Kimin davası bitti?!

623

Bilindiği üzere Mekkeliler, erkek çocuklarının ardı ardına vefatı üzerine Hazreti Peygamber’e “nesli kesik” manasına “ebter” yakıştırmasında bulunmuştu. Böylelikle O’nun itibarını yitireceğini sanmış ve bu söylemlerini kara propaganda unsuru olarak kullanmışlardı. Onlara göre babanın davasını oğul sürdürürdü ve  oğlu kalmadığına göre Hazreti Muhammed’in (aleyhissalâtu vesselâm) İslam davası haşa güdük kalacaktı.

Efendimiz’e bu yakıştırmada bulunanların başında Âs İbn-i Vâil[1], Ebû Cehil[2], Ukbe İbn-i Ebî Muayt[3], Ebû Leheb[4] ve Ka’b İbn-i Eşref[5] gibi isimler gelmektedir. Aynı sözü kaynaklarımız, Kureyş’ten bir grubun söylediğini de ifade etmektedir[6] ki bu, söz konusu algı ve söylemin ne kadar yaygınlaştırıldığının, ayaklar altına düşürüldüğünün ve o günün toplumunda çoğunluğun diline dolanan bir mesele olduğunun göstergesidir.

Bu söylem üzerine bir Sûre inmiş ve bu Sûrede Allah (celle celâlühü), “Doğrusu, seni kötüleyendir ebter!” [7] buyurarak esas itibariyle “soyu kesik” olanların, O’na bu yakıştırmada bulunanların bizzat kendileri olduğunu söylemiştir. Görüldüğü gibi bu ayette, Allah Resûlü’ne yakıştırılan aynı ifadelerle cevap verilmekte ve arkasında erkek evladı bulunmayanların değil, ona bu hakareti yapanların soylarının kesileceği, davalarının devam etmeyeceği açıkça beyan edilmektedir.

Şu da bir gerçektir ki bu yakışıksız ifadelerle Allah Resûlü’ne hakaret ettiğini zannedenlerin her birisinin erkek çocukları vardır; Âs İbn-i Vâil’in Hişâm ve Amr; Ebû Cehil’in İkrime, Zürâre, Temîm ve Alkame; Ukbe İbn-i Ebî Muayt’ın Velîd, Hâlid ve Umâra; Ebû Leheb’in de Utbe, Uteybe ve Muattıb adında oğullarının olduğu bilinmektedir. Onun içindir ki bugüne kadar İslâm uleması, sözü edilen gerçeği de nazara alarak Kur’ân’ın bu ifadelerinden hareketle “ebter”i, “dünya ve âhiret itibariyle hayır ve yümünden mahrumiyet” şeklinde tefsir etmişler, bu söylemin sahiplerinin de çocuklarının olup olmadığı üzerinde çok durmamışlardır.[8]

Elbette isabetli ve doğru bir tefsirdir. Ancak en büyük müfessir olan zamanın hükmü açısından konuya daha farklı bir zaviyeden bakıldığında burada başka bir yoruma daha kapı aralanmaktadır. Bu yorumun netleşebilmesi için o gün itibariyle küfürde başı çeken ve muhtemelen söz konusu söylemi tekrarlayıp duran insanların, meseleyi biraz da genelleyerek yakın çevrelerini tanımaya çalışalım:

Ebû Cehil

Şüphesiz o gün, kin ve nefrette başı çeken en önemli isim Ebû Cehil idi; beklentileri, hayalleri ve onları gerçekleştirebilmek için her şeyi mübah gören bir hırsı vardı! İnsanları Bedir macerasına sürükleyen de o oldu ve oraya sürükledikleriyle birlikte hırsının kurbanı olarak hem kendi hem de arkadaşlarının sonunu hazırlayan isim oldu. Kardeşlerinden Osmân İbn-i Hişâm,[9] Âsî İbn-i Hişâm,[10] Ömer İbn-i Hişâm[11] ve Umâra İbn-i Velîd’i de etkisi altına almış, şartlandırmış ve gözü kara birer düşman hâline getirmişti. Dolayısıyla bunların hepsi de Ebû Cehil’in çizgisinden çıkamamış ve Mekke Fethi’ni göremeden vefat etmişlerdir. Ancak diğer kardeşleri Seleme İbn-i Hişâm,[12] Ayyâş İbn-i Ebî Rebîa,[13] Hâris İbn-i Hişâm,[14] Hâlid İbn-i Hişâm ,[15] Abdullah İbn-i Ebî Rebîa[16] ile oğulları[17] İkrime[18] ve kızları[19] Cemîle[20] ile Hunefâ[21] huzura geldi, kardeşleri ve babalarının yolunu değil, babalarının can düşmanı olarak gördüğü Allah Resûlü’nün yolunu seçtiler.

Hatta bu yolu seçenler arasında, Ebû Cehil’i dünyaya getiren Esmâ Bint-i Muharribe[22] de bulunuyordu! Zira, Bedir’i esas aldığımızda, 15 yıl süren bu mücadelenin tek kaybedeni Ebû Cehil olmuştu; Ayyâş İbn-i Ebî Rebîa ile Seleme İbn-i Hişâm bu kervana erken yıllarda katılmakla birlikte Abdullah İbn-i Ebî Rebîa, Hâris İbn-i Hişâm ve Hâlid İbn-i Hişâm, Mekke fethine kadar direnmiş, hatta Mekke’deki kin ve nefretin temsilcileri olarak o güne kadar Ebû Cehil gibi bir hayat yaşamışlardır. Ancak fethe giden yol, onların da gönlünü yumuşatmış ve o günden sonra her birisi, düne kadar düşmanlık yaptıkları davanın en önemli temsilcileri hâline dönüşmüşlerdir. Mekkelilerin baş tâcı ettikleri Hâris İbn-i Hişâm’ın, arkasına takılıp da onu cepheye gitmekten alıkoymak isteyen kitlelere karşı, gözyaşlarıyla birlikte Bathâ’da söylediği şu cümleler, ne kadar manidardır:

“Ey insanlar! Bugün ben, ne size rağmen nefsimi düşündüğüm için ne de sizin beldenizden daha hayırlı bir beldeyi murâd ettiğimden dolayı Mekke’yi terk edip gidiyorum. Bilakis mesele çok daha ciddi! Bizden önce bu yolda ne babayiğitler, yollara dökülüp bayrağı dalgalandırdı. Hâlbuki onlar, ne bizden daha yaşlı ve tecrübeli idiler ne de bizden daha saygın kişilerdi! Bizler ise olduğumuz yerde kalakaldık. Vallahi Mekke dağları altın olsa ve bizler onları Allah yolunda infak etmiş olsak da onların bir günlerine yetişemeyiz! Allah’a yemin olsun ki dünyada onlar bizden erken davrandı, aldı başını gittiler; bırakın da şimdi biz, onlarla Âhiret yurdunda birlikte olacak adımlar atalım! İşte benim bugün gidişimin sebebi de bundan başkası değil! Sanmayın ki bizler bugün, evimizi bırakıp başka bir eve veya burada bıraktığımız bir komşuya mukabil başka bir komşunun yanına gidiyoruz? Ha, bunu yaparken sizlerden bir bedel, bir alkış da istemiyoruz! Mesele çok daha büyük: bugün biz, Allah yolunda cihâda yürüyoruz!”[23]

Yermûk sonrasında bir yudum suyun nasip olmadığı dört kişinin kimliği, Ebû Cehil ailesinin daha sonra aldığı mesafeyi göstermesi bakımından çok önemlidir; ölüme ramak kaldığı bir sırada, en çok ihtiyaç duydukları bir yudum suyu başkasına gönderme fedakarlığında bulunan bu dört kişiden üçü, Ebû Cehil’in evindendir. Onlardan ikisi kardeşleri Ayyâ İbn-i Ebî Rebîa ile Hâris İbn-i Hişâm, bir diğeri de oğlu İkrime’dir.[24] Düne kadar öldürmekten zevk alan bu insanlar gitmiş, yerine yaşatma idealiyle dünyaya dağılan yepyeni kimlikler gelmiştir! Görüldüğü gibi Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), hayatını öldürmeye kilitlemiş kimlikleri bile yaşatmanın kahramanları hâline getirmiş, en problemli insanların bile böylesine mesafeler alabileceğini fiilen göstermiştir.

