VE KALICI YURT: MEDİNE

233

Ve, derken bir ikindi vakti Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), Neccâroğullarının bulunduğu mahalleden, dolunay misâli Medine’ye doğuverdi.1 Hz. Ebû Bekir O’nun arkasında; O ise önde bulunuyordu. Artık Yesrib, Allah Resûlü ile özdeşleşecek ve Muhammed’in şehri mânâsında ‘Medînetü Muhammed’ olarak anılır olacak; daha sonra da adı, Medine olarak kalacaktı.2

Artık Medine’de, kemal noktasında bir bayram yaşanıyordu; birkısım gençler mızraklarıyla halkalanmış halay çekiyor,3 diğer bir kısmı da neşidelerle Efendimiz’i istikbâl ediyorlardı. Artık, her şey daha bir aydındı ve Medine’de, daha önce benzerine rastlanmamış bir sevinç vardı; yüzlere tebessüm gelmişti ve Mekke’de yaşanılanları unutturmak istercesine Medine ufuklarında çocukların sesleri yankılanıyordu:

– İşte, Resûlullah gelmiş, diye bu sevinçlerini ifade ederken şu neşideleri seslendiriyorlardı:

– Ay doğdu üzerimize; Senâ tepelerinden!

Bizi hayra davet eden, aramızda kaldığı sürece şükür vacip oldu bize!4

Ey aramıza gönderilen elçi! Şüphesiz ki Sen, itaat edilecek bir işle bize geldin,5 diyerek, medeniyetin beşiği Medine Efen­dimiz’i bağrına basıyordu.

Beri tarafta ise, elindeki defe vurup ritim tutturan bazı insanlar:

– Bizler, Neccâroğullarının komşularıyız; ne mutlu ki Muhammed bize komşu oldu, şeklinde sürûr neşideleri seslendirirken onlara yönelen Efendiler Efendisi şöyle mukabele edecekti:

– Allah biliyor ki, Ben de sizi seviyorum!6


Yazar: Dr. Reşit Haylamaz

Dipnot:

  1. Bkz. Buhâri, Sahîh, 3/1421 (3694); İbn Sa’d, Tabakât, 1/236
  2. Yesrib yerine Medine adının kullanılmasını Efendimiz (s.a.s.) özellikle istiyordu; çünkü Yesrib, fesat veya günah karşılığında hesaba çekilip cezalandırılmayı anlatan bir kelime idi. Onun için Efendimiz (s.a.s.), “Medine’ye Yesrib diyen istiğfar etsin! O, temizdir; O, temizdir. O, temizdir.” buyuracaktı. Bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/285; Sâlihî, Sübülü’l-Hüdâ ve’r-Reşâd, 3/296
  3. Bkz. Ebû Dâvûd, Sünen, 2/699 (4923)
  4. İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 3/197. Bazı rivayetlerde bu neşidelerin, Tebûk sonrasında Medine’ye girilirken terennüm edildiği bilgisi vardır. Bkz. İbn Kesîr, Sîre, 4/38
  5. Muhibbuttaberî, er-Rıyâdü’n-Nadıra, 1/480. Bazı âlimler, sözü edilen neşidelerin, hicret sonrasında Medine’ye ilk girişte değil de, Tebük Savaşı’ndan dönüşte söylendiğini anlatmaktadır. Konuyla ilgili rivayetler birleştirildiğinde bu beyitlerin her iki zamanda da söylendiği anlaşılmaktadır. Bkz. İbn Kayyim, Zâdü’l-Meâd, 3/10; Mübârekfûrî, er-Rahîku’l-Mahtûm, 162
  6. İbn Mâce, Sünen, 1/612 (1899)
Bunları da beğenebilirsin