Kriz yönetiminde Nebevî esaslar (5): Asr-ı Saadet sonrası

332

Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), ümmetinin geleceği ve gelecekteki ümmetiyle de çok yakından alakalıdır. Onların hem dünya hem de ebedî ahiret saadetini elde etmeleri adına yollar açar, arkasında ilahî ve evrensel bir mesaj ve problemleri çözerken takip edebilecekleri nebevî bir metodoloji bırakır: “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Resûlü’nün Sünneti’dir.”1 Bunlara ilave O (aleyhissalâtu vesselâm), Allah’ın kendisine bildirdiği ğayba ait bazı bilgilere ve gösterdiği tablolara, insan gerçeğine, tarihi realitelere ve sosyal tecrübelere bakarak gelecekte yaşanacak toplumsal felaket, kargaşa ve iç savaş gibi bazı krizlere de dikkat çeker. Bir gün yanındakilere, “Benim gördüğüm firneleri siz de görüyor musunuz?” diye sorar. Onlar, “Hayır!” cevabını verince “Şüphesiz ben, evlerinizin aralarına dökülen fitne ve felaket mahallerini, şiddetli yağmur sellerinin bıraktığı izleri görür gibi görüyorum.”2 buyurur. O, mü’minlere, gördüğü bu krizlerin olumsuz etkilerinden onları koruyacak, kurtaracak hatta hem dünyaları hem de ahiretleri için kazanıma dönüştürecek şekilde nasıl yönetmeleri gerektiğiyle alakalı birtakım esaslar da vaz eder.

Krize Sebebiyet Verecek Hususlardan Kaçınma

Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), kendisinden sonra ümmetinin muhatap olacağı krizlerin sebepleri üzerinde özellikle durur ve böylece onlara, krizlerin önünü alma adına nelere dikkat etmeleri gerektiğini hatırlatır. Bu çerçevede “birlik ve beraberliğin zayıflaması, aşırı dünya sevgisi ve ölüm korkusu, mü’minlerin içine düştüğü halin onlara düşmanlık besleyenleri cesaretlendirmesi,3 güç ve idarenin alçakların/hainlerin ve ahmakların eline geçmesi,4 cinayetlerin çoğalması, cehaletin artması ve yayılması, ilmin kaldırılması,5 güvenilir kimselerin azalması,6 şuursuz hareket,7 ihtilafların artması ve Müslümanların gruplara ayrılması, söze sadakatin ve emanete sahip çıkmanın azalması,8 cimriliğin ve bencilliğin yaygınlaşması,9, insanların kendi görüşlerini Kur’ân ve Sünnet’in esaslarına üstün tutması,10 kamu malının korunmaması, akrabalar arası ilişkilerin yıkılması, maneviyatın ve hayırlı işlerin çok zayıflaması,11 ahlakî değerlerin zedelenmesi,12 helallere ve haramlara dikkat edilmemesi13, kamuoyunun yalanlarla manipüle edilmesi,14 doğru kimselerin yalanlanması, yalancı kimselerin doğrulanması, hainlere güvenilmesi ve emin kimselerin ihanetle suçlanması15” gelecekte karşılaşılacak krizlerin başlıca sebepleridir. Mü’minler, bu hususlarda dikkatli oldukları sürece krizlere karşı tedbirini almış olur. Gevşek hareket edilmiş ve krizler meydana gelmişse sonlandırma adına yapmaları gereken de yine bu sebepleri ortadan kaldırmaktır.

