Meleklerin İstiğfarına Mazhar Ruhlar

424

Müminlerin temel hedefi, ötelere, hataları, kusurları, isyanları ve nisyanları ilahi affa uğramış, her türlü haktan, lekeden ve kirden arınmış olarak tertemiz gitmektir. Zira bir imtihan meydanı olan dünya hayatı hitama erdiğinde herkesi çetin mi çetin bir muhakeme ve muhasebe beklemektedir. Emir olunan gibi istikamet üzere bir ömür sürenler açısından endişe edecek bir durum yoktur. Kur’ân “Allah’a teslim olan erkekler ve teslim olan kadınlar, İslâm dinine iman eden erkekler ve iman eden kadınlar, taate devam eden erkekler ve taate devam eden kadınlar, dürüst erkekler ve dürüst kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı kadınlar, hayır yolunda infak eden erkekler ve infak eden kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve çok zikreden kadınlar var ya, işte Allah onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”1 buyurur ve mağfiretin böylesi kullar için bir ikram-ı ilahi olacağını haber verir.

Kulluk saffetini koruyamayıp kusur edenler, kalbini, kafasını ve ruhunu değişik kirlerle karartanlar ise iradelerinin hakkını vermeli ve pişmanlık duyguları içinde Allah’a yönelmelidirler. Bu O’nun talebidir ve O, şirk, nifak ve inkâr hariç işlenen bütün suçlar için mağfiret kapısını açık bırakmıştır. Böylesi kullar bir ömür istiğfara yönelmeli ve ebedi kurtuluşun kapılarını aralamaya gayret etmelidir. Zira emanet nimetleri yanlış yolda, yerde ve yönde kullanmak ve tüketmek insanı hesap verirken içinden çıkılmaz çetin bir hale düşürebilir. 

İşin bir boyutu da odur ki insan ne kadar gayret ederse etsin kendisini sayısız nimetlerle ihata eden Allah’a şükrünü, hamdini ve tesbihini tam manasıyla ortaya koyamayabilir. Koysa da bunu bir ömür aynı çizgide sürdüremeyebilir. Böylesi kulların sürekli istiğfarı terennüm etmeleri ve onu virdi zeban haline getirmeleri de Allah’ın talebidir ve oluşan boşlukların O’nun tarafından örtülmesine vesiledir.

Bütün bunlardan dolayı Kur’ân ve hayatını istiğfarla örgüleyen Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm), inanan gönülleri sürekli istiğfara çağırır. Ashab-ı kiram da sık sık Rahmet Peygamberi’ne müracaat eder ve Allah’ın affına mazhar olma adına dua talebinde bulunur. Çünkü Allah’ın mağfireti olmadan burada şeytanın tahribinden, nefsin tahrikinden ve dünyanın aldatmasından ötelerde de hesap ve azap tehlikesinden ve tehdidinden kurtulmak mümkün değildir. 

Cenab-ı Hakk “… Melekler Rab’lerini överek tenzih ve takdis eder ve yerde bulunanlar için mağfiret dilerler. İyi bilin ki, gafur ve rahîm O’dur (affı, merhamet ve ihsanı pek boldur)”2 buyurur ve mağfirete nail olma adına bir kapıyı daha işaret eder. Yalnız Kur’ân ve Sünnet bütüncül bir nazarla ele alındığında meleklerin bu istiğfar sağanağından istifade etmenin bazı amellerin samimi bir müdavimi olmaya bağlandığı görülür: 

İnanmış Sineler

İman, ilahi davetin en mühim gündemidir. Cenâb-ı Hakk, gönderdiği mesajlar ve bunları hakkıyla temsil ve tebliğ eden peygamberler yoluyla kullarını onlar için en büyük hakikat olan imana davet etmiştir. Kendilerini bu hakikate ulaştıracak sayısız yollara dikkat çekmiş ve marifete açık ruhlar için topyekûn bütün varlığın, iman hakikatlerine davet eden bir sanat, hikmet, ilim ve kudret galerisi olduğunu bildirmiştir. Ebedî mutluluğun yakalanması adına en önemli aracın ve cennet ile cehennem arasında en etkin ayracın, iman olduğunu değişik şekillerde ve yerlerde haber vermiştir. Dünden bugüne bu sese kulak veren, düşünen, araştıran niceleri gerçeğe teslim olup iman etmiş ve kendileri adına kurtuluş güzergahı sırat-ı müstakime dahil olmuşlardır. 

