Sevr’e Yöneliş

103
2 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Takvimler, Sefer ayının yirmi yedisini gösteriyordu. Gecenin karanlığında Hz. Ebû Bekir’in evinden başlamıştı mukaddes göç. Ancak istikamet, ashab-ı kiramın gittiği yön olan Medine yerine Yemen istikametindeki Sevr dağını gösteriyordu. Yaklaşık sekiz kilometrelik bu yol alınacak ve emsallerine nispetle daha yüksek, büyük taşlarla dolu ve yolları engebeli olan Sevr’e tırmanılacaktı. Ayrıca bunu yaparken Efendiler Efendisi (sallallahu aleyhi ve sellem), bu kadar uzun yola, arkasındakilerin kendisine ulaşma isteklerine ve yol şartlarının aleyhte birleşmesine rağmen ayaklarının ucuna basmaya çalışıyor ve böylelikle de, arkasında kalıcı bir iz bırakmamayı amaçlıyordu. Demek ki, tedbir adına bir manevraya daha ihtiyaç vardı; bir müddet burada kalınacak ve Mekke’de olup bitenler buradan seyredilecekti. Çünkü Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), Mekke dışında bile kendisine hayat hakkı tanıma­k istemeyeceklerini biliyor ve köyünü terk ettiğini öğrenir öğrenmez de izini takip ederek maksadına ulaşmasına müsaade etmeye­cek­lerini tahmin ediyordu. Zira Kureyş, ashab-ı Muhammed’in Medine’ye gittiklerini biliyor ve sonradan bu tarafa yönelenleri de yakın takibe alıp geri çevirmek için olmadık yöntemlere baş vuruyordu.

Hz. Ebû Bekir’in hassasiyet ve çabalarına diyecek yoktu; başına bir şeyler gelir diye Efendimiz’in üzerine tir tir titriyor, bazen önüne geçip öyle yürürken zaman zaman da arkada kalarak O’nu takip ediyordu. Onun bu halini fark eden Efendimiz soracaktı:

– Yâ Ebâ Bekir! Sana ne oluyor da bazen önümde bazen de arkamda yürüyorsun?

– Yâ Resûlallah! Arkadan bir tehlike gelip gelmediğinden emin olmak için arkanızdan yürüyor, önünde gözcüler olabileceğinin endişesiyle de önünüze geçiyorum.

Bu hassasiyete karşılık Efendimiz:

– Yâ Ebâ Bekir! Senin yanında Benden daha sevimli başka bir şey var mı dersin?

Sıddîk-i Ekber’e yakışır bir cevabın gelmesi gecikmeyecekti:

– Hayır yâ Resûlallah! Seni hak ile gönderene yemin olsun ki, Senin başına bir musibet gelmektense ben, Senin uğrunda canımı verir, o musibetin benim başıma gelmesini isterim!1


Dipnot:

  1. Bkz. Hâkim, Müstedrek, 3/7 (4268), Mişkâtü’l-Mesâbîh, 2/556; Mübârekfûrî, er-Rahîku’l-Mahtûm, s. 155, 156
İlgili diğer yazılar