Kur’ân’ın Evrensel Esaslarına Sarılmalı

Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), bir gün ileride büyük fitnelerin dolayısıyla büyük sosyal krizlerin ortaya çıkacağını haber verir ve mü’minleri, dikkatli olmaları hususunda uyarır. Mecliste hazır bulunanlardan Hz. Ali (radıyallahu anh), “Bu fitnelerden ne ile kurtuluruz?” diye sorar. O (aleyhissalâtu vesselâm), “Allah’ın Kitabı ile!” buyurur ve şu açıklamayı yapar: “Onda, sizden önceki milletlerin haberi, sizden sonra kıyamete kadar gelecek fitneler ve kıyamet ahvâli ile ilgili haberler ayrıca sizin aranızda cereyan edecek ahvâlle alâkalı da hükümler var. O, hak ile bâtılı ayırt eden yegane ölçüdür ve onda her şey ciddîdir.16 Kim bir zalimden korkarak, ondan kopar ve onunla amel etmezse, işte o zaman Allah da onu helâk eder. Kim onun dışında bir hidayet ararsa Allah o kimseyi saptırır. Zira o, Allah’ın en sağlam ipidir. O, hikmet edâlı hatırlatan bir beyan ve Hakk’a ulaştıran bir yoldur…”17 

Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), bu beyanıyla öncelikle mü’minlere karşılaştıkları fitne gibi büyük krizler karşısında gelişi güzel, başıbozuk ya da kuralsız hareket etmemelerini aksine kitabî olmalarını; Kur’ân’ın vaz ettiği evrensel disiplinlere yönelmelerini, hal ve hareketlerinde, bu disiplinlerle sınırları çizilen hak ve salih dairenin dışına çıkmamalarını salıklar. Kur’ân ise adaleti, ahlaklı olmayı, iyiliği, istişareyi, itidali, sabrı, ümidi, azmi, iradeyi, tefekkürü, affı, yardımlaşmayı, ilim ve araştırmayı, birlik ve beraberliği, iyiliği yaygınlaştırmayı, kötülüğe hareket alanı bırakmamayı, her türlü hak ve hukuka saygıyı ve riayeti emreder. Önceki kavim ve medeniyetleri helake götüren sebeplere ve peygamberlerin onları kurtarmak için sunduğu evrensel reçetelere dikkat çeker. Öyleyse mü’minler, fitne gibi birlik ve beraberliği, dirlik ve düzeni sarsıcı krizler karşısında çözümü, bu esaslarda aramalıdır. Bunların dışındaki yollar, kaosu ve kargaşayı artırabilir ve krizi, içinden çıkılmaz boyutlara taşıyabilir ya da öteleyip bir yük olarak gelecek nesillerin omuzlarına yükleyebilir.

Sabır ve Samimiyetle Hareket Edilmeli

Allah Resûlü, ilerde vuku bulacak, çoğalıp hayatı tamamen etkisi altına alacak ve ihlaslı olanla olmayanı birbirinden ayıracak bazı problemlere dikkat çeker. Bunların doğuracağı krizleri aşma ve beraberinde getireceği yan etkilerden beri olma adına mü’minlere, sabrı ve samimiyetle hareket etmeyi adres gösterir. Bu çerçevede “Benden sonra dine uymayan (münker) işler göreceksiniz.” buyurur; dine aykırı işlerin İslam toplumu içerisinde yaygınlaşacağına, dine bağlılıkta samimiyetin azalacağına ve bunun da İslam’ın özünden uzaklaşmayı beraberinde getireceğine ve diyanet hususunda ortaya çıkacak krizlere vurgu yapar. Çözüm olarak “Havuz başında bana kavuşuncaya kadar sabrediniz.”18 buyurur ve mü’minlere, aktif sabırla işin aslını ve doğrusunu insanlar arasında temsile devam etmeleri, duygu ve düşünceleri, hal ve hareketleriyle kötü gidişe destek olmamaları gerektiğini haber verir.