Ebû Cehil’in sonraki nesil ve kuşaklarının kimlikleri de çok farklıdır; mesela onun torunlarından İkrime İbn-i Hâlid, Abdullah İbn-i Ömer ve Abdullah İbn-i Abbâs gibi önemli sahâbelere talebe olmuş önemli bir âlimdir ve “hadîs” rivayetinde “sika” bir isim olarak kabul görmekte, Amr İbn-i Dînâr gibi Tâbiîn’in büyük imamları kendisinden “hadîs” rivayetinde bulunmaktadır.[25]

Ebû Leheb

Efendimiz’in öz amcası olduğu halde O’na kötülük yapmakta başı çekenlerden birisi de şüphesiz Ebû Leheb olmuştu. Kin ve nefretin tüccarlarıyla birlikte omuz omuza vermiş, hanımı Ümmü Cemîl’i de yanına alarak yeğenine yapmadık kötülük bırakmamışlardı. Risâlet öncesinde Efendimiz’in iki kızını oğullarından ikisine nikahlamış olsalar bile, peygamberlik geldikten sonra bu akitlerinden vazgeçmiş ve böylelikle Efendimiz’e, bir darbe daha vurmak istemişlerdi![26] Yakınlıklarına rağmen en uzaklardan daha fazla kötülük yaptıkları için haklarında Tebbet Sûresi inmiş ve bu kötülüklerinin karşılığı olarak Âhiret’te karşılaşacakları sıkıntılı hallerini Kıyâmet’e kadar herkese ilan etmiştir.[27]

Peki, onun sonu ne oldu?

Bedir’de aldıkları ağır yenilginin haberini duyduğunda başına inen bir sırık darbesiyle yıkıldı gitti! Oğullarından Uteybe, ava gittiği bir gün avlandı ve bir arslanın pençeleriyle can verdi.[28]

Ya diğerleri?

Mekke fethi sonrasında kaçan Utbe ile Muattıb’ın ardından Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), amcaları Hazreti Abbâs’ı gönderdi ve kaçtığı yerden geri getirtti. Mekke’ye geldiklerini görünce o kadar sevindi ki onların ikisini de birer koluna alarak hep birlikte Kâbe’ye geldi. Duaların kabul olunduğunu ifade ettiği Mültezem’de durdu ve onlar için de uzun uzadıya dua etti. Gelişmeleri hayranlıkla takip etmekte olan Hazreti Abbâs, bir aralık Resûlullah’ın yüzündeki tebessümü görünce, “Ne oldu ki yâ Resûlallah!” diye sordu. “Tebessüm ettiniz!”

Şefkat Peygamberi amcasına döndü ve şunları söyledi:

“Onların da kalbine iman koyması için Allah’a dua ettim; Allah (celle celâlühü) bu duamı da kabul buyurdu!”[29]

Utbe ile Muattıb’ın ardından Ebû Leheb’in kızları Dürre,[30] Izzet[31] ve Hâlide[32] de geldi ve İslâm’ın aydınlığına teslim oldular. Müslüman olup hicret ettikten sonra Dıhyetü’l-Kelbî ile evlenen Hazreti Dürre, bir gün Allah Resûlü’nün yanına gelmiş ve “Şu memlekette müşrik çocuğu sadece ben miyim yâ Resûlallah?” demişti. Zira anne-babasının Cehennemlik hallerini yüzüne söylemiş ve böyle bir adam ile böyle bir kadının çocuğu olduğu için onu ciddi rencide etmişlerdi. Bundan dolayı hicretinin geçerli olmayacağını söyleyenler bile olmuştu. Sabretmiş, sabretmiş ve ardı arkası kesilmeyen bu işkenceye dayanamayıp soluğu Efendimiz’in huzurunda almıştı.

Duydukları karşısında çok bunalan Hazreti Dürre’yi o gün de Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) teselli etti; “Otur ve biraz bekle!” buyurdu. Daha sonra da öğlen namazını kıldırdı ve cemaatine dönerek, “Ey insanlar!” diye hitap etti. “Bazı insanlara ne oluyor ki nesebim konusunda beni rencide ediyor, akrabalarıma sıkıntı vermek suretiyle bana da eziyet veriyor? Şunu iyi bilin ki yakınım ve akrabalarımdan herhangi birisine eziyet eden, bana eziyet etmiş demektir ve bana eziyet edenin de Allah’ın gazabına davetiye çıkardığı muhakkaktır! Allah’a yemin olsun ki benim şefaatim, ilk önce akrabalarım için devreye girecektir. Ölülerden dolayı neden yaşayanları rencide ediyorsunuz? Sizin nesebiniz var da benim yok mu? Dürre, amcamın kızıdır; bundan böyle hiç kimse, onun hakkında hayırdan başka bir şey söylemesin!”[33]

Velîd İbn-i Mugîre

ayağına batan zehirli bir okla hicret yılı Mekke’de ölen meşhur din düşmanı Velîd İbn-i Mugîre’nin oğulları Velîd,[34] Hâlid[35] ve Hişâm[36] ile hanımı Lübâbe[37] ve kızları Fâhıte,[38] Fâtıma[39] ve Âtike[40] ile kız kardeşi Ümmü Habîb[41] de onun yolundan değil, Allah Resûlü’nün arkasından gitmeyi tercih etmişlerdir.

Diğerleri

Diğerlerinin akıbetleri de Ebû Cehil, Ebû Leheb ve Velîd İbn-i Mugîrîe’den farklı değildir. Efendimiz’in üzerine deve işkembesi atan ve Allah Resûlü’nün kendisine “kavmin en şakisi” dediği ve Bedir dönüşünde hükmen öldürülen Ukbe İbn-i Ebî Muayt’ın hanımı Ervâ Bint-i Küreyz,[42] kız kardeşi Büsre,[43] oğulları Velîd,[44] Hâlid[45] ve Umâra[46] ile kızları Ümmü Gülsüm,[47] Zeyneb ve Hind;[48]

Ebû Cehil’in zorlamasıyla geldiği Bedir’de ölen Utbe’nin hanımı Fâtıma,[49] oğulları Ebû Huzeyfe,[50] Ebû Hâşim[51] ve Velîd[52] ile kızları Fâtıma,[53] Ümmü Hâlid,[54] Ümmü Ebân[55] ve Hind;[56]

Yine aynı zorlamanın neticesi olarak Bedir’e gelip de orada ölen Şeybe’nin kızları Ramle[57] ve Fâtıma;[58]

