Efendimiz’in (sas) Yetiştirdiği Prototip Gençler 1: Zeyd İbn-i Sâbit (ra)

1.257
23 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Âteşîn bir zekâ, dünyaya geliyor

Risalet’in dördüncü yılıydı. Peygamber Efendimiz, insanları açıktan ve toplu bir şekilde İslam’a davet etmeye başlamıştı. Bu durumu hazmedemeyen müşrikler, Müslümanları baskı altına almış ve şirke geri döndürmek için işkence uyguluyorlardı. Mekke’de bunlar yaşanırken Yesrib’in sarp kayalıkları ve hurmalıkları arasında âteşîn bir zekâ1 ve güçlü bir hafıza dünyaya gelmişti: Zeyd İbn-i Sâbit! 

Babası Sâbit İbn-i Dahhâk ve annesi Nevvar İbn-i Mâlik, Hazrec’in Neccaroğulları koluna mensuptu. Zeyd’in doğumu haneyi sevinçle doldurmuş fakat bu durum, çok uzun sürmemişti. Zeyd, altı yaşında, Buas savaşında babasını kaybetmişti.2 Evs ve Hazrec arasında yüz yirmi yıldır devam eden bu bitmeyen kavga, Zeyd’i yetim bırakmıştı. Bu sıralarda Efendimiz ise Mekke’de kendisine ve akrabalarına uygulanan ambargo ile mücadele ediyordu.

Dokuz yaşında Hz. Mus’ab ile tanışıyor

Buas savaşında babalarını ve büyüklerini kaybetmeleri, Evs ve Hazrec’in gençlerini bir arayışın içine itmişti. Yeni bir savaş istemiyor ve güçsüz düştükleri için Yahudi kabilelerinin tehditlerinden endişe ediyorlardı. Bu arada Efendimiz, Zeyd’in doğduğu yıl başladığı, panayır ve hacca gelen kabileleri İslam’a davet stratejisini, aldığı olumsuz cevaplara rağmen yedi yıldır ısrarla sürdürüyordu. En sonunda gayretlerinin meyvesini almış ve on birinci yılda Akabe’de altı Hazrecli gencin gönlüne girmişti. On ikinci yılda aynı yerde on iki Evs ve Hazrecli gençle buluşan Efendimiz, onlarla birlikte Hz. Mus’ab’ı, İslam’ı anlatması, Kur’ân’ı talim etmesi ve Sünnet’i öğretmesi için Medine’ye göndermişti.

Hz. Mus’ab tercihi, bilinçli bir tercihti. Zira Medinelilerin büyük çoğunluğu gençti. Ve Peygamber Efendimiz, onlara muhatap olarak kendileri gibi genç, fedakâr, zeki, temsil keyfiyeti yüksek, Kur’ân’a vukufiyeti ve ilmi kişiliği ile ön plana çıkan ve her açıdan ideal bir eğitimci portresine sahip Hz. Mus’ab’ı gönderiyordu. Böylece Medineli gençlerin gökteki yıldızı o olacak ve onlar, Hz. Mus’ab gibi olmayı hedefleyeceklerdi. Ve İslam, onun vesilesiyle Medine’ye ilim yoluyla dahil olacaktı. Bunu ifade sadedinde Efendimiz, “Hiçbir şehir veya ülke kolay kolay fethedilmemiştir. Halbuki Medine, Kur’ân yoluyla kolayca fethedilmiştir!”3 buyurmuştu.

