Nebevî Eğitimin İlkeleri (12): “ADİL OL!”

509

Nebevî eğitimin temel ilkelerinden birisi de “adalet” ilkesidir. Adalet, insan ilişkilerini karşılıklı haklara riayet ederek belirleyen en önemli değerdir. Adalet duygusunun oluşması ve gelişmesi, çocuğun dünyaya gelmesiyle birlikte başlar. Bir çekirdek olarak çocukların fıtratlarına yerleştirilmiş bu duygunun, gelişmeye başladığı erken dönemde anne ve baba ilk rol model olur. Sonra devreye çevre ve okul girer. Ailede sağlam bir temel alan çocuklar, eğitim ve sosyal ilişkilerle duygularını daha da geliştirir ve ben-merkezci yapılarını dengeye kavuşturma imkânı elde ederler. Burada adalet duygusunu tek başına yalnız algılamak doğru değildir. Onu, doğruluk, dürüstlük, hakperesttik, cömertlik, müsamaha, iyilik ve eşitlik gibi bazı kavramlarla birlikte düşünmek gerekir. Zira adalet, kendi içinde bunların hepsini barındıran geniş anlamlı bir olgudur. Toplumun maddî-manevî saadetinin temel dinamiği olan adalet duygusunu vicdanlara yerleştirmenin ve her alanda hâkim kılmanın yegâne yolu “adalet duygusu eğitimi”nden geçer.

Sevgi ve İlgi de Adil Ol!

Anne-baba, çocukları arasında başta sevgi olmak üzere eşit ve adil davranmalı; duygusal iletişimde haksızlık yapmamalıdır. Hatta bu yaklaşım, çocukların fıtratındaki sevgi duygusunun doğru gelişimi adına da şarttır. Yaşına, zekasına, dış görünüşüne, boyuna ve cinsiyetine bakmadan maddi bakım ve görümünü üstlendiği gibi sevgi, şefkat, merhamet ve ilgide de dengeye ve adalete riayet etmeli, onların psikolojik ve ahlakî gelişimlerine aynı derecede önem vermelidir. Zira ebeveyne Allah’ın emaneti olarak verilen bir canı, diğerine tercih ettirecek bir sebep, birinin hakkını diğerine aktaracak haklı bir gerekçe olamaz. 

Böyle bir ayırım, çocuklar arasında kıskançlığa da sebebiyet verir ki bu da onların psiko-sosyal gelişimleri açısından çok mahzurludur. Bunun en çarpıcı örneklerinden birisi, Hz. Yusuf’un (aleyhisselâm) kardeşleriyle yaşadığı imtihandır. Her ne kadar babaları Hz. Yakub (aleyhisselâm), hepsine adil davransa da kardeşleri, Yusuf’un daha fazla sevildiğini “zannettiklerinden” dolayı kıskançlık duygularına kapılmış ve onu öldürmeyi planlayacak kadar ileri gitmişlerdi.1 

Dolayısıyla anne-baba, her bir çocuğunu, ciğerpareleri olarak eşit bir şekilde bağrına basarsa onların adalet duygusu gelişimine olumlu katkıda bulunur. Aksi takdirde her türlü ayrımcılık, çocuklarda bu duygunun gelişimini menfi etkileyecek ve onların ruh dünyasında, bir ömür iyileştirilemeyecek yaraların açılmasına neden olacaktır. “Annem ya da babam beni hep dışlamıştı! Kardeşimi daha fazla sevmişlerdi! Bana haksızlık yapmışlardı. Beni hep ezmiş onu el üstünde tutmuşlardı!” vs. gibi şikayetlerle, evlat ve ebeveyn ilişkileri sağlıklı bir zemine oturtulamayacaktır. 

Aynı aile ortamında doğup büyüseler de her çocuğun/gencin, kızın erkeğin karakter yapıları birbirinin eşiti olmaz. Onun için yaşı ve karakteri ne olursa olsun ebeveyn çocuklarına adil davranmalı; birini mizacıyla daha çok beğendiği için ötekinden daha fazla sevmemeli, daha çok ilgi göstermemelidir. Ortada istenmeyen bir durum varsa muhataba, sevgi ve şefkatle yaklaşıp ıslah edilmeye ve kötü alışkanlığın yerine, güzel huy kazandırılmaya çalışılmalıdır. Zaten o istenmeyen huy ya da mizacın oluşması ve gelişmesinde anne ve babanın da payı vardır. Onun için anne-baba, yanlışa çocukça duygularla değil daima bir yetişkin ve bir terbiyeci olarak yaklaşmalıdır. 