İmanın, kula dünyevî ve uhrevî birçok faydası vardır ve olacaktır.  Onlardan bir tanesi de kulu, arşı taşıyan ve çevreleyen meleklerin dualarına mazhar etmesidir: “Arşı taşıyan, bir de onun çevresinde bulunan melekler devamlı olarak Rab’lerini zikir ve O’na hamd ederler. O’na gerçekten inanır ve müminler için şöylece af dileyip dua ederler: “Ey Ulu Rabbimiz, senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır! O halde tövbe edenleri ve Senin yoluna tâbi olanları, affet ve onları cehennem azabından koru!”3

Arş gibi ulvî bir âlemi taşıyan ve çevreleyen melekler, bir taraftan vazifelerini yerine getirirlerken diğer taraftan müminlerle de yakından ilgilidirler. Onlar için endişe duyup akıbetleriyle meşgul olmaktadırlar. Bundan dolayı kurtuluşları adına Allah’a yakarmakta, kendileri için af, mağfiret ve cehennem azabından kurtuluş talep etmekte hem onlar hem de akrabaları için cenneti dilemektedirler. Bu da iman ile kalbimizi, Allah’ın arşına döndürmenin melekler yanındaki kıymetini ortaya koyar. 

Tevbe Kahramanları

Yukarıdaki ayetten de anlaşılacağı üzere arşı taşıyan ve çevreleyen meleklerin dua ettiği ikinci zümre, tevbe ile Allah’a yönelenlerdir. Tevbe, “Kişinin Allah’a yönelmesi ve kendi içini Allah’a açıp dökmesidir. Allah’ın, bizim mahiyetimize derç ettiği günahlarla deformasyona uğrayan temiz ve latîf duygularda, yeniden bir yapılanma meydana getirme ameliyesidir. İnsanı sürekli kötülüklere açık olan kabiliyetlerini, hayra tevcih etmektedir ki, bu da potansiyel olarak insanın hayır yapması demektir… Allah’ın sevmediği, istemediği şeylerden –aklın zâhirî nazarında güzel görünse, yararlı olsa da– uzaklaşıp Hakk’a rücû etmektir.”

Tevbe, kulun hem günahlardan ve azaptan kurtuluşu hem de rızaya nail oluşu adına çok şey ifade etmektedir. Allah katında çok değerli bir ameliyedir. Öyle ki Kur’ân “Şüphesiz Allah, çokça tevbe edenleri ve tevbe edip tertemiz olanları sever.”4 buyurur. Onlarla melekler de yakından ilgilidir; gönülden pişmanlık duygularıyla Allah’a yönelirlerken arşı taşıyan ve çevreleyen melekler de onlara destek olur, bağışlanmaları ve cehennem azabından kurtarılmaları için mağfiret talebinde bulunurlar.

Allah Yolunda Bulunanlar

Ayette arşı taşıyan ve çevreleyen meleklerin, kendileri için mağfiret diledikleri kişiler listesine girme bahtiyarlığına nail olmuş bir grup da Allah yoluna yani İslam’ın emir ve nehiylerine tabi olan kullardır. İman, tevbe ve ilahi emirlere ittibada derinleşen ruhlar için melekler mağfiret talep ettikleri gibi onların yakınlarını da dualarına katmış ve “Ey bizim ulu Rabbimiz! Sen, onları ve onlarla birlikte babalarından, eşlerinden ve nesillerinden iyi kimseleri kendilerine vâd ettiğin Adn cennetlerine yerleştir. Muhakkak ki Sen azîz ve hakîmsin (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibisin).5 şeklinde dua etmişlerdir.

Efendimiz’e Salat u Selam da Bulunanlar

Yaşayan Kur’ân Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm) ümmeti için en büyük hidayet, istikamet, rahmet, şefkat, şefaat, bereket ve mağfiret vesilesidir. Her şeyin hakiki sahibi Cenab-ı Hakk, affını, sevgisini ve rızasını arayanlara, her meselede O’nu adres göstermiştir. Adı dahi kazanma veya kaybetme adına kritik bir konumda durmaktadır. Kur’ân “Muhakkak ki Allah ve melekleri, Peygamber’e hep salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.”6 buyurarak O’na salât u selâm da bulunmanın ehemmiyetine vurgu yapar. Kendisi de değişik şekillerde bu meselenin üzerinde durur. Mesela bir yerde “Beni hayvanına binen yolcunun maşrapası yerine tutmayın. Bana, duanızın başında, ortasında ve sonunda salât okuyun.” buyurur. Fakat Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), kendisine salât okumayla alakalı farklı bir noktaya daha dikkat çeker ve “Kim bana salâtta bulunmaya başlarsa hemen melekler iner ve o, salâtta bulunduğu sürece ona salâtta bulunurlar. Kul bunu isterse azaltsın isterse artırsın!” buyurur.7 Yukarda da ifade edildiği üzere meleklerin kula salâtta bulunması, onun için Allah’tan bağışlanma talep etmesidir ki bu da mağfirete nail olmanın farklı bir yoludur.

