Efendimiz’in (sas) Eğitim Felsefesi (1): Kendine Dikkat

1.258

Bir gün birisi, ashabıyla oturan Efendimiz’in (aleyhissalâtu vesselâm) yanına gelir ve O’na sırası ile “İman, İslam, ihsan nedir, kıyametin vakti ne zamandır ve alametleri nelerdir?” gibi sorular sorar. Efendimiz’den aldığı kısa ve net cevapları tasdik eder ve ayrılıp gider. Fakat yaşananlar mecliste bulunanları hayrette bırakır. Bir müddet sonra Efendimiz, merak içerisinde hadiseyi takip eden Hz. Ömer’e (radıyallahu anh) döner ve “Ey Ömer! O, soru soran zat kimdi biliyor musun?” diye sorar. Hz. Ömer, “Allah ve Resûlü daha iyi bilir!” cevabını verir.  Bunun üzerine Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm): “O, Cibrîl idi! Size dininizi öğretmeye gelmişti.” buyurur.

İlerleyen yıllarda Hz. Ömer ve o gün orada bulunanlardan Hz. Hasan, hadiseyi anlatırken söze, “Bir gün Allah Resûlü ile birlikte iken yanımıza elbisesi bembeyaz ve tertemiz, saçı simsiyah, çok hoş kokan, güzel yüzlü bir zat çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri (yorgunluk ve dağınıklık) görülmüyor ve bizden kimse de kendisini tanımıyordu. O’nun yanına oturdu; dizlerini O’nun dizlerine dayadı ve ellerini de uylukları üzerine koydu…”1 diyerek başlar. Mü’minlere bir şeyler öğretmek için gelen Cibrîl’in kılık kıyafeti, hal ve hareketi bir de samimiyeti, “derste” Hz. Ömer’in ve Hz. Hasan’ın dikkatini çeken, ilgisini uyandıran ve merakını canlandıran ilk şeyler olur. 

Aslında bu hususlar, dünden bugüne bütün eğitimcilerin dikkate alması gereken ilk ve temel esaslardandır. İnsanlara “Kitabı/Kur’ân’ı ve Hikmeti/Sünnet’i” öğretmek için gönderilen örnek insan Efendimiz de (aleyhissalâtu vesselâm), ilk vahyi aldığı andan vefatına kadar bu konularda çok hassas davranır. Bir şeyler anlatmak ve öğretmek için çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu ashabının huzuruna çıkarken her seferinde kılık kıyafetine, saçına sakalına, dinçliğe, dakikliğe, ağız ve diş temizliğine ve güzel kokular sürünmeye azami seviyede özen gösterir. Genç ashâbını, kendisinden, ders, hutbe ve sohbetinden, anlattıklarından soğutacak hiçbir şey ile onların huzuruna çıkmaz. Aksine sadeliği, temizliği, rayihası, zindeliği ve düzenliliği ile onların dikkatini zatına çeker, en veciz ve etkili bir şekilde meramını anlatır.

Giyim Kuşamı

Hira’da ilk vahyi alan Allah Resûlü, ürperti içerisinde evine döner ve “Beni örtünüz! Beni Örtünüz!” buyurur. Çok geçmeden kendisine “Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar! Rabbinin büyüklüğünü an! Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden; pis ve murdar olan her şeyden kaçın!”2 ayetleri iner. Cenâb-ı Hak, kendisinden insanlara İslam’ı anlatmasını ister; bunun için yola Allah’ın büyüklüğünü dolayısıyla yüklendiği misyonun büyüklüğünü hatırlayarak çıkmasını ve ilk dikkat etmesi gereken şeyin elbise (dış) temizliği (وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ) ve duygu, düşünce, nazar ve niyet… (iç) berraklığı (وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ) olduğunu haber verir. 