İnsanların dünya menfaati karşısında nakavt olup dini terk ettikleri hatta dini kendi çıkarları istikametinde tahrife çalıştıkları ya da kültür ve medeniyetin diğer öğeleri arasında ötekileştirdiği böylesi bir dönemde dinin esasına bağlı kalmayı ve onu samimi bir şekilde yaşamayı sürdürmeyi, “Öyle bir zaman gelecek ki dininin gereklerini yerine getirme hususunda dirençli davranıp İslam’ı hakkıyla temsil eden kimse, avuç içerisinde köz tutan kimse gibi olacak.”19 buyurarak elde ateş parçası tutmaya benzetir. Zemine ve şartlara dikkat çeker ve fitne gibi büyük kriz zamanlarında İslam’ın evrensel değerlerini hayata taşıyanlara elli kişinin ameline denk karşılık verileceğini haber verir.20

Fert ve Cemiyet Aydınlatılmalı

Kriz zamanlarında olayların ilim ve hikmetle değerlendirilmesi, tavır ve davranışlara hilm ve teenninin hâkim olması hayati öneme sahiptir. Böylece şiddetin ve yıkımın önüne geçilebilir, kardeş kavgaları engellenebilir, toplumun ıslahı ve sosyal barışın temini adına daha rahat hareket edilebilir. Özellikle ortada fitne gibi bir kriz varsa bu, zihinlerin karıştığını/karıştırıldığını, nazarların bulanık hale geldiğini/getirildiğine ve niyetlerin değiştiğini/değiştirildiğini gösterir. Bu da iyiliklerin yayılması ve kötülüklerin önlenmesi hususunda ehliyetli mü’minlere düşen vazifelerin terk edildiğini ve zihinlerin, birilerinin sürmesine hazır hale getirildiğine işaret eder. Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ya iyilikleri emredip kötülüklerden sakındırırsınız ya da Allah size yakın zamanda bir azap gönderir de Allah’a yalvarıp yakarırsınız ama dualarınıza icabet edilmez.”21  buyurur ve insanların, aydınlatılmasını ister. 

Fenalıklar ve kötüye gidiş görüldüğü halde sessiz kalmanın, umumî bir felakete sebep olacağını; toplumun karışacağını ve ilahî azabı netice verecek bir sürece girileceğini beyan eder.22 Eğer bu durum zulmün neticesi ise zalimin kollarından tutup onu batıldan hakka çevirmedikçe mazur sayılamayacaklarını ve ilahî azaptan kurtulamayacaklarını,23 zalime karşı hakkı dillendirmenin en faziletli cihad olduğunu haber verir.24 Yapılması gerekenin hem krizi netice veren sebepler hem de krizin daha da derinleşmesine mâni olacak ve çözümü beraberinde getirecek hususlarda fert ve cemiyetin ehil kimseler tarafından aydınlatılması olduğunu bildirir. 

Hakkı bilenlerin korkmaması ve hakikati, dillendirmesi ve halkı bilinçlendirmesi gerektiğini beyan eder.25 Fitne sürecinde yaşananlar, insanlara maddi olarak zarar verdiği gibi manevî olarak da zarar verir. Hatta Allah Resûlü, bu zor zamanların insanların imanına bile etki edeceğini; mü’min sabahlayan bazılarının kafir olarak akşamlayacağını, mü’min olarak akşamlayan bazı kimselerin ise kafir olarak sabaha çıkacağını dile getirir ve sadece Allah’ın iç dünyasını ilim ile ihya ettiği kimselerin bu duruma düşmeyeceğini haber verir.26 Hak ve hakikatleri, hikmet ve hayırları ihtiva eden ilim ile insanların elinden tutulması gerektiğine işaret eder. 

Dil; Dikkatli, Duyarlı ve Dengeli Kullanılmalı

Fitne gibi büyük kriz zamanları, suyun bulanık olduğu; haklı ile haksızın ayırt edilemediği ya da haksız tarafın sahip olduğu güç ile haklı tarafın argümanlarının üzerini örttüğü ve zihinleri algılarla manipüle ettiği karışık dönemlerdir. Böylesi dönemlerde söylenen sözler, çarpıtılır, farklı yerlere çekilir ve maksadının aksi istikametinde anlaşılır veya anlaşılmasına yol açılır. Söz, gücünü ve değerini yitirir; faydadan çok zarar vermeye başlar.27 Yığınlar hakem, hâkim ve uzman kesilir. Gıybet, iftira, suizan ve ithamlar, insanların birbirine olan güvenini ve geleceğe olan ümidini yutan kara deliklere dönüşür. Allah Resûlü, “İleride sağır, dilsiz ve kör fitneler ortaya çıkar. Kim onlara yakın ve açık durursa, onu içine çeker ve helak eder. Dil ile karışıp o fitnelerin bir parçası olmak, kılıçla katılmaktan daha beterdir.”28 buyurur ve fitne zamanlarında dile dikkat edilmesini; dilin, krizi tırmandıracak ve zararı katlayacak şekilde kullanılmamasını talep eder. 