Nitekim öyle de olmuş; Hz. Mus’ab, kısa sürede Medine’nin bütün evlerine İslam’ı duyurmuş ve çoğunluğu genç onlarca insanın gönlüne girmişti. Onlardan birisi on sekiz yaşındaki Muaz İbn-i Cebel diğeri de artık dokuz yaşına giren Zeyd İbn-i Sâbit’ti. İlerleyen yıllarda her ikisi de Kur’ân ilimleri ve fıkıhta parmakla gösterilen insanlar olmuştu. Çünkü onlar için ilk muallimleri Hz. Mus’ab, ideal bir misaldi. Hz. Zeyd İbn-i Sâbit, kısa sürede Hz. Mus’ab’ın ağzından on yedi sûreyi dinleyip ezberlemişti.4

Hicretin ilk günü Efendimiz’e takdim ediliyor

Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm), Medine’ye hicret ettiğinde Hz. Zeyd İbn-i Sâbit, on bir yaşındaydı5 ve heyecan içerisinde O’nu karşılayanlardan birisiydi. Getirilip kendisine takdim edilmiş ve on yedi sûreyi ezbere bildiği söylenmişti.6 Efendimiz, kendisinden Kur’ân okumasını talep etmiş; Hz. Zeyd, Kâf Sûresi’ni okumuş ve O (aleyhissalâtu vesselâm), çok memnun ve mesrur olmuştu.7  

Allah Resûlü, Hz. Ebû Eyyûb’un evine yerleştiğinde O’na ilk yemeği ikram eden Hz. Zeyd İbn-i Sâbit’ti. Annesi Nevvar, ekmek, tereyağı ve sütle yapılmış bir çanak tiridi, onunla Allah Resûlü’ne göndermişti. Hz. Zeyd, “Bu çanağı annem gönderdi!” diyerek kendisine sunmuş; Allah Resûlü de “Allah, ömrünü bereketli kılsın!” buyurarak ona dua etmişti.8 Allah Resûlü’nün gençlerle tanıştığında, yetişip kaliteli ve hayırlı insanlar olması için  kendilerine dua etmesi, bir sünnetiydi.  

Evleri, Mescid-i Nebevî’ye çok yakındı. Hz. Bilâl, uzun süre ezanı, onların evinin üzerine çıkıp okumuştu.9 Bu yakınlığı ve komşuluğu çok iyi değerlendiren Hz. Zeyd, sık sık Kur’ân ve Sünnet’i öğrenmek için Efendimiz’in yanına gidiyordu.10

Okuma yazma öğreniyor

Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm), Bedir esirlerinden fidye verecek imkânı olmayıp da okuma yazma bilenlere, Medineli on gence okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest kalacaklarını vaat etmişti. Bu süreçte “müşrik esirlerden” ders aldırdığı gençlerden birisi de Zeyd İbn-i Sâbit’ti.11 Kısa sürede okuma yazma öğrenen Hz. Zeyd, Kur’ân’ı yazmak için de büyük gayret gösteriyordu. Onun bu çabalarının farkında olan Efendimiz, kendisine yaşının küçüklüğüne rağmen vahiy katipliği görevi vermişti.12 Hattını çok geliştiren Hz. Zeyd, ilerleyen yıllarda hem devlet başkanlarına gönderilecek mektupları hem de birçok fermanı, muahedeyi ve devlet işlerine ait belgeleri kaleme de alacaktı.13

Artık Hz. Zeyd, Allah Resûlü’nün daha yakınındaydı.14 Katiplik görevi, Zeyd’e, birçok tarihi anda ve hadisede O’nun yanında olma yolunu açmıştı. Aslında istidatlı gençleri yakınında tutmak, Allah Resûlü’nün eğitim metotlarından biriydi. Böylece onları imrenilen bir konuma yükseltiyor; ilim ve araştırma aşklarını kamçılıyordu.15