Zira, göze ilk ilişen “dış görünüş”tür ve insanlar, muhataplarıyla alakalı ilk hükümlerini/kanaatlerini tam da bu noktada verir ve edinir. Allah Resûlü, “Nice saçı, başı dağınık, üzeri toz toprak içinde olan ve insanlar tarafından önemsenmeyen kişiler vardır ki…”3 buyurarak bir taraftan insanı dış görünüşüyle yargılamanın yanlışlığına işaret ederken diğer taraftan insanlar arasında var olan bu realiteye dikkat çeker. Fıtrî ve iradî olarak O, her zaman temiz, dengeli, uyumlu, gösteriş ve israftan uzak, iç güzelliğine ve hayat felsefesine ayna tutacak bir şekilde giyinir ve talebelerinin huzuruna öyle çıkardı. 

İsraf ve kibre girmemek şartıyla müminlere de güzel giyinmeyi tavsiye eden4 Allah Resûlü, pejmürdeliği ve kirliliği hoş karşılamaz hatta denk gelince bazılarına uyarılarda bulunur. Dağınık bir halde huzuruna gelen bir sahabîye “Senin malın mülkün var mı? Ne gibi imkanların var?” diye sorar; o, “Evet!” der ve “Allah bana deve, koyun, at sürüleri, arpa ve buğday harmanları ihsan etti.” cevabını verir. Bunun üzerine Efendimiz, “Allah sana mal mülk ihsan etmiş ise O’nun nimetinin ve ikramının eseri üzerinde görünsün.” buyurur.5 Yine bir başkasını üstü başı kirli halde görür ve “Şu adam elbisesini yıkayacak bir şey bulamıyor mu?” diye sorar.6 O, irşad ve tebliğ için yola çıkacak ashâbına da şöyle hitap eder: “Sizler kardeşlerinizin yanına varacaksınız; binek hayvanlarınızı düzene koyunuz, elbiselerinize çeki düzen veriniz! Tâ ki insanlar arasında, yüzdeki güzelliğin timsâli olan ben (şâme) gibi olunuz. Çünkü Allah, çirkin davranışı, çirkin görünüşü, kötü sözü ve bunlarda ısrar etmeyi sevmez.”7

O’nun talebelerinin huzuruna çıkarken giyim kuşam adına dikkat ettiği bir husus da renk tercihidir. Beyazı çok seven Efendimiz, mümkün mertebe beyaz renkli elbiseler giyer. Ashâbına da bunu tavsiye eder ve sebebini de şöyle açıklar: “Beyaz renk elbise giyiniz. Çünkü beyaz elbise temiz ve daha hoş görünümlüdür.” Hatta hadisin devamında “Ölülerinizi de beyaz kefene sarınız!”8 buyurur ve mü’minlerin dirisi gibi ölülerinin de daha temiz ve hoş görünmeleri için beyaz renkli kumaşlarla kefenlenmesini ister. Uzun kollu gömlek giymekten hoşlanan9 Allah Resûlü, üst elbisenin (izar, palto, önlük) bacakların yarısına kadar uzatılmasını ashabına tavsiye eder.10 Bununla birlikte O, zaman zaman farklı renkte ve boyda elbiseler de kullanırdı. 

Güzel Koku

Bir rehber ve muallim olarak Allah Resûlü, muhataplarının huzuruna hep hoş bir kokuyla çıkar ve “Güzel koku bana sevdirildi.” buyurur. Kendisine ikram edilen güzel kokuyu reddetmediği11 gibi “Kime güzel koku ikram edilirse onu reddetmesin. Onun taşınması kolay rayihası da güzeldir!”12 der ve etrafa güzel kokular yaymanın önemine dikkat çeker. Zira kokunun, insanın duyguları, hafızası ve beynin faaliyetleri üzerinde büyük tesiri vardır. İnsanın girdiği ortamlarda ilk hissettiği şeylerden biri kokudur ve insan, ortamla alakalı ilk notunu koku üzerinden verir. Koku alma merkezi, beynin Limbik sisteminde yer alır. Ve bu sistem, hem hafıza ve duyguların kontrolü ile vazifelidir hem de iştah, sinir sistemi, vücut sıcaklığı, stres seviyesi ve konsantrasyonu etkileyen hormonların salgılanmasının kontrolünde görevli hipofiz bezi ve hipotalamus alanı ile bağlantılıdır. Bundan dolayı koku alma duyusu, hafıza, ruhsal durum, stres ve konsantrasyon ile yakından ilişkilidir. 

