Nebevî Eğitimin İlkeleri (13): “İYİLİK YAP!”

518

Nebevî eğitimin temel ilkelerinden biri de muhataba iyilik yapma prensibidir. Eğitim aslında bir iyilik hareketidir. İyiliği yaşama, yayma, büyütme ve güçlendirme, kötülüklerin ve haksızlıkların önünü alma eylemidir. Kötülüklere bulaşmanın önünü alma, bulaşanları işledikleri hata ve yanlışlardan kurtarma ve bunların yerine iyilik tohumlarını ekme ve yeşertme gayretidir. Bu faaliyeti gerçekleştirirken de iyilikle yaklaşmak ve iyilik çizgisinden hiç ayrılmamak çok önemlidir. Zira insanların gönüllerine girip duygularını şekillendirmenin, onlara ahlak, fazilet ve değer kazandırmanın en önemli vesilelerinden biri de her fırsatta onlara iyilik yapmaktır. Bu açıdan iyiliğin eğitim değeri çok yüksektir ve bunun yerine başka bir şey de konulamaz. Bütün iyilik ve güzellikler ancak hem kendimize hem de başkalarına iyilik yaparak öğrenilebilir ya da öğretilebilir.

Allah, Kullarına Bol Bol İyilik Yapandır

Öncelikle mesele, ilahi ahlak ve terbiye açısından ele alındığında görülür ki her şeyi yaratan, yaşatan, rızık veren ve hayatını idame ettirebileceği yollara sevk eden ve bunun için muhtaç olduğu çeşit çeşit nimetleri kendilerine lütfeden Allah’ın, canlı cansız bütün mahlukatına muamelesi iyilik eksenlidir. O’nun ihsan, lütüf ve merhameti alemleri kuşatır. Kur’ân’ın beyanıyla Allah (celle celâluhu), bütün yarattıklarına ve kullarına bol bol iyilik edendir: (إِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّحِيمُ) “Gerçekten O, ‘Berr’dir, Rahîm’dir.”1 

Allah, bütün iyilikleri yaratan ve mahlukatına cömertçe, bol bol iyilik eden, ihsan ve kerem sahibi, bütün hayırların/iyiliklerin kaynağı ve rahmeti sonsuzdur. O, insanı, imtihan hakikatine uygun olarak hem iyiliğe hem de kötülüğe meyilli yaratmış ancak iyi ve kötünün mücadelesinde onu yalnız bırakmamış; gönderdiği peygamberler/örnek insanlar ve indirdiği kitaplarla doğru yolu göstermiştir. Kullarından da “berri” yani iyiliği yaşayıp yaşatmalarını istemiş; onlara, olabildiğince merhametli, adaletli, insaflı, nazik ve lütufkâr davranarak daima iyilik yapmalarını emretmiştir.2 İyiliğin karşılığının daima iyilik olacağını belirtmiş3 ve samimi iyilikten daima iyilik doğacağı hakikatine dikkat çekmiştir. 

Her türlü kötülük, çirkinlik ve fenalıklardan, azgınlık ve zorbalıklardan da sakındırmıştır.4 Kötülüğe rızasının olmadığını ve işlenen zerre ağırlığınca iyiliğin mükafatsız ve kötülüğün de cezasız kalmayacağını haber vermiştir: “Her kim zerre ağırlığında hayır/iyilik yapmışsa onun mükafatını görecek ve her kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onun cezasını çekecektir.”5 İyiliklerin karşılığının katlanacağı, kötülüklerin ise olduğu gibi kalacağını bildirerek iyiliğe teşvik etmiştir: “Kim Allah’a güzel bir amelle gelirse/iyilik işlerse, ona on misli verilir. Kim de bir kötülükle gelirse, sadece kötülüğüne denk bir ceza görür ve hiç kimseye haksızlık yapılmaz.”6 

Allah Resûlü de bu hususa dikkat çekmiş ve “iyilik” düşüncesinin bile karşılıksız kalmayacağını şöyle müjdelemiştir: “Kulum iyi bir iş yapmaya niyet eder de yapmazsa ona bir iyilik sevabı yazarım. Amma onu yaparsa on kattan yedi yüz katına kadar iyilik sevabı yazarım. Eğer kulum bir kötülük yapmaya niyet eder de onu işlemezse ona tam bir sevap yazılır. Fakat o kötülüğü işlerse ona sadece bir kötülük günahı yazarım.”7 

