Şevvâl Ayı ve Efendimiz’in (sas) Hayatındaki Yeri

345

Şevvâl (الشوّال), kamerî yılın Ramazan’dan sonra ve Zilkâde’den önce gelen onuncu ayıdır. Bayram ayı olarak da adlandırılır. Şevl kökünden türeyen şevvâl kelimesi sözlükte “yukarı kalkmak, yükselmek; kaldırmak, kova dibinde kalan su, yaşlık” anlamlarına gelir. Câhiliye döneminde onuncu aya Şevvâl adının verilmesinin nedenleri ise şöyle açıklanmaktadır: Araplar kamerî ayların eski adlarını değiştirirken bu ay, yaz mevsiminde havanın sıcak olduğu bir döneme rastladığı ya da havanın çok sıcak olması sebebiyle develerin sütü azaldığı için bu ad verilmiştir.[1]

Cahiliye döneminde Araplar, Şevvâl ayını uğursuz kabul eder ve bu ayda evlenmezlerdi.[2] Bu ayda evlenen eşler arasında huzursuzluğun baş göstereceğine inanır ve dolayısıyla da bu ayda yapılan evliliklerin devam etmeyeceğini düşünürlerdi. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), günümüzde bile “iki bayram arasında nikâh kıyılmaz” şeklinde sürdürülen bu anlayışı kaldırarak Hazreti Âişe ve Ümmü Seleme Validemiz (radıyallâhu anhümâ) ile bu ayda nikâhlanıp evlenmişti.[3] Hazreti Âişe Validemiz de kendisinin, Peygamber Efendimiz ile Şevvâl ayında evlendiğini övünerek anlatmış ve çevresindeki kadınlara da Şevvâl ayında evlenmelerini tavsiye etmiştir.[4]

Şevvâl ayı, Ramazan-ı Şerif’ten sonra gelen ve ilk üç günü Ramazan bayramı olarak kutlanan mübarek bir aydır. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ramazan ve Şevvâl hilâllerini kastederek “Hilâli görünce oruca başlayın; onu tekrar görünce bayram yapın. Eğer hava kapalı ise içinde bulunduğunuz ayı otuz güne tamamlayın.”[5] buyurmuş ve yeni ayın hilâli görülünce tekbir getirmiş ve şöyle dua etmiştir: “Allahım! Şu yeni hilâli bize iman, İslâm, güvenlik, bereket ve esenlik içinde mübarek eyle. Ey hayır ve rüşd hilâli! Senin de bizim de rabbimiz Allah’tır, bize hayır ve bereket getir.”[6]

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ramazan bayramının birinci günü olan, Şevvâl ayının ilk gününde oruç tutmayı yasaklamıştır. Ramazan bayramının ardından Şevvâl ayı içerisinde altı gün oruç tutulması ise Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sünnetidir. Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi aleyhi ve sellem), Ramazan ile birlikte Şevvâl’de altı gün oruç tutan kimsenin tüm seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevap kazanacağını şöyle müjdelemiştir:

مَنْ صَامَ رَمَضَانَ ثُمَّ أَتْبَعَهُ سِتًّا مِنْ شَوَّالٍ كَانَ كَصِيَامِ الدَّهْرِ

“Her kim Ramazan orucunu tutar, sonra buna Şevvâl ayında altı gün daha eklerse bütün yıl oruç tutmuş gibi olur.”[7]

Şevvâl aynı zamanda hac aylarının ilkidir. Kur’an-ı Kerim’de …الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَّعْلُومَاتٌ “Hac mâlum aylardadır…”[8] buyurularak hac mevsiminden bahsedilmektedir. Peygamber Efendimiz “mâlum aylar” ifadesine, Şevvâl, Zilkâde ve Zilhicce’nin ilk on günü olarak açıklık getirmiştir.[9] Bunlar Hicrî yılın son üç ayıdır. Hac ibadetinin yalnızca bu zaman zarfında yapılması bu dönemin mübarekliğinin ve öneminin bir göstergesidir.

Efendimiz’in (sas) Şevvâl’de İ’tikâfı

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir defasında Ramazan ayında başlayıp da tamamlayamadığı i’tikâfını, Şevvâl ayında tamamlamıştı. Buna ezvâcı tâhirât arasında yaşanan şu hadise sebep olmuştu:

Ramazan’ın son on günü gelmişti. Her sene olduğu gibi o sene de i’tikâf yapması için Allah Resûlü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem), Mescid‑i Nebevî’de bir çadır kuruldu ve O (sallallahu aleyhi ve sellem), Ramazan’ın son on gününü bu çadırın içinde geçirecekti.

Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) i’tikâfa girdiğini gören Hazreti Âişe Validemiz, kendisi de mescitte i’tikâfta bulunmak için O’ndan izin istedi. Peygamber Efendimiz, Hazreti Âişe’ye izin verdi ve onun için de mescide bir çadır kuruldu. Resûlullah’a yakın olmayı arzulayan diğer annelerimizde de ibadet arzusu kendisini göstermiş, onlar da aynı talepte bulunmuştu. İlk olarak Hafsa Validemiz gelip Âişe Validemiz’den izin istemiş ve kendisi için de bir çadır kurulmasını söylemişti. Ardından bu duruma muttali olan Zeyneb Validemiz de harekete geçmiş ve bir çadır da kendisi için kurulmasını talep etmişti.

Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) sabah namazı için çıktığında dört tane çadır gördü ve “Bunlar nedir?” diye sordu. Kendisine o çadırlar hakkında bilgi verildiğinde, “Hanımları bu işe sevk eden nedir? Bununla iyilik peşinde misiniz? Bu çadırları sökün!” buyurdu. Bu emir üzerine bütün çadırlar kaldırıldı.

Onların bu tercihinin, başkaları tarafından da örnek alınacağı açıktı ve çadırını kapan Mescid’e gelir, ibadet mekanında adım atacak yer kalmazdı. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu sebeple duruma müdahale etmişti. Peygamber Efendimiz Kendisi de o Ramazan ayında i’tikâfı yarıda bırakmış;[10] bir sonraki ay olan Şevvâl ayının son on gününde bu i’tikâfını tamamlamıştır.[11]

Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatında Şevvâl ayında meydana gelen önemli hadiselerden bazıları şöyledir:

  • İlk Habeşistan muhâcirlerinin Mekke’ye geri dönmeleri (Risâletin 5. Yılı)[12]
  • Tâif Seferi (Gidiş: Şevvâl ayının bitimine birkaç gece[13] veya üç gece kala – Risâletin 10. Yılı)[14]
  • Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hazreti Âişe Validemiz (radıyallâhu anha) İle Evlenmesi (Hicretin 1. Yılı)[15]
  • Hazreti Es‘ad İbn-i Zürâre’nin Vefâtı (Hicretin 1. Yılı)[16]
  • Mescid-i Nebevî ile Hâne-i Saâdetîn İnşası (Hicretin 1. Yılı)[17]
  • Hazreti Ubeyde İbn-i Hâris’in Râbiğ Seriyyesi (Hicretin 1. Yılı)[18]
  • İlk Ramazan Bayramı ( Hicretin 2. Yılı )[19]
  • Karkaratülküdr Gazvesi (Hicretin 2. Yılı)[20]
  • Gâlib İbn-i Abdullah Seriyyesi (10 Şevvâl Hicretin 2. Yılı )[21]
  • Benî Kaynukâ‘nın Medine’den çıkarılması (15 Şevvâl-1 Zilkade, Hicretin 2. Yılı)[22]
  • Uhud Gazvesi (7 veya 11 Şevvâl,  Hicretin 3. Yılı)[23]
  • Hamrâülesed Gazvesi (Hicretin 3. Yılı)[24]
  • Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ümmü Seleme Validemiz (radıyallâhu anha) İle Evlenmesi (Hicretin 4. Yılı)[25]
  • Hazreti Abdullah İbn-i Revâha’nın Useyr b. Zârim Seriyyesi (Hicretin 6. Yılı). [26]
  • Hazreti Kürz İb-i Câbir el-Fihrî’nin Benî Ureyne (Becîle) Seriyyesi  (Hicretin 6. Yılı)[27]
  • Hazreti Beşîr ibn-i Sa’d’ın Cinâb Seriyyesi (Hicretin 7. Yılı)[28]
  • Hazreti Esmâ Bint-i Umeys’in Hazreti Ebû Bekir ile evliliği (Hicretin 8. Yılı)
  • Hazreti Halid İbn-i Velid’in Benî Cezîme kabilesi İslam’a davet etmek üzere Gumeysâ’ya gönderilmesi (Hicretin 8. Yılı)[29]
  • Huneyn Gazvesi (Hicretin 8. Yılı)[30]
  • Tâif Gazvesi (Hicretin 8. Yılı)[31]
  • Benî Hâris Heyeti’nin Medine’ye gelmesi (Hicretin10. Yılı)
  • Benî Selâmân Heyeti’nin Medine’ye gelmesi (Hicretin 10. Yılı)[32]

Dipnotlar:

[1] Yaşaroğlu, Kamil, DİA “Şevvâl” Maddesi 39/34
[2] Şevvâl ayında kıyılan nikâhların sağlıklı olmayacağını düşünüyor, karı koca arasında huzursuzluğun baş göstereceğine inanıyor ve dolayısıyla da bu evliliklerin devam etmeyeceği sonucuna varıyordu. Onlara göre bu, iki bayram arasında kıyılan nikâh demekti ve başlı başına bir uğursuzluk sebebiydi! Gerekçeleri ise yıllar önce baş gösteren ve birçok insanın ölümüne sebep olan tâun idi. Onlara göre bu tâunun sebebi, Şevvâl ayında yapılan evliliklerdi ve başlarına yeniden böyle bir sıkıntı açmamak için özellikle bu ayda nikâh kıymaktan uzak duruyorlardı! Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 8/60, 61; Nevevî, Minhâc 9/209
[3] Müslim, Nikâh 73; İbn Mâce, Nikâh 53
[4] Bkz. Müslim, Nikâh 73; Tirmizî, Nikâh 9; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 6/206 (25757); İbn-i Mâce, Nikâh 53
[5] Buhârî, Savm 11; Müslim, Sıyâm 17-20
[6] Tirmizî, Deavât 51
[7] Müslim, Sıyâm 204; Tirmizi, Savm 53 Ebû Dâvûd, Savm 58-59
[8] Bakara Sûresi, 2/197
[9] Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 4/548 (8791,8792)
[10] Bir daha benzeri yaşanmaması için Efendimiz (sas), o gün yaşanan hayır televvünlü rekabet algısını, kalıcı bir derse dönüştürüyor, iz bırakacak bir adım daha atıyordu!
[11] Buhârî, İ’tikâf 6, 14; Müslim, İ’tikâf 2; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 6/84 (24588)
[12] Makrizî, İmtâu’l-Esma 1/41. Bu konuda farklı rivayetler de vardır.
[13] İbn-i Sa’d, Tabakât 1/211-212
[14] İbn-i Hişâm, Sîre 2/60
[15] Bazı rivayetlerde bu nikâhın, hicretin ikinci yılında ve Bedir sonrasında gerçekleştiği de ifade edilmektedir. Bkz. Tirmizî, Nikâh 9; Aynî, Umdetü’l-Kârî 1/45
[16] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1/111
[17] İbn-i Sa’d, Tabakât 3/611; Belâzûrî, Ensâb 1/282; İbn-i Abdilberr, el-İstî’âb 1/83
[18] Vâkıdî, Megâzî 1/10; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/7
[19] İbn-i Sa’d, Tabakât 1/242
[20] On beş gün süren bu seferin Şevvâl 2 veya Muharrem 3’te vuku bulduğu rivayet edilmektedir. 
[21] Halife İbn-i Hayyât, et-Tarih s. 35
[22] Zürkânî 2/348
[23] Beyhâkî, Delâil 3/397; İbn-i Kesîr, el-Bidâye 3/145
[24] İbn-i Sa’d, Tabakât 2/49; Halîfe İbn-i Hayyât, et-Tarih s.42
[25] İbn-i Sa’d, Tabakât 8/71
[26] Vâkıdî, Megâzî 2/566; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/92
[27] Vâkıdî, Megâzî 2/568; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/93
[28] Vâkıdî, Megâzî 2/727; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/119
[29] Vâkıdî, Megâzî 1/6; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/147
[30] İbn-i Kesîr, el-Bidâye 3/610, 615
[31] İbn-i Kesîr, el-Bidâye 3/652; İbn-i Hişâm, Sîre 4/121
[32] İbn-i Sa’d, Tabakât 1/333

Bunları da beğenebilirsin