Makul kimliğinden dolayı Efendimiz’in emân verdiği, ancak o günkü toplum telâkkilerine göre belli başlı hususları aşamadığı için hiçi hiçine ölen Ebu’l-Bahterî’nin oğulları Esved[59] ve Muttalib[60] ile kızı Ümmü Abdillâh[61];

Yine Bedir’de ölen Ümeyye İbn-i Halef’in hanımı Fâhıte,[62] oğulları Ehayhah,[63] Abdurrahmân,[64] Rebîa[65] ve Safvân[66] ile kızları Teveme[67] ve Fâtıma;

Uhud’a Efendimiz’i öldürmek için gelen ancak orada yara alarak Mekke yakınlarında ölen Ümeyye’nin kardeşi Übeyy İbn-i Halef’in oğulları Vehbe[68] ve Abdullah[69] ile kızı Hind;[70]

Adım adım Allah Resûlü’nü takip ederek kurduğu tezgahlarla uğradığı herkesin aklını çelen ve Bedir sonrasında hükmen öldürülen Nadr İbn-i Hâris’in oğulları Atâ,[71] Firâs[72] ve Nadîr[73] ile kızı Kuteyle[74] ve kardeşi Nudayr;[75]

Hicretten önce ölen Esved İbn-i Abdiyeğûs’un kardeşi Süfyân,[76]oğulları Vehb,[77] Mikdâd[78] ve Abdurrahmân[79] ile kızı Hâlide,[80]
Bedir’de ölenlerden Zem’a İbn-i Esved’in, hakkında idam kararı çıkartıldığı halde affedilen kardeşi Hebbâr,[81] oğulları Yezîd,[82] Vehb[83] ve Abdullah[84] ile kızı Sevde;[85]

Bedir’de kardeşi ve oğluyla beraber ölen Münebbih İbn-i Haccâc’ın kızı Hind[86] ve Rayta,[87] ve kardeşi Nübeyh’in kızı Ümmü Abdillah;[88]

Yine Bedir’de ölenlerden Nevfel İbn-i Huveylid’in oğlu Esved;[89]

İbn-i Gaytala olarak bilinen Hâris İbn-i Kays’ın oğulları Temîm,[90] Bişr,[91] Saîd,[92] Ebû Kays,[93] Abdullah,[94] Sâib,[95] Ma’mer,[96] Hâris[97] ve Haccâc;[98]

Hastalanarak Mekke’de ölen Saîd İbn-i Âs İbn-i Ümeyye’nin[99] oğulları Hâlid,[100] Amr,[101] Ebân,[102] Saîd[103] ve Abdullah;[104]

Bedir’de öldürülen Esved b. Abdulesed’in kızı Fâtıma;[105]

Çocuklarının vefat etmesi üzerine “nesli devam etmeyecek” anlamında Efendimiz’e “Ebter” diyen ve Allah Resûlü’nün hicretinden önce vefat eden Âs İbn-i Vâil’in oğulları Hişâm[106] ve Amr[107] da gelmiş ve Müslüman olmuşlardır.

Ebû Süfyân,[108] Süheyl İbn-i Amr[109] ve Hakîm İbn-i Hizâm[110] gibi o günü görenler ise ailecek gelip de Müslüman olmuş, geçmişlerine ait ne varsa hepsini bir kenara koymuş, bununla da kalmamış ve Allah Resûlü’nün davasının temsilcileri hâline gelmişlerdir. Zaten Mekke fethini görüp de saf değiştirmeyen, 21 yıl düşmanlık ettiği düşünceyle tanışıp Müslüman olmayan yok gibidir; arada kalan birkaç kişi de bu süre içinde eriyip gitmiş, Veda Haccı’na doğru Mekke’de Müslüman olmayan kimse kalmamıştır.

Bunun anlamı açıktır; Fahr-i Kâinât Efendimiz’e “ebter” yakıştırmasında bulunanlar, evlatları itibariyle nesillerini devam ettirseler de temsil ettikleri bâtıl davaları yönüyle soyları devam etmemiş, daha açık bir ifadeyle onların nesilleri bile babalarının davasını terk etmişlerdir. Demek ki o gün kin ve nefretle kendisini tüketenler, beyhûde bir uğraşın içine girmiş ve boşa kürek çekmişlerdir! Nübüvvet güneşinin karşısında buzdağları bile erimiş, küfrün aysberglerinden eser kalmamıştır! Nebevî strateji ve duruş, en katı kalpleri bile yumuşatmış, Ebû Cehil’in çizgisini temsil edeceği beklenenler bile gelip teslim olmuşlardır.

Mekke fethi sonrasındaki genel havaya bakıldığında denilebilir ki beyhûde uğraşıp boşuna kürek çeken ve Bedir’den dönemeyen Ebû Cehiller bile fetih günlerini görmüş olsalardı, onlar da gelir ve bu aydınlık dünyanın gönüllü birer ferdi olurlardı![111] Zira bir Hâris İbn-i Hişâm, bir İkrime, bir Süheyl İbn-i Amr ve bir Safvân İbn-i Ümeyye’nin onlardan herhangi bir farkı yoktu. O güne kadar kin ve nefretle kurdukları karanlık dünyalarından hep şartlı baktı ve o Şefkat Nebîsi’ni bir türlü göremediler; öldürmek için üzerine yürüdükleri yerlerde bile onlar için kendini parçalarcasına bir gayreti fark edemediler! Bunu fark edebilmek için bir fetih yaşanması gerekiyordu ve işte Mekke fethi, o güne kadar hep kalın duvarların arkasından bin bir tereddütle baktıkları Allah Resûlü’nü, olanca netliğiyle görebildikleri yeni günlerin başlangıcı demekti; o gün O (sallallahü aleyhi ve sellem), zihinlerinde oluşturdukları bütün önyargıları boşa çıkarmış, işlerinin bittiğini düşündükleri yerde bile onları, ayaklarının altına kırmızı halılar serercesine bir muamele ile karşılamıştır. Ardı ardına gelen jest ve centilmenliklerle o kalın duvarlar yıkılıp gitmiş, araya çektikleri paslı perdeler de birer birer yok olmuştu! İşte bu yok oluş, onlar için yepyeni bir varlığın başlangıcıydı; zira şimdi karşılarında, balçıkla sıvanamayacak kadar aydın bir Nübüvvet Güneşi, yalan ve iftiralarla örtülemeyecek kadar net bir Şefkat-i Uzmâ ve o gün kaçan veya kendi kabuğuna çekilip de üstüne kapıları kapatanların bile peşinden koşan; koşup da herşeye rağmen sinesine basan mücessem bir Rahmet duruyordu!

Demek ki yürünen yolun doğruluğunda tereddüt söz konusu değilse, kınayanın kınamasından korkmaya gerek yoktur! Şayet bu yol “nebevî” ise gelinecek nokta, yine burası olacaktır! Zira yaşadığı çağın dışında kalanların, içinde bulundukları zamana müspet katkıda bulunamayacakları açık olduğu gibi attığı adımın farkında olan ve çağını da iyi okuyarak adımının ayarını iyi tutturanlar karşısında, ufuksuz ve kuru kalabalıkların tutunması mümkün değildir! Çünkü davası yapay olanın arkası kesiktir!


