İlim ve Hikmet Pınarı: Hz. Abdullah İbn-i Mes’ûd (ra)

613

Allah Resûlü vefat ettiğinde Hz. Abdullah İbn-i Mes’ûd (radıyallahu anh) 41 yaşındaydı. Bedenen kısa boylu, zayıf ve zarif bir insandı.1 Bir gün Allah Resûlü kendisinden ağaca çıkıp meyve toplamasını istemiş ve bu esnada bacaklarının çelimsizliğini gören bazıları gülüvermişti. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Ne gülüyorsunuz? Abdullah’ın tek ayağı, kıyamet günü mizanda Uhud’dan daha ağırdır!” buyurmuştu.2 Bu aslında onun gördüğü ve göreceği hizmetlerin Allah katında makbuliyetine dolaylı bir işaretti. Teni esmer olan İbn-i Mes’ûd, yaşı ilerlediği halde gençliğinden bir şey kaybetmiyordu.3 

O’nun eşsiz mirası ilmin, zirvelerindeydi. Zira ilk makalede anlatıldığı üzere Allah Resûlü, ondaki potansiyeli fark etmiş, yanında tutup yetiştirmiş ve onun, Kur’ân İlimleri, Fıkıh ve Hadis/Sünnet’te her açıdan derinleşmesini sağlamıştı. Tabiin neslinin alimlerinden Mesruk, ondaki derinliğe şöyle dikkat çekiyordu: “Resûlüllah’ın ashâbının birçoğuyla arkadaşlığım oldu. İlmin altı kişide toplandığını gördüm: Ömer, Ali, Abdullah İbn-i Mes’ûd, Muâz İbn-i Cebel, Ebü’d-Derdâ ve Zeyd İbn-i Sâbit. Bunların hepsiyle de oturup kalktım. Onların ilmi de Ali ve Abdullah’ta toplanmıştı.” Ashabın ileri gelenlerinden Hz. Ebû Musa el-Eşʻarî (radıyallahu anh) de kendisine soru sorulduğunda: “Aranızda bu âlim (İbn-i Mes’ûd) bulunduğu sürece bana bir şey sormayın.”4 karşılığını veriyordu.

Medine’nin Müdafaası

Sahabe, ilim ve aksiyonu birlikte götürüyordu. Bir taraftan ilim öğrenip öğretirken diğer taraftan ihtiyaç hasıl olduğunda cephenin yolunu tutuyorlardı. Efendimiz zamanında gerçekleşen bütün seferlerde yerini alan İbn-i Mes’ûd, Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh) döneminde vuku bulan “Ridde Savaşları” sırasında Medine’nin güvenliği adına görevler üstlenmişti. Fakat Hz. Ebû Bekir, kendisini daha çok ortaya çıkan yeni soruların ve sorunların Kur’ân ve Sünnet’e uygun şekilde cevaplandırılması ve çözülmesi noktasında istihdam ediyordu. Allah Resûlü hayatta iken fetva vermeye başlayan İbn-i Mes’ûd, bir taraftan talebe yetiştirirken diğer taraftan bu konularda toplumu aydınlatıyordu.

“İlim ve Fıkıh Dolu Dağarcık!”

Hz. Ömer (radıyallahu anh) döneminde Şam seferlerine katılan ve üst düzey görevlerde bulunan İbn-i Mes’ûd, yeni fethedilen bu bölgelerde İslam’ın doğru anlaşılması ve yayılması için üstün gayret harcıyordu. Bir taraftan kadılık yapıyor diğer taraftan oluşturduğu ders halkalarıyla Kur’ân ve Fıkıh eğitimi ile meşgul oluyordu. Fakat Hz. Ömer’in farklı projeleri vardı. Üç bölgenin (Arap Yarımadası, Şam bölgesi ve İran coğrafyası) kesişim noktası sayılan Irak fethedilince oraya yeni bir şehir kurdurmuştu: Kûfe. Orayı komşu bölgelere İslam’ın yayılmasında bir ilim ve medeniyet merkezi olarak kullanmak istiyordu. Şehir kurulduktan ve kabileler yerleştirildikten sonra o sıralarda Hıms’ta faaliyetlerine devam eden, “İlim ve fıkıh dolu dağarcık” dediği Hz. Abdullah İbn-i Mes’ûd’u, Medine’ye çağırdı.5 