Fitne zamanlarında iktidarı elinde bulunduran kimse/kimseler yanında söylenen sözler ise daha bir tehlikelidir. Zira burada söylenecek dikkatsizce ve düşüncesizce bir söz, iktidar sahiplerinin zulüm ve haksızlıklarını artırmasına dolayısıyla sıkıntıların katlanmasına sebebiyet verebilir ki Allah Resûlü, “…Biriniz Allah’ın gazabını sebep olacak çirkin bir sözü, vebal derecesini dikkate almadan söyleyiverir. Halbuki Allah, o söze karşılık o kimseye huzuruna çıkacağı ana kadar gazabını yazar.”29 buyurur ve bu çerçevedeki konuşmaların Allah katındaki yerine dikkat çeker. Netice olarak mü’minler, kriz zamanlarında da “Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa hayır doğuracak şeyler konuşsun veya sussun.”30 ilkesine bağlı kalmalı; dili hakkı dillendirmek, iyilikleri yaymak, fenalıklardan sakındırmak ve Allah’a anmak için kullanmalı31 asla fayda sağlamayacak ve zararı katlayacak şekilde kullanmamalıdır. 

Allah’a Güvenilmeli ve Meşru Dairede Kalınmalı

Krizleri çözüme kavuşturma adına en önemli dinamiklerden birisi de paniğe kapılmama ve hissi hareket etmemedir. Allah Resûlü, “Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kıyamet kopmaz.” buyurur; Allah’a inanan, güvenen, teslim ve tevekkülle O’na yönelen imanlı sinelerin, en dehşet verici hadiseler karşısında bile dengeli ve korkusuz olacağına, olması gerektiğine dikkat çeker. Zira mü’min bilir ve inanır ki bir yaprak bile O’nun ilmi ve izni olmadan düşmez ve O, abes iş işlemekten münezzehtir. Öyleyse yaşanan gelişmelerin arkasında olayların taraflarına bakan iradî hususlar yanında O’na ait illet, hikmet ve hayırlar da vardır. 

Allah Resûlü, “Benden sonra İslâm’ın çizdiği sınırların dışına çıkıp birbirinin boynunu vuran kafirlere dönmeyiniz.”32 buyurur. Mü’minlere, kendi dünyalarında meydana gelen krizler karşısında öncelikle yanlış bir duruş, tavır ve davranış ortaya koymama adına Allah’a sığınmalarını ardından da adaletten, iyilikten, doğruluktan ve güzellikten; hak yollardan ayrılmadan çözüm için mücadele etmeleri gerektiğini hatırlatır. Çünkü “Müslümanların, Müslümanlara kanı, malı ve ırzı haramdır.”33 ve onlar, krizleri, temel hak ve hürriyetlere bağlı kalarak adalet dairesinde çözüme kavuşturmak zorundadır. 

