  17. Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Enbiya, 22, 43; Müslim, İman, 263, 264; Tirmizi, Tefsîr’u-İnşirâh, 33-34; Ahmed b. Hanbel, 1/309; Musannef, 14/306
  18. Said Nursi, Sözler, s.525.
  19. Said Nursi, Sözler, s.560.
  20. Necm sûresi, 53/9.
  21. Necm sûresi, 53/13,14.
  22. Said Nursi, Sözler, s. 136, 562. Mi’rac olayının “bast-ı zaman gibi” çok kısa bir sürede olduğuna dair bkz.: Said Nursi, Mesnevi-yi Nuriye, s.197; Lem’alar, s.17; M. Fethullah Gülen, Kur’ân’dan İdrâke Yansıyanlar, 2/276.
  23. Buhârî, Salât, 1; Hacc, 76, Enbiya, 5, Tevhid, 37, Menâkıb, 24; Müslim, İman, 259; Ahmed b. Hanbel, 3/148, 149, 5/143.
  24. “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Ana-babanıza da iyi davranın. Akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını verin. Gereksiz yere de saçıp savurarak israfçı ve cimri olmayın. Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Zinaya yaklaşmayın. Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Ahdinizi yerine getirerek verdiğiniz sözü tutun. Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma.” İsrâ sûresi, 17/22-39.
  25. Müslim, İman, 264.
  26. Said Nursî, Şualar, s.77-79.
Bunları da beğenebilirsin