Kur’ân’ın Bir Mesajı: Çocuklara ve Nesillere Dua

898

İslam’ın korumayı hedeflediği beş temel esastan birisi de neslin korunmasıdır. Cenâb-ı Hak, insanları, kadın erkek farklı özelliklerde yaratmış ve her birinin diğeriyle huzur ve mutluluk bulması için kalplerine karşılıklı olarak sevgi ve şefkat duygusu koymuştur.1 Böylece O, hem insanların şahsiyetini hem neslin devamını hem de neslin korunmasını nikah ve evlilik yoluyla kayıt altına almıştır. Allah Resûlü “… Hepiniz elinizin altında bulunan kimselerden sorumlusunuz…” buyurmuş; anne-babayı, evlatlarının manevî hayatlarından mesul tutmuş ve müminlere daima salih nesiller yetiştirmeyi hedef göstermiştir. İnsanın, evladına ve nesline karşı bu sorumluluğu yerine getirmesi adına bir taraftan Kur’ân ve Sünnet’in emir ve nehiylerine riayetin yanında, onların salih, ahlaklı, iyi ve güzel kimselerden olmaları için dua etmeleri de önemlidir. Zira Allah Resûlü’nün beyanıyla anne-babanın evladına/nesline yaptığı dualar, makbul dualardandır.2 

Nitekim Kur’an-ı Kerîm, peygamberlerin hayatlarını anlattığı yerlerde, onların, anne ve babalarına, evlatlarına, ümmetlerine, hatta gelecek nesillerine dualarından örnekler sunar. Bu misaller, evlatlarının/nesillerinin maddi-manevî ıslahından, iyi, ahlaklı ve kâmil insanlar olarak yetiştirilmelerinden sorumlu bütün ebeveyn/muallim ve rehberler için hem duanın eğitim değerine dikkat çeker hem de duaya teşvik eder. Allah Resûlü’nün ifadesiyle “Babanın çocuklarına duası, bir peygamberin ümmetine yaptığı dua gibidir.”3 Bu açıdan çocukların/nesillerin, anne/baba ve dede duası alması, onların hem Allah’a iyi bir kul hem insanlığa faydalı bir birey hem de aile ve çevresine karşı sorumluluklarını müdrik fertler olmaları açısından vazgeçilmez Kur’ânî ve Nebevî bir ilkedir. 

Hz. İbrahim’in Duaları: 

“Rabbim! Bana Salih/Sağlıklı Bir Evlat Lütfet!

Hz. İbrahim (aleyhisselam), mancınıkla ateşe atılır ve ilahi inayetle oradan kurtulur. Ardından, “Ben, (küfür ve şirkin egemen olduğu bu yeri terk ediyor ve) Rabbim’e yöneliyorum. O bana izlemem gereken yolu elbette gösterecektir.”4 der ve oradan ayrılır. Gider Filistin’e yerleşir; elleri açar ve şöyle dua eder: “Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir evlat bağışla.”5 Allah (azze ve celle), bu duayı kabul buyurur ve kendisini halîm yani akıllı, zeki, uysal, ihtiraslarına hakim, temkinli, güçlü ve hoşgörülü bir evlatla müjdeler.6 İşte bu çocuk ileride peygamber olarak görevlendirilecek olan Hz. İsmail’dir (aleyhisselam). Hz. İbrahim, salih evlat duasının kabulü üzerine “Hamdolsun Allah’a ki hayli yaşlı olmama rağmen bu ihtiyarlık halimde İsmail ve İshak’ı bana ihsan etti. Şüphesiz ki Allah duaları kabul buyurur.”7 der ve Rabbine şükreder. Hatta o, bununla da yetinmez; onları ve bütün soyunu da içine alacak şekilde şöyle dua eder: “Ey rabbim! Beni ve soyumdan gelen kimseleri, namazı dosdoğru ve devamlı kılanlardan eyle ve bütün dualarımızı da kabul buyur.”8

“Beni de Soyumu da Müslümanlardan Kıl!” 

