Nebevî Eğitimin İlkeleri (9): “SORUMLULUK KAZANDIR!”

314

Sosyal bir varlık olan insanın hem kendine hem çevresine hem de ona hayatı veren Yüce Yaratıcı’sına karşı birtakım sorumlulukları vardır. Onun, bu sorumluluklarını yerine getirebilmesi de “sorumluluk şuuru” kazanmasına bağlıdır. Zira insanın mahiyetine çekirdek halinde yerleştirilen bu duygunun inkişafı, ancak eğitim, öğretim ve tecrübe ile mümkündür. Sorumluluk, bir ferdin içinde yaşadığı aile ya da topluma karşı görevlerini yerine getirmesi, başkalarının her çeşit hak ve hukukuna saygılı olması, çevresindekilere uyum sağlaması ve iyi-kötü davranışlarının sonuçlarını üstlenmesi demektir. Buna göre sorumluluk sahibi, değer yargıları olan, davranışlarını akıl, mantık ve inançları doğrultusunda süzgeçten geçiren, kendi hürriyetinin sınırlarını bilen ve başkalarının haklarını da hakkıyla gözeten kimsedir. Sorumluluk, insanın hem zihnî, bedenî ve fikrî açıdan hem de duygusal ve sosyal açıdan gelişebilmesi için çok önemlidir. Bu yönüyle o, insanın dünya hayatında başarılı ve huzurlu; ahiret yurdunda ise kurtuluşa ermesi için en gerekli kişilik özelliklerinden birisidir. Kur’ân ve Sünnet, çocuklara ve gençlere bu duygunun kazandırılması ve geliştirilmesi adına birçok uyarı ve tavsiyelerde bulunur:

İnsan, Yaptıklarından Sorumludur!

Çocukluktan itibaren insana, yapacağı her şeyden sorumlu olduğu/tutulacağı ilkesi anlatılmalı, şuuraltına ve zihnine yerleştirilmelidir. Bunun için Hz. Lokman (aleyhisselam) oğluna sorumluluk bilinci aşılama adına şöyle buyurur: “Yapılan iş, bir hardal tanesi ağırlığında da olsa, bu ister kaya parçasında ya da göklerde veya yerin derinliklerinde de saklı bulunsa, Allah, tartıya koymak ve hesabını sormak üzere onu getirip açığa çıkarır.”1 Kur’ân’da üzerinde sıkça durulan bu husus, ahirete imanla doğrudan irtibatlı olması hasebiyle aslında onun ana konularından birisidir. Yine “Yoksa insan öyle başıboş ve gayesiz yaratıldığını; kendi başına ve sorumsuz bırakılacağını mı sanmaktadır?”2 buyurulur ve insanın, asla bu duygudan bağımsız düşünülemeyeceğine dikkat çekilir. Üstelik sorumluluk bilincine vurgu yapılırken zerre ağırlığınca bile olsa insanın, iyilik ve kötülüklerinden sorumlu tutulacağı çok etkili bir şekilde ifade edilir.3 İnsanın, malına ve gücüne güvenerek kendisini, kimsenin görmediği ve kimsenin de hesaba çekemeyeceği zannına kapılmaması gerektiği ayrıca vurgulanır.4 

Sorumluluk, Şahsîdir!

Bu duygu ve bilinç kazandırılırken üzerinde durulması gerekli bir husus da “sorumluluğun şahsiliği” ilkesidir. Kur’ân’a göre insanlar, kendi yapıp-ettiklerinden sorumlu tutulacaktır: “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenip çekemez. Yükü ağır olan onun taşınması için başkasını çağırsa ve o kişi kendisinin en yakını bile olsa onun günah ağırlığından kendisine bir şey yüklenemez…”5 “De ki: ‘Siz bizim işlemiş olduğumuz suçlarımızdan hesaba çekilecek değilsiniz ve biz de sizin yaptıklarınızdan sorgulanacak değiliz.”6 Herkes sözlerinin, ahitlerinin, yaptıklarının ve davranışlarının sorumluluklarıyla muhatap olacak ve hesap verecektir: “Hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmadığın bir konuda konuşma/tartışmaya girme. Çünkü kulak, göz ve gönül gibi azaların hepsi de sorumlu tutulacaktır.”7 Dolayısıyla sorumlulukla ilgili bu temel esaslar, çocuklara/gençlere yaşları gözetilerek verilmeli; şuur altlarına sorumluluk düşüncesi iyice yerleştirilmeye çalışılmalıdır. 