Giyimde olduğu gibi koku hususunda da talebelerini dersinden/sohbetinden soğutacak, dikkatlerini dağıtacak ve duygularını negatif etkileyecek, kötü kokulara karşı hassas davranır. Bilakis onları rahatlatacak, hislerini huzurla dolduracak ve O’nunla aynı ortamda bulunmayı arzu ettirecek, muhataplarının dikkatini kendine çekmesini sağlayacak güzellikte ve hafiflikte kokular sürünür. Her zaman odasından güzel kokular sürünerek çıkar, ara ara sürmek için yanında güzel koku bulundurur, yolculuklarda bile güzel koku kutusunu heybesinden eksik etmezdi.13 Bir keresinde Hz. Âişe validemizin kendisi için dokuduğu yün bir hırkayı giyer; terler ve terle beraber yün kokusu da duyar. Bunun üzerine hemen hırkayı çıkarır ve üzerini değiştirir.14 

Oluşturduğu bu hoş kokulu iletişim ve etkileşim ortamının, bozulmaması adına soğan, sarımsak gibi etrafa nahoş kokular yayıp insanları rahatsız eden sebzeleri yiyenlerin, talebeleriyle bir araya geldiği meclislere/mescitlere üzerlerindeki bu kötü koku kayboluncaya kadar girmemelerini tembihler.15 Güzel koku sürünmenin milletlerin muallimi peygamberlerin sünnetleri arasında yer aldığını haber verir.16

Güzel kokular sürüp insanların arasına çıkan Allah Resûlü, “…Koku sürününüz!” buyurarak ashabına da güzel kokular sürünmelerini tavsiye eder. Hatta iyi insanlarla bir arada bulunmayı misk satan kimse ile arkadaş olmaya benzetir; onun hiçbir faydası olmasa bile etrafa yaydığı güzel kokudan istifade edilebileceğini beyan eder17 ve güzel kokmanın da çevrenin faydalandığı bir iyilik olduğunu haber verir. Cuma gibi herkesin bir araya geldiği zeminlerde güzel koku sürünmenin mü’minin mü’minin üzerindeki hakkı olduğunu haber verir.18

Ağız ve Diş Temizliği

Güzel koku ve hoş görüntünün yanında bir muallim/rehber olarak Allah Resûlü’nün en hassas olduğu bir husus da ağız ve diş temizliğidir. Ders ve sohbet halkaları gibi insanlarla yakın teması netice veren ortamlarda ağız kokusu ve dişlerin rengi, muhatapları rahatsız edebilir; insanların anlatılanlara odaklanmasına mâni olabilir. Bu vb. sebeplerle Allah Resûlü, namaz, ders ya da sohbet için talebeleriyle bir araya geleceği zaman mutlaka misvak kullanır öyle onların huzuruna çıkar. Gece yanında misvağı olmadan yatmaz; kalkınca da ilk yaptığı iş, mescide çıkmadan önce dişlerini misvakla temizlemek olur.19 

Gün içerisinde de hem diş hem de ağız temizliği için sık sık misvak kullanır. O’nun bu hassasiyetinin yanında toplum huzuruna çıkacak insanların da hassas olması gerekir ki ortam her açıdan huzurlu olsun. Bunun için “Misvak kullanınız. Şüphesiz misvak ağız için temizleyicidir.”20 buyurur ve talebelerinden de misvak kullanmalarını talep eder.