Hz. Ömer, Allah Resûlü’nün onu nasıl ihtimamla yetiştirdiğini çok iyi biliyordu. Bundan dolayı kendisini çok önemsiyor ve takdir ediyordu. Yeni kurdurduğu Kûfe şehrini bir ilim ve medeniyet merkezi haline getirme görevini onun omuzlarına yüklemek istiyordu. Hz. Ammar’ı vali olarak, İbn-i Mes’ûd’u ise hem kadı hem muallim hem de beytülmalden sorumlu kişi olarak Kufe’ye tayin etti.6 Halka hitaben yazdığı mektupta şunları söylüyordu: “Size vali olarak Ammar’ı, muallim ve vezir olarak da Abdullah İbn-i Mes’ûd’u gönderiyorum. Onlar ashâbın önde gelenlerindendir. Onları dinleyin ve emirlerine uyun. Ben size Abdullah İbn-i Mes’ûd’u göndermekle sizi nefsime tercih ettim.”7 Hz. Ömer’in bu beyanının arkasında Mesruk’un dikkat çektiği şu hakikat vardı: 

“Allah Resûlü’nün ashâbı ile oturup kalktım, onlarla sohbet ettim. Onların, gerçekten birer umman gibi derin olduklarını müşahede ettim. Onlardan bazısı vardı ki bir kişinin bütün ilmî açlığını giderecek kadar geniş ilme sahipti. Bazısı, iki kişiyi; bazısı on kişiyi bazısı yüz kişiyi hatta bazıları da bütün insanlığı ihya edecek ölçüde geniş ilme sahipti. İşte İbn-i Mes’ûd da bunlardan biriydi.”8

Temelini Attığı Kûfe Ekolü 

İbn-i Mes’ûd hazretleri, üstlendiği mesuliyetin şuurundaydı. Bir taraftan kendisine verilen görevleri eksiksiz yerine getirirken diğer taraftan Allah Resûlü ve Kur’ân’dan aldığı ilmî birikimi, en etkili ve kalıcı yollarla muhataplarına sunuyordu. İslam’ın kaynaklarına olan yüksek vukufiyeti sebebiyle kısa zamanda herkesin uğradığı bir adres haline gelmiş ve şehri bir ilim merkezine çevirmişti. Bu süreçte Kur’ân İlimleri, Fıkıh, Hadis, Arap Dili Grameri adına ektiği tohumlar çok geçmeden meyvesini vermiş; ilimler tarihinde “Kûfe -Tefsir, Fıkıh, Dil- Ekolü” olarak isimlendirilen akademik müesseselerin temelini atmıştı. Ondan aldıkları ilim ve ufukla talebeleri, temelde re’ye/içtihada dayanan yeni bir çığır açmıştı. Ebû Hanife ve Hanefî Mezhebi, temellerini onun attığı bu ilmi ve akademik çalışmaların meyvelerinden sadece birisiydi…

Hz. Ömer, zamanla diğer görevlileri değiştirse de onu sabit tutmuş, bu da ona sayısı dört bine ulaşan ilim adamı yetiştirme imkânı sağlamıştı. Aralarında yüzlerce fakihin, müfessirin, kurranın, muhaddisin bulunduğu talebelerinden bazıları şunlardı: Alkame İbn-i Kays, Hasan-ı Basrî, Katâde, Ebû Abdurrahman es-Sülemî, Ebû Amr eş-Şeybânî, Esved İbn-i Yezîd en-Nehâî, Abîde es-Selmânî, Şüreyh İbn-i Hâris, Mesrûk İbn-i Ecda, Amr İbn-i Şürahbîl, Hâris İbn-i Kays, Süleyman İbn-i Rebîa, Zeyd İbn-i Sûhân, Süveyd İbn-i Gafele, Abdurrahman İbn-i Yezîd, Rebî İbn-i Huseym, Abdullah İbn-i Utbe İbn-i Mes’ûd…. Yetiştirdiği talebelerin yanında Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) 848 civarında nurlu beyanını geleceğe taşıyan İbn-i Mes’ûd’dan 140 civarında ravi de hadis rivayet etmişti.