Sorumluluk Duygusu Kazandırma

“Sorumluluk eğitimi-öğretimi” ciddi bir emek, süreç ve sabır ister. Zira muhataplara bu duyguyu kazandırmak ve onu, tabiatının bir derinliği haline getirmek öyle birkaç kez anlatma ya da telkinle hemen gerçekleşebilecek bir husus değildir. Bunun için bir yol haritası çıkarmak ve onu, dikkatlice takip etmek gerekir:

Önce Sev, Şefkat Göster ve Saygı Duy!

Sorumluluk eğitimin temelinde sevgi, şefkat ve saygı vardır. Aile ortamında yeterli sevgi ve şefkat gören ve kendisine saygı gösterilen fertlerin, aynı zamanda kendilerine güveni ve sorumluluk duyguları da oluşmaya ve gelişmeye başlar. Allah (celle celâluhu), anne ve babanın gönlüne, daha çocuk dünyaya gelmeden sevgi ve şefkat duygusu yerleştirmiştir. Bunun içindir ki çocuk doğar doğmaz, her ikisi de onun üzerine titrer ve ona, bin bir ihtimamla hizmet ederler. Gecelerini gündüze katar ve çocuklarına sahip çıkma adına her türlü fedakarlığa katlanırlar. İşte çocuk, ilk sorumluluk derslerini, büyük bir mesuliyet duygusuyla hareket eden anne ve babanın, bu sevgi ve merhamet dolu ilgisinden alır.  Bu şekilde kendisine emek verilen çocuğun sorumluluk duygusu da oluşmaya ve gelişmeye başlar. Bundan dolayı sağlıklı bir aile ortamı çok önemlidir. Allah Resûlü’nün, “Küçüklerine merhamet/şefkat göstermeyen bizden değildir!” buyurması da bu açıdan manidardır. 

Kabiliyetleri ve Gücü Ölçüsünde Sorumluluk Ver!

Çocuk, büyüdükçe tabiatıyla kendisine bazı görevler verilmeli; omuzlarına yaşına ve gücüne uygun bazı sorumluluklar yüklenmelidir. Zira bir duygu ve kabiliyetin gelişimi onu işler hale getirmeye bağlıdır. Aksi takdirde yatırım yapılmayan ya da işletilmeyen duygular zamanla körelmeye mahkumdur. Fakat çocuklara/gençlere kaldıramayacağı yükümlülükler vermek onlara bir şey kazandırmayacağı gibi sorumluluktan kaçma alışkanlığı oluşmasına da sebep olabilir. Bu çerçevede Kur’ân’da “Allah, hiç kimseye gücünün üstünde bir sorumluluk yüklemez.”8 buyrularak aynı zamanda insanın, takâtini aşan şeylerle yükümlü tutulmasının da doğru olmadığı ifade edilir.

Allah Resûlü, yanında tuttuğu ve eğittiği çocuklara/gençlere, kabiliyetlerine göre görevler veriyor ve böylece onlara hem sorumluluk duygusu kazandırıyor hem de gelecekte farklı alanlardaki ihtiyacı karşılayacak kadrosunu yetiştiriyordu. Mesela O, hicret ettiğinde Hz. Zeyd İbn-i Sabit on bir yaşlarında çok zeki ve akıllı bir çocuktu. Efendimiz, Yahudilerle yaptığı görüşmeler ve yazışmalar sırasında kendisine yardımcı olması için ondan, İbranice ve Süryanice öğrenmesini istedi; o da kısa sürede bu iki dili hem okuma, yazma hem de konuşmayı öğrendi. Ayrıca ona vahiy katipliği görevi de verdi ve böylece onun Kur’ân ilimleri sahasında yetişmesine zemin hazırladı. Fakat yaşı itibarıyla cephenin sorumluluklarını kaldıramayacağı için onu Uhud’dan geri çevirdi ve arkada kalanlara göz kulak olma görevi verdi.9

Şiddet ve baskı ile sorumluluk kazandırılmaz! 