Dolayısıyla anne-baba, eğitimci ve rehberler de bu ilahi ve nebevî ahlak üzere hareket etmeli; iyiliği ve iyi kimseleri sevmeli, herkese ve her şeye karşı iyi duygu ve düşünceler içinde olmalı, iyilik yapmalı ve iyilik yapanları da ödüllendirmeli, hiçbir iyiliği karşılıksız bırakmamalıdır. Her türlü kötülüğe tavır alsa da kötülüğe bulaşanları dışlamamalı, bilakis iyilikle gönüllerine girme yollarını aramalı ve her halükârda onları ilgi, sevgi ve şefkatle doğruya yönlendirmeli; lütufla ıslahına çalışarak iyiliklerle buluşturma gayretinde olmalıdır.

Ancak İyilik, Kötülükleri Yok Eder

İyilik hem insanın kendi iç dünyası hem de muhatapların psikolojisi üzerinde kötülüğün bütün menfi tesirlerini izale edecek bir güce sahiptir. Tahrip kolaydır fakat iyiliğin, duygular üzerinde iyileştirici etkisi daha büyüktür. Kötülükleri yok edip, yerine faziletleri ikâme etmenin sırrı daima iyilik yapmaktan geçer. Zira Kur’ân’ın beyanıyla “İyilikler, insan ruhunu eğitip olgunlaştırarak kötülükleri giderir.”8 Ancak bu ilkeye sadık kalmak, bazen nefse ağır gelebilir. Onun için Kur’ân, iç ve dış zorluklara karşı sabırlı olmayı tavsiye eder: “Ve sabret! Zira Allah, iyilik yapanların/güzel davrananların karşılığını elbette zayi etmez.”9 

İyiliğin, insanı arındıran ve adeta yeniden inşa eden özelliğine dikkat çeken Allah Resûlü de Hz. Muaz’ı Yemen’e uğurlarken kendisine şu öğüdü verir: “Nerede olursan ol, Allah’tan kork. Beşeriyet gereği işleyeceğin herhangi bir kötülük olursa, ardından hemen bir iyilik yap ki, onu yok etsin/temizlesin. Bir de insanlara güzel ahlak üzere iyi davran!”10  

Allah Resûlü, muhataplarında karşılaştığı eksikleri gidermek için onlara daima iyilikle yaklaşmış; iyi ve güzel olana, tatlı dil ve yumuşak bir uslüpla yönlendirmiş ve teşvik etmiştir. On yıl kendisinden hem ilim tahsil eden hem de hizmetinde bulunan Hz. Enes İbn-i Mâlik, O’nu bu yönüyle şöyle anlatır: “Resûlüllah’a on yıl hizmet ettim. Her işim O’nun arzu ettiği gibi olmuyordu. Hizmetim sürecinde yaptığım herhangi bir şey için “Bunu niye böyle yaptın?” yapmadığım bir şey için de “Niye şöyle yapmadın?” demedi. O, beni ne azarladı ne ayıpladı ne incitici bir söz söyledi ne bir kez olsun yüzünü ekşitti ne de vurdu. Bırakın bunları bir kez olsun bana “öf” bile demedi.”11      

Hiçbir İyiliği Küçük Görme!

İnsan bazen iyilikleri ve güzel davranışları “sıradan” ya da “değersiz” görerek “Bunlar çok küçük şeyler!” diye düşünebilir. Bundan dolayı da kolayca yapabileceği “basit iyilikleri” önemsemez ve terk eder. Bu anlayış ise giderek onda bir hayat tarzına dönüşür ve zamanla onu, daha büyük iyilikleri de yapmamaya götürür. Halbuki iyilik, özünde iyilik olduğu için büyüktür. Bazen öyle özel anlar ve durumlar olur ki zahiren küçük görülen bir iyilik çok büyük bir iyilik kadar insana hayır ve sevap, muhatabına da değer ve mutluluk kazandırabilir. 