Bazı Tavsiyeleri

Talebelerinin inkişafında, yaptığı derslerin yanında onları ilim ve araştırmaya sevk eden, hüküm verme noktasında teşvik edip cesaretlendiren şu öğütlerinin de önemli etkileri olmuştu:

İçtihad Etmekten Çekinmeyin!

“Birinize bir soru sorulur da sizden hüküm vermeniz istenirse, Allah’ın kitabına göre hüküm veriniz. Eğer sorunun cevabı Kur’ân’da bulunmuyorsa, Allah Resûlü’nün Sünnet’ine göre hüküm verin. Hem Kur’ân’da hem de Sünnet’te bulunmayan bir mesele ise o vakit salih zatların görüşlerine başvurun. Sorunun çözümü bu kaynakların hiçbirinde bulunmuyorsa, o zaman da kendi içtihadınıza göre hüküm verin; bundan çekinmeyin…”9 

İlim pınarları olun!

“İlim pınarları olun! Hidayetin kandilleri hâline gelin! Belirli evleriniz/eğitim yuvalarınız olsun; kandiller gibi ışık saçın çevrenize. Elbiseleriniz eski olabilir; bu hiç önemli değil. Önemli olan, kalplerinizin her gün ter ü taze, yepyeni olmasıdır. Yeryüzündekiler sizi tanıyıp takdir etmese de sema ehli tarafından değeriniz çok iyi bilinir ve mutlaka takdir edilirsiniz.”10

Allah’ın sofrasından nasiplenin!

“Kur’ân ile meşgul olun! Çünkü Kur’ân, Allah’ın sofrası hükmündedir. Herkes o sofradan nasibini almaya baksın. Zira hayırdan mahrum olan ev, Allah’ın kitabından hiçbir nasibi olmayan evdir. Allah’ın kitabından hissesi olmayan ev ise imarı yapılmayan harabe gibidir. Şeytan, Bakara Sûresi’nin okunduğu evde duramaz, kaçar gider.”11 

Halife olunca hilafet merkezini Medine’den Kûfe’ye taşıyan Hz. Ali (radıyallahu anh), şehrin ilim, irfan ve medeniyette ulaştığı seviyeyi görünce “Allah, İbn-i Mes’ûd’a merhametiyle muamele etsin. Bu şehri ilimle doldurmuş! Onun yetiştirdiği alimler, bu şehrin kandilleri oldu!”12 buyurmuş hem hizmetlerini takdir etmiş hem de duyduğu sevinci izhar etmişti. İbn-i Mes’ûd’un bu başarısının altında yatan bir sır da şehirde topluma maya olan ve onun anlattığı değerleri temsil eden çok sayıda sahabenin bulunmasıdır ki ilmin kapısı Hz. Ali’nin de Kûfe’ye taşınması, onun oluşturduğu bu zeminin daha da zenginleşmesine ve bereketlenmesine vesile olmuştu.

İlmi Sevdirmesi, İştiyakı Artırması 

İnsanlarla çok hızlı ünsiyet peyda eder ve ortamda bulunanları hemen kendisine ısındırırdı.13 Meclisinde hazır bulunanları usandırmamak için sözü, sohbeti çok uzatmaz; dersini kıvamında bırakır; insanların dinleme iştiyakını artırırdı. Bu da onun Allah Resûlü’nden aldığı ayrı bir ahlaktı ki şöyle buyuruyordu: “Sizinle çok sohbet etmeme engel olan şey, yalnızca sizleri usandırmak istemeyişimdir. Zira Allah Resûlü bizde bıkkınlığın hâsıl olmaması için planlı ve programlı sohbet ederdi.”14 Toplumun ve talebelerinin huzuruna çıkarken bembeyaz elbiselerini giyer, hoş kokular sürünür ve saçlarının bakımınına özen gösterirdi.15 Hal, hareket ve karakter olarak Allah Resûlü’ne çok benzeyen İbn-i Mes’ûd, her zeminde O’nu en güzel şekilde temsil ediyordu.  