Gıyabi Dua Edenler

Cenab-ı Hakk’ın katında inanan ve inancının gereğini hayatına taşıyan kullarının ayrı bir yeri ve değeri vardır. Onlar, a’lâ-yı illiyyîn yolcularıdır ve şehadetlerinin, dualarının, düşüncelerinin vardığı yerler ve kazandırdığı ayrı ayrı şeyler vardır. Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) Allah’ın hazinelerinden daha fazla ihsana ulaşma adına o kapıyı da çalmış ve onlardan bir inci olan Hz. Ömer’den (radıyallahu anh) kendisi için dua talep etmiştir. Bu çerçevede müminlerin birbirlerinin gıyabında yaptıkları dualar, hem kendileri için hem de mümin kardeşleri için tam bir kazanma kuşağıdır. Bunun nasıl olduğunu ifade ve teşvik sadedinde Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurur: “Müslümanın kardeşi için gıyabında yaptığı dua, kendisine mutlaka karşılık verilen duadır. Bu esnada dua edenin başucunda bulunan görevli bir melek, o kardeşi için hayır duada bulundukça ‘Âmîn! Sana da bir benzeri verilsin!’ der ve dua eder.”8 Efendimiz’in, diğer peygamberlerin ve ashâb-ı kiramın yakarışlarından anlamaktayız ki böyle bir durumda yapılması gereken duaların başında istiğfar gelmektedir.

İlim Taliplileri

İlim, insanın sağlam duyu organlarını, doğru haber kaynaklarını ve selim aklını kullanarak hakikate ulaşma ve marifete erme gayretini ifade eder. Bu gayret, zihnin, basiretin, kalbin, vicdanın ve ruhun inkişafı adına çok kritik bir konumda durur. Zira ilim olmadan insanın, imana veya onun derecelerine ulaşması, hidayet ve dalaleti birbirinden ayırması, şüphelerden kurtulup yakîne ermesi ve insanî yanlarını ortaya çıkarması çok zordur. Aynı zamanda o, peygamberlerin bıraktığı tek mirastır ki onun hakiki varisi alimlerin, ondan habersiz abidlere üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir.

Efendimiz (aleyhisselâtu vesselâm) bu mirasa nail olmak için yollara koyulanlar hakkında: “Allah, onların cennete giden güzergahlarını kolaylaştırır. Melekler girilen yoldan duydukları hoşnutluğu ifade adına kanatlarını, kaldırım taşları gibi onların ayaklarının altına serer. Sudaki balıklara varıncaya kadar yerin ve göğün sakinleri bu yolun salikleri için Allah’a yalvarır ve bağışlanma talep ederler…”9 buyurur. Böylece onların ilmin peşinde bir ömür sürerlerken mağfiretlerine de kapı araladıklarını haber verir.

Hizmet İnsanları

İnsanların şer, kötülük, günah, fitne ve zarar kapsamına girecek her türlü şeyden uzak durması, hayrı bilmelerine ve hayır yolarına girmelerine bağlıdır. İnsana, burada ve ötede faydalı olacak maddi ve manevî her türlü nimeti, hikmeti, iyiliği, güzelliği, fazileti, değeri ve ameli ifade eden hayır, ebedi kurtuluş yollarının haritasıdır. Cehalet, fakirlik, tefrika ve şiddetin   ağına düşmüş veya düşme ihtimali bulunan insanlara, yol haritası hayrı talim etmek bir nebî misyonudur. Efendimiz (aleyhisselâtu vesselâm) bu işe talip olmuş insanların nail olacakları nimetlerden sadece bir tanesini anlatırken: “Allah, melekleri, deliğindeki karıncadan denizdeki balığa kadar yerlerin ve semaların sakinleri, insanlara hayrı öğreten kimselere salat eder/istiğfar talebinde bulunur!”10 buyurur.

Abdestli Yatanlar

Hakkı verilerek alınan abdest, kendisine taalluk eden illet ve hikmetlerle maddi ve manevi arınma kurnası, dereceleri yükseltme vesilesi olmanın yanında kulluğa hazır/konsantre olmanın da ilk adımlarındandır. Uykuya abdestli dalmak da mükerrem varlık meleklerin istiğfarına mazhar olmanın vesilelerindendir. Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) uyanıncaya kadar abdestli yatanın yanı başında bir meleğin beklediğini ve onun için “Allahım! Falanca kuluna mağfiret buyur. Zira o, abdestli olarak uyudu.” diyerek dua ettiğini haber verir. İnsan için bir dinlenme zemini olan uyku, değerlendirilebilirse abdestli yatan mü’minler için bir arınma kurnasına dönüşebilir.

Gözü Namazda Olanlar

Mü’min bir kulun her şeyiyle hazır bir şekilde aşk, iştiyak ve hasretle yolunu gözlemesi gereken en önemli hususlardan birisi namaz/huzuru ilahiye zamanın da çıkmadır. Namaz ki insanın imanını, kulluğunu ve sayısız nimetler karşısında şükrünü yaratıcısına arzını ifade eder. Cemaatle ve vaktinde eda edilen bir namazdan sonra abdestli bir şekilde ufuktaki namazı gözlemek, her anı, namazda geçirilen zamana çevirdiği gibi meleklerin mağfiret dualarına nail olmanın da sırlı bir anahtarıdır. Zira Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm) böylesi namaz murabıtları için melâikenin “Allahım! Onu bağışla! Ona rahmetinle muamele buyur!” diyerek dua ettiklerini haber verir. 

İlk Safta Huzura Varanlar

Her hayırlı işin ilk safında yer almanın Allah indinde ayrı bir yeri vardır. Bu hususa hem Kur’ân hem Sünnet değişik yerlerde ve şekillerde işaret eder. Bu çerçevede ilk iman edenlerin ve muhacirlerin faziletine dikkat çekilir. Zira hayrın öncüsü olmak kişiyi arkadan gelenlerin sevaplarına hissedar eyler. İnsana her gün beş defa böylesi bir nimete nail olmanın yolu açık bırakılmıştır ki o da farz namazları ilk safta ikame etmektir. Bir beyanlarıyla meseleden bizi haberdar eden Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm): “Allah ve melekleri, namazlarını ilk safta eda edenlere salâtta bulunur…” buyurur.11 Allah’ın kuluna salâtta bulunması onu meleklerin yanında methetmesi, melâikenin salâtta bulunması da kul için Allah’tan bağışlanma talep etmesidir. İlk safta olmaya gayret, istiğfarı elde etme adına önemli olduğu gibi aynı zamanda kulun, kulluğa iştiyakını göstermesi açısında da mühimdir. 

Saflar Arasındaki Boşluğu Giderenler

Müminlerin beraber bir iş yaparlarken “tek vücut gibi olmaları” arzu edilen bir manzaradır. Zira her hallerinin aralarındaki birlik ve beraberliğe, işlerindeki nizam ve intizama tercüman olması gerekir. Bu ahenge vurgu yapılan yerlerden birisi de namazların saflarıdır. Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm) zaman zaman safları denetleyip bazı müdahalelerde bulunmuş, meselenin ehemmiyetini izah etmiş ve saflar arasındaki boşluğu doldurmaya ve kopukluğu gidermeye gayret edenler hakkında: “Allah ve melekleri, namaz safları arasında boşluk bırakmayan kimselere salatta bulunur. Kim bir kopukluğu giderirse Allah bu davranışına bir mükafat olarak onu bir derece yükseltir.”12 buyurmuştur. Zira diğer nebevî beyanlardan öğrenmekteyiz ki düzensizlik ve dağınıklık, Şeytan’a müminlerin içine/içlerine sızma adına kapı aralar. İşte onun sızacağı bu delikleri kapamak için safları sık tutmak, gedik bırakmamak, Cenab-ı Hakk’ın methine ve melâikenin istiğfar talebine giden ayrı bir yolu müminlere işaret eder.  

“Âmîn”leri Denk Gelenler

Namazın kıyamında kulluk, Kur’ân’la Allah’a arz edilir. Kur’ân, aynı zamanda en güzel ve faydalı dua olan Fatiha Sûresi’yle başladığı gibi namazın her rekatının kıraati de bu sûreyle başlar. Her okunduğu yerde sûrenin içerisindeki hayatın her alanı için yapılan hidayet talebinin kabulü adına bitirilince “Âmin” denilir. Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) bu aminlerle alakalı bir ayrıntıya dikkat çeker ve “Sizden birisi namazda “âmîn” der ve bu “âmîn” semâdaki meleklerin “âmîn” demesine denk gelirse onun daha önce işlemiş olduğu bazı günahları affedilir.” buyurur. Bu melekler üzerinden mağfirete vasıl olma adına açılan ayrı bir menfezdir. Kıymetini bilen için Gafur isminin tecelli ettiği ayrı bir zemine ve zamana işaret eder.