Yabancı dilleri öğreniyor

Hz. Zeyd’in üstün zekasının, hafızasının ve hesaplama yeteneğinin farkında olan Peygamber Efendimiz, devlet başkanları ve kabile reislerinden gelen mektupların artması, ikili münasebetlerin gelişmeye başlaması üzerine on dört yaşındaki Hz. Zeyd’den, önce İbrânice sonra Süryânice öğrenmesini istedi.16 O güne kadar bu konularda Medine’deki Yahudilerden istifade ediliyordu. Bu, devlete ait yazışmalara ve belgelere onların vakıf olmasını beraberinde getiren sakıncalı bir durumdu. Nitekim fırsatını bulunca isyana teşebbüs etmeleri, onlara çok da güvenilemeyeceğini gösteriyordu. Bunun üzerine Hz. Zeyd, çok kısa zamanda (İbraniceyi on beş günde, Süryaniceyi on yedi günde) bu dilleri, yazmayı, okumayı ve konuşmayı öğrenmişti.17 Hz. Zeyd’in üstün kabiliyeti, Medine’deki Yahudi kabilelerden dolayı İbraniceye aşinalığı ve bu iki dilin aynı kökten gelmesi öğrenme sürecini hızlandırmıştı. 

Artık Yahudilerle ve diğer muhataplarla yapılan yazışmalarda hem yazma hem okuma hem de tercüme işini o gerçekleştiriyordu.18 İlerleyen süreçte Hz. Zeyd, bu iki dile ilave olarak Farsça, Grekçe, Kıptice ve Habeşçe de öğrenmiş ve bu dillerde gelen mektupları, Allah Resûlü’ne tercüme etmişti.19 Bunları öğrenmesinde de Medine’de bu dilleri konuşan insanlarla kurduğu yakın diyaloğun büyük etkisi vardı. İbn-i Ömer, onun Arapçayı ve İbraniceyi bütün incelikleriyle bildiğini haber verir. Bu noktada denilebilir ki gençlerin İslam’ın geleceği adına ihtiyaç duyulan dilleri öğrenmesi, Nebevî bir uygulama, emir ve tavsiyedir.

Cephelerde de yer almak istiyor

Hz. Zeyd’in içinde, Kur’ân ve Sünnet’e merakın yanında ileri seviyede İslam’a hizmet duygu, düşünce ve heyecanı da vardı. Daha on üç yaşında olmasına rağmen cepheye gidileceğini haber alınca kılıcını kuşanmış ve askerler arasındaki yerini almıştı. Bedir savaşını netice veren yolculuğa çıkılacaktı. Orduyu teftiş eden Allah Resûlü, safları tek tek kontrol ediyor ve on beş yaşın altında olanları geri çeviriyordu. O gün geri çevirdiklerinden birisi de Zeyd İbn-i Sâbit’ti.20 Zira Allah Resûlü, istek ve heyecanlarına rağmen cephenin hakkını verebilecekleri yaşa kadar gençleri, tehlikeye atmak istemiyordu.

Uhud’da da Hz. Zeyd, ordudaki yerini almış ama yine yaşının küçüklüğüne binaen geri çevrilmişti.21 Yalnız Mekkeliler, Uhud’u terk edince savaş alanına gelmiş; Allah Resûlü, onu, Hz. Sa’d İbn-i Rebî’nin son durumunu araştırması için göndermiş ve yaşıyorsa selamını iletmesini tembihlemişti. Son anlarını yaşayan Hz. Sa’d, Hz. Zeyd’den O’nun selamını almış ve onunla Allah Resûlü’ne ve Müslümanlara selam ve bir de son bir mesaj göndermişti: “İçinizde nefes alıp veren birisi olduğu sürece Allah Resûlü’nün başına bir şey gelirse Allah katında geçerli bir mazeretiniz olamaz!”22

Hz. Zeyd İbn-i Sâbit’in Allah Resûlü ile aynı cephede yer alması ancak Hendek harbinde mümkün olmuştu. On beş yaşına ulaştığı için Efendimiz, ona orduya katılması için izin vermiş hatta Mısır kumaşından bir de elbise giydirmişti.23 Hz. Zeyd, hendek kazılırken toprak taşımış ve çok çalışmaktan uyuya kalmıştı.24 Hz. Zeyd’in toprak taşırken ortaya koyduğu samimi gayreti gören Allah Resûlü, takdir ve teşvik sadedinde “O, ne güzel bir delikanlı!”25 buyurmuştu. 