Krizi Tırmandırmaktan Sakınmalı

Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), “Yakında fitneler olacak. O zaman fitneye karışmayıp oturan ayaktakinden, ayaktaki yürüyenden, yürüyen ise fiili olarak fitne ve fesada çalışandan daha hayırlı olacaktır. Fitneden yüz çevirmeyip onu görmeye çalışan (bile) ondan etkilenir.” buyurur ve insanın, fikren ve zihnen bu sisli havadan etkilenebileceğini haber verir. Ardından “Kim ilticâ edecek ve sığınacak bir yer bulursa, hemen sığınsın; fesat çıkaranlara karışmayıp kendini kurtarsın.”34 buyurur ve kurtuluşun, fitneden uzak durulması ve fitnecilerin yalnız bırakılmasında yattığını söyler. Zira fitnenin olduğu yerde fesat ve kargaşa, kargaşanın olduğu yerde ise şiddet, kavga ve faili meçhul olaylar vuku bulur. Dolayısıyla mü’minler, kimin haklı olduğunu bilmediği ya da tarafların tamamının haksız olduğu durumlarda olaylara taraf olup bilmeden de olsa karşıdaki insanın/insanların dokunulmaz haklarına zarar verebilir veya zarar verilmesine istemeden de olsa katkı sunabilir. 

Allah Resûlü, bir noktadan sonra -ki o da idarenin yaşça küçük (ve ehliyetsiz) insanların eline geçtiği, fuhşiyatın ihtiyarlar arasında bile yaygınlaştığı ve ilmin, toplumdaki en rezil kimselerde olduğu dönemdir- hak ve hakikatlerin zarar görmemesi adına sukûtun/inzivanın tercih edilebileceğini haber verir.35 Mü’minlerin fitneden uzak durması krizin boyutlarının genişlemesine ve herkesi içine alıp tamamen çözümsüz hale gelmesine mâni olabilir. Allah Resûlü, “Bütün gruplardan uzaklaş ve ağaç köklerini kemirmek zorunda kalsan bile ölünceye kadar böylece sabret.”36 buyurur ve bu halde bulunmanın fitne çıkaranlara tabi ya da taraf olmadan daha hayırlı olduğunu haber verir.37  Kaos ortamında dini değerleri korumak ve yaşamak zor olacağı için bu durum mü’minlere dinlerini yaşama imkânı da sunacaktır: “Yakın bir gelecekte Müslüman’ının en hayırlı malı, dağ başında ve yağmur suyu (birikintileri) başında güttüğü davarlar olacaktır. (Böylece) dinini fitnelerden korumuş olur.”38 

O (aleyhissalâtu vesselâm), bir gün ashabına “İnsanların elekten geçirilerek iyilerin gittiği, kötülerin kaldığı, verilen sözlere sadakatin azaldığı ve emanetlere riayetin bozulduğu, ihtilafın arttığı ve insanların bu ihtilaflardan dolayı birbirine düştüğü yakın bir gelecekte haliniz nasıl olacak?” diye sorar. Onlar, “Ey Allah’ın Resûlü! Anlattığınız durum olunca biz ne yapalım?” derler. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Hak olduğunu bildiğinizi tutarsınız. Hak olduğunu kabul etmediğinizi bırakırsınız. Sizi ilgilendiren şeylere/işlere yönelirsiniz ve başkalarının karışık işlerini terk edersiniz.”39 buyurur. 

Hak ile batılın birbirine karıştığı haklı ile haksızın ayırt edilemediği fitne zamanlarında mü’minler, birbirine zarar verecek, birbirini yanlış anlayacak, birbirini korkuya ve gerginliğe sevk edecek şekilde toplum içerisinde hareket etmemelidir. Allah Resûlü, “Bir kimse kardeşine kesici bir âlet (bıçak, hançer, kılıç vb.) doğrultursa, onu elinden bırakıncaya kadar melekler ona lanet eder. Bu kimseler ana baba bir kardeş olsa bile böyledir.”40 buyurur ve her şeyin yanlış anlaşılmaya müsait olduğu zeminlerde ve zamanlarda dikkatli hareket edilmesi gerektiğini belirtir. Böylesi zamanlarda yanında silah gezdiren insan, farklı saiklerle elini silaha atabilir ve fitneyi daha da derinleştirebilir ki Allah Resûlü, “Sizden biriniz silahını din kardeşine karşı doğrultmasın! Çünkü farkında olmadan belki şeytan silâhı elinden çıkarıp harekete geçirir (tetikler) de din kardeşini öldürür ve bu yüzden cehennemin bir çukuruna yuvarlanır gider.”41 buyurur.