Çocuklarda/gençlerde sorumluluk duygusunun oluşması ve bunun gelişmesi için onların irade ve tercihlerine saygılı olunmalı asla baskıda bulunulmamalıdır. Baskı yerine, çocuk ya da gençlerin önüne yaş ve kabiliyetlerine göre farklı alternatifler konulmalı; onlara seçme hakkı tanınmalıdır. Allah Resûlü de tebliğde bulunurken asla muhataplarını zorlamamış ve iradelerine en küçük bir baskı da bulunmamıştır.10 O, kendi bakımı ve görümü altında bulunan on yaşındaki Ali’yi bile İslam’a davet ederken iradesine saygı göstermiş asla zorlamamıştır. Ona hak ve hakikatleri anlatmış; Mekke’deki şartları dikkate alarak kimseye bir şey söylememesini istemiş ve ihtiyaç duyarsa babasına da danışmasını tavsiye etmiştir. O gece sabaha kadar Allah Resûlü’nün kendisine anlattıkları üzerinde düşünen Hz. Ali, sabahleyin Efendimiz’in huzuruna çıkıp, “Allah, beni yaratırken Ebu Talib’e sormadı ki, ben de Ona inanmak ve ibadet etmek için gidip kendisine sorayım.” demiş ve Müslüman olmuştur.

Babası onun durumunu haber aldığında “Ey Oğulcuğum! Senin tercih ettiğin bu din nedir?” diye sorar. Hz. Ali, “Babacığım! Ben Allah’a ve O’nun Resûlü’ne iman, Peygamberimizin getirdiklerini de tasdik ettim. Ona uydum ve onunla birlikte namaz kıldım.” Bunun üzerine baba Ebu Talib’in verdiği cevap din ve vicdan hürriyet, açısından çok manidardır. “Ey oğlum! Amcanın oğlunun dinine sana da kendi tercihinle girmek yaraşır. O, seni daima hayra davet ve teşvik eder. Ona itaate devam et.”11

Öfkene Kapılma, Sabırlı Ol! 

Sorumluluk duygusu kazandırma ve bunu geliştirme adına anne-baba ya da muallimlerin/rehberlerin dikkat etmesi gerekli bir noktada öfkelerine kapılmamaları bilakis sabırlı olmalarıdır. Zira çocuklar/gençler, kendilerine verilen görevleri yerine getirirken bazen hata yapabilir, kırıp dökebilirler. Bu tür durumlar karşısında sorumluluk duygusu geliştirilmek istenen kimseye öfkelenmek yerine onunla konuşmak, başarılı olabileceğini telkin etmek ve ona yol göstermek daha da etkili olacaktır. Bu konuda on yaşından yirmi yaşına kadar Allah Resûlü’nün yanında kalan bir taraftan eğitim alırken diğer taraftan hizmetini de gören Hz. Enes İbn-i Malik, bu konuda O’nun takip ettiği eğitim ilkelerini şöyle özetler: “Resûlüllah’a on yıl hizmet ettim. Her işim istediği gibi olmuyordu. Hizmetim sürecinde yaptığım her hangi bir şey için ‘Bunu niye böyle yaptın?/Bunu ne kadar kötü yaptın!’ ya da yapmadığım bir şey için de ‘Niye böyle yapmadın?’ demedi. O, beni ne azarladı ne ayıpladı ne incitici bir söz söyledi ne bir kez olsun yüzünü ekşitti ne de dövdü. Bırakın bunları bir kez olsun bana ‘öf’ bile demedi.”12 Dolayısıyla tatlı dil ve yapıcı/öğretici üslubun yerine asla öfke konulmamalıdır. Aksi takdirde öfke patlamaları o ana kadar elde edilen kazanımların da kaybedilmesine sebebiyet verecektir. 