Saç, Sakal ve Bıyık Bakımı

Allah Resûlü, saç ve sakalı hususunda da çok hassastır. Saçını, sakalını düzenli yıkar ve bakımına özen gösterir; tarar, yolculuklarda dahi yanından aynayı ve tarağı eksik etmez.21 Talebelerinin huzuruna her zaman saçı ve sakalı düzgün şekilde ve güzel bir görüntü içerisinde çıkar. Saçlarına hafif bitkisel yağlar sürer zaman zaman da kına yakar. Sabahleyin evinden çıkmadan önce Hz. Âişe Validemiz, saçlarını tarar, güzel kokular sürer ve ondan sonra mektebe çevirdiği mescidine girer.22 

Aynı şekilde talebelerinin de tertipli olmasını arzu eder; saç, bıyık ve sakallarına özen göstermelerini ister: “Kimin saçı varsa ona ikram etsin!”23 Bir keresinde saçı başı dağınık birisini görür ve “Bu adam saçlarını düzeltip düzene sokacak bir şey bulamadı mı?” buyurarak memnuniyetsizliğini izhar eder.24 Görüntü itibarıyla hoş olmayan saç kesimlerine denk gelince ilgili şahsı güzel bir dille uyarır ve saç bırakmayla alakalı temel ölçülere dikkat çeker.25 “Bıyıkları kısaltın!” buyurarak ağza giren uzun bıyıkların kısaltılmasını ister.26 

Dinçliği

Allah Resûlü’nün bir muallim ve rehber olarak, ders ve sohbetlerinde dikkat çeken bir yönü de dinçliği, bir şeyler anlatma aşk ve heyecanıdır. O, vefatına sebep olan hastalığına kadar her zaman insanların huzuruna dinç çıkar; yorgun, uykusuz bir şekilde karşılarına çıkıp bir şeyler anlatmaz. Dizinin dibinden ayrılmayan gençler, O’nu esnerken göremezler. O, talebelerinin de bu konuda dikkatli olmaları için beslenmelerine ve dinlenmelerine dikkat etmelerini söyler; çok yemeyi, içmeyi ve uyumayı doğru bulmaz. Temelde yorgunluk ve uykusuzluktan kaynaklanan ve odaklanmaya mani olan esnemeyi, Allah’ın sevmediğini haber verir; mümkün mertebe bulaşıcı olduğundan dolayı esnemeyi içlerinde tutmalarını ister. 

Aynı şekilde gençlere bir şeyler anlatırken hep heyecan duyar; hiçbir zaman onlarla ilgilenmekten, onlara ilahî hak ve hakikatleri anlatmaktan, hata ve kusurlarını düzeltmekten, dertlerini çözmekten veya onları birer insan-ı kâmil olarak yetiştirmekten yüksünmez. Bilakis bunu varlık gayesi ve misyonu olarak görür ve her vesileyle onlara ulaşmaya çalışır. Onlar da şahit oldukları bu aşk ve heyecana müspet karşılık verir ve nadide insanlar olarak yetişip tevhit ve nübüvvet tarihindeki yerlerini alırlar.

Başlığa çekilen hususların yanında Allah Resûlü, ashâbının huzuruna çıkmadan önce düzenli banyo yapar -ashabın tamamıyla buluşacağı cuma günleri bu hususa hassaten dikkat eder- ayak, tırnak, burun başta olmakla genel vücut temizliğine özen gösterir ve gösterilmesini talep ederdi. Bu vb. konularda temizliğin fıtrî olduğunu; bütün peygamberlerin de hassas davrandığını haber verirdi.

Sonuç

Evrensel Kur’ân mesajını temsil, tebliğ ve talim etmek için gönderilen Allah Resûlü, insanlarla bir peygamber, rehber, lider ve muallim olarak muhatap olurken kendine çok dikkat etmiştir. Dış görünüşüne; beden ve elbise temizliğine, kılık kıyafetine özen göstermiştir. Üstelik bunu çok sıcak bir coğrafyada, tozun toprağın havada uçuştuğu yerlerde, su ihtiyacının kuyulardan çekilerek ve evlere taşınarak giderildiği bir dönemde yapmıştır.