Dipnotlar:
[1] Mücâhid, Tefsîr 1/757; Mukâtil İbn-i Süleymân, Tefsîr 4/880; Abdurrezzâk, Tefsîr 3/467; Taberî, Tefsîr 24/656; Zeccâc, Meânî 5/370; İbn-i Kesîr, Tefsîr 8/477; İbn-i Hişâm, Sîre 1/241; Beyhakî, Delâil 2/70; Süheylî, Ravdü’l-Ünüf 3/243

[2] İbn-i Kesîr, Tefsîr 8/477; Süheylî, Ravdü’l-Ünüf 3/243

[3] Taberi, Tefsîr 24/657; İbn-i Kesîr, Tefsîr 8/477

[4] İbn-i Kesîr, Tefsîr 8/477

[5] Taberi, Tefsîr 24/657; İbn-i Kesîr, Tefsîr 8/477; Süheylî, Ravdü’l-Ünüf 3/243

[6] Taberi, Tefsîr 24/657; İbn-i Kesîr, Tefsîr 8/477

[7] Kevser Sûresi 108/3

[8] Bkz. Kurtubî, Tefsîr 20/222; Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl 5/342; Suyûtî, Celâleyn 1/824; Mukâtil, Tefsîr 4/880; Mâturîdî, Tefsîr 10/629; Semerkandî, Bahru’l-Ulûm 3/628; Beğavî, Tefsîr 5/317; Zemahşerî, Keşşâf 4/807

[9] Hişâm İbn-i Mugîre’nin ilk çocuğu olan Osmân İbn-i Hişâm, Ebû Cehil’in baba bir kardeşidir ve onun adına izâfe edilerek baba Hişâm’a, “Ebû Osmân” diye hitâb edilmektedir. Annesinin adı Bint-i Osmân İbn-i Abdullah olan Osmân İbn-i Hişâm’ın nesli devam etmemiştir.

[10] Benî Mahzûm’dan Şifâ Bint-i Hâlid’in oğlu olan ve Ebû Cehil’in güdümünden çıkma fırsatı bulamayan Âsî İbn-i Hişâm da şen şakrak geldiği Bedir’den geriye dönemeyenlerdendir. Ebû Cehil’le aynı kaderi paylaşmıştır. Onu, aynı zamanda yeğeni olan Hazreti Ömer’in öldürdüğü ifade edilmektedir. Ne gariptir ki Âsî İbn-i Hişâm’ın oğulları Hişâm ve Hâlid, bütün bu olumsuzluklara rağmen Mekke’nin fethinde Allah Resûlü’ne gelmiş ve Müslüman olmuştur. Nübüvvet mührüne elini koyduğu bir sırada Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), üç defa Hişâm’ın göğsüne elini vurmuş ve “Allah’ım! Ondaki gıl ve hasedi gider” diye dua etmiştir. Bunun üzerine Hişâm da sahâbe kervanına dâhil olmuştur. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 1/416; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 2/128; 5/377; İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/235

[11] Ömer İbn-i Hişâm, Ebû Cehil ile ana-baba bir kardeşidir ve öldürme hırsıyla geldiği Bedir’de kâfir olarak ölmüştür.

[12] Ebû Cehil’in kardeşleri arasından ilk müslüman olandır. Ana bir kardeştirler; Hişâm İbn-i Mugîre’nin Dabâa Bint-i Âmir adındaki hanımından olmuştur. Ebû Hâşim künyesiyle bilinmektedir. Mekke’deki baskılardan kurtulmak için Habeşistan’a hicret etmiş, birinci hicretin akabinde yeniden Mekke’ye döndüğünde, Ebû Cehil’in başını çektiği furyada o da hapsedilip akla hayâle gelmedik işkencelere maruz bırakılmıştır. Yaşadığı sıkıntılardan dolayı Efendimiz’in (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisi için dua ettiği isimlerden birisidir. “Size ne oluyor ki Allah yolunda ve çaresizlik içinde bırakılan, ‘Ey büyük Rabbimiz! Ahâlisi zâlim olan şu memleketten bizi kurtarıp çıkar; tarafından bir sahip gönder ve katından bir yardımcı yolla!’ diye yalvarıp yakaran bir kısım erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda düşmanla çarpışmıyorsunuz?” (Nisâ Sûresi 4/75) meâlindeki âyet, o ve onun gibi mağdurlar hakkında inmiştir. Yaşadığı baskılardan dolayı Medîne’ye hicret edememiş, bunu ancak Hendek sonrasında gerçekleştirebilmiştir. Hemen akabinde Mu’te savaşına katılmıştır. Hazreti Ebû Bekir’in hilâfet yıllarında ve Şâm taraflarında Meraci’s-Safra veya Ecnâdîn’de şehid olmuştur. Bkz. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 2/531-532; İbn-i Hacer, İsâbe 1/755-756; İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/351-352

[13] Şifâ Bint-i Hâlid’den doğan Ayyâş İbn-i Ebî Rebîa, Seleme İbn-i Hişâm’ın ardından Müslüman olmuş ve aynı sıkıntılara o da katlanmak zorunda kalmıştır. Onlar Müslüman olduğunda Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), henüz İbn-i Erkam’ın evine girmemişti. Ebû Cehil’in başı çektiği yoğun baskılara dayanamayarak o da hanımı Esmâ Bint-i Seleme ile birlikte Habeşistan’a hicret etmiş ve orada dünyaya gelen oğluna da Abdullah adını vermişti. Uzun sürmeyen birinci hicret sonrasında Mekke’ye döndüğünde, diğerleri gibi o da inim inim bir hayat yaşamıştır. O kadar ki Medîne’ye hicretine bile tahammül etmemişler, Hazreti Ömer’le anlaşıp yola düştüğünde, Ebû Cehiller de peşine düşmüş ve onu Kuba’dan geri çevirmişlerdi. Bu hâdise sonrasında o ve benzeri durumda olan diğer sahâbenin yaşadığı sıkıntı ve çilelerden dolayı Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), namazlarında kunut yapacak ve kendilerine “müstad’afîn” denilen bu insanlara dua edecekti. Yermük’te şehîd olmuştur. Bkz. İbn-i Abdilberr, İstîâb 2/254

[14] Ebû Cehil’in kardeşleri arasında küfür adına en aktif olan, şüphesiz Hâris İbn-i Hişâm’dı. Ebû Cehil ile ana-baba bir kardeşti. Hakkında şiirler yazılacak kadar itibar gören önemli bir isimdi. Kavmi onu el üstünde tutar, hürmette kusur etmezdi. Bedir, Uhud, Hendek gibi yerlerde İslâm’a karşı kılıç kullanmış, kardeşi Ebû Cehil’in bayraktarlığını yaptığı her yerde fiilen o da bulunmuştur. Hazreti Seleme ve Hazreti Ayyâş’a işkencede Ebû Cehil’in veziri gibi hareket etmiştir; Kuba’ya kadar Ebû Cehil’le gelip Hazreti Ayyâş’ı işkence için yeniden Mekke’ye getirmede ona yardım eden de odur. Ebû Cehil’in Bedir’de bıraktığı sancağı Mekke fethine kadar taşıyan isimlerin başında gelmektedir. O gün de karşı koymak istemiş, ancak gayretlerinin sonuçsuz kalacağını görünce de bir kenara saklanmayı tercih etmiştir. Hatta bu sıralarda Hazreti Ali’nin peşine düştüğü Hâris İbn-i Hişâm’a, Ebû Tâlib’in kızı Ümmü Hânî’ emân vermiş ve bu vesileyle o da gelmiş, Ebû Cehil’den kalma ne kadar huy ve haslet varsa hepsini bir kenara bırakmış ve geçmişine kalın bir çizgi çizerek yepyeni bir dünyaya adım atmıştır. Bundan böyle o, hassaslardan daha hassas ve nezihlerden daha nezih bir hayat yaşayacaktır. Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), müellefe-i kulûb olarak o gün, ona da yüz deve vermiştir. O günden sonra çok hassas ve duyarlı bir hayat yaşayan Hâris İbn-i Hişâm, ana-bir kardeşi Ayyâş İbn-i Ebî Rebîa ile birlikte Yermûk günü şehîd olmuştur. Geride bıraktığı otuz iki torunu vardır ve oğlu Hazreti Abdurrahmân’dan olan Ebû Bekir ismindeki torunu, kendi döneminde temeyyüz etmiş “yedi fukahâ”dan birisi olarak kabul edilmektedir. Bkz. İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/178-180; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/309

