Nebevî Eğitimin İlkeleri (19): “Velileri Ziyaret Edin!”

659

Başarılı ve verimli bir talim ve terbiye adına muallim ve rehberlerin, muhatapları ile sadece akademik ilişki kurması asla yeterli değildir. Bunun yanında hem talebeleri hem de velileri ile iletişime geçmeleri ve dostluklar kurmaları çok önemlidir. Zira muallimlerin/rehberlerin muhatabını tam tanıyabilmesi, yaşadığı ev, aile ortamını ve sosyal çevreyi de bilmesine bağlıdır. Bunu gerçekleştirecek olan da veli ziyaretleridir. Bu ziyaretler, muallim, aile ve talebe yakınlığını güçlendirir ve ziyaret esnasında yaşananlar, muhatapların üzerinde kalıcı ve olumlu tesirler bırakır. Öğrencilere öğretmenlerini/rehberini yakınlaştırmasının yanında onları eğitim-öğretime de motive eder. Karşılıklı güven ve saygıyı artırır. 

Allah Resûlü’nün eğitim sisteminde bu tür ziyaretlerin ayrı bir yeri vardı. O (aleyhissalâtu vesselâm), eğitimin bir parçası olarak, talim ve terbiyesiyle meşgul olduğu çocukların/gençlerin ailelerini ve yakınlarını zaman zaman ziyaret eder hem velilere hem de talebelerine yakınlığını hissettirirdi. Bu ziyaretlerinde beraberinde bazı ashâbını da götürür onların da yetişmesini temin ederdi.

Muhatabına Vakit Ayır, Ziyaret Et! 

Talim ve terbiyede muhatabı sevme, ona şefkat ve merhametle yaklaşma sorumluluğun başlangıç noktasıdır. Zaman içerisinde bu vesileyle oluşan irtibat ve yakınlığın, sıla-i rahim ve ziyaretlerle geliştirilmesi ve daha da güçlendirilmesi gerekir. Zira bu sünnet, muallim ve rehberleri muhataplarına sevdirir, yaklaştırır ve model haline getirir. Bunun içindir ki karşılıklı ziyaretleşmelerin, salih bir amel olduğu kudsî bir hadiste şöyle ifade edilir: “Allah (celle celâluhu) buyurur ki ‘Benim için birbirini seven, benim için bir araya gelip oturan, benim için birbirini ziyaret eden ve birbirine ikramda bulunanlara muhabbetim hak olmuştur.”1 Allah Resûlü, Cenâb-ı Hakk’ın, yedi grup insanı, Arş’ın gölgesi altında barındıracağını müjdeler ve bunlar arasında “Allah için birbirlerini karşılıksız sevenlerin yanında “sırf O’nun rızası için bir araya gelip-dağılan kimseleri” de sayar.2 Bir diğer hadislerinde de onların, ötelerde nurdan minberler üzerinde ağırlanacağını haber verir.3 

Enes İbn-i Mâlik’in Evini Ziyareti     

On yaşında iken Efendimiz ile tanışıp O’na hizmet etme şerefine nail olan Hz. Enes (radıyallahu anh), aynı zamanda on yılda O’nun rahle-i tedrisinde bulunur. Allah Resûlü, her fırsatta bu talebesinin ailesini ziyaret eder, onlarla sohbet eder, evinde ibadet eder ve hane sakinlerine dua eder. Mesela bir ziyaretlerinde yaşananları Hz. Enes şöyle anlatır:  

“Bir gün Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) evimize ziyarete gelmişti. Annem, Kendisine ikramda bulunmak için bir sofra hazırladı. Sofrada hurma ve yağ vardı. Ancak Efendimiz oruçlu olduğunu söyledi ve ikramı kaldırmamızı istedi. Bir müddet sohbetten sonra kalktı ve bir köşede nafile namaza durdu. Namazdan sonra da anneme ve ailemize hayır duada bulundu. Tam ayrılmak üzereyken annem kendisine, ‘Ya Resûlallah! Arz etmek istediğim bir ihtiyacım var.’ dedi. Efendimiz ‘Buyur!’ deyince annem: ‘Senin şu hadimciğin Enes! Ona, dünya ve ahiret hayatının bütün hayırlarına sahip olması adına dua eder misin?’ dedi. Bunun üzerine Efendimiz, ‘Allah’ım! Onu çok mal ve evlat ile rızıklandır ve kendisine onları mübarek kıl. Ömrünü uzun eyle ve günahlarını bağışla.’ diye dua bana dua etti.” 

