Nebevî Eğitimin İlkeleri (7): “DEĞER VER!”

469

Nebevî eğitimin temel esaslarından biri de muhataba “değer verme” ilkesidir. Muhataplarını gerçekten seven ve eğitimi önemseyen kimseler, onlara değer verir ve saygı gösterir. İnsanoğlu psikolojik bir ihtiyaç olarak başkaları tarafından kendisine güvenilmesini, değer verilmesini ve saygı duyulmasını bekler. Bu açıdan insan ruhu ve kabiliyetlerinin inkişafında, ona “değer verme ve saygı duyma” temel esaslardandır.  İnsanı yaratan Allah da ona değer verir. Bu değer Kur’ân’da farklı açılardan dile getirilir ve insan, “halife” olarak nitelendirilir. Bu tavsif üzerinden ona takdir edilen görev (hilafet) nazara verilerek meleklerden onun bu durumuna değer verip saygı duymaları (secde) istenir.1 

Yine Kur’ân’da, hem insanın en güzel yaratılışa mazhar kıldığını belirtilir2 hem de “Gerçekten Biz, Âdem evlatlarını değerli/şerefli kıldık, karada ve denizde kendilerini taşıyacak vasıtlar nasip ettik, onlara helal ve hoş rızıklar verdik ve yarattığımız varlıkların çoğuna üstün kıldık.”3 beyanıyla, insanın değeri açıkça ifade edilir. Ayrıca yerde ve gökte her şeyin onun tasarrufuna boyun eğdirildiğini ve hizmetine sunulduğunu ifade eden ayetler de insana atfedilen değeri gösterir.4 

Bu yönüyle insanın talim ve terbiyesinde sorumluluk alan kimselerin, bu ilahî ahlak ile ahlaklanmaları ve muhataplarına değer vermeleri eğitim-öğretim adına önemlidir. Zira her ferdi, “Cenab-ı Hakk’ın isimlerinin câmi bir aynası” olarak kabul edip kıymet vermeyen kimseler, muhataplarına kendi değerlerini kazandıramazlar. Nitekim Allah Resûlü, bir tavaf esnasında insanın değerini, Kâbe üzerinden şöyle ifade eder: “Ey Kâbe! Sen ne güzelsin ve kokun da ne güzel! Sen ne yücesin ve değerin/saygınlığın da ne yüce! Fakat nefsim kudret elinde bulunan Allah’a yemin olsun ki, O’nun nezdinde müminin canı, malı ve şahsiyetinin değeri senden daha yücedir.”5

Allah Resûlü, Muhataplarına Değer Verirdi 

Allah Resûlü, sahip olduğu yüce ahlakın bir yansıması olarak çevresindeki insanlara değer verir, onlara son derece saygılı, anlayışlı ve nazik davranırdı. O, bu hususta zengin fakir, köle hür ya da makam-mevki sahibi vs. ayırımı yapmaz herkese mürüvvetle muamele ederdi. Görüştüğü kimseleri güleryüzle karşılar, onlarla selamlaşır, yer yer şakalaşır ve hatırlarını sorardı.6 Bu güzellikleri toplumda yaygınlaştırma adına da güleryüzlü olmayı ve tanıdık-tanımadık herkese selam vermeyi ashabına da sünnet olarak tavsiye ederdi. 

O, beraber oturduğu kimselere değer verir, onlarla ilgilenir ve her birine farklı vesileler bulur iltifat ederdi. İnsana verdiği değerdir ki, O’nunla oturup kalkanlar, en çok kendisinin sevildiğini hisseder hatta içlerinden, Allah Resûlü’nün yanında kendilerinden daha kıymetli bir kimsenin olmadığını düşünürlerdi. Amr İbnu’l-Âs, “Allah Resûlü, iyi ya da kötü herkesle oturur, yüzyüze sohbet eder ve bir şekilde onların gönüllerine girerdi.” der ve bu hususta yaşadıklarını şöyle anlatır: “Kendisiyle bir araya geldiğimizde bana doğru dönmüş ve yüzyüze konuşmuştuk. O’nun bu alakası karşısında kavmin en hayırlısı ben olduğum kanaatine kapılmış ve Kendisine, “Ben mi daha hayırlıyım Ebu Bekir mi?” diye sormuştum. O, “Ebu Bekir.” diye cevap verince bu sefer “Ben mi daha hayırlıyım Ömer mi?” diye sordum. O, “Ömer.” deyince, bu defa “Ben mi daha hayırlıyım, Osman mı?” dedim. O, bu soruma karşılık da “Osman!” diye cevap verince artık sustum, hatta keşke Efendimiz’e bu konuda bir şey sormasaydım” diye de hayıflandım.”7

Değer Veriyorsan, Merhamet Göster ve Saygı Duy!