Onun işini Sen Yapma! 

Sorumluluk duygusu kazandırılmak istenen çocuklara/gençlere verilen görevler tamamen onlar tarafından yapılmalıdır. Vazifesini aksatan ya da yapmayan kimselere yol göstermek, motivasyonunu artırmak adına bir şeyler yapmak uygun olsa da bütünüyle yerine getirmediği sorumluluklarını üstlenmek bu duygunun oluşmasına ve gelişmesine zarar verecektir. Zira her defasında sorumluluklarını idrak etmeyip aksatanın işini yapmak ya da tamamlamak onu “Nasıl olsa görevlerim yapılıyor!” diye tembelliğe ve gevşekliğe hatta vurdumduymazlığa götürecektir.

Allah Resûlü, bu ilkeyi yerleştirme adına “Herkesin kendi işini kendisinin yapması” prensibini vazetmiştir. Bir defasında çarşıdan satın aldığı eşyaları taşımak isteyen Hz. Ebu Hureyre’ye “Bir şeyi sahibinin taşıması daha uygundur. Ancak taşıyamazsa Müslüman kardeşi ona yardım eder.”13 buyurmuş ve elindekileri ona vermemiştir.  O, mümkün olduğu ölçüde evinde dahi kendi işlerini kendisi yapar; dikilecek söküğü varsa kendi diker, elbisesini temizler, ayakkabılarını tamir eder, koyun sağar ve ailesine de yardım ederdi.14  Allah Resûlü’nden bu terbiyeyi alan ashâb-ı kiram da böyle davranır; bineğinin üzerinde iken yere kamçısı düşse onu kimseden istemez yere inip kendileri alırlardı.15 

Örnek Ol! 

Çocuklar/gençler, ebeveyn/muallim ve rehberlerinin davranışlarını gözlemler ve onları model alarak öğrenirler. Bunun için sorumluluk duygusu kazandırılmak istenen kimselere bir şey anlatmadan önce sorumluluk noktasında güzel örnek olmak önemlidir. Zira muhataplar söylenenlerden daha çok davranışa bakar ve daha fazla etkilenirler. Bu yönüyle bütün peygamberler, kendi kavmine, Peygamber Efendimiz ise bütün insanlığa en güzel örnek olarak gönderilmiştir.16 Risâlet davasında bile temsil daima tebliğin önündedir. Hiçbir peygamber yapmadığı ya da yaşamadığı bir şeyi söylememiş ve çevresine onu telkin etmemiştir. Nitekim Kur’ân’da “Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri başkalarına söylüyorsunuz?” ikazında bulunulur ve bunun yalnızca insanlar arasında etkisizliğe değil Allah katında da büyük gazaba sebep olacağı beyan buyurulur.17 buyrulur. 

Sorumluluğunu Yerine Getirince Takdir Et!

Çocuklara/gençlere sorumluluk bilinci kazandırma adına ihmal edilmemesi gerekli bir husus da sorumluluklarını yerine getirdiklerinde tebrik ve takdir etmektir. Bu durum, onların hem motive olmasına vesile olur hem de her zaman mesuliyetlerini yerine getirmeye teşvik eder. Zira muhatabın aldığı “Çok güzel yapmışsın! Çok teşekkür ederim!” gibi takdir ve iltifatlar, onu manevi yönden destekler ve kendisinde güven ve sorumluluk şuurunun gelişmesine önemli katkıda bulunur. Nitekim Allah Resûlü çevresine karşı daima “takdir edici bir rehber” olmuştur. O, bir taraftan büyük bir sorumluluk şuuruyla risalet vazifesini yerine getirirken diğer yandan yetiştirmeye çalıştığı ashabına da sorumluluk bilinci aşılamaya çalışmıştır. Ashab-ı kiram, Efendimizden aldıkları sorumluluk şuuruna göre vazifelerini hakkıyla eda ederken Allah Resûlü de onların bu davranış ve hassasiyetlerini takdirden geri durmamıştır.