Bazı Uyarı ve İkazları

O, zaman zaman muhatap olduğu insanlara bazı uyarı ve ikazlarda da bulunur; onları dikkatli olmaya davet ederdi. Bir gün, “Küçük insanların büyük zannedildikleri, büyüklerin ise iyice yaşlandıkları ve müessir olamadıkları zaman geldiğinde, sizin hâliniz nice olur? Yine Sünnet’in terk edilip bidatlerin benimseneceği, hakiki Sünnet’ten bahsedildiğinde de ‘Bu, asla kabul edilemez!’ denileceği zaman geldiğinde hâliniz nice olur…” buyurmuştu. Bunun üzerine, “Ne zaman olacak bu dedikleriniz?” diye sorduklarında, “Güvenilir insanların azaldığı, liyakatsiz yöneticilerinizin çoğaldığı, ilmiyle amil âlimlerin azalıp sadece Kur’ân okuyanların/ezberleyenlerin arttığı ve dine hizmet gayesi dışında dinin öğretildiği zaman.” cevabını vermişti.16 Bir başka zaman da “Hiçbiriniz tufeyli olmasın!” uyarısında bulunmuş; kendisine “tufeyli insanın” kim olduğu sorulunca şu karşılığı vermişti: “Tufeyli, ‘Ben insanlarla beraberim. Onlar hidayet üzere olurlarsa, ben de hidayet üzere olurum ama sapıtırlarsa ben de sapıtmış olurum.’ der. Bakın, beni iyi dinleyin: İmanınızı öyle sağlamlaştırın ki bütün insanlar inkâr etse bile siz dimdik ayakta kalabilesiniz.”17

Fitneye Sebep Olmama Hassasiyeti

Kûfe’de kaldığı süre zarfında insani ilişkileri ve güzel ahlakıyla Kûfe halkının gönlünü de fetheden İbn-i Mes’ûd, Hz. Ömer’in şehadetinden sonra Medine’ye geri dönmüştü. Halife seçilen Hz. Osman, beytülmalle alakalı görevine devam etmesi için kendisinden Kûfe’ye dönmesini istemiş o da bu görevine bir müddet daha devam etmişti. Fakat o, fitneye düşmekten ve düşürülmekten çok endişe ediyor; kılı kırk yararcasına hassas davranıyordu. Nitekim Kûfe valisi olarak görevlendirilen Velid İbn-i Ukbe’nin hazineden aldığı borcu zamanında ödememesinden dolayı aralarında yaşanan anlaşmazlıklar üzerine orada bulunmasının fitneye sebep olabileceği kanaatine varmış ve oluşan menfi havayı dağıtmak için Medine’ye geri dönmüştü. Zira ona göre “Tefrika, şerdi!”

Vefatı

60 yaşında Kûfe’den ayrılıp Medine’ye dönen İbn-i Mes’ûd, ömrünün kalan üç yılını burada geçirmişti. Ömrü boyunca tek arzusu, Allah’ın rızasına nail olmaktı. Tebûk yolculuğu sırasında Abdullah Zülbicâdeyn isimli sahabî vefat etmişti. Onu defnetmek için kabrine inen Allah Resûlü, “Allah’ım! Ben ondan razı olarak akşamladım. Sen de kendisinden razı ol.” şeklinde dua etmişti. Orada hazır bulunan İbn-i Mes’ûd, “Keşke o anda o kabre giren kişi ben olsaydım.” demiş hem ilahî hem de nebevî hoşnutluğa duyduğu iştiyakı dile getirmişti.

