O’nun (sas) sevgisi uğruna yapılanlar

253

Saadet asrından günümüze kadar nice sineler O’nun aşkıyla yanıp tutuştu. Sahabeden başlayarak bütün inananlar O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) sevgisi uğruna neler yapmadılar ki? İsterseniz bu sorunun cevabına Efendimiz’in hal, söz ve hareketlerine en
yakından şahit olan Sahabe Efendilerimizden başlayalım.

Evet, Sahabe-i Kiram, Allah Resûlü’ne çok bağlıydılar. O’nun her söz ve davranışının, cennete açılan birer kapı olduğuna inanıyorlardı. O’ndan kendilerine ulaşan her şeyi mübarek bir hatıra kabul ediyorlardı.

O’ndan (sallallâhu aleyhi ve sellem) kalan en küçük hatıraya bile çok duyarlı ve titiz davranıp adeta üzerinde titriyorlardı. Nitekim o yıldızlar topluluğu içinde, beka âlemine irtihal ettikten sonra Efendimiz’in ismi her anıldığında gözyaşlarını tutamayanların sayısı hiç az olmadığı gibi, Kendisine “Anam babam sana feda olsun!” diyenlerin sayısı da oldukça fazlaydı. O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek saçları kesilirken bir tek kılını bile yere düşürmeyenlerin
yanı sıra, abdest aldığında abdest sularını el ve yüzlerine süren sahabîler de bulunuyordu.

Üç gündür bir canlının yiyebileceği herhangi bir şeyin Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) midesine girmediğini duyan Hz. Ka’b, hemen kalkıp gitmiş ve develerini sulamakta olan bir yahudiye, kovası bir hurmaya olmak üzere kuyudan su çekmiş ve el emeği ile en temizinden kazandığı bu hurmaları Efendimiz’e ikram etmişti.

Enes b. Mâlik rüyasında O’nu görmediği geceyi gece olarak değerlendirmiyordu. Yine Hz. Enes, Efendimiz’den kalan mestleri göğsüne bastırırken, biri kapıverir diye ödü kopuyordu.

Abdurrahman b. Sa’d, ayağındaki sinir kasıldığında “Muhammed” ismini içten, yürekten ve samimiyetle öyle anıyordu ki rahatsızlığı geçiveriyordu.

Şam’da, mü’minlerin emîri Hz. Muaviye, birisinde Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait bir cübbe bulunduğunu duyunca, o cübbeyi almak için o kişinin ağırlığınca altın teklif etmişti.

Hz. Ömer, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendi elleriyle koyduğunu bilmediği oluğu elinin ucuyla dokunup yere düşürdüğü için cihanın başına tac olan o mübarek başını Hz. Abbas’ın ayakları altına koyarak oluğu tekrar eski yerine koydurtacak derecede Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hatırasına saygılı idi…

Ahmed b. Hanbel vefat edeceğini hissedince, yanından hiç ayırmadığı Efendimiz’e ait üç tel saçından ikisini gözlerinin, birini de dilinin üstüne koymalarını vasiyet ediyor ve kelime-i şehadet getirerek yakınlarının buna şahit olmalarını istiyordu.

Abdullah b. Mübarek’in ifadesiyle, hicret diyarının imamı, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) hürmeten, Medine’de hayvan üzerine binmeyen ve Ravza’da imam iken, hep kısık sesle konuşan İmam Malik hazretleri, hadis naklederken kendisini akrep sokuyor, rengi değişiyor, sararıyor, ancak hadisi kesmiyordu. Ders bitip insanlar dağılınca bu hali kendisine soruluyor, büyük imam ise şöyle diyordu: “Bir akrep beni defalarca ısırdı. Hepsine de sabrettim. Buna ancak Resûlullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) olan sevgim ve tazimim sebebiyle dayandım.”

İçinde Efendimiz’e karşı sevgi çağlayanı barındıran Sevban, “Anam babam ve bu canım sana feda olsun Ya Resûlallah! Senden ayrı geçirdiğim her an bana ayrı bir hicran olmaktadır. Dünyada böyle olunca, ahirette ne yaparım diye dertleniyorum. Orada siz peygamberlerle beraber olacaksınız. Benim ise, ne olacağım, nerede bulunacağım belli değil. Üstelik cennete giremezsem, sizi görmekten tamamen mahrum kalacağım! Bu hal beni
yakıp kavuruyor ey Allah’ın Resûlü!” diyor ve Efendimiz’den “Kişi sevdiği ile beraberdir.” karşılığını alıyordu.

Ashab-ı Kiram’dan Ebu Mahzûre, alnındaki saçları ne kestiriyor ne de ayırıyordu. Sebebini ise “Çünkü onlara Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) elleri dokunmuştu.” diyerek ifade ediyordu.

Kâinatın Efendisi’nin vefatından iki sene önce Müslüman olan Abîdetü’s-Selmânî, yanında O Sevgili’ye ait bir tel saçın bulunmasını dünyanın bütün servetlerinden daha değerli görüyordu.