İnsana değer vermenin hem eğitim hem de günlük hayata pek çok yansıması vardır. Öncelikle muamele ve münasebetlerdeki “merhamet”, bunun bir tezahürüdür. Bundan dolayıdır ki Allah Resûlü, “Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize değer verip saygı göstermeyen bizden değildir.”8 buyurur ve büyüklerin küçüklere değer vermesini merhamet, küçüklerin büyüklerine değer vermesini de saygı üzerinden temellendirir ve açıklar. Zira soyut bir kavram olan “değer verme”, ancak davranışlarla ortaya konulabilir. Dolayısıyla bu ilkenin eğitim hayatına en büyük yansıması, talim-terbiyede sevgi, saygı ve merhameti hâkim kılmaktır. 

Bu yönüyle Efendimiz, en yakınlarından başlayarak hem herkese değer verir hem de onlara değerli olduklarını hissettirirdi. Mesela torunlarını kucağına alır, şefkatle sarılır ve öperdi. Bununla da yetinmez, “Ey Rabbim! Sen bunlara merhamet et! Ben bunları çok seviyor, çok şefkat duyuyorum, Sen de sev!”9 buyurur ve bunu özel dualarıyla taçlandırırdı. Yine “Hüseyin Ben’den, Ben de Hüseyin’denim…”10 beyanıyla herkesin anlayacağı şekilde onlara verdiği değeri dile getirirdi.

Hatta O’nu, torunlarını bağrına basıp öperken gören bir bedevî, “Siz, çocuklarınızı öper misiniz? Benim on çocuğum var, bugüne kadar hiçbirini öpmedim!”  deyince, Rahmet Peygamberi, “Merhamet göstermeyene, merhamet edilmez.” buyurur.11 ve ilave eder: “Allah, senin kalbinden merhameti söküp aldıysa Ben ne yapabilirim!” Bununla O, bazen bir öpücük bazen bir baş okşama bazen de güzel bir cümleyle olsun, çocuklarına değerli olduklarını hissettirmeyen anne-babaları uyarır. 

Değer Veriyorsan, Empati ve Sempati Duy!

Eğitimde muhataplara değer vermenin bir göstergesi de onlara empati ve sempatiyle yaklaşmaktır. Bir muallim, rehber ve lider olarak Allah Resûlü’nü bize tanıtan Rabbimiz, “Andolsun ki size öyle bir peygamber geldi ki, sıkıntıya uğramanız O’na ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer. Mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.”12 buyurur; O’nun empati ve sempati özelliğine dikkat çeker. Yine bu çerçevede “O, müminlere öz canlarından daha dost ve yakındır.”13 buyurulur.

Allah Resûlü de ashabına ve ümmetine empati ve sempatiyi, imanla irtibatlı ders verir ve “Kendisi için arzu ettiği bir şeyi başkaları için de arzu etmeyen kimse, hakkıyla iman etmiş olamaz.”14 buyurur.  O, bu talebini onlara ifade ederken, çok etkili bir örnekle, yakalamaları gerekli şu ufku gösterir: “Müminler birbirini sevmede, birbirine merhametli davranma da ve birbirlerine değer verme, birbirlerinin dertlerini hissedip dertlenmede ve birbirlerini desteklemede bir beden gibidir. Tıpkı bir vücudun herhangi bir organı rahatsızlandığında diğerlerinin de uykusuzluk ve ateşlenme de ona ortak olması gibi.”15 Ayrıca bu konuda gevşeklik yaşanmaması adına şu ikazda bulunur: “Müslümanların dertlerini bağrında duyup hissetmeyen ve onların çözümü adına ihtimam göstermeyen kimse onlardan değildir!”16

Değer Veriyorsan İltifat, Teşekkür ve Takdir Et!

Talim terbiyede değer vermenin önemli bir göstergesi de yer yer muhataba iltifat etmek, hak ettiğinde teşekkür ve takdir de bulunmaktır. Modern psikolojinin önemli isimlerinden William James’in tespitiyle, “İnsan tabiatının en derin özlemi, takdir edilmektir.” Zira takdir, insanı hem motive eder hem de ona kendisini değerli hissettirir. Bu itibarla Allah Resûlü, muhataplara teşekkür ve takdiri, Allah’a şükürle birlikte ele almış ve şöyle buyurur: “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükredemez.”17 Zira insanların iyiliklerini göremeyen bir kimse o nimetleri veren Rabbine de bilemez.