Fitne krizlerini çözmek için en gerekli şey sükûneti, itidali ve esenliği artıracak adımlar atmak; gerginliği tırmandıracak şekilde hareket etmekten ve tırmanan gerginliğin içerisinde istemeden de olsa yanlış bir hamle yapmaya sebebiyet verecek şekilde bulunmaktan kaçınmaktır. Uzak durulması gereken bir şey de fitneyi çıkaran insanlardır ki onlara yakın durmak, insanı fitneye bulaştıracağı gibi aynı zamanda bu insanların çok ve güçlü gözükmesine ve ümitlerin kırılmasına da sebebiyet verebilir.42

Ruhu/Maneviyatı Besleyecek Şeylere Dönülmeli

İnsanın, ayağının ucunu dahi göremediği sisli havalarda ve tehlikelerle dolu zeminlerde olduğu yerde durması en isabetli tercihtir. Aksi takdirde bir çukura düşebilir ve uçuruma yuvarlanabilir. Allah Resûlü, böylesi zamanlarda mü’minlere krizi daha da derinleştirmeme ya da yeni krizlere sebebiyet vermeme adına sis perdesi kalkıncaya kadar ibadete ve duaya yönelmelerini de tavsiye eder ve “Kargaşa (fitne ve fesat) dönemlerinde ibadete (ilim, tefekkür, zikir, namaz başta olmak üzere dinin emrettiği her türlü güzellik) ihtimam göstermek, bana hicret etmek gibidir.”43 buyurur. Böylece mü’minler, krizin beraberinde getirdiği yan etkilerden sıyrılabilir, krizi doğuran sebepleri dışardan daha objektif ve rahat gözlemleyebilir ve irdeleyebilir, çözüm adına atılması gereken adımları daha sakin tesbit edebilir, ıslah adına ihtiyaç duyacağı ruhu; aşkı, şevki ve maneviyatı daha hızlı depolayabilir. Allah Resûlü, dualarında sık sık fitnelerden ve değişik fitne unsurlarından Allah’a sığınır. Ebû Hureyre, “İleride fitneler olacak. Boğulmak üzere olan bir kişinin Allah’a yakarışı gibi yalvarıp dua etmedikçe o fitnelerden kurtulmak mümkün değildir.”44 buyurur, böylesi zor zamanlarda Allah’a yönelmenin önemine vurgu yapar.

Sonuç

Allah Resûlü, Asr-ı Saadet’te meydana gelen her türlü kriz karşısında örnek bir duruş ve yönetim ortaya koyar ve kriz yönetiminde rehber olacak birçok evrensel ilke ve metodoloji miras bırakır. Mü’minlere duyduğu derin sevgi, merhamet ve şefkatin bir yansıması olarak kendisinden sonra yaşanacak krizlere de dikkat çeker; bunlar karşısında nasıl ve hangi temel esaslar çerçevesinde hareket etmeleri gerektiği hususunda da bir takım ilave uyarı ve ikazlarda, tavsiye ve yönlendirmelerde bulunur. Krizleri doğuracak ve İslam dünyasını kaosa itecek temel sebepleri zikreder ve böylesi durumlarda mü’minlere, Kur’ân’ın çizdiği sınırlar içerisinde kalmayı ve hidayete götüren esaslarına sarılmayı, zorluklara rağmen sabır ve samimiyet içerisinde hak ve hakikati temsile devam etmeyi, fert ve cemiyeti aydınlatmayı ve ilimle beslemeyi, dili çok dikkatli kullanmayı, hep yapıcı olmayı, problemleri derinleştirecek hususlardan kaçınmayı, meşru dairede kalmayı ve ruh, heyecan ve dirayet adına Allah ile irtibatı güçlü tutmayı salıklar. Bu hususlarda dikkatli olmazlarsa karşılaşacakları sıkıntıların çokluğundan ve büyüklüğünden dolayı insanın, kabirlerde yatanların yerinde olmayı temenni edecek hale geleceğini söyler.45

Not: Konuyla alakalı daha detaylı bilgi için Prof. Dr. Ayhan Tekineş tarafından kaleme alınan “Ahirzaman ve Kıyamet Alametleri” isimli kitaba bakılabilir.