Bu açıdan öncelikle Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem), mesul oldukları vazifeleri hakkıyla yerine getiren ashabına farklı şekillerde iltifatta bulunarak takdir etmiştir. Mesela Hz. Hamza’ya “Esedullah/Allah’ın Aslanı”, Hz. Halid İbn-i Velid’e “Seyfullah/Allah’ın Kılıcı”, Hz. Zübeyr İbn-i Avvam’a “Havârim”, Hz. Ubeyde İbn-i Cerrah’a “Emînullah/Allah’ın Emin Kulu” vs.. gibi güzel lakaplar takarak onları farklı kabiliyetleriyle hem takdir etmiş hem de sorumluluk bilinciyle hareket eden ashabını kıyamete kadar örnek olarak nazara vermiştir. Yine, mesela “Ensar kadınları ne güzel kadınlardır ki haya duyguları onları ilim tahsil etmekten alıkoymuyor.”18 buyurarak onların ilim aşkını ve mesuliyet duygusunu takdir etmiş ve kadınlık alemine örnek göstermiştir. Efendimiz’in bu iltifat ve takdirleri, onların sorumluluk bilinçlerinin katlanmasına vesile olmuş ve hayatı daha da dikkatli yaşamalarını sonuç vermiştir.

Sonuç 

Sorumluluk şuuru, şahsiyetin oluşmasında ve kemale ermesinde alternatifi olmayan önemli bir değerdir. Bu yönüyle o, hakiki manada insan olmanın en belirgin özelliklerinden biridir. Sorumluluk bilincine sahip olan kimse hem Rabbine hem kendisine hem de çevresine karşı adaletli ve dengeli davranır; zulme girmez. Kendine ve çevresine karşı ölçülü ve saygılı olur, vazife ve sorumluluklarını aksatmadan yerine getirir ve başkalarına yük olmaz. O bu yaşantısıyla içinde yaşadığı aile ve topluma huzur ve güven verirken, bu duygudan mahrum kişi de bütünüyle sorunun kaynağına dönüşür.

Yazar: Dr. Selim Koç 

Dipnot:

  1. Lokman Sûresi, 31/16
  2. Kıyamet Sûresi, 75/36
  3. Bkz. Zilzal Sûresi, 99/7, 8; Nahl Sûresi, 16/93
  4. Bkz. Beled Sûresi, 90/5-7
  5. Fâtır Sûresi, 35/18
  6. Sebe Sûresi, 34/25; Bkz. Yunus Sûresi, 10/41
  7. İsra Sûresi, 17/34, 36
  8. Bakara Sûresi, 2/286
  9. Derinlikli malumat için tıklayınız: https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/
  10. Bkz. Kaf Sûresi, 50/45
  11. Bkz. İbnu’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe s.871, 872 (3790)
  12. Buharî, Edeb 39 (6038); Ebu Davud, Edeb 1 (4774); Müslim, Fedâil 13/51, 52, 53 (2309)
  13. Kadı İyaz, eş-Şifâ, I/117
  14. Bkz. Buharî, Ezan 44 (676); İbn Hıbban, Sahih, (5677)
  15. Bkz. Müslim, Zekât 36/108 (1043)
  16. Bkz. Ahzâb Sûresi, 33/21
  17. Bkz. Saf Sûresi, 61/2, 3
  18. Müslim, Hayız 65; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, VI/148
İlgili diğer yazılar

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Deneyiminizi daha iyi hale getirmek için bu web sitesinde çerezleri kullanıyoruz. Devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş oluyorsunuz. Kabul Et Daha fazla