Ortaya koydukları fedakarlıklar karşısında gençlere bu vb. şekilde iltifatta bulunmak ve bu davranışlarını onlarda karakter haline getirmek için güzel sözler söylemek, Peygamber Efendimiz’in gençleri yetiştirirken uyguladığı ayrı metottu. Hz. Zeyd, Hendek’i müteakiben yapılan Kurayza kuşatmasında Hudeybiye’de Hayber’in fethinde ve Huneyn savaşında da hazır bulunmuştu. Hayber’de ve Huneyn’de elde edilen ganimetlerin ve esirlerin sayılması, yazılması ve hesaplanıp dağıtılması görevini, Allah Resûlü ona vermişti.26 Hayber’de on yedi; Huneyn’de ise on sekiz yaşındaydı. Hesap kabiliyeti veya sayısal zekası, onu miras hukuku ile alakalı meselelerde zirveye taşımıştı ki Efendimiz, “Ümmetimden miras hukukunu en iyi bilen Zeyd İbn-i Sâbit’tir!”27 buyurmuştu.

Kur’ân’ı vukufu onu öne çıkarıyor  

Hz. Zeyd’in, Allah Resûlü ile birlikte çıktığı bir sefer de Tebûk’tü. Yolculuk sırasında Neccaroğulları’nın sancağını üvey babası Ümâre taşıyordu. Allah Resûlü, sancağı ondan alıp Hz. Zeyd’e vermişti. Bunun üzerine Hz. Ümâre, “Yâ Resûlallah! Benimle alakalı size olumsuz bir şey mi ulaştı?” diye sormuş; Allah Resûlü ise bu kararının sebebini şöyle izah etmişti: “Hayır! Senin hakkında bir şey yok! Fakat Kur’ân öncedir ve önde olur. Zeyd senden daha çok Kur’ân bilmektedir!”28 Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm), benzeri bir uygulamayı şehitleri defnederken Uhud’da da yapmış; Kur’ân bilenlerin önce defnedilmesini talep etmişti.29 Cemaate imam tayin ederken de aynı hususa dikkat ediyor ve Kur’ân’ı en iyi bilen genci, önceliyordu. Burada da bir teşvik ve Kur’ân ile daha fazla irtibat halinde olan gençlere iltifat vardı.

Efendimiz’den aldığı eğitimin hakkını veriyor 

Allah Resûlü vefat ettiğinde Hz. Zeyd, 21 yaşındaydı. Efendimiz’in yetiştirip arkasında bıraktığı en önemli şahsiyetlerden birisi de oydu. O, dört halife döneminde de büyük hizmetlerde bulunacaktı. Hz. Ebû Bekir’in halife seçildiği gün Ensar’a hitap etmiş, “Allah Resûlü muhacirlerdendi. Dolayısıyla imam da onlardan olmalıdır. Biz ise daha önce Resûlullah’ın yardımcıları olduğumuz gibi bundan sonra da halifenin yardımcısı olmalıyız.” diyerek, Müslümanların birlik ve beraberliğinin korunmasında en kritik misyonu eda etmişti. Bu tarihi hitapla aradaki ihtilaf giderilmiş, düğüm çözülmüş ve Hz. Ebû Bekir, ittifakla halife seçilmişti.30

Hz. Ebû Bekir döneminde devlet idaresi ve problemlerin çözümü adına oluşturulan Danışma Meclisi’nin üyelerinden birisiydi.31 Ayrıca Allah Resûlü döneminde başladığı müftülük görevine Hz. Ebû Bekir döneminde de devam etmişti.32 Allah Resûlü’nün yönlendirmesiyle çok dil öğrendiği ve hattı da çok güzel olduğu için devlet başkanına “katiplik” de yapmıştı.33 Allah Resûlü’nün ona kazandırdığı donamımlar, kendisini, devlete ve toplama ait işlerin tam merkezine taşımıştı.