[15] Hâlid İbn-i Hişâm, Ebû Cehil’in sonu olan Bedir’de esirler arasındadır ve o gün, kefâletle serbest bırakılmıştır. Mekke Fethi’ne kadar düşmanlığı devam edecek olan Hâlid İbn-i Hişâm da müellefe-i kulûb arasındadır. İbn-i Hacer, İsâbe 2/250; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 2/144; İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/235. Bazı kaynaklar, kardeşi Seleme’nin hayatını anlatırken onun da küfür üzerine öldüğünden bahsetmektedir. Bkz. İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/351

[16] Benî Mahzûm’dan Şifâ Bint-i Hâlid’in oğlu olan Abdullah İbn-i Ebî Rebîa, Ebû Cehil’in diplomat kardeşidir. Amr İbnü’l-Âs ile Habeşistan’a giden ve Habeş ülkesindeki mü’minleri geri getirmek için mücadele veren iki isimden birisi odur. Ebû Abdurrahmân künyesiyle bilinmektedir. Mekke Fethi sonrasında Allah Resûlü (sallallahü aheyhi ve sellem), ondan da on bin civarında borç almıştı. Belli ki maksadı, onu da kazanmaktı. Nihayet Huneyn dönüşü aldığı borcunu ona edâ ederken ona, “Allah (celle celâlühü) semin malına ve evlâdına bereket ihsan eylesin! Şüphesiz önde gidenlere düşen, vefâ ve teşekkürdür!” diye mukabelede bulunmuştu. (Buhârî, Kebîr 5/9-10 ). O günden sonra o da samimi bir Müslümandır. Hazreti Ömer (radıyallahü anh) onu, orduda kumandan olarak tayin etmişti. Aynı görevini Hazreti Osmân döneminde de devam ettirecek olan Abdullah İbn-i Ebî Rebîa, bu yıllarda yaşanan bir kuşatma sırasında şehîd olacaktır. Bkz. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 3/233

[17] Ebû Cehil’in Zürâre, Temîm ve Alkame adında üç oğlunun daha olduğu ifade edilmektedir. Ebû Alkame künyesiyle bilinen Zürâre’nin annesi, Bint-i Umeyr İbn-i Ma’bed; Ebû Hâcib künyesiyle tanınan Temîm, Bint-i Umeyr İbn-i Ma’bed ve Alkame’nin annesi ise Âişe Bint-i Hâris’tir. Ebû Alkame (Zürâre), Yemen’de öldürülmüştür.

[18] Mekke fethine kadar İkrime, babası Ebû Cehil’in “tıp” demiş burnundan düşmüş hâliydi. Babasının Bedir’de bıraktığı sancağı o devralmış ve İslâm düşmanlığında başı çeken en önemli isimlerden birisi hâline gelmiştir. Bilhassa Ebû Süfyân’ın kızı Ümmü Habîbe Vâlidemiz’le Efendimiz’in evliliğinden sonra düşmanlığı makuliyete dönmeye başlayan Ebû Süfyân’a muhalefet edip Mekke liderini by-pas yapmaya başlayan muhteşem dörtlüden birisidir. Fetih günü de karşı koymak istemiş, ancak karşı koyamayacağını anlayınca da Yemen’e kaçmıştır. O gün, hakkında idam kararı olan birkaç kişiden birisidir ve buna rağmen Allah Resûlü’ne bey’at eden hanımı ve amca kızı Ümmü Hakîm (radıyallahü anhâ), Efendimiz’den emân aldıktan sonra peşinden Yemen’e kadar gitmiş ve huzura getirerek Müslüman olmasına vesile olmuştur. Müslüman olduğunda kendisine teklif edilen dünya malına iltifat etmemiş ve Allah Resûlü’nden sadece dua ve istiğfar talebinde bulunmuştur. Resûlullah’a verdiği söz, o güne kadar küfür adına yaptıklarının iki mislini bundan böyle İslâm adına yerine getireceği şeklindedir ki târih, onun bu sözüne sâdık bir mü’min olarak yaşadığını açıkça ortaya koymaktadır. Zira hayatının en verimli yirmi bir yılını Kur’ân düşman yaşayan Hazreti İkrime, sonraki yıllarda Kur’ân’ı kolları arasında sımsıkı tutacak ve onu yanağına yaslayarak, “Rabbimin kelamı!” diye hıçkıra hıçkıra ağlayacaktır.

Verdiği sözün arkasında olarak gerek bedenen gerekse elindeki maddi imkanlarla İslâm’ın i’lâsı için cepheden cepheye koşturan Hazreti İkrime, nihâyet Bizans’la yaşanan en çetin günlerden birisinde Yermük’te, oğlu ve iki amcasıyla birlikte şehîd olmuştur. Hazreti İkrime’nin sergüzeşt-i hayatıyla ilgili daha geniş malumat için bkz. Ümit Kesmez, Fethin Mü’minleri, Işık Yayınları

[19] Ebû Cehil’in Sahrâ, Esmâ, Hind, Ümmü Hakîm ve Ümmü Saîd adında beş tane kızının daha olduğu ifade edilmektedir. Bunlardan Sahrâ, Ervâ Bint-i Ebi’l-Ays’dan olmaydı ve onu, Ebû Saîd İbn-i Hâris ile evlendirmişti. Esmâ’nın annesi de Ervâ Bint-i Ebi’l-Ays’tı ve o da Velîd İbn-i Abdişems ile evlenmişti. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/153. Hind, Hişâm İbnü’l-Âs İbn-i Vâil’in hanımıydı. İbn-i Hacer, İsâbe 8/193. Ebû Cehil’in Ümmü Saîd adındaki kızının, duruş ve yürüyüşü itibariyle daha çok erkeklere benzediği ifade edilmektedir. Bkz. İbn-i Hacer, İsâbe 8/220