Allah Resûlü bu ziyaretlerinde sohbetleri, duaları ve uygulamalarıyla ashâbını hem eğitir hem de onlara İslam’ı öğretir. Hz. Ümmü Süleym’in talebi, büyüklerin ziyaretlerinde onlardan hane halkına dua etmesini istemenin mendub olduğunu gösterir. Ayrıca bu tür ziyaretlerde çocukların da misafirlerle birlikte bulunması, eğitim noktasında çok önemlidir. 

Muhataplarının Derdiyle de Dertlen!

Çocuğun ahlaki davranış ve disiplin problemleri, yetiştiği ve yaşadığı ortamdan ya da maddi ve manevi içinde bulunduğu şartlardan kaynaklanabilir. Ev ziyaretlerinde ya da ikili görüşmelerde sıkıntının sebebini yerinde tespit etme ve aile ile daha isabetli çözümler üretme imkânı elde edilebilir. Bu tür durumlarda mutlaka muhatabın derdiyle özel ilgilenilmeli ve çözüm üretilmelidir. Sıkıntılarıyla ilgilenilmeyen ve dertleriyle baş başa bırakılan kimseler, muallim ve rehberlerine güven duymaz onlarla bir gönül bağı kurmaz ve zamanla uzaklaşırlar. Bu açıdan birebir ve teke tek görüşmelerin ve ziyaretleşmelerin eğitim değeri çok yüksektir.

Bir gün birisi gelir ve çok kilolu olduğundan dolayı mescide gelmeye ve cemaate katılmaya güç getiremediğini belirtir ve Resûlüllah’ı evine davet eder. Bunun üzerine Efendimiz, söz verdiği gün ziyaretine gider. Peygamberimiz eve varınca oturur ve ikramları kabul buyurur. Bir müddet sohbetten sonra ayrılmayı düşünür ve kendisine namaz kılması için bir yer gösterilmesini ister. Hemen odanın bir köşesine hasır ya da halı serilince iki rekât namaz kılar ve aile halkına da dua buyurur. Böylece ona namazını bu köşede kılabileceği mesajını verir.4  

Hayatı boyunca Sâlimoğulları yurdunda bir mescitte imamlık yapan İtbân İbn-i Mâlik, bir gün Resûlüllah’ın huzuruna gelir ve gözlerinin rahatsızlığından bahseder; yağmurlu ve fırtınalı günlerde cemaate katılıp imamlık yapamadığını belirtir. Çözüm olarak da Allah Resûlü’nden evini ziyaret ederek orada namaz kıldırmasını rica eder. Efendimiz de bu çözümü isabetli bulur ve onun davetine, ertesi gün Hz. Ebû Bekir ile icabet eder.  Ev halkına ve mahalle sakinlerine onun evinde iki rekât namaz kıldırır. Bu ziyarete ve çözüme çok sevinen Hz. İtbân, Allah Resûlü’nün namaz kıldırdığı odayı mescide dönüştürür ve namazları artık orada kıldırmaya başlar.5

Ashab-ı kiram da birbirinin maddi-manevi dertleriyle ilgilenir; birbirlerine yardımcı ve hayırhah olurlar. Selmân-ı Fârisî bir gün kardeşi Ebu’d-Derdâ’yı ziyaret eder. Kendisini tamamen ibadet u taate verdiğine ve ailesini ihmal ettiğine şahit olur. “Beni ilgilendirmez!” demez; durum tespiti yapmak ve problemi çözmek için onda misafir kalır. Gördüğü yanlış uygulama ve ailesini ihmal karşısında kendisine “Senin üzerinde Rabbi’nin hakkı vardır, nefsinin hakkı vardır, ailenin hakkı vardır. Böyle yapmamalı her hak sahibine hakkını vermelisin!” diyerek rehberlik yapar. 

Ebu’d-Derdâ, durumu Allah Resûlü’ne anlatır. Bunun üzerine O (aleyhissalâtu vesselâm), “Selman sana doğru söylemiş ve doğru yolu göstermiş!” buyurur ve onu tasdik eder.6 Hz. Selman, hem kardeşlik haklarını yerine getirmek hem de yakınlığın hukukuna riayet için Hz. Ebu’d-Derdâ’yı Şam’a hicret ettikten sonra da Medâin’den yaya olarak yola çıkıp ziyaret eder ve geri döner.7  

Ziyaretleri de Eğitimin Bir Parçasıydı

Allah Resûlü, ev ziyaretleriyle hem iletişimini güçlendirir hem de bu vakti eğitim-öğretim adına değerlendirir. O’nun bu ziyaretlerinden birisini Kays İbn-i Sa’d şöyle anlatır: “Allah Resûlü bir gün ziyaretimize gelmişti. Babam, O’nun verdiği selamı duymayacağı şekilde kısık sesle aldı. Ben, kendisine ‘Peygamberimizin verdiği selamı alıp O’na izin vermiyor musun?’ diye sordum. Babam bana ‘Dur, acele etme! Bize daha fazla selam versin!’ dedi. Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) tekrar selam verdi. Bu sefer babam yine selamına kısık sesle cevap verdi. Resûlüllah, üçüncü defa “es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah.” diye selamını tekrarladı ve izin istedi. Sonra da cevabı duymayınca ayrılmaya karar verdi. 