Cemaat Müdavimleri

Bir vücudun azaları gibi oldukları ifade edilen inanmış sinelerin, başta farz namazlar olmak üzere ibadetlerini cemaat halinde Allah’a sunmalarının beraberinde getirdiği birçok uhrevî kazanımlar vardır. Kulluğu, kabule karin eylemesi, kat kat kazanılan sevap, bereket, ümmet olma şuurunun fıtrî olarak ruhlara yerleşmesi bunlardan bazılarıdır. Allah Resûlü’nün (aleyhissâlatu vesselâm) dikkat çektiği kazanımlardan birisi de meleklerin mağfiret dualarını almaktır: “Gece ve gündüz melekleri, sabah ve ikindi namazlarında toplanırlar. Gündüz melekleri, huzuru ilahiye vardıklarında Allah (azze ve celle) kendilerine ‘Nereden geldiniz?’ der. Onlar, ‘Yanlarına gittiğimizde kendilerini namaz kılarken bulduğunuz, huzuru ilahine gelirken de kendilerini namazı ikame ederken bıraktığımız kullarının yanından.’ diye cevap verirler. Aynı şekilde gece melekleri de huzuru ilahiye yükseldiklerinde Allah (azze ve celle) ‘Nereden geldiniz?’ der. Onlar da ‘Yanlarına gittiğimizde kendilerini namaz kılarken bulduğunuz, huzuru ilahine gelirken de kendilerini namazı ikame ederken bıraktığımız kullarının yanından.’ diye cevap verirler. Ardından da ‘Allahım! Din gününde onları mağfiret buyur!’ derler.” 

Sabah ve ikindi namazları melekler için vazife/vardiya değişiminin yapıldığı mühim vakitlerdir ki onlar görevlerini birbirlerine devir teslim yaparlarken, Allah’a, emirlerine teslim olmuşluğun en yüksek zirvesini teşkil eden namazda bulunmak bağışlanma adına da çok şey vaat etmektedir.

Netice

Ebedi mutluluğu yakalama adına çok kritik bir yerde duran istiğfara nail olmaya çalışmak mümin için elzemdir. O, bir taraftan bütün benliğiyle istiğfara yönelirken diğer taraftan kendisine sunulan istiğfar vesilelerini çok iyi değerlendirmeli ve aralanan kapıları sonuna kadar açmaya gayret etmelidir. Bir imtihan meydanı olan dünya hayatı, her an sona erip kulu ilahi adaletle karşı karşıya getirebilir. Burada istiğfara yönelmeyenler, hesap koridorundan mağfirete ermiş olarak çıkamaya bilirler. Hata, isyan, nisyan, günah ve hak ihlallerinden sonra dümenin istiğfara kırılması Hazreti Gaffâr’ın talebidir.


Yazar: Rıfkı Çağlayan

Dipnot:

  1. Ahzâb Sûresi 33/35
  2. Şûrâ Sûresi 42/5
  3. Mü’min Seresi 40/7
  4. Bakara Sûresi 2/222
  5. Mü’min Sûresi 40/7, 8
  6. Ahzâb Sûresi 33/56
  7. Aynı meseleye dikkat çekilen başka bir yerde de “Allah Teâla benim için iki melek görevlendirmiştir. Ben bir Müslümanın yanında anıldım da bana salavat getirdimi mutlaka o iki melek ona ‘Allah seni bağışlasın’ der. Allah ve diğer melâike de o iki meleğe cevap olarak ‘Âmîn!’ derler. Bir Müslümanın yanında adım zikrolunduğunda da bana salavat getirmedi mi mutlaka o iki melek ‘Allah seni bağışlamasın’ der. Allah ve diğer melâike de o iki meleğe cevap olarak ‘Âmîn!’ derler.” buyurulur.
  8. Müslim, Zikir 86, 88; Ebû Davud, Salât 364
  9. Buhârî, İlim 10; Ebû Davud, İlim 1; Tirmizî, İlim 19; İbn-i Mâce, Mukaddime 17
  10. Tirmizî, İlim 19; Taberânî, Kebîr 8/233 (7911)
  11. Ebû Dâvûd, Salât 93; İbn-i Mâce, İkâmetü’s-Salât 51
  12. İbn-i Mâce, İkâmetü’s-Salât 50
Bunları da beğenebilirsin