[20] Ervâ Bint-i Ebi’l-Ays’ın kızı olarak dünyaya gelen ve Cemîle adıyla da bilinen Cüveyriye, Hazreti Ali’nin de evlenmek istediği ancak Resûlullah’ın evliliğine müsaade etmediği Ebû Cehil’in Müslüman olan meşhur kızıdır. “Ümmetimin en hayırlısı, benim asrımda yaşayanlar, sonra da ondan sonraki asırdakiler, daha sonra da onlardan sonraki asırda yaşayanlardır!” hadisini rivayet eden şahıstır. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1/1326; 7/59 (6803); İbn-i Hacer, İsâbe 7/559. Fetih sonrasında onu, Mekke’nin yeni valisi Attâb İbn-i Esîd nikâhına alacaktır. Hazreti Attâb’ın vefatından sonra Hazreti Cüveyriye, Ebân İbn-i Saîd ile nikâhlanmıştır. İbn-i Sa’d, Tabakât 8/262; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/54, 57

[21] İbn-i Sa’d, Tabakât 8/206; İbn-i Hacer, İsâbe 4/2473. Safiyye veya Hanfâ olarak da bilinmektedir. Ervâ Bint-i Ebi’l-Ays’dan olmadır. O da Fetih Günü gelmiş, müslüman olduğunu ikrar ederek Allah Resûlü’ne bîat etmiştir. Daha sonraları onu, Kureyş’in Hatîbi olarak bilinen ve Mekke Fethi’nden sonra müslüman olan Ebû Cehil’in eski arkadaşı Süheyl İbn-i Amr nikâhına almıştı. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/44. Bazı kaynaklar onu Hazreti Üsâme’nin nikâhladığını ifade edilmektedir. Muhtemelen bu nikâh, Hazreti Süheyl’in şehâdetinden sonra gerçekleşmiştir. Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 8/262. Süheyl İbn-i Amr’ın Enes adını verdiği özürlü oğlu, Ebû Cehil’in kızı Hanfâ’dan olmuştu.

[22] Ümmü Mücâlid künyesiyle bilinen ve mensup olduğu kabileye izafe edilerek Hanzaliyye olarak da anılan Esmâ Bint-i Muharribe, Mekke fethinden sonra Müslüman oldu ve Efendimiz’in irtihâlinden yaklaşık iki yıl sonra da (634) vefat etti. Onun, mensubu olduğu bu kabileye intisabı yönüyle oğlu Ebû Cehil’e, zaman zaman “İbn-i Hanzaliyye” denilmektedir. Ancak onun bu lakabı, daha çok hakaret maksatlı kullanılmaktadır ki Ebû Cehil’in hareket ve tavırlarından bunalan Mekkeliler, zem ve tevbih makamında zaman zaman ona, “İbn-i Hanzaliyye” diye hitap etmekte, bunu yaparken de kendisinden hoşnut olmadıklarını beyan etmektedirler. Efendiler Efendisi’nin (sallallahü aleyhi ve sellem), Kur’ân okuyan mü’mini, tadı ve kokusu güzel turunçgillerden bir meyveye benzetirken Kur’ân okumayan münâfıkı, tadı ve kokusu ekşi olan “hanzala”ya benzetmesi, dikkat çekicidir. Zira hanzale, Ebû Cehil karpuzu olarak bilinmektedir. Bkz. Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân 17; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn 243. Bazı kaynaklarda Esmâ Bint-i Muharribe, Ebû Cehil’in oğlu İkrime’nin annesi olarak da karşımıza çıkmaktadır ki bu durumda sonuç, Ebû Cehil’in annesi değil, hanımının da gelip Müslüman olduğu şeklindedir.

[23] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1/645

[24] Hâkim, Müstedrek 4/265 (5106)

[25] İkrime İbn-i Hâlid, Atâ İbn-i Ebî Rabâh’tan sonra Mekke’de vefat etmiştir.

[26] İbn-i Hişam, Sîre 1/385

[27] Onun acınası hâlini tasvir ederken Kur’ân, “Kurusun Ebû Leheb’in elleri! Zaten kurudu ya! Ona ne malı ne de yaptığı işler fayda verdi. O, alev alev yükselen ateşe girecek, eşi de boynunda bükülmüş urgan olarak, o ateşe odun taşıyacak.” demektedir. Bkz. Tebbet Sûresi 111/1-5

[28] Taberânî, Kebîr 22/435, 436 (1060, 1061); Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 6/18

[29] İbn-i Sa’d, Tabakat 4/44, 45; İbn-i Abdilberr, İstîâb 2/251; İbn-i Hacer, İsâbe 2/1230; Halebî, Sîre 3/139

[30] Adının, Sübey’a olduğu da söylenen Hazreti Dürre, babası ve kocası Hâris İbn-i Âmir’e rağmen Mekke’de iken Müslüman olmuştu. Kocasının Bedir’de öldürülmesi üzerine Medîne’ye hicret etti. Bir süre, Râfi’ İbn-i Muallâ’nın evinde misafir kaldıktan sonra Dıhyetü’l-Kelbî ile evlendi. Onun, Hazreti Üsâme veya Zeyd İbn-i Hârise ile evlendiği de ifade edilmektedir. Şair kimliğiyle bilinen Hazreti Dürre, üç hadîs rivayet etmiştir. İbn-i Hacer, İsâbe 4/2498; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/103, 139

[31] İbn-i Hacer, İsâbe 4/2578

[32] İbn-i Hacer, İsâbe 4/2478

[33] Konuyla ilgili rivayetler birleştirilerek verilmiştir. Bkz. İbn-i Hacer, İsâbe 4/2498; Taberânî, Kebîr 24/257 (656); İbn-i Abdilberr, İstîâb 4/1835

[34] Bedir’de esir alınmış ve fidyesi ödendikten sonra Müslüman olmuştur. Bkz. İbn-i Abdilberr, İstîâb 3/44

[35] Velîd İbn-i Mugîre’nin en aktif oğlu olan Hâlid İbn-i Velîd, Hudeybiye’den sonra Müslüman olmuştur. Bkz. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 2/141; İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/232). Bazı kaynaklar ise onun, Hayber’den sonra İslâm’ı tercih ettiğini söylemektedir. Bkz. İbn-i Hacer, İsâbe 1/469

[36] Müellefe-i Kulûb’dandır ve Mekke fethinden sonra Müslüman olmuştur. İbn-i Abdilberr, İstîâb 3/35

[37] Lübâbetü’s-Suğrâ olarak da bilinmektedir ve Hâlid İbn-i Velîd’in annesidir. Dokuz kız kardeştirler ve Meymûne Vâlidemiz de bu kardeşlerden birisidir. Bu yönüyle o, aynı zamanda Allah Resûlü ile Hazreti Abbâs ve Hazreti Ca’fer’in de baldızı olmaktadır. Bkz. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/247

[38] Safvân İbn-i Ümeyye’nin hanımıdır ve ondan bir ay önce Mekke fethinde Müslüman olmuştur. İbn-i Abdilberr, İstîâb 3/250

[39] Mekke fethinde Müslüman olmuştur. İbn-i Sa’d, Tabakât 8/205; İbn-i Abdilberr, İstîâb 3/249; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/226

[40] Mekke’nin fethedildiği yıl Müslüman olmuştur. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/406. Safvân İbn-i Ümeyye’nin hanımıdır. Bilindiği gibi Müslüman olduğu gün Safvân İbn-i Ümeyye, altı kadınla evli idi; huzura geldiğinde Resûlullah ona, yanında sadece dört tanesini tutabileceğini, diğerlerini ise boşaması gerektiğini söyledi. Bkz. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/397

[41] Ümmü Habîb, aynı zamanda Hâlid İbn-i Velîd’in halasıdır. Bkz. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/301