İstikamet üzere yaşadığı hayırlı ve bereketli hayatına rağmen hesap endişesinden dolayı “Öldükten sonra hiç diriltilmemeyi çok arzu ederdim.” diyor ve hesaba hazır olmadığını ifade ediyordu.18 Tarihler hicretin 32. senesini gösteriyorken 63 yaşında vefat etti19 ve uzun yıllar yanında yaşadığı Allah Resûlü’nün komşuluğuna kavuştu. Zira bir gece İbn-i Mes’ûd, huşu içerisinde namaz kılmış ve ardından dua etmeye başlamıştı. Manzaraya şahit olan Allah Resûlü, “İste, ne istersen verilecektir!” buyurmuştu. O’ndan habersiz bir şekilde İbn-i Mes’ûd şöyle dua etmişti: “Allah’ım! Senden irtidatın semtine yaklaşmayan sapasağlam bir iman, bitip tükenmeyen nimetler ve cennetin en üst mertebesindeki Habib-i Ekrem’ine komşu olmayı diliyorum.”20

Onu ötelere yolcu eden de kırk yıl önce Allah Resûlü’nün kendisine kardeş ilan ettiği Hz. Zübeyr İbn-i Avvam (radıyallahu anh) olmuştu.21 Cennetü’l-Baki’ye, Osman İbn-i Maz’ûn’un yanına defnedilmişti.22 

Hülasa Ebû Cehil’in “koyun çobancığı” diyerek küçümsediği Hz. Abdullah İbn-i Mes’ûd, Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yetiştirdiği, ilmi birikimiyle İslamî İlimler tarihinde çığır açan, arkadan gelen müfessirlerin ve müçtehitlerin referans kaynağı en önemli alimlerden biri olmuştu.

Yazar: Yücel Men

Dipnot:

  1. Hâkim, Müstedrek 3/353, 354; İbn-i Sa’d, Tabakât 3/115, 116
  2. Hâkim, Müstedrek 3/358; İbn-i Sa’d, Tabakât 3/115
  3. Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 3/117
  4. İbn-i Sa’d, Tabakât 2/269; İbn-i Asâkir, Târîh 33/60
  5. Bkz. Hâkim, Müstedrek 3/360; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/270; 3/115; İbn-i Asâkir, Târîh 33/60
  6. Bkz. İbn-i Asâkir, Târîh 33/53, 54
  7. Hâkim, Müstedrek 3/356; İbn-i Sa’d, Tabakât 3/116. Bedir’e gidilirken Hz. Ammar ile Hz. İbn-i Mes’ûd nöbetleşe aynı deveye binmişlerdi.
  8. Ebû Hayseme, el-İlm 59; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/269
  9. Nesâî, Âdâbu’l-Kudât 11 (5397, 5398)
  10. Ebû Nuaym, Hilye 1/77
  11. Ebû Nuaym, Hilye 1/130
  12. İbn-i Asâkir, Târîh 33/54
  13. İbn-i Sa’d, Tabakât 3/114
  14. Bkz. Buhârî, İlim 12; Hâkim, Müstedrek 3/356; İbn-i Sa’d, Tabakât 3/116
  15. Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 3/117
  16. Beyhakî, Şuabu’l-Îmân 5/361 (6951)
  17. Ebû Nuaym, Hilye 1/136
  18. Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 3/117
  19. Bkz. Hâkim, Müstedrek 3/353; İbn-i Asâkir, Târîh 33/190, 194
  20. Hâkim, Müstedrek 3/358
  21. Bkz. Hâkim, Müstedrek 3/355; İbn-i Asâkir, Târîh 33/53
  22. Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 3/118
İlgili diğer yazılar
1 yorum
  1. Emin diyor

    Allah- böyle güzel yazıları yazanlarda-ebeden razı olsun.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Deneyiminizi daha iyi hale getirmek için bu web sitesinde çerezleri kullanıyoruz. Devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş oluyorsunuz. Kabul Et Daha fazla