Sâbit el-Bünânî, hocası Enes b. Malik’in elleri Efendimiz’e dokunduğu için “Ver ellerini de öpeyim” diyordu.

Allah’ın Habîb’ine ait bir hadisi kaynağından öğrenebilmek için diyar diyar yolculuk yapan Peygamber âşıkları vardı. Evet, Cabir b. Abdullah, kısas mevzuunda bir hadisi sormak için, bir ay yolculuk yaparak Medine’den Şam’a gidiyordu. Ebu Eyyûb el-Ensârî işittiği bir tek hadisin doğruluğunu öğrenmek için Medine’den Mısır’da bulunan Ukbe b. Âmir’in yanına gidiyordu. Ahmed b. Hanbel, Abdürrezzak b. Hemmâm’dan hadis öğrenmek için, parası olmadığından, kervancıların yanında deve bakıcılığı yapmak suretiyle Bağdat’tan ta Yemen’e yolculuk ediyordu. Sahabeyi görenlerden Said b. el-Müseyyib, bir hadis için günlerce dolaşıyordu.

Mekke müşrikleri Hubeyb’e esaretten kurtulmasının şartı olarak kendi yerinde Hz. Muhammed’in olmasını isteyip istemediğini soruyorlar, fakat Hubeyb: “Hayır vallahi. Değil benim kurtulmam pahasına O’nun idam edilmesi, benim kurtulmam karşılığında, şu anda Medine’de O’nun ayağına bir diken batmasına dahi gönlüm razı olmaz.” diyordu.

Büyük kumandan Halid b. Velid’in bir savaş sonrası kaybolan takkesini aramasına bir anlam veremeyen sahabiye Halid’in cevabı şu oluyordu: “Takke’nin müşriklerin eline düşmesini istemedim. Çünkü onun içinde Allah Resûlü’nün saçından bir miktar vardı.”

Sa’d b. Ubâde, Bedir gazvesi öncesi Efendimiz’e şunları söylüyordu: “Vallahi ya Resûlallah! Yemin ederim ki bize düşmana saldırmayı değil, kendimizi denize atmamızı emretseniz hiç tereddüt etmeden atarız.”

Gazneli Mahmud, “Muhammed” ismini ağzına abdestsiz olarak almıyordu.

Günümüzde de O’nun sevgilileri O’na sevgilerini ifade etme adına baş döndürücü pek çok şey yapmışlardır. Dost ve arkadaşlarıyla beraber yemek yediği sofrasında O’na da bir yer ayırarak
her zaman O’nun rûhâniyetini aralarında hisseden, hissetmek için çaba ve gayret gösteren yiğitler vardır…

Bu hâdiseler sadece akılla değerlendirildiğinde bunlara bir mana verilemeyebilir. Vicdanın ziyâsı ile bakmak gerekir ki işte o zaman neler neler anlaşılır ve meseleye daha insaflı bakma imkanı doğmuş olur. Evet, bu bir anlayış meselesidir. Dinde yerinin olup olmadığını araştıran kişiye, Peygamber Efendimiz’e uymayı ve onu sevmeyi ifade eden âyet ve hadisler yeter, artar. Unutmamalıdır ki belki bunlar marifet-i ilahiyeye giden muhabbet-i nebi yolunda şifreyi çözen davranışlardır. Rahmet, bu şifrenin çözülmesiyle ihtizaza gelebilir.

Buraya kadar saydıklarımız, O’nun sevgisi uğruna yapılanlardan sadece deryada birer damla mesabesindedir…

Allah Resûlü’nü sevmenin neticesi nedir?

Âlemlerin Rabbi olan Allah (celle celâluhû) Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) seviyorken müminler olarak O’nu sevmek, Allah’ın günahlarımızı bağışlamasını ve bizi sevmesini netice verecektir.1 Ayrıca imanın tadını tatmak, itaatlerden lezzet almak, din uğrunda zorluklara katlanmak, Efendimiz’i sevmeye bağlıdır. Bir üçüncü husus olarak da şunu ifade edebiliriz ki; mümin Ahiret yurdunda sevdikleri ile beraber bulunacaktır. Bu yüzden Hz. Enes, “Allah’ı, Resûlü’nü, Ebu Bekir’i, Ömer’i seviyorum. Her ne kadar onların amelleri gibi amelde bulunamadı isem de onlarla birlikte olacağımı ümit ediyorum” diyerek, bizlere de Efendimiz’in kendisine müjdelediği “kişinin ahirette sevdikleriyle beraber olacağı” hakikatini haber vermektedir.


Yazar: Dr. Ali Dal/İSİM VE SIFATLARI İLE EFENDİMİZ (sallallahu aleyhi ve sellem) isimli kitabından alınmıştır.

Dipnot:

  1. Bkz.: Al-i İmran, 3/31
İlgili diğer yazılar

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Deneyiminizi daha iyi hale getirmek için bu web sitesinde çerezleri kullanıyoruz. Devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş oluyorsunuz. Kabul Et Daha fazla