[42] Mekke’nin fethedildiği yıl Müslüman olmuştur. İbn-i Hacer, İsâbe 4/2658

[43] Büsre Bint-i Safvân İbn-i Nevfel, Ukbe’nin anadan kız kardeşidir. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/38

[44] Hazreti Osmân ile ana-bir kardeş olan Velîd, Mekke’nin fethedildiği yıl Müslüman olmuştur. İbn-i Abdilberr, İstîâb 3/46; İbn-i Hacer, İsâbe 3/2086; İbn-i Asâkir, Târîh, 63/218; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 5/420

[45] Mekke fethinde Müslüman olmuştur. Oğlu Ebân’da sahâbîdir. İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/235, 3/46; İbn-i Hacer, İsâbe 4/2658; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 2/134; İbn-i Asâkir, Târîh 7/364

[46]Diğer kardeşleri Velîd ve Hâlid ile birlikte Mekke fethinde gelmiş ve Müslüman olmuştur. Efendimiz’e bey’at etmeden önce gidip elini yıkamış ve huzura öyle gelmiştir. Bkz. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/134; İbn-i Hacer, İsâbe 3/2086; İbn-i Abdilberr, İstîâb 2/198

[47] Babasının her türlü eza ve cefalarına rağmen Mekke yıllarında Müslüman olmuş, Hudeybiye’den sonra da Medîne’ye hicret etmiştir. Hazreti Osmân ile ana-bir kardeştir. Müşrikler kendisini istemeye gelince, hakkında âyet inmiş ve anlaşma gereği erkekleri Mekkelilere teslim ettiği hâlde Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), onu müşriklere teslim etmemiştir. Daha sonra da Zeyd İbn-i Hârise ile evlenmiştir. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1/158, 7/376; İbn-i Abdilberr, İstîâb 3/283

[48] İbn-i Hacer, İsâbe 4/2658

[49] Ebû Huzeyfe’nin annesidir. Müslüman olunca, Utbe onu boşamış ve o da Amr İbn-i Saîd ile evlenmiştir. Habeşistan’a hicret edenlerdendir. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/222

[50] Esas adıMuhaşşem, Hişâm veya Hüşeym olan Ebû Huzeyfe, ilk Müslümanlardandır. Habeşistan’a ve Medîne’ye hicret edenlerdendir. Süheyl İbn-i Amr’ın da damadıdır. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 5/269, 378, 380; 6/68

[51] Sahâbenin büyüklerinden sayılan Ebû Hâşim’ın adı Şeybe’dir; Mekke fethinde Müslüman olmuştur. Hazreti Muaviye’nin dayısıdır; Ebû Huzeyfe’nin babadan ve Mus’ab İbn-i Umeyr’in de anadan (Anneleri: Ümmü Hannâs Bint-i Mâlik) kardeşidir. Bir gün ziyaretine gelen Hazreti Muaviye onu ağlarken görmüş ve açlıktan mı yoksa elde edemediği dünyalıktan dolayı mı ağladığını sormuştu. Başını sallayıp her ikisine de “hayır” diyen Ebû Haâşim, Allah Resûlü’nün kendisine, “Ey Ebâ Hâşim!” diye seslendiğini ve ardından da “Kavimlerin mallarının sana geldiğini göreceksin. İşte bu sırada dünyalık olarak sana, Allah yolunda bir hizmetçi ve bir binek yeterlidir!” sözünü hatırladığını, hâlbuki kendisinin bundan daha fazlasını toparladığını söylemiş ve onun için ağladığını ifade etmiştir. Yermük’te bir gözünü kaybeden Ebû Hâşim’in, oğlu Süleymân da sahâbîler arasındadır. Bkz. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 2/144, 550, 644; İbn-i Abdilberr, İstîâb 3/176

[52] Kızına da Hind adını vermişti. İbn-i Hacer, İsâbe 4/2478; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/283. Bir diğer kızı Hazreti Fâtıma, ilk muhacirler arasındadır. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/283

[53] Aynı zamanda Hazreti Muaviye’nin teyzesi olan Fâtıma, Mekke’nin fethedildiği gün Müslüman olmuştur. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/223; İbn-i Abdilberr, İstîâb 3/249

[54] İbn-i Asâkir, Târîh 70/231

[55] Ebân İbn-i Saîd İbn-i Âs’ın hanımıdır. Kocası Ecnâdeyn’de vefat edince Medîne’ye dönmüş ve Talha İbn-i Ubeydullah ile evlenmiştir. İbn-i Abdilberr, İstîâb 3/265; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/287; İbn-i Hacer, İsâbe 4/2663

[56] Ebû Süfyaân’ın hanımı ve Hazreti Muâviye’nin annesidir. Mekke’nin fethedildiği yıl Müslüman olmuştur. İbn-i Abdilberr, İstîâb 3/263; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/281

[57] Hazreti Osmân’ın hanımıdır; beraber hicret etmişlerdir. İbn-i Abdilberr, İstîâb 3/217

58] Hazreti Ali’nin ağabeyi Akîl İbn-i Ebî Tâlib’in hanımıdır. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/222

[59] Mekke’nin fethinde Müslüman olmuştur. İbn-i Hacer, İsâbe 1/45; İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/74; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1/223

[60] İbn-i Hacer, İsâbe 3/1845

[61] Mekke fethinde Müslüman olan Adiyy İbn-i Nevfel’in hanımıdır. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 4/17; İbn-i Hacer, İsâbe 1/45

[62] Safvân İbn-i Ümeyye’nin annesidir. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/209

[63] Mekke fethinde Müslüman olmuştur. Müellefe-i kulûbdandır. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1/180

[64] İbn-i Abdilberr, İstîâb 2/119

[65] Mekke’nin fethinde Müslüman olmuştur. İçki içtiği için Hazreti Ömer’in, kendisini Hayber’e sürdüğü, oradan gidip Rumlara karıştığı ve Hristiyan olduğu da ifade edilmektedir. Bkz. İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/399

[66] Allah ve Resûlü’ne karşı çıkmada başı çeken birkaç kişiden birisi olan Safvân İbn-i Ümeyye, Mekke fethine de karşı çıkmak istemiş, ancak güç yetiremeyeceğini anlayınca da kaçmıştı. Onu, Bedir’de Allah Resûlü’nü öldürmek için gönderdiği Umeyr İbn-i Vehb, iki kez gittiği Cidde’den getirmiş ve Resûlullah’tan onun adına emân almıştı. Düşünmek için iki ay mühlet isteyen Safvân İbn-i Ümeyye’ye Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), dört ay süre vermiş, ancak o, bir ay sonra gelip Müslüman olmuştur. Fetih günü hanımı el-Begûm Binti’l-Ma’dil de Müslüman olmuştur. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/39); İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/397-399

[67] İbn-i Sa’d, Tabakât 8/211; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/43

[68] İbn-i Hacer, İsâbe 4/2661

[69] Mekke’nin fethinde Müslüman olmuştur. İbn-i Abdilberr, İstîâb 2/37

[70] İbn-i Hacer, İsâbe 4/2653

[71] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 4/39

[72] Habeşistan’a hicret etmiş ve Yermük’te şehit olmuştur. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 4/338

[73] Habeşistan’a hicret etmiştir. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 5/307