Dipnot:

  1. Mâlik, Muvatta’, Kader 3
  2. Buhârî, Fiten 4; Müslim, Fiten 3 (9/2885)
  3. Ebû Dâvud, Melâhim 5
  4. Bkz. İbn-i Mâce, Fiten 10, 24
  5. Bkz. Buhârî, İlim 21; Fiten 5; Müslim, Fiten 4 (18/2888); Ebû Dâvud, Fiten 1; İbn-i Mâce, Fiten 10, 25
  6. Bkz. Buhârî, Fiten 13
  7. Bkz. Müslim, Fiten 55
  8. Bkz. İbn-i Mâce, Fiten 10, 17
  9. Bkz. Buhârî, Fiten 5; Ebû Dâvud, Fiten 1; İbn-i Mâce, Fiten 24
  10. Bkz. İbn-i Mâce, Fiten 21
  11. Bkz. Buhârî, Fiten 5
  12. Müslim, Fiten 1 (2/2880)
  13. Bkz. Buhârî
  14. Bkz. Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 10724. hadis; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 7/330
  15. İbn-i Mâce, Fiten 24
  16. Bkz. Târık Sûresi, 86/13, 14
  17. Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an 14; Dârimî, Fedâilü’l-Kur’ân 1; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 1/91
  18. Buhârî, Fiten 2; İbn-i Mâce, Fiten 26
  19. Tirmizî, Fiten 73; Tefsîr 6. Ayrıca bkz. Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 2/390
  20. Bkz. Tirmizî, Tefsîr 6; Ebû Dâvud, Melâhim 17; İbn-i Mâce, Fiten 21
  21. Tirmizî, Fiten 9; İbn-i Mâce, Fiten 20
  22. Bkz. İbn-i Mâce, Fiten 20
  23. İbn-i Mâce, Fiten 20
  24. Bkz. İbn-i Mâce, Fiten 20
  25. İbn-i Mâce, Fiten 20
  26. Bkz. Ebû Dâvud, Fiten 2; İbn-i Mâce, Fiten 9
  27. Bkz. İbn-i Mâce, Fiten 12
  28. Ebû Dâvud, Fiten 3
  29. İbn-i Mâce, Fiten 12
  30. İbn-i Mâce, Fiten 12
  31. Bkz. İbn-i Mâce, Fiten 12
  32. Buhârî, Fiten 8; İbn-i Mâce, Fiten 5
  33. Bkz. Buhârî, Fiten 8; İbn-i Mâce, Fiten 2
  34. Buhârî, Fiten 9; Müslim, Fiten 3 (10/2886); Ebû Dâvud, Fiten 2; İbn-i Mâce, Fiten 10
  35. Bkz. İbn-i Mâce, Fiten 21
  36. Buhârî, Fiten 11; İbn-i Mâce, Fiten 13
  37. Bkz. Ebû Dâvud, Fiten 1
  38. Buhârî, Fiten 14; Ebû Dâvud, Fiten 4; İbn-i Mâce, Fiten 13
  39. İbn-i Mâce, Fiten 10
  40. Müslim, Birr 125
  41. Buhari, Fiten 7; Müslim, Birr 126
  42. Bkz. Buhârî, Fiten 12
  43. Müslim, Fiten 26 (130/2948); İbn-i Mâce, Fiten 14
  44. İbn-i Ebî Şeybe, Musannef 8/701
  45. Bkz. Buhârî, Fiten 23; Müslim, Fiten 18 (53/2907); İbn-i Mâce, Fiten 24
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.