Bundan dolayı İslam ahlakında temel sorumluluklardan biri de “Allah’ın nimetlerinin kendisine ulaşmasında vasıtalar durumunda olan insanlara teşekkür edip, onlara değer verdiğini göstermektir.” Bu çerçevede Allah Resûlü, “Kim bir iyiliğe mazhar olursa, imkânı varsa karşılığını hemen versin. O an imkânı yoksa verene iltifat ve takdir de bulunsun. Zira onu medh u sena etmekle teşekkürünü yerine getirmiş olur. Karşılık vermeyen ise nankörlük yapmış olur.”18 buyurur. Nankörlük, yapılanları görmemek ve değer bilmemezliktir. 

Allah Resûlü evlatlarına, torunlarına ve ashabına değer vermiş, yer yer iltifat etmiş ve uygulamalarıyla onlara bu ruhu da aşılamıştır. Mesela Efendimiz, Hz. Hasan ve Hüseyin’i kucağına alır ve “Hasan ve Hüseyin, benim dünyada kokladığım iki reyhanımdır.”19 buyurarak onlara iltifat eder ve nezdinde ne kadar değerli olduklarını gösterirdi. 

O, düşmanı da olsa gönlüne girmek istediği kimselere de değer verir, sözlü ve fiili davranışlarıyla bunu hissettirirdi. Mesela Ebû Cehil’in oğlu İkrime, Mekke’nin fethinden sonra büyük bir pişmanlık içerisinde huzuruna gelince “Hoş geldin, Ey süvari Muhacir!” buyurarak iltifat etmiş ve kendisini ayakta karşılamıştı. Efendimiz’in bu iltifat ve özel karşılamasından çok etkilenen İkrime, oracıkta Müslüman olmuştu. Kendisine iltifat ve takdirde bulunulan o anı hatırlar ve “Yaşadığım sürece Allah Resûlü’nün bu âlicenab davranışını ve iltifatını hiç unutmadım!” derdi. 

Değer Veriyorsan Zaman Ayır, Emek Sarfet!

Muhatabı sevme ve ona değer verme, onunla geçirilen zamanla da doğru orantılıdır. Değer veren çocuklarına/talebelerine ya da rehberlik yapacağı kimselere vakit ayırır ve onlarla ilgilenir. Bilhassa çocukların beklediği sadece oyun ve oyuncak değil ilgi ve valideynle beraber vakit geçirmektir. Bu hem onları tanıma hem değerli olduklarını hissettirme hem de hayata hazırlama adına çok önemlidir. Kur’ân’ın beyanıyla, “İnsan için, emeğinin karşılığından başkası da yoktur.”20 Bu manada yetişmesine katkıda bulunulacak bir kimseye yapılacak en büyük iyiliklerden birisi ona vakit ayırmaktır.  

Allah Resûlü, ashabının içindeydi ve hayatı, bütün zorluklara rağmen onlarla beraber yaşıyordu. O kadar onlarla bütünleşmiş ve onlardan birisi haline gelmişti ki dışardan gelenler O’nu içinde bulunduğu sahabîlerden ayıramıyor ve “Hanginiz Muhammed?”21, “Hanginiz kavmin efendisi?”22 diye sorma ihtiyacı duyuyorlardı. Amcası Hz. Abbas, Efendimiz’in halkla bu kadar haşir neşir olup onlardan birçok eziyet ve sıkıntıya maruz kalması karşısında ıstırap duyar ve bunun için özel bir mekân ve yüksek bir taht yapmayı düşünür. Bunu teklif ettiğinde Allah Resûlü, “Hayır! Allah, Beni içlerinden alıp huzura kavuşturuncaya kadar onların aralarında bulunacağım. Varsın ökçelerime bassınlar, elbisemi çekiştirsinler, kaldırdıkları tozlarla beni rahatsız etsinler!” cevabını verir.23 Ardından da bütün ashabına ve ümmetine şu hakikati haber verir: “İnsanların arasına karışıp onların eza ve cefalarına katlanan bir Müslüman, onlara karışmayıp ezalarına katlanmayanlardan daha hayırlıdır.”24 

Değer Veriyorsan, Gizleme Söyle! 

Eğitimde “değer verme” ilkesinde önemli olan bir husus, muhataplara verilen değerin sözlü olarak da ifade edilmesidir. Zira her zaman muhataplar bunu davranışlardan anlayamayabilir. Hatta anlasa bile bunun sözlü olarak ifade edilmesinin eğitim değeri daha da yüksektir. Davranışlar artık beyanla da teyid edilmiştir. Bu konuda Allah Resûlü’nün hayatından birçok örnek verilebilir. Biz bir tanesiyle yetineceğiz:

Zahir İbn-i Haram, bâdiyede yaşayan bir sahabî idi. Zaman zaman Medine’ye gelir; Efendimiz’i ziyaret eder ve O’na, köyünde yetişen özel ürünlerden hediyeler getirirdi. Ayrılacağı zaman da Allah Resûlü ona badiyede bulamayacağı temel ihtiyaçlarını ayarlar ve “Zahir, bizim köylümüz, biz de onun şehirlisiyiz.” diye iltifat ederdi. Bir gün Zahir, köyünden getirdiği ürünleri pazarda satarken Efendimiz, arkasından yaklaşır ve elleriyle gözlerini kapatır. Zahir, bunu kimin yaptığını bilmediği için “Kim O? Bırak beni!” diye çırpınmaya başlar. O esnada göz ucuyla bakma imkanı bulur ve kendisine şaka yapanın Efendimiz olduğunu görür ve rahatlar. Allah Resûlü, “Bu köleyi kim satın almak ister?” diye çevresindekilere seslenir. Bunun üzerine Zahir, “Ey Allah’ın Resûlü! Kimse beni satın almak için beş para vermez. Bu satıştan sen zararlı çıkarsın.” der. Allah Resûlü ise “Zahir! İnsanlar senin kıymetini bilmeseler bile sen Allah katında değerlisin.” buyurur25 ve hem Kendi hem de Allah katındaki değerine işaret eder.  

Sonuç 

Talim terbiyede muhataplara değer verme, en az sevgi ve şefkat göstermek kadar önemli bir dinamiktir. Bu açıdan ebeveyn/muallim ve rehberler, muhataplarına kendilerini değerli hissettirecekleri fırsatları kaçırmamalı hatta bunun için fırsatlar oluşturmalıdırlar. İnsanlara hak ettikleri ve taşıyabilecekleri kadar değerli olduklarını iltifat ve takdir dolu söz ve davranışlarla hem sözlü hem de fiili olarak hissettirmelidirler. Muhataplarına değer verenler, kendilerini de onların nazarında daha değerli ve etkin bir konuma yükseltirler. Bunun da eğitim ve öğretime, müspet anlamda çok büyük katkıları olur. Unutulmamalıdır ki değerler, muhataplara değer verilerek kazandırılabilir. Zira insan değer vermediğine emek vermez, kendisine değer verilmeyen de müspet anlamda bir şeyler kazanmak için emek harcamaz.

Yazar: Dr. Selim Koç

Dipnot:

  1. Bkz. Bakara Sûresi, 2/30-34
  2. Bkz. Tîn Sûresi, 95/4; Teğâbün Sûresi, 64/3; Secde Sûresi, 32/9
  3. İsra Sûresi, 16/70
  4. Bu konuda bir çok ayet vardır. Bkz. İbrahim Sûresi, 14/32,33; Ra’d Sûresi, 13/2; Hicr Sûresi, 15/28,29; Nahl Sûresi, 16/12-14; Hac Sûresi, 22/36, 65; Lokman Sûresi, 31/20
  5. Tirmizî, Birr 85; İbn-i Mâce, Fiten 2 (3932)
  6. Daha geniş bilgi için bkz. Tirmizî, Şerh-u Şemâili’n-Nebî, s. 275-291
  7. Bkz. Tirmizi, Şerhu Şemâil, s. 407
  8. Tirmizi, Birr 15
  9. Buharî, Fedâilu’s-Sahabe 18; Müslim, Fedâilu’s-Sahabe 57-59
  10. İbn Mâce, Mukaddime 11; Hakim, Müstedrek III/177
  11. Müslim Fedâil 65; Tirmizî, Birr 12
  12. Tevbe Sûresi, 9/128
  13. Bkz. Ahzab Sûresi, 33/6
  14. Buharî, İman 6; Müslim, İman 71 (45); Tirmizî, Sıfatu’l-kıyame 60 (3517); Nesaî, İman 19 (3, 115)
  15. Buhari, Edeb 27; Müslim, Birr 66
  16. Taberânî, Mu’cemu’l-Evsat, I/151, VIII/7; Zeynuddin Irâkî, Tahrîcu’l-İhya, II/261
  17. Tirmizî, Birr 35 (1955; Ebu Davud, Edeb 12 (4811)
  18. Tirmizî, Birr 86 (2035); Ebu Davud, Edeb 12 (4813, 4814)
  19. Tirmizî, Menâkıb 31
  20. Necm Sûresi, 53/39
  21. Bkz. Buharî, İlim 57; Müslim (12); Ebu Davud, (486)
  22. Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, I/561
  23. Heysemî, IX/21; İbn Sa’d, II/193
  24. Tirmizî, Kıyamet 55 (2507)
  25. Tirmizi, Şerhu’ş-Şifa, Müsned, III/161; Ebu Ya’la, Müsned, IV/173,174
İlgili diğer yazılar

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Deneyiminizi daha iyi hale getirmek için bu web sitesinde çerezleri kullanıyoruz. Devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş oluyorsunuz. Kabul Et Daha fazla