Ebeveynin bu adil, makul ve sıcak yaklaşımı, adaletin gerçek güç ve tesiriyle birleşince istenilen sonuç rahatlıkla alınacaktır. Hatta anne-babalar sadece kendi çocukları değil başkalarının çocukları arasında da adil davranmaya azami hassasiyet göstermelidir. Zira bu örnek davranış, çocuklarda adalet duygusunun gelişimine olumlu katkıda bulunacaktır. Bu sayede çocuk, adaletin herkesi içine alan ortak bir değer olduğunu görecek ve bu şuuru daha da içselleştirecektir.  

Çocuklara sevgide ve ilgide adaletin gözetilmesi gerektiğine dikkat çeken Allah Resûlü, bu konuda şöyle buyurur: “Bir öpücük bile olsa çocuklarınızı birbirine denk tutun!”2 Hatta O (aleyhissalâtu vesselâm), bu meselenin önemini şu veciz ifadeleriyle zihinlere yerleştirir: “Allah, bir öpücük konusunda bile olsa çocuklarınıza adil/eşit davranmanızı sever.”3

Allah Resûlü, Çocuklara Karşı Adildi!

Allah Resûlü, tavsiye ettiği bu ölçüleri hakkıyla yaşar ve yaşatılması için de örnek olurdu. Zaman zaman çeşitli vesilelerle hem torunlarına hem de ashabın çocuklarına karşı sevgisini izhar ederdi. Torunlarını kucağına alır, onlara şefkatle sarılır ve öperdi. Bunlarla da yetinmez ve onlar için, “Ey Rabbim! Bunlara merhamet et! Ben bunları çok seviyor, çok şefkat duyuyorum, sen de sev!” diyerek onların ve yanında bulunanların duyacağı şekilde dua ederdi.4 Hatta her ikisini birbirinden ayırmaz iltifatını birlikte yapardı: “Bunlar benim cennetteki iki çiceğim!”5 Birini bineğine redifine alacak olsa diğerini de önüne oturturdu.6

O, torunlarına olan bu sevgi ve ilgisini ashabının yanında da gösterir ve böylece hem çocukların, sevgiyle yetiştirilmesinde onlara örnek olur hem de adil davranarak çocuklar arasında ayırım yapılmaması gerektiğini ders verirdi. Bir defasında torunlarından birini sağ dizine diğerini de sol dizine oturtur ve şefkat dolu bakışlarla bir ona bir de diğerine bakar. Bu tatlı tablodan etkilenen sahabilerden birisi, “Ey Allah’ın Resûlü! Onları çok mu seviyorsun?” diye sorunca, Efendimiz: “Kim onları severse Beni sever, kim de onlara buğz ederse Bana buğz eder.”7 buyurur ve sevdiklerinin de sevilmesi gerektiği dersini verir.

Dolayısıyla yuvada sevgi ve şefkat eğitiminin yanında adalet duygusu eğitimi de birlikte gözetilmelidir. Aslında duyguların eğitimini birbirinden bağımsız düşünmek doğru değildir. Zira insan, duygularıyla parçalanamaz bir bütündür. Bu açıdan sevgi ve adalet duygularının eğitim ve gelişiminde anne babanın yeri tartışılmazdır. Allah Resûlü’nün ifadesiyle “Sevgi, anne ve babadan veraset yolu ile kazanıldığı gibi”8 adalet duygusu da erken çocukluk döneminde ebeveynden miras alınır. Kendilerine eşit/adil sevgi, şefkat ve merhamet gösterilen çocuklar/gençler, sevgi ve şefkati öğrenmenin yanında aynı zamanda adil olmayı ve davranmayı da öğrenir ve tabiatlarının bir derinliği haline getirirler. 

Allah Resûlü’nün sevgi ve ilgide adaletinin örneklerinden birisi de Mescid-i Nebevî’de yaşanan şu vakadır. O, bir gün hutbe irad ederken torunları Hasan ile Hüseyin, mescidin kapısından içeriye girerler. Yürür, koşar zaman zaman da tökezleyip düşerler. Onların bu halini gören Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm), hemen hutbesine ara verir ve minberden inip her ikisini de kucaklayıp götürür ve onları, önüne oturttur. Hutbeye kaldığı yerden devam etmeden önce Kendisini izleyen cemaate hitaben “Meğer Cenâb-ı Hak, ‘Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Asıl büyük mükafat ve mutluluk ise Allah’ın katındadır.’9 buyurmakla ne kadar doğru söylemiş. Bu iki yavruya baktım, yürürken yere düştüklerini görünce dayanamayıp konuşmamı kestim ve gidip onları alıp geldim.”10 buyurur. 

Yine İbn Rebîa İbni’l-Hâris’in anlattığı şu olay da bu hususta O’nun hassasiyetinin apaçık bir göstergesidir: “Babam beni, Abbas da oğlu Fadl’ı Rasûlüllah’a gönderdi. Huzurlarına girdiğimiz zaman bizi sağlı-sollu bir şekilde dizlerine oturttu. Ardından da o kadar şefkatli ve sıkı bir şekilde kucakladı ki, o güne kadar öylesine samimi bizi bağrına basan kimse görmemiştik.”11 

El-hasıl Allah Resûlü muhataplarına sevgi ve ilgisini eşit derecede gösterir ve bu hususta adalete dikkat edilmesini ders verirdi. Bunun içindir ki O, nurlu beyanlarının birinde “Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adil olun.”12 buyurmuş ve bu ölçünün her hâlükârda korunması için uyarıda bulunmuştu. Yine bu ifadenin, çocuklara sadece adil davranma değil aynı zamanda onlara güzel örnek olma hususunu da ihtiva ettiği göz ardı edilmemelidir.

Erkek ve Kız Ayırımı Yapma!

Cahiliye döneminde görülen bir uygulama da erkek ve kız çocukları arasındaki ayırımcılıktı. Onlardan birisine kız çocuğu doğduğu haberi verilince öfkelenir, yüzü mosmor kesilir, verilen müjdenin “kötülüğünden” dolayı halktan gizlenirdi. Böyle alçaltıcı bir durum karşısında onu yanında tutup büyütüp büyütmeyeceğini düşünür; toprağa gömüp gömmeme kararı arasında gidip gelirdi.13 Adaletsizliğin ve ayırımcılığın kendilerini sürüklediği bu zulüm, onları çocuk katilleri haline getirmişti. Fakat Allah Resûlü gelip masum yavrulara el uzatacağı ana kadar bu adetin, kendilerini insanlıktan ne kadar uzaklaştırdığının da asla farkında olamamışlardı. 

Rehber-i Ekmel Efendimiz, bu konuda onlara eşitlik ve adalet ilkesini getirmiş ve çevresini de müşahede ettiği olaylar karşısında uyarmıştır. Bir gün kendisini ziyarete gelen bir adamın biraz sonra oğlu çıkıp gelmişti. Adam, hemen onu kucaklamış öpmüş ve kucağına oturtmuştu. Derken az sonra ise kızı gelmişti. Adam, kızının gelişini çok önemsememiş ve ona ilgi göstermeden yanına oturtmuştu. Bunun üzerine Efendimiz, “İkisine de eşit davranmalı değil miydin? Eşit davransaydın bu senin için daha hayırlı olurdu. Çocuklarınıza onları öpme bile olsa eşit/adil davranın!”14 diye ikaz etmişti. 

Yine Allah Resûlü, bu cinayetlere son vermekle kalmamış, hayat hakkından bile mahrum edilen kız çocuklarına, toplumda adil bir statü kazandırmak için verilecek mücadelenin değerine de dikkat çekmişti: “Kimin bir kız çocuğu olur da onu toprağa gömmez, hor görmez ve erkek çocuğunu ona tercih etmez; adil olursa, Allah onu cennete koyar.”15 Bu anlamda Allah Resûlü kız çocuklarına karşı oluşan menfi bakışları tashih için “Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse kıyamet günü o kimselerle şöyle yan yana bulunacağız.” buyurmuş ve parmaklarını birleştirmiştir.16 Yine bir başka nurlu beyanlarında “Kimin üç kız çocuğu olur ve onların bakım görümünü iyi yapar, eğitir/terbiye eder, evlendirir ve onlara ihsanda bulunursa, onun mükafatı cennet olur.” buyurmuştur.17

Dolayısıyla aile içi ya da dışında erkek kız ayırımı bir zulümdür. Böyle bir ayırım çocukların adalet duygusu gelişimi üzerinde menfi tesir yapacak ve çocuk, bu uygulamayla küçük yaşta ayırımcılığı öğrenecektir. Muhataplarını cinsiyeti, şekli şemaili ve ırkı üzerinden ayıplamaya ve onlara hakaret etmeye kalkışacaktır. Neticede çocuklar farklı olanı, “hemcinsi” ve “zenginlik” olarak değil, “öteki” ya da “düşman” olarak algılayacak ve ona karşı istenmeyen duygular geliştirecektir. Allah Resûlü getirdiği hak, adalet ve denklik anlayışı ile çocukların gelişimine ve sonuçta aile ve toplumun vahdetine çok büyük zarar verecek uygulamalara son vermiştir. 

Mâlî Konularda da Adaleti Gözet!

Her işinde adaleti gözeten ve haksızlıktan sakınan Allah Resûlü, çocuklara malî konularda da adil davranılmasını emir ve tavsiye etmiştir. Zira adalet hem maddi hem de manevî hayatta hâkim kılınması gereken önemli bir değerdir. Her iki cepheden birinde gösterilecek kusur ve ihmaller muhatapların gönlünde/duygularında onulmaz yaraların açılmasına, sosyal ve iktisadî hayatta ise birçok problemin doğmasına sebebiyet verecektir. Böyle bir adaletsizliğe maruz kalan bir çocuk, bir ömür bunu unutamayacak ve ebeveyninin yanında kendisine tercih edilen kardeş ya da kardeşlerine de kin ve nefret besleyecek düşmanca davranacaktır.  

Ensar-ı kiram’dan Hz. Numan İbn-i Beşîr’in başından geçen şu vaka, bu konuda Allah Resûlü’nün hassasiyet ve yaklaşımını net olarak göstermesi bakımından çok önemlidir: “Babam bana bir miktar mal bağışlamıştı. Fakat annemin gönlü bu hibeye çok yatmamıştı. Bunun üzerine annem, babama, bu durumu Peygamberimize sormasını aksi takdirde buna rızasının olmadığını söylemişti. Annemin bu itirazı üzerine babam beni de yanında götürdü ve Resûlüllah’a gittik. Babam olup biteni anlatıp O’ndan bu hibeye şahitlik yapmasını talep etti. Bunun üzerine O, “Numan dışında başka çocukların var mı?” diye sordu. Babam “Evet!” diye cevap verince Allah Resûlü, “Peki buna verdiğini diğer çocuklarına da verdin mi?” diye sordu. Babam, “Hayır vermedim!” diye cevap verince Allah Resûlü, “Peki onlara vermen de seni sevindirmez mi? O zaman benden şahitlik isteme! Zira Ben, haksızlığa ve zulme şahitlik yapmam. Şahitlik yapacaksam ancak hak ve adil olan bir meselede şahitlik yaparım.  O halde sen de hibenden dön! Bir de unutma! Çocukların arasında adaletli davranman onların senin üzerindeki hakkıdır. Senin de onlar üzerindeki hakkın, sana iyilik de bulunmalarıdır.” buyurdu.18

Sonuç

Adalet, sadece fertlerin değil toplumun ve insanlık ailesinin emniyet, güven ve huzurunu temin ve tesis eden önemli bir kavramdır. Bu açıdan adalet ve eşitlik sadece büyükleri ve hukuku ilgilendiren bir olgu değil bütün insanlığı yakından alakadar eden bir hakikattir. Çünkü adalet varsa hak ve hukuk gerçekleşebilir ve bu sayede insanlık, her türlü zulüm ve haksızlıklara karşı kendini emniyet ve güvende hissedebilir. Aksi takdirde insanoğlunun yeryüzünde mutlu olması mümkün değildir. Dolayısıyla hem insanlığın huzur ve saadetinin temeli olan adaletin temin ve tesis edilmesi hem de onun nesilden nesile intikali adına doğumdan sonra “adalet duygusu” eğitiminin başlatılması şarttır. Bu eğitim ve öğretim faaliyeti tabiatıyla bu dönemde tamamlanmaz, bir ömür boyu da devam eder. Ancak atılan temeller daha sonraki öğrenilen bilgi, yaşanılan olay ve tecrübelerle pekiştirilir ve daha da geliştirilir. Zira insanoğlu için eğitim, öğretim ve manevî terakki, beşikten mezara kadar devam eden uzun bir süreçtir.

Yazar: Dr. Selim Koç 

Dipnot:

  1. Bkz. Yusuf Sûresi, 1-30
  2. Abdurrezzak, el-Musannef, Vesâyâ 23 (16501)
  3. Ali el-Muttakî, Kenzu’l-Ummâl, 45346-45350)
  4. Buhârî, Fedâilu’s-Sahâbe 18 (3746-3752); Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe 57-59 (2421-2424)
  5. Buhârî, Fedâilu’s-Sahâbe 22 (3753)
  6. Bkz. Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe 8/60 (2423)
  7. Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât, VI/360-362
  8. Bkz. Buharî, Edebu’l-Müfred, s. 15 (43)
  9. Teğâbun Sûresi, 64/15
  10. Buhârî, Fiten 20; Ebû Dâvud, Salât 225-227 (1109); Tirmizî, Menâkıb 30 (3774)
  11. İbn-i Hacer, el-Metâlibu’l-âliye, II/441
  12. Buhârî, Hibe 13 (2587); Müslim, Hibât 3/13 (1623)
  13. Bkz. Nahl Sûresi, 16/58, 59
  14. Abdurrezzak, el-Musannef, Vesâyâ 23 (16501); Heysemî, Zevâid, VIII/156
  15. Ebû Dâvud, Edeb 130 (5146)
  16. Müslim, Birr 46/149 (2631)
  17. Ebû Dâvud, Edeb 130 (5147)
  18. Müslim, Hibât 3/9-19 (1623); Ebû Dâvud, Buyu’ 85 (3542)
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.