Bir de insan hangi iyiliğinin Allah katında kabul edileceğini ve hangi iyilikle muhataplarının gönlüne girebileceğini ve duygularında olumlu bir etki meydana getireceğini tam olarak bilemeyeceği için iyilikleri bütün çeşitleriyle işlemeye talip olmalıdır. Onun için Allah Resûlü, bu hususta mü’minlere şu genel ölçüyü verir: “Kardeşini güler yüzle karşılaman bile olsa hiçbir iyiliği sakın küçük görme!”12  

Allah Resûlü, iyiliğin küçümsenmemesi gerektiği prensibini nazara verirken iyiliği, sadaka kavramıyla birleştirir ve “Her iyilik bir sadakadır.”13 düstûrunu koyar. Bunu çeşitli örneklerle şöyle açar: “Kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İnsanlara iyiliği emretmen, onları kötülükten alıkoymak için gayret etmen sadakadır. Yolunu kaybetmiş bir kimseye yol göstermen sadakadır. Âma bir kimseye yardımcı olup gideceği yere götürmen sadakadır. Kovandan, kardeşinin kabına su koyman sadakadır. İnsanların gelip geçtiği bir yol üzerindeki taş, diken ve çer-çöpü kaldırman sadakadır.”14 “Bir hurma ile bile olsa birisine iyilikte bulunarak cehennemden korunun. Onu da bulamazsanız, en azından bir güzel kelime ile iyilik yapın.” Zira “Güzel söz de sadakadır/iyiliktir…”15

Eğitim ve öğretimde muhataplara gösterilen bir tebessüm, tatlı dil, iltifat, takdir gibi güzel söz ve davranışlar asla küçümsenmemelidir. Zira eğitim faaliyeti iyiliklerden bağımsız düşünülemez. Bazen muhatabın muhtaç olduğu bir tebessüm ya da hatırını sorma ve hafifçe başını okşama bile olsa istenilen davranışların öğretilmesine ve geliştirilmesine ciddi katkıda bulunur. Bundan dolayıdır ki Hz. Abdullah İbn-i Ömer iyiliği üç şeyde toplar: “İyilik, zor değil kolaydır. O da güleryüz, yumuşak ve tatlı sözdür.”16    

Yaptığın İyiliği Başa Kakma!

Çoğu anne-baba ve eğitimciler, yaptıkları iyilikleri sayıp dökmenin, muhatapları üzerinde müspet etki yapacağını zanneder ve bu sebeple onları sık sık dile getirirler. Halbuki eğitimde yapılan büyük bir yanlış da budur. Zira insan psikolojisi, gördüğü iyiliklerin kendisine hatırlatılmasından hoşlanmaz; böyle bir şeyden mahcubiyet duyar ve küçük düşürüldüğü kanaatine varır. Bu çerçevede Kur’ân ve Sünnet’in ortaya koyduğu temel bir ilke de “minnet etmeme” yani yapılan iyiliklerle muhatapları ezmeme, onları kırmama, duygularını incitmeme ilkesidir. Böyle bir davranış iyiliği, iyilik olmaktan çıkarır ve iyiliğin eğitim tesirini kırar hatta tamamen iptal eder. Kur’ân, Gönül alıcı tatlı bir söz söylemek veya muhatabının bir kusurunu örtüp bağışlamak, peşinden başa kakma ve incitme gelen bir iyilikten/sadakadan daha hayırlıdır…”17 buyurur ve bu hususa dikkat çeker. Allah Resûlü de yaptığı iyiliklerle insanları baskı altına almayı ve ezmeyi ahlak haline getirenlerin, cennete giremeyeceğini özellikle belirtir.18  