[74] O gün babası öldürülünce Allah Resûlü’ne mektup yazmış ve bu mektuba yazdığı şiirle maksadını ifade etmek istemiştir. Bu şiirin olduğu mektup Allah Resûlü’ne ulaşıp da onu okuyunca Resûlullah, gözyaşlarıyla mübarek sakalları ıslanacak kadar ağlamış ve “Eğer bu şiir bana, babasını öldürmeden önce ulaşsaydı, onu da affederdim!” buyurmuştur. İbn-i Abdilberr, İstîâb 3/252; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/235

[75] Müellefe-i kulûbdandır. Mekke’nin fethedildiği yıl Müslüman olmuş, Yermuk’te de şehîd olmuştur. Vâkıdî, Megâzî 629; İbn-i Asâkir, Târîh 62/101-105

[76] Müellefe-i kulûbdandır. İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/342

[77] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 5/424

[78] Habeşistan’a hicret etmiştir. İbn-i Hişâm, Sîre 1/206

[79] İbn-i Hacer, İsâbe 2/1151; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 3/424; İbn-i Abdilberr, İstîâb 2/126

[80] Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), onu Müslüman olarak görünce, “Ölüden diriyi çıkartan Allah’a hamd olsun!” buyurmuştur. İbn-i Abdilberr, İstîâb 3/209; İbn-i Hacer, İsâbe 4/2478; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/312

[81] Mekke’nin fethinden sonra Allah Resûlü’nün Ci’râne’de bulunduğu sırada gelmiş, af dilemiş, affedilmiş ve Müslüman olmuştur. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 5/360

[82] Habeşistan muhacirlerindendir. İbn-i Hişâm, Sîre, 1/205; İbn-i Sa’d, Tabakât, 4/90

[83] Bedir sonrasında Allah Resûlü’nün kızı Zeyneb Vâlidemiz’in önüne çıkarak çocuğunu düşürmesine sebep olan kişidir. Mekke fethinde Müslüman olmuştur. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 5/426; İbn-i Hacer, İsâbe 3/2090

[84] Annesi, mü’minlerin annesi Ümmü Seleme’nin kız kardeşi Kuraybe Bint-i Ebî Ümeyye İbn-i Muğîre’dir. Mekke’nin fethinde Müslüman olmuştur. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 3/246; 5/427; İbn-i Abdilberr, İstîâb 2/61

[85] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 3/510

[86] Mekke’nin fethedildiği yıl Müslüman olmuştur. Vakıdî, Megâzî 571; İbn-i Hacer, İsâbe 4/2658

[87] Amr İbn-i Âs’ın hanımı ve Abdullah İbn-i Amr’ın annesidir. Annesi Âs İbn-i Vâil’in kız kardeşi Zeyneb’tir. Mekke fethinde Müslüman olmuştur. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/122; İbn-i Hacer, İsâbe 4/2514

[88] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/350

[89] Habeşistan’a hicret edenlerdendir. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1/233; İbn-i Hişâm, Sîre 1/205; İbn-i Hacer, İsâbe 1/50

[90] Habeş muhacirlerindendir. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1/430

[91] Habeşistan’a hicret edenlerdendir. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1/382; İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/360

[92] Habeşistan’a hicret edenlerdendir. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1/430, 2/472; İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/313

[93] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1/430

[94] Habeşistan’a hicret edenlerdendir İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1/430, 3/207; İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/360

[95] İlk Müslümanlar arasındadır ve Habeşistan muhacirlerindendir. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1/430, 2/389; İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/360

[96] Habeşistan’a hicret edenlerdendir. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1/596; İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/360

[97] İslâm’ı tercih eden öncülerdendir ve Habeşistan muhacidir. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1/596; İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/360

[98] Habeşistan’a hicret edenlerdendir. Uhud’dan sonra Medîne’ye gelmiştir. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1/689

[99] Âs adını verdiği oğlu Bedir’de öldürülmüştür. Âs’ın oğlu Saîd de Müslüman olmuştur. İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/313

[100] İlk Müslümanlardandır ve Habeşistan muhacirleri arasında yer almaktadır. Hâlid’in kızı Ümmü Hâlid ve hanımı Hümeyne Bint-i Halef de sahâbîdirler. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 2/124; 7/313; İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/229

[101] Habeşistan muhacirlerindendir. İbn-i Abdilberr, İstîâb 2/161

[102] İbn-i Abdilberr, İstîâb 2/161

[103] Mekke’nin fethinden önce Müslüman olmuştur. İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/313

[104] Allah Resûlü’nün kitabeti öğrenmesini emrettiklerindendir. İbn-i Abdilberr, İstîâb 2/97

[105] İbn-i Sa’d, Tabakât, 8/206

[106] İlk Müslümanlardandır. Habeşistan’a hicret etmiştir. Allah Resûlü’nün Medîne’ye hicret ettiğini duyduğunda Mekke’ye gelmiş ve kavmi tarafından hapsedilmiştir. Allah Resûlü’ne ancak Hendek’ten sonra kavuşabilmiştir. Hâkim, Müstedrek 4/262 (5099); İbn-i Hişâm, Sîre, 1/207; İbn-i Abdilberr, İstîâb 3/33; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 5/375

[107] Hicretin 8. yılının Safer ayında, Hâlid İbn-i Velîd ve Osmân İbn-i Talhâ ile gelip Müslüman olmuştur. O günkü insanlar arasında dâhi olarak sayılan dört kişiden birisidir ve daha sonraki yıllarda İslâm’a büyük hizmetleri olmuş meşhur sahâbidir. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 4/232-234. Oğlu Abdullah kendisinden önce Müslüman olmuştur. Abdullah işittiklerini yazmak için izin istemiş Allah Resûlü de “Benim konuştuklarım haktan gayr değildir!” buyurmuş ve hadisleri yazma konusunda kendisine izin vermiştir. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 3/345

[108] Ebû Süfyân’ın oğulları Muâviye, Utbe, Yezîd, Anbese, Ziyâd ile kızları Dürre (Izzet veya Hanse de denilmektedir), Ramle (Hind de denilmektedir ki Ümmü Habîbe künyesiyle meşhurdur. Mü’minlerin annesidir), Hind, Hamne, Habîbe, Cüveyriye, Ümeyne, Zeyneb, Ümmü Hakem, Sahrâ da Müslüman olmuştur. Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 7/284, 285; 8/190-191; İbn-i Asâkir, Târîh 70/219; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 7/132, 307; İbn-i Hacer, İsâbe 4/2497. Geniş bilgi için bkz. Kesmez, Fethin Mü’minleri 19 vd.

[109] Geniş bilgi için bkz. Kesmez, Fethin Mü’minleri 191 vd.

[110] Babaları gibi Hakîm İbn-i Hizâm’ın oğulları Abdullah, Hişâm, Hâlid, Suhbe ve Yahyâ da Mekke fethi sonrasında gelmiş, Müslüman olmuşlardır. Hanımı, Zübeyr İbn-i Avvâm’ın kız kardeşi Zeyneb Bint-i Avvâm da Müslümandır. Erkek kardeşi Hâlid, ilk Müslümanlardandır. Bkz. Hâkim, Müstedrek 4/611 (6097); İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 2/118; İbn-i Hacer, İsâbe 4/2523; İbn-i Abdilberr, İstîâb 1/237, 1/235, 2/50

[111] Demek ki Ebû Cehiller, acele karar vermiş ve hisleriyle hareket ederek hırslarının kurbanı olmuş, ayaklarına kