Rıdvân Beyatı (22 Zilkâde 6 Hicrî)

141

Hudeybiye’ye Hz. Osman ve on sahabenin şehit ediliş haberi ulaşır ulaşmaz Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem):

– Herhalde Kureyş’le savaşmadan buradan ayrılmayacağız, diyerek ashâbını beyata çağırdı. Kendileri de, Benî Mâzin İbn Neccâr’ların evlerinin bulunduğu yere doğru gelmiş ve buradaki bir ağacın altında durup oturmuştu:

– Allah (celle celâluhû) Bana, beyat yapmayı emrediyor, diyordu. Efendiler Efendisi’nin talebini bir an önce yerine getirebilmek için münadiler etrafa dönmüş:

– Ey insanlar! Haydi beyata, haydi beyata, diye nida ediyorlardı. “Ruhu’l-Kudüs gelmiş; Allah’ın adıyla çabuk olmaya bakın!”

Bunun üzerine ashâb-ı kirâm hazretleri, birbirleriyle yarışırcasına Allah Resûlü’nün yanına gelip teker teker Resûlullah’a beyat etmeye başladılar; hayatlarını ortaya koyuyor ve ne pahasına olursa olsun savaş meydanından geri durmayacaklarını söyleyip müşriklerin de hakkından geleceklerine dair söz veriyorlardı. Beyat devam ederken ashâbdan Nu’mân İbn Mukarrin Allah Resûlü’nün başında durmuş, üzerine gelen dalları aralayarak insanların rahat hareket etmeleri için yardımcı oluyordu.

Elini ilk uzatan, Ebû Sinân el-Esedî:

– Elini uzat yâ Resûlallah, Sana beyat edeceğim, demişti. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona:

– Bana ne üzerine beyat edeceksin, diye sordu. Büyük bir teslimiyetle Ebû Sinân:

– Sen neyi istiyorsan, onun üzerine, diye cevapladı. Bir adım daha atarak Resûl-ü Kibriyâ Hazretleri:

– Peki, Ben neyi istiyorum, diye tekrar sordu. Ebû Sinân şunları söyledi:

– Kılıcımla Senin önünde dikilecek ve Allah (celle celâluhû) bize üstünlük vereceği veya O’nun uğruna şehit olacağım âna kadar vuruşacağım!

Bundan sonra herkes geliyor ve Ebû Sinân gibi elini uzatıp Allah Resûlü’ne beyat ediyordu. Bir noktaya gelince Efendiler Efendisi, elinin birisini yukarıya doğru kaldırdı ve onu diğer eliyle tutarak:

– Allah’ım! Şüphesiz ki Osman, Senin ve Resûlü’nün bir işini takip için gitmişti, diye Allah’a niyazda bulundu. Ardından da, elinin birini Hz. Osman’ın eli, diğerini de kendi eli olarak kabul edip gıyabında onun adına beyatını kabul ettiğini ifade etti. Aynı zamanda ashâbına dönmüş ve onları:

– Sizler, yeryüzünün en hayırlılarısınız, diye müjdeliyor, ağacın altında Resûlullah’a beyat edenlere Cehennem ateşinin dokunmayacağını söylüyordu.

Hudeybiye’ye kadar gelenler arasından sadece Cedd İbn Kays beyat etmemişti; içindeki nifakı atamamış ve devesinin altına âdeta yapışırcasına gizlenerek, beyat etmemek için kimseye gözükmemeye çalışıyordu.

Allah Resûlü dahil herkes, güç bela bulabildikleri silahlarını da kuşanmışlardı. Ortada güç dengesi yoktu ama ashâb-ı kirâmın, her şeyin üstesinden gelebilecek bir imanı vardı. Hatta Ümmü Ümâra, çadır direği olarak kullanılan bir sırığın ucuna bıçak bağlamış ve herhangi bir tehlike anında bununla kendisini korumayı hedeflemişti.

O âna kadar geceleri ateş yakmayı uygun bulmayan Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), iş bu noktaya geldikten sonra ateş yakmak isteyenlere müsaade edecek ve:

– Ateş yakın ve yiyecek hazırlayın; çünkü bundan sonra hiç kimse, sevap yönüyle sizin yaptıklarınızın zerresine bile ulaşamaz, buyuracaktı.1

Süheyl İbn Amr, Huveytıb İbn Abdiluzzâ, Mikrez İbn Hafs ve etrafta bulunan Kureyşliler, olup bitenleri büyük bir dikkâtle seyrediyorlardı. Açıkçası gözleri korkmuştu; ölüme bu kadar açık yüreklilikle ve koşarak giden insanlarla baş etmenin imkânı olamazdı! Onlar için bu insanların bir benzerini görmenin imkânı yoktu; zira mücerret kan bağı veya kabile taassubuyla ifade edilebilecek cinsten bir bağlılık değildi bu! Âdeta ashâb, birbirleriyle anlaşmışçasına ve lisan-ı hâlleriyle Mekke müşriklerine, bir lidere nasıl saygı gösterilmesi gerektiğini, O’nun emirlerini yerine getirme konusunda nasıl duyarlı olunabileceğini ve iş ciddiye bindiği zaman da maddi manevi nasıl bir fedakârlıkta bulunulabileceğini fiilen gösterme yarışına girmişlerdi! Kureyş’in o güne kadar ne gördüğü ne de duyduğu faziletlerdi bunlar! Onun için elçiler, ne yapıp edip mutlaka bir anlaşma yolunun bulunması gerektiğini düşünüyor ve kendi aralarında, en az zayiatla bu işin içinden nasıl sıyrılacaklarının hesabını yapmaya çoktan başlamış bulunuyorlardı.

Çok geçmeden yeni bir haber gelecek ve mü’minler, Hz. Osman’la diğer sahabelerin şehit edildiği haberinin mesnedsiz olduğu müjdesiyle sevineceklerdi.


Dipnot:

  1. Hadisteki ifade, “Sizden sonra hiçbir kavim, sizin ne sa’yinize ne de müddünüze ulaşabilir.” şeklindedir ki biz, daha kolay anlaşılması için yukarıdaki ifadeyi tercih ettik. Bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/26 (11224); Hâkim, Müstedrek, 3/38 (4336); İbn Ebî Şeybe, Musannef, 7/386 (36853)
İlgili diğer yazılar

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Deneyiminizi daha iyi hale getirmek için bu web sitesinde çerezleri kullanıyoruz. Devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş oluyorsunuz. Kabul Et Daha fazla