Bunun üzerine babam hemen koştu ve ‘Buyurun, ey Allah’ın Resûlü! Ben verdiğiniz selamı duyuyordum fakat sizin daha fazla selamınıza mazhar olmak için kısık sesle size karşılık veriyordum.’ dedi. Babamın bu izahından sonra Efendimiz geri döndü ve birlikte eve geldiler. Babam, Peygamber Efendimiz için su hazırlanmasını istedi. Efendimiz de gusül abdesti aldı ve kendisi için hazırlanan za’feran ile kokulanmış bir havluyla kurulandı. Sonra da ellerini kaldırarak bize şöyle dua buyurdu: ‘Allah’ım! Sa’d İbn-i Ubâde’nin ailesine rahmet ve bereket ihsan eyle!’ 

Daha sonra da kendisine ikram ettiğimiz yiyeceklerden biraz yedi. Bir müddet sohbet ve söyleşiden sonra ayrılmak isteyince babam, sırtında kadife örtü bulunan bir binek getirdi ve bana Efendimize yol arkadaşlığı yapmamı tembihledi. Ben de O’nunla yola çıktım. Bana “Gel sen de bin!’ dedi ve beni redifine almak istedi. Ancak ben çekindim ve kabul etmedim. ‘O zaman ya bin ya da yorulma geri dön!’ buyurdu. Bunun üzerine ben de geri döndüm.”8   

Ziyaretlerinin eğitimin bir cüz’ü olduğunu gösteren misallerden birisi de Abdullah İbn-i Âmir’in bizatihi yaşadığı şu vakadır: “Allah Resûlü bir gün bizi ziyarete gelmiş, salonda oturuyorduk. O arada annem beni çağırdı ve ‘Gel sana bir şey vereceğim!’ dedi. Ben kalktım ve anneme doğru giderken Allah Resûlü, ‘Peki ona ne vereceksin?’ diye sordu. Annem ‘Ona bir miktar hurma vereceğim!’ dedi. Bunun üzerine Efendimiz, ‘Şayet ona bir şey vermeyecek olsaydın, yalan söylemiş olurdun ve sana bir yalan günahı yazılırdı!’ buyurdu.”9

Muhatabı Zor Zamanında Ziyaret Et!

İnsanda zor zamanlarında kendisine iyilik, ihsan ve ziyarette bulunan kimselere karşı ayrı sevgi, saygı ve vefa duygusu gelişir. Bu da eğitimde gözetilmesi gereken hususi bir durumdur. Bu çerçevede Efendimiz, muhataplarını ve ailesini de yakından takip eder ve hastalık, cenaze gibi sıkıntılı zamanlarında ziyaret eder ve yakınlığını hissettirirdi. Bu açıdan muallimin/rehberin hastalanan öğrencisini ya da talebenin hasta olan öğretmenini ziyaret etmesi kul hakkı olmasının yanında 10 aynı zamanda değerli bir yakınlık davranışıdır da. 

Allah Resûlü hasta ziyaretlerini mü’minin mü’min üzerindeki haklarından sayar ve bu salih amelin ötelerdeki karşılığını da belirterek buna teşvik eder: “Kim Allah için bir hastayı veya bir Müslüman kardeşini ziyaret ederse bir münadi ona şöyle seslenir; ‘Müjdeler olsun sana! Ne güzel bir ziyaret yaptın ve ne iyi bir amel işledin. Bu yürüyüşüne terettüp eden mükafatında güzel oldu ve bununla sen cennette kendine bir yer hazırladın.”11 Nitekim Allah Resûlü bir başka hadislerinde hasta ziyaret eden bir kimsenin dönünceye kadar cennet yolunda ve cennet nimetlerinin içinde olduğunu sarih olarak belirtir.12 

