Mazerete Sarılanlar ve Bir Tevbe Kahramanı

130

İç yüzleri bir kez daha sûretlerine akseden bu yüzsüzler, her şeye rağmen Efendimiz’in huzuruna geliyor ve Tebûk’e gidemeyişlerini meşru gösterebilmek için belli başlı mazeretler ileri sürüyorlardı. Yine perdeyi yırtmamak için Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), mazeret diye ortaya sürdükleri yalanları kabullenmiş gözüküyor ve herhangi bir tepki vermiyordu. Peşi peşine hepsi gelip durumunu arz etmiş ve sıra, atılan her adımda aslında kendileriyle birlikte olduğunu söylediği samimi mü’minlerine gelmişti. Bir Ramazan günüydü; büyük bir mahcûbiyetle huzura gelen Hilâl İbn Ümeyye ve Mürâre İbn Rebî’ için Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ashâbına:

– Ben size izin vermedikçe hiçbiriniz, onlardan herhangi birisiyle oturup konuşmasın, diyordu. Aynı duygularla yanına gelen Ka’b İbn Mâlik, mescide gelip Allah Resûlü’ne selam verdiğinde O (sallallahu aleyhi ve sellem), önce acı bir tebessümle yüzüne bakmış ve sonra da bu samimi insandan yüzünü çevirmişti; dünyalar başına yıkılıyordu Ka’b İbn Mâlik’in! Allah Resûlü’nün hâliyle vermek istediği mesaj, yüreğine oturmuştu ve:

– Yâ Resûlallah, diye seslendi. “Niye benden yüz çeviriyorsun? Vallahi de ben, ne münafıkım, ne de dinim konusunda herhangi bir şüphe içindeyim ve ne de dinimi değiştirdim!”

– Peki, öyleyse sen niye gelmedin, diye sordu Efendiler Efendisi. “Hâlbuki sen, hazırlığını da yapmış değil miydin?”

– Evet, yâ Resûlallah, diye başladı sözlerine Hz. Ka’b. “Şu anda Senin değil de dünya ehlinden herhangi birinin yanında bulunuyor olsaydım, bir mazeret beyan edip de onun hışmından kendimi kurtarırdım; çünkü bende, insanları ikna etme kabiliyeti vardır! Fakat biliyorum ki ben, bugün beni kurtaracak yalan bir beyanla Sana hâlimi arz etsem, yarın mutlaka Allah (celle celâluhû), Durumu Sonra haber verecek! Ancak bugün doğruyu beyan edip de Senin bana kızacağın bir beyanda bulunursam, işte o zaman Allah’ın beni affedeceğini umarım; işin doğrusu, vallahi de benim bir mazeretim yoktu!..”

Ashâbındaki samimiyeti büyük bir dikkatle izleyen Sultan-ı Rusül Efendimiz, ashâbına dönerek önce:

– İşte buna gelince, bu doğruyu söyledi, buyurdu. Aslında sadece bu cümle bile, bu üç sahabiden önce gelip de yalan yanlış beyanlarla kendilerini kurtarmaya çalışan seksen civarındaki insanın hâlini anlatmaya yetiyordu! Ardından da ilave etti:

– Haydi kalk ve hakkında Allah (celle celâluhû) dilediği hükmü verinceye kadar bekle!1


Dipnot:

  1. İçlerindekini samimi olarak ortaya koyan bu insanlara Allah Resûlü (s.a.s.), konuşma yasağı getirecek ve âdeta bir süreliğine onları toplumdan tecrit edecekti. O gün Ka’b İbn Mâlik gibi Mürâre İbn Rebî’ ve Hilâl İbn Ümeyye de, aynı müeyyideye muhatap olanlardandı ve bu yasak, tam elli gün sürecekti. Daha fazla bilgi için bkz. Haylamaz, Reşit, Saadet Asrına Doğan Yıldızlar, s. 207 vd.
İlgili diğer yazılar

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Deneyiminizi daha iyi hale getirmek için bu web sitesinde çerezleri kullanıyoruz. Devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş oluyorsunuz. Kabul Et Daha fazla