Hz. İbrahim (aleyhisselam), oğlu İsmail ile birlikte Kâbe’nin inşasını tamamladıktan sonra hem kendilerine hem de arkadan gelecek nesillerine şöyle dua ederler: “Ey Rabbimiz! Bizleri, sadece Sana boyun eğen dosdoğru birer Müslüman kıl! Soyumuzdan da ancak Sana teslim olacak Müslüman bir topluluk çıkar! İbadetlerimizi nerede ve nasıl yapacağımızı bize öğret, günahlarımızı bağışla. Zira tövbeleri en güzel şekilde kabul eden, merhametli olan ancak Sensin!”9 Hatta onlar dua ettikleri gelecek nesilleri için bir peygamber talebinde de bulunur ve daha doğmamış nesillerinin bile rehbersiz bırakılmaması için yakarırlar: “Ey bizim Hakîm Rabbimiz! Onların içinden öyle bir Resûl gönder ki; kendilerine Senin ayetlerini okusun, onlara Kitab’ı ve (kitaptaki hükümlerin pratik hayata uygulanması olan) hikmeti öğretsin ve onları (her türlü şirk ve günah kirlerinden) tertemiz kılsın. Muhakkak ki azîz Sen’sin, Hakîm Sen’sin. (Üstün kudret ve tam hüküm ve hikmet sahibisin.)”10 Nitekim Allah, onların bu samimi dualarını kabul buyurur hem oğlu İshak’ın hem de İsmail’in neslinden toplumlar çıkartır ve onların içinden başta Allah Resûlü olmak üzere çok sayıda peygamber gönderilir.

“Onları, İnsanlara Sevdir ve Bol Rızık Ver!”

Hz. İbrahim (aleyhisselam), evlatlarının ebedi hayatları yanında dünya saadetleri için de dua ederler: “Ey yüce Rabbimiz! İşte ben, ailemden bir kısmını (etrafı kayalık dağ ve tepelerle çevrili şu verimsiz ve) çorak vadiye, Senin Kutsal Evinin hemen yanı başına yerleştirdim ki (Seni daima hatırlasın) namazı dosdoğru kılsınlar. Öyleyse, insanların gönüllerini onlara doğru yönelterek oraya akın etmelerini sağla ve onları her çeşit bereketli ürünlerle rızıklandır ki Sana güzelce kulluk edip şükretsinler.”11 Böylece O, bütün müminlere, Allah’tan şükreden evlat ve nesiller istemeyi de ders verir.

Hz. Zekeriyya’nın Duası: 

“Ya Rabbi! Bana hayırlı Bir Zürriyet Lütfet!” 

Hz. Zekeriyya (aleyhisselam) özel himayesi altındaki Hz. Meryem’in mabetteki nezih hayatını görür ve ilerlemiş yaşına rağmen Rabbine, şöyle yalvarır: “Ey Rabbim! (Benden sonra İsrailoğullarının iyice sapacağından endişe ediyorum. Onların Meryem gibi tertemiz bir nesle ihtiyacı var. Sana yalvarıyorum; sonsuz lutüf ve rahmetinle) bana katından böyle hayırlı/iyi/güzel bir zürriyet ihsan et! Şüphesiz ki Sen, bütün duaları işitir icabet edersin.”12 O, bu duasıyla Rabbinden istediği neslin salahını ve felahını düşünür ve “hayırlı bir nesil” kaydıyla onlara yardımcı olmaya çalışır. 

Hz. Nuh’un Duası: 

“Rabbim! Evime/Mescidime Girenleri Bağışla”

Hz. Nuh (aleyhisselam) ellerine açar ve Rabbine şöyle yakarır: “Rabbim! Beni, anne ve babamı, iman etmiş olarak evime/mescidime girenleri ve iman eden erkek ve kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helakini artır.”13 Hiç şüphesiz Hz. Nuh’un evine girenler arasında iman etmiş evlatları da vardı ve o, onların mağfireti için de dua ediyordu.

Hz. Meryem’in Annesinin Yakarışı:

“Yavrumu ve Neslini Şeytanın Şerrinden Koru!”

Uzun zaman çocuğu olmayan İmran’ın hanımı (Hanne) bir gün, bir kuşun yavrusunu beslediğini görünce imrenir; Allah’a yalvarıp kendisine bir çocuk ihsan etmesini diler ve duası gerçekleşirse çocuğu Beytu’l-Makdis’in hizmetine adadığını ifade eder: “… Ya Rabbi! Karnımda taşıdığım yavrumu tüm varlığıyla senin hizmetine adadım, adağımı lütfen kabul buyur. Şüphesiz duaları işiten (Semi’) ve bilen (Alîm) yalnız Sen’sin!”14 Derken onu doğurunca da: “Ya Rabbi, dedi. Ben bir kız doğurdum. -Zaten Allah ne doğurduğunu pek iyi biliyordu.- Erkek evlat kız gibi değildir. Ben onun adını Meryem koydum. Onu da onun neslinden gelecekleri de mel’un şeytanın şerrinden korumanı niyaz ediyorum.”15 Allah Resûlü, Hanne’nin bu duasının kabul edildiğini şöyle ifade buyurur: “Doğan hiçbir çocuk yok ki doğduğu anda şeytan ona dokunmuş olmasın. Bunun tek istisnası Meryem ve onun oğludur.”16 

Meleklerin Nesillere Duası: 

“Ey Rabbimiz! Nesillerinden İyi Kimseleri Cennete Koy!”  

Kur’ân’da, meleklerin, müminlerin hem kendilerine hem eşlerine hem de nesillerine dua ve istiğfarda bulunduğu şöyle ifade buyrulur: “… Ey Yüce Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tövbe edenleri ve Senin yoluna tabi olanları affet ve onları cehennem azabından koru! Ey Rabbimiz! Sen, onları ve onlarla birlikte babalarından, eşlerinden ve nesillerinden iyi kimseleri kendilerine vâd ettiğin Adn cennetlerine yerleştir. Muhakkak ki Sen azîz ve hakîmsin.”17

Evlatla Şirk Koşma!

Kur’ân bir taraftan peygamberlerin, salih zatların ve meleklerin, çocuklar ve gelecek nesiller için yaptığı bu dualara yer verirken diğer taraftan içine düşülmesi muhtemel bir tehlikeyi de haber verir ve müminleri şöyle uyarır: “O’dur ki sizi bir tek candan yarattı ve bundan da, gönlü kendisinde huzur bulsun diye eşini yarattı. Erkek, hanımını sarıp bürüdü, o da hafif bir yük yüklendi, hamile kaldı. Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca her ikisi de Rab’leri olan Allah’a yönelip ‘Eğer bize sağlıklı bir evlat verirsen mutlaka Sana şükredenlerden oluruz’ diye yalvardılar. Fakat Allah kendilerine sağlıklı/kusursuz bir çocuk verince, annesi de babası da ölçüyü kaçırıp verdiği çocuk sebebiyle şirke bulaştılar. Tuttular, Allah’a birtakım şerikler yakıştırdılar. Halbuki Allah onların yakıştırdıkları her türlü ortaktan münezzehtir.”18 Dolayısıyla insanı yaratanın ve ona maddi-manevî güzellik verenin Allah olduğu hakikati asla unutulmamalıdır. 

Sonuç

Peygamberler, “Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı haşir günü…”19 gelmeden önce hem kendilerini hem anne-babalarını hem evlatlarını hem de arkalarından gelecek nesillerini ve ümmetlerini kurtarmak için fiilî dualarının yanında kavlî dualarda da bulunmuştur. Zira onlar, meseleye büyük bir sorumluluk duygusu ve ihsan şuuruyla yaklaşmış; muhataplarını hak ve hakikatle buluşturma adına yürekten Rab’lerine yalvarıp yakarmışlardı. En yakınlarından en uzağına kadar mesul oldukları kimselerle ilişkilerini “… Öyle bir günden çekinin ki hiçbir baba evladına asla fayda veremez, evlat da babasına fayda sağlayamaz…”20 uyarısına göre düzenlemiş; faydalı olabileceği dünya hayatı bitmeden önce muhataplarına ulaşma adına olağanüstü bir caba sarf etmişlerdi. 

Dolayısıyla kıyamete kadar onların hayatını kendilerine örnek edinecek müminler de bu istikamette hareket etmeli; başta kendilerine emanet edilen ve edilecek çocuklarına hatta onların soyundan gelecek nesillere bile dua etmelidirler. Nitekim Kur’ân, “Onlar öyle kimselerdir ki, ey keremi bol Rabbimiz! Bize, gözümüzün, gönlümüzün sevinci olacak temiz eşler ve nezih nesiller ihsan eyle ve bizi muttakilere önder kıl.”21 buyurur ve Rahman’ın has kullarının bir özelliğinin de ailelerine ve nesillerine dua etmek olduğunu haber verir.

Yazar: Dr. Selim Koç

Dipnot:

  1. Bkz. Rûm Sûresi, 30/21
  2. Bkz. Tirmizî, Daavât 49 (3448)
  3. Münzirî, Terğib ve Terhîb, II/398
  4. Sâffât Sûresi, 37/99
  5. Sâffât Sûresi, 37/100
  6. Bkz. Sâffât Sûresi, 37/101
  7. İbrahim Sûresi, 14/39
  8. İbrahim Sûresi, 14/40
  9. Bakara Sûresi, 2/128
  10. Bakara Sûresi, 2/129
  11. İbrahim Sûresi, 14/37
  12. Âl-i İmrân Sûresi, 3/38
  13. Nuh Sûresi, 71/28
  14. Âl-i İmrân Sûresi, 3/35
  15. Âl-i İmrân Sûresi, 3/36
  16. Bkz. Buharî, Bedu’l-Halk 11 (3286), Ehâdîsu’l-Enbiya 44 (3431); Müslim, Fedâil 40/146-148 (2366, 2367)
  17. Mü’min Sûresi, 40/7, 8
  18. A’raf Sûresi, 7/189, 190
  19. Bkz. Abese Sûresi, 80/33
  20. Lokman Sûresi, 31/33
  21. Furkan Sûresi, 25/74
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.