Güzel söz, tatlı bir cümle, iyilik olarak kalplerin yarasını sarar ve muhatabı mutlu eder. Bir de karşı tarafın hatası varsa onu bağışlamak da iyilik olarak gönülleri kin ve nefretten arındırır ve yerine sevgi, saygı eker, kalpleri/insanları birbirine yaklaştırır. Anne-baba ve eğitimciler, yaptıkları iyilikleri asla bir üstünlük ve baskı aracına dönüştürmemelidirler. Aksi takdirde minnet, iyiliğin sevabını alıp götürdüğü gibi eğitim değerini de alır götürür. Bilakis yaptıkları iyilikleri unutmalıdırlar. Kur’an’ın üzerinde durduğu bu hususu hafife alıp “Bunda ne var ki? Ne olacak ki? Ben, onun iyiliği için bunu yapıyorum!” gibi mazeretlerin arkasına sığınarak, iyiliklerini, iğneye ya da çuvaldıza dönüştürmemeli; muhatapları olumsuz bir tepkiye sevk etmemelidirler.

Gördüğün İyiliklere Teşekkür Et!

Talim ve terbiyede dikkat edilmesi gerekli önemli bir husus da muhataplara gördükleri iyilikler karşısında teşekkür etme bilincini vermek ve yerleştirmektir. Bunun için, anne-baba ve eğitimcilerin güzel örnek olmaları ve bu istikamette muhataplarına telkinde bulunmaları önemlidir. Allah Resûlü, mü’minlerde “teşekkür duygusunun” oluşması ve yerleşmesi için şu temel ölçüyü verir: “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a hakkıyla şükretmiş olmaz.”19 Sadece teşekkürle yetinmemek gerektiğini, teşekkürün dua ile taçlandırılmasının daha güzel olduğunu belirtir: “Kendisine iyilik yapılan bir kimse, iyiliği yapana, ‘Allah seni hayırla mükafatlandırsın!’derse ona en güzel şekilde teşekkür etmiş olur.”20

Hatta O, bir başka tavsiyelerinde imkânı olanlara iyiliğe, iyilikle karşılıkta bulunmayı ders verir: “Kime bir iyilik yapılırsa, imkanı varsa o da ona karşılık versin. İyilik yapmaya gücü yoksa, onu medh u sena etsin. Zira böyle yapan kişi teşekkür etmiş olur. Bunu yapmayan ise iyiliğe karşı nankörlük yapmış demektir.”21 Fiilen iyilik yapmaya gücü yetmezse birkaç güzel cümleyle de olsa duygularını ifade edip hayır duada bulunmaya ve başkalarını daima iyiliğe teşvik etmeye, iyiliği yaşatmaya sözlü de olsa katkıda bulunmasını ister. Aksi takdirde kötülüğün ve nankörlüğün hâkim olduğu yerde eğitim, öğretim ve ahlakî olgunluk ve kemalden bahsedilemez.

Yazar: Dr. Selim Koç

Dipnot:

  1. Tûr Sûresi, 52/28
  2. Bkz. Nahl Sûresi, 16/90
  3. Bkz. Rahman Sûresi, 55/60
  4. Bkz. Nahl Sûresi, 16/90
  5. Zilzal Sûresi, 99/7, 8. Ayrıca bkz. Kasas Sûresi, 28/84
  6. En’am Sûresi, 6/160; Nisa Sûresi, 4/40; Bkz. Hûd Sûresi, 115
  7. Buhârî, Tevhid 35; Müslim, Îmân 59/203-207 (128, 129, 130, 131)
  8. Hûd Sûresi, 11/114. Ayrıca bkz. Ankebût Sûresi, 29/45
  9. Hûd Sûresi, 11/115
  10. Tirmizî, Birr 55
  11. Buhârî, Vesâyâ 25; Edeb 39; Diyât 26; Müslim, Fedâil 13/51-53 (2309); Ebû Dâvud, Edeb 1; Tirmizî, Birr 69
  12. Müslim, Birr 144
  13. Tirmizi, Birr 45
  14. Tirmizî, Birr 36
  15. Buhârî, Cihâd 72; Edeb 34; Müslim, Zekât 17/56 (1009)
  16. Beyhakî, Şuabu’l-Îman, X/404
  17. Bakara Sûresi, 2/263
  18. Bkz. Nesâî, Eşribe 46
  19. Ebû Dâvud, Edeb 12; Tirmizî, Birr 35
  20. Tirmizî, Birr 88
  21. Ebû Dâvud, Edeb 12; Tirmizî, Birr 87
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.