Bu çerçevede Allah Resûlü, hastalanan ashâbını bizatihi ziyaret eder, hatırlarını sorar onlara dua eder ve kendilerinin de dua etmesi için onlara dualar öğretir.13 Bir gün kendisine zaman zaman hizmet eden Yahudi bir çocuk hastalanınca hem onu hem de aileyi ziyarete gider. Bu ziyarete şahit olanlardan Enes İbn-i Mâlik o esnada yaşananları şöyle anlatır: “Allah Resûlü çocuğun başının ucuna oturdu ve kendisini İslam’a davet etti. Çocuk O’nun bu daveti karşısında ne yapacağını bilemeyip yanında duran babasına baktı. Babası da ona ‘Oğlum, Ebu’l-Kâsım’a itaat et!’ deyince çocuk İslam’a girdi. Nebi (sallallahu aleyhi vesellem) oradan çıkarken çok sevinçli bir şekilde ‘Onu cehennemden kurtaran Allah’a hamdolsun!’ buyurdu.”14 Hiç şüphesiz Yahudi babanın evladına yaptığı yönlendirmede Allah’ın Resûlü’nün çocuğuna verdiği değer ve kalkıp evlerine kadar gelmesi çok etkili olur. 

Muhatabın Yakınlarını da Ziyaret Et! 

Allah Resûlü, talebeleri ve aileleri yanında yakın dairedeki akrabalarını da ziyaret eder ve bu ziyaretlerini onlara da duygu ve düşüncelerini ulaştırma adına değerlendirir. Bu konuda bir hatırasını anlatan Hz. Enes İbn-i Malik şöyle der: “Bir gün ninem Hz. Müleyke, Allah Resûlü’nü yemeğe davet etti. Davet günü geldiğinde Efendimiz davetine icabet buyurdu. Yemekler yenildikten sonra Allah Resûlü bize hem namaz kılmak hem de orada hazır bulunanlara namazın nasıl kılınacağını öğretmek için ‘Kalkın birlikte namaz kılalım!’ dedi. Ben namaz kılmak için seccade olarak bir hasır ayarladım ve onu temizleyip yere serdim. Allah Resûlü imamete geçince ben ve evin yetim çocuklarından Damre İbn-i Sa’d el-Hımyeri hemen arkasında saf tuttuk. Kadınlar da bizim arkamızda saf oldu. Allah Resûlü bize iki rekât namaz kıldırdı ve duadan sonra da ayrıldı.”15

Sonuç

Talim ve terbiye sadece okul ortamında gerçekleşen bir faaliyet değildir. Okul ortamındaki eğitim ve öğretime aile ziyaretleriyle anne, baba ve yakın akrabaları da ortak etmek, talebelerin hem öğrenim başarılarına hem de ahlakî gelişimlerine önemli katkıda bulunur. Resmiyetten uzak samimi bu ziyaretler vesilesiyle aile ile yakın bağlar kurmak, çocuklar/gençler üzerinde olumlu tesirler bırakır ve onların muallimlerinden/rehberlerinden daha çok istifade etmesine zemin hazırlar. Bu sünnet, eğitim-öğretim ortamında disiplin sorunlarının azalmasına da çok ciddi destek verir.  Muallimini/rehberini ihtiyacı olduğunda kendilerine “yakın ve ulaşılabilir konumda” gören talebelerin eğitim moral ve motivasyonları daha da yükselir.

Dr. Selim Koç

Dipnot:

  1. Muvatta, Kitabu’ş-Şear 5 (1731); Müsned (22030)
  2. Bkz. Buharî, Ezan 36, Zekât 16, Rikâk 24; Müslim, Zekât 31/91 (1031)
  3. Bkz. Tirmizî, Zühd 53 (2390)
  4. Bkz. Buhârî, Ezân 41 (670); Edeb 65 (6080)
  5. Bkz. Buhârî, Ezan 40 (667); Ezan 50 (686); Müslim, İman 10/54 (33)
  6. Bkz. Buharî, Edeb 86 (6139)
  7. Buharî, Edebu’l-Müfred, s. 127 (346)
  8. Ebû Davud, Edeb 138 (5185)
  9. Ebû Davud, Edeb 87 (4991)
  10. Bkz. Buhârî, Cenâiz 2 (1240); Müslim, Selam 4 (2162)
  11. Tirmizî, Birr 64 (2008); İbn Mâce, Cenâiz 2 (1443)
  12. Bkz. Müslim, Birr 13/39-42 (2567)
  13. Bkz. Buhârî, Cenâiz 44 (1304); Müslim, Cenâiz 6/12 (924), Cenâiz 7/13 (925); Müslim, Zikir 23 (2688); Tirmizî, Da’avât 73 (3487)
  14. Buhâri, Cenâiz 79 (1356); Merdâ 11 (5657); Ebû Davud, Cenâiz 5 (3095)
  15. Buhârî, Salât 20 (380); Müslim, Mesâcid 49/266 (658)
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.