Hz. Ebû Bekir döneminde onun gördüğü en büyük hizmet, Kur’ân’ın mushaf haline getirilmesi için kurulan komisyona başkanlık yapması olmuştu. Yemâme savaşında aralarında Sâlim Mevlâ Ebû Huzeyfe’nin de bulunduğu Kurrâ hafızlardan yetmiş kişi şehit düşmüştü. Bu gelişme üzerine Hz. Ömer, halifeye gelmiş ve diğer hafızlar da ölüp gitmeden Allah Resûlü döneminde farklı malzemelere yazılan ve dağınık halde bulunan Kur’ân’ın iki kapak arasına toplanması gerektiğini haber vermişti. Halife de bu iş için Hz. Zeyd İbn-i Sâbit’i görevlendirmişti.34 Zira Hz. Zeyd, Medine döneminin baş vahiy kâtibi, sahabe arasında hattı en güzel kimse ve de Allah Resûlü hayattayken Kur’ân’ın tamamını ezbere bilenlerdendi.35 Bu ağır görevi kabul eden Hz. Zeyd, hemen çalışmalara başlamış, Kur’ân’ı cem edip iki kapak arasına toplamış ve Kur’ân tarihindeki en önemli gelişmelerden birisine imza atmıştı. Bu sırada sadece yirmi bir yaşındaydı.

Zeyd İbn-i Sâbit, Hz. Ömer’in de çok değer verdiği bir insandı. Onu, halife olunca Medine kadılığına atamıştı.36 Fetvâ Dairesi’ndeki görevi ve Danışma Meclisi’ndeki üyeliği de devam etmiş hatta bu dönemde bu şûra meclisine başkanlıkta da bulunmuştu. Halife, şahsi meselelerini de onunla istişare ediyordu.37 Allah Resûlü ve Hz. Ebu Bekir’den sonra Hz. Ömer’in de katipliğini yapmıştı.38 Hz. Ömer, “Kim feraiz konusunda bir şey sormak/öğrenmek istiyorsa Zeyd İbn-i Sâbit’e gitsin!”39 buyurmuş ve miras hukuku adına onu halka adres göstermişti. Ve bir de “İnsanların Zeyd İbn-i Sâbit’e ihtiyacı var!” diyerek onun Medine’nin dışına çıkmasına izin vermemişti.40 Hatta Medine’nin dışına çıkacak olsa yerine “devlet başkanı vekili” olarak Hz. Zeyd’i bırakıyordu.41 Halife, mali işlerde de ona danışıyor, arazilerin değerlerini ona tespit ettiriyor, mal taksimatını ve ganimet dağıtımını da ona yaptırıyordu.42 Bir de çok sayıda dil bildiğinden dolayı diplomatik ilişkilerde tercüme adına ondan yardım alıyordu.

Hz. Osman halife seçildiğinde Zeyd İbn-i Sâbit, otuz üç yaşındaydı. Hz. Osman’ın da en güvendiği bürokratlarından birisi oydu. Hz. Zeyd, onun döneminde bir taraftan kadılık görevini sürdürürken diğer taraftan Divan başkanlığı, Hazine bakanlığı… gibi görevlerde de bulunmuştu.43 Ayrıca Hz. Osman da mesela hac gibi değişik sebeplerle başkentten ayrılınca yerine vekil olarak onu bırakıyordu.44 Kur’ân nüshalarının çoğaltılması ve belli başlı şehirlere gönderilmesi için kurulan komisyonun başkanlığını da ona vermişti.45

Hz. Osman ile alakalı çıkarılan fitnelerde halifenin yanında yer almıştı.46 Evinin sarılıp şehit edildiği gün Hz. Osman’ın yanına gelmiş ve üç yüz Ensar’ın asilere müdahale için hazır olduğunu haber vermişti. Fakat kendisi yüzünden iç savaş çıkmasını istemeyen Hz. Osman,  onu vazgeçirmişti.47 Ağlayarak halifenin evinden çıkan Hz. Zeyd, dışarda bekleyen isyancıları dağıtmak için bir konuşma yapmış fakat kana susamış asiler, ikna olmamıştı. Hz. Osman’ın kanını akıtmanın haram olduğunu bildirip Ensar’dan onu korumalarını istese de onları engelleyememişti.48 Hz. Osman şehit edilince gün boyu ağlamıştı.