Böylece temsil, tebliğ ve eğitimle her toplumun ve coğrafyanın mesafe alabileceğini göstermiş; bu konularda müminlerin en ideal ve doğru olan çizgiyi yakalamalarına yardımcı olmuş, en ufağından en büyüğüne varıncaya kadar hiçbir şeyin temsil ettiği ve anlattığı değerleri gölgede bırakmasına izin vermemiştir. Ashabının konsantrasyonunu bozacak, onları ders ve sohbet halkalarından soğutacak şeylere kapıyı daha baştan kapatmıştır.

Gençler, karşısında her açıdan tertemiz, imrendiren, hayranlık uyaran, bir şeyler anlatma/öğretme heyecan, aşk ve iştiyakıyla dolu, ayrılıktan sonra insanda yeniden buluşma ve kavuşma isteği doğuran bir muallim/rehber görünce hem kendisine hem eğitim halkalarına ve meclislerine hem de anlatıp öğrettiklerine dört elle sarılmış; örnek ve kâmil birer insan olarak yetişmişlerdir. Nesillerin kendilerine emanet edildiği muallimler, onların huzuruna her açıdan ideal ve dengeli bir çizgiyi temsil eden rehberler olarak çıkmalı, onların şahıslarına ya da kendilerinde bulunan menfi bir şeye takılıp kalmalarına imkân ve izin vermemelidir.

Yazar: Yücel Men

Dipnot:

  1. Buhârî, Îmân 1; Müslim, Îmân 1; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 1/45
  2. Müddessir Sûresi, 74/1-5
  3. Tirmizî, Menâkıb 54
  4. Buhârî, Libâs 1; İbn-i Mâce, Libâs 23
  5. Ebû Dâvud, Libâs 14; Nesâî, Zînet 82
  6. Ebû Dâvud, Libâs 14
  7. Ebû Dâvud, Libâs 25
  8. Tirmizî, Edeb 46; Ebû Dâvud, Libâs 13; İbn-i Mâce, Libâs 5; Nesâî, Zînet 98
  9. Bkz. Ebû Dâvud, Libâs 3; Tirmizî, Libâs 28; İbn-i Mâce, Libâs 8, 10
  10. Bkz. Ebû Dâvud, Libâs 27; Tirmizî, Libâs 41; İbn-i Mâce, Libâs 7; Nesâî, Zînet 102
  11. Nesâî, Zînet 74
  12. Nesâî, Zînet 74; Buhârî, Libâs 80; Ebû Dâvud, Tereccül 6
  13. Bkz. Buhârî, Libâs 73, 74, 79
  14. Bkz. Ebû Dâvud, Libâs 19
  15. Bkz. Buhârî, Edeb 76
  16. Bkz. Tirmizî, Nikâh 1
  17. Buhârî, Büyû’ 38
  18. Taberânî, Evsat 1/246
  19. Bkz. Ebû Dâvud, Tahâre 30; Ahmed İbn-i Hanbel, I, 373; Dârimî, Salât 165
  20. Buhâri, Savm 27; Nesai, Tahâre 4; İbn-i Mâce, Tahâre 7; Dârimi, Vüdû 19
  21. Bkz. Buhârî, Libâs 77; Nesâî, Zînet 63
  22. Bkz. Buhârî, Libâs 76
  23. Ebû Dâvud, Tereccül 3
  24. Ebû Dâvud, Libâs 14; Nesâî, Zînet 60
  25. Bkz. Buhârî, Libâs 72; Ebû Dâvud, Tereccül 14; İbn-i Mâce, Libâs 37, 38
  26. Bkz. Buhârî, Libâs 63; Ebû Dâvud, Tereccül 16
1 yorum
  1. […] yanına oturdu; dizlerini O’nun dizlerine dayadı ve ellerini de uylukları üzerine koydu…”1 diyerek başlar. Mü’minlere bir şeyler öğretmek için gelen Cibrîl’in kılık […]

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Deneyiminizi daha iyi hale getirmek için bu web sitesinde çerezleri kullanıyoruz. Devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş oluyorsunuz. Kabul Et Daha fazla