Hz. Ali’nin halifeliği döneminde başkent Kufe’ye taşınıncaya kadar Divan Başkanlığı görevini sürdürmüş; ondan sonra devlet işlerinden elini tamamen çekmişti. Bu dönemde yaşanan fitneler (Cemel, Sıffîn…) sırasında tarafsız kalmayı tercih etmişti.49 Hz. Zeyd, Hz. Ali’yi çok seviyor; o da kendisine hürmet gösteriyordu.50 Emevî devleti kurulup başkent Şam’a taşındığında Hz. Zeyd, Medine’deydi ve vefatına kadar da burada kalmıştı. Vali Mervan İbn-i Hakem, ona saygı gösterir ve ahkamla ilgili meselelerde kendisine danışırdı.

Hicretin kırk beşinci yılında 56 yaşında Medine’de vefat etmişti.51 O vefat edince Ebû Hüreyre “Bugün ümmetin büyük alimi öldü…”52 demişti. Abdullah İbn-i Abbâs da cenazesi kabre konulurken orada bulunanlara seslenip “İçinizde ilmin nasıl kaybolduğunu öğrenmek isteyen varsa gelsin baksın. İlim, işte böyle kaybolur. Vallahi bugün şu cenazeyle birlikte birçok ilim de kaybolup gitti.”53 buyurmuştu. Annesinin cenaze namazını kıldırıp defnettikten sonra atına binmek üzereyken Abdullah İbn-i Abbas gelip üzengiyi tutmuş; o, “Ey Allah Resûlü’nün amcasının oğlu! Geri çekil! Gerek yok!” diyerek müdahale etmek istese de Hz. Abdullah, “Hayır! Biz büyüklerimize ve alimlerimize böyle hizmet ederiz!” buyurarak üzengiyi tutmaya devam etmişti.54

İnsan yetiştirmeye de gayret ediyordu 

Hz. Zeyd bir taraftan yukarda bahsettiğimiz büyük hizmetleri yerine getirirken diğer taraftan talebe yetiştirmeye de devam ediyordu. Sahabe ve Tâbiin’den çok sayıda genç yetiştirmişti. Mesela Tâbiin’in meşhur ve büyük alimlerinden Saîd İbn-i Müseyyeb’e ilmini kimden aldığı sorulduğunda, Zeyd İbn-i Sâbit cevabını vermişti.55 Yine bu hakikati ifade sadedinde ashâb-ı kiramdan Hz. Misver İbn-i Mahreme şöyle buyurur: “Sahabenin ilmi, altı kişiye dayanıyordu ki bunlar da Ömer, Osman, Ali, Muaz, Übeyy ve Zeyd İbn-i Sâbit’tir!”56 Büyük Tâbiin alimi Mesruk da: “Allah Resûlü’nün ashabıyla görüştüm. İlimlerinin şu altı kişiye dayandığını gördüm: Ömer, Ali, Abdullah İbn-i Ömer, Ebü’d-Derdâ, Übey İbn-i Ka’b ve Zeyd İbn-i Sâbit!”57 diyerek aynı gerçeğe işaret etmişti. O, Allah Resûlü’nün tam yerinde ve zamanında yaptığı dokunuşlarla ilimde en yüksek bir payeye ulaşmış58 ve Hz. Ömer’in “İnsanların ona ihtiyacı var!” diyerek ifade ettiği nadide ve abide bir şahsiyet olmuştu. 

Sonuç

Allah Resûlü daha hicretin ilk gününde Zeyd İbn-i Sâbit’teki potansiyeli fark etmiş ve onun yetişip bütün bir ümmete faydalı olması adına değişik yönlendirmelerde bulunmuştu. Öncelikle okuma yazma öğrenmesini sağlamış ardından da vahiy katipliği görevine getirmişti. Burada bir gayesi de onu yakınında tutmak, Kendisinden daha fazla istifade etmesini sağlamaktı. Ardından da onu bölgede konuşulan yabancı dilleri öğrenmeye yönlendirmiş; uluslararası münasebetlerinde hem tercüman hem de kâtip olarak istihdam etmişti. Bu da ayrı bir yakınlık vesilesiydi. Onu, Kur’ân bilgisinden dolayı ön plana çıkarmıştı.59 Zekâsı, hafızası ve dikkatinden dolayı hesap kitap işlerine yönlendirmiş; Miras hukuku, muhasebe ve bütçe gibi konularda da yetişmesini temin etmişti. 

Âdeta Allah Resûlü bir ağaç dikmiş, yetiştirmiş meyvesini de dört büyük halife ve ümmet yemişti. Kırk yıl boyunca devlet işlerinde halifelerin en yakınında tuttuğu, divan, bütçe, kazâ, fetva, şura, şiir, hitabet, kitabet ve miras hukuku gibi hususlarda en önemli görevleri verdiği ve her konuda kendilerinden istifade ettikleri bir insan olarak yaşamış ve hizmet etmişti.60 Fakat Hz. Zeyd’in bu dönemde gördüğü en büyük hizmetlerden birisi, Kur’ân’ı cem edip iki kapak arasında mushaf haline getirmek, Hz. Osman döneminde de altı nüsha olarak çoğaltıp merkezi yerlere göndermek olmuştu. Bu hizmete de onu, bir müşrik esirden ders aldırıp kendisine okuma yazma öğreten Allah Resûlü hazırlamıştı. “Hiç şüphe yok ki o zikri, Kur’ân’ı Biz indirdik, onu koruyacak olan da Biz’iz.”61 buyuran Allah, kitabet cihetinden onun eliyle bu vaadini gerçekleştirmişti.

Not: Hz. Zeyd’in şahsi hayatı, kulluğu, aile hayatı, insanî münasebetleri, zihinlerde iz bırakan hatıraları ve bazı önemli fetvaları ayrı bir makalenin konusu olacaktır.

Yazar: Yücel Men

Dipnot:

  1. Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/67; Târîhu’l-İslâm 2/408
  2. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/217; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; İbn-i Hacer, İsâbe 510; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/70; Târîhu’l-İslâm 2/408
  3. Belâzurî, Futûhu’l-Buldân 1/17; İbn-i Ebî Hâtim, Cerh ve Ta’dîl 7/228; İbn-i Kayyım El-Cevzî, Zâdu’l-Meâd 1/178
  4. Babası Sâbit’in Buas günü ölümünden sonra annesi Nevvar, Ensarın ileri gelenlerinden Umâre İbn-i Hazm ile evlenmişti ki Umâre, Akabe’de Allah Resûlü’ne biat eden ve O’nu Medine’ye davet eden yetmiş beş kişiden birisiydi. Zeyd ile yakından ilgilenen Umâre, onun yetişmesi için çabalıyor ve bunun için fedakarlıkta bulunmaktan çekinmiyordu.
  5. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/67; Târîhu’l-İslâm 2/408
  6. İbn-i Hacer, İsâbe 510; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/72
  7. İbn-i Hacer, İsâbe 510
  8. İbn-i Sa’d, Tabakât 1/173
  9. İbn-i Sa’d, Tabakât 10/311
  10. İbn-i Sa’d, Tabakât 1/263
  11. İbn-i Sa’d, Tabakât 2/16
  12. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/67; Tarîhu’l-İslâm 2/408
  13. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424, 425
  14. Bir gün kalemi elinde Allah Resûlü’nün huzuruna girdiğinde kendisine şöyle buyurmuştu: “Kalemi kulağının üstüne koy! Bu davranış, unutan kimsenin hafızasını toplamasına en çok yardımcı olan şeydir.” Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/218
  15. Mesela Risalet’in ilk yıllarında Müslüman olan genç sahabî Hz. Abdullah İbn-i Mes’ud’u yakınında tutmak için hicretten sonra ona ve annesine Hücre-i Saadet’in bitişiğinde bir yer tahsis etmişti. İkisi, o kadar sık Allah Resûlü’nün hanesine giriyorlardı ki sahabe, onları Ehl-i Beyt’ten saymaya başlamıştı. Bu yakınlığı çok iyi değerlendiren Abdullah İbn-i Mes’ûd, ashâbın en alim ve fakihlerinden birisi olmuştu. Yine yolculukları esnasında da zeki ve hafızası güçlü gençleri terkisine alıyor ve yetiştiriyordu. Yine yaptığı evliliklerde birçok istidatlı gencin (Abdullah İbn-i Abbas, Abdullah İbn-i Ömer gibi) O’na daha yakın olmasına ve yetişmesine zemin hazırlamıştı.
  16. Tirmizî, İsti’zân 22; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/281; İbn-i Hacer, İsâbe 510; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ 4/67, 68; Tarîhu’l-İslâm 2/408
  17. Tirmizî, İsti’zân 22; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/281, 5/218; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; İbn-i Hacer, İsâbe 510; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/68; Tarîhu’l-İslâm 2/408
  18. İbn-i Hacer, İsâbe 510
  19. Mes’ûdî, et-Tenbîh ve’l-İşrâf 246
  20. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/217
  21. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/217
  22. Hâkim, Müstedrek 3/201; İbn-i Hişâm, Sîre 395; İbn-i Hacer, İsâbe 555
  23. Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/70
  24. Bunun üzerine Üvey babası latife yapmak için kılıcını almış uyandığında kılıcını bulamayan Hz. Zeyd, çok üzülmüştü. Olayı haber alan Allah Resûlü, kılıcı kimin aldığını sormuş, Hz. Ümâre kendisinin aldığını söyleyince ‘ister latife maksatlı isterse ciddi olsun’ Müslümanların eşyalarının alınarak korkutulmasını yasaklamıştı. Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/219; İbn-i Hacer, İsâbe 510
  25. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/219; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424
  26. İbn-i Sa’d, Tabakât 2/82, 118
  27. Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 14, 16; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 12904; İbn-i Sa’d, Tabakât 5/218; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408
  28. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/219; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; İbn-i Hacer, İsâbe 510
  29. İbn-i Hişâm, Sîre 396
  30. Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/70; Tarîhu’l-İslâm 2/408
  31. İbn-i Sa’d, Tabakât 2/275
  32. İbn-i Sa’d, Tabakât 2/275; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/70
  33. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425
  34. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/220; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408
  35. Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408
  36. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/219
  37. İbn-i Sa’d, Tabakât 2/275
  38. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425
  39. İbn-i Sa’d, Tabakât 2/281
  40. İbn-i Sa’d, Tabakât 2/274
  41. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/221; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408
  42. Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408
  43. İbn-i Sa’d, Tabakât 6/54; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425
  44. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425
  45. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/221; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408
  46. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425
  47. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/222
  48. Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/71
  49. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425
  50. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425
  51. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/222; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408
  52. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/222; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408
  53. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/222; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/73
  54. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/220; İbn-i Hacer, İsâbe 511
  55. Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 7/90
  56. İbn-i Sa’d, Tabakât 2/275
  57. İbn-i Sa’d, Tabakât 2/275
  58. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/219, 220; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425; İbn-i Hacer, İsâbe 510; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/72
  59. İbn-i Sa’d, Tabakât 2/271; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408
  60. İbn-i Sa’d, Tabakât 2/274, 275; İbn-i Hacer, İsâbe 511; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408
  61. Hicr Sûresi 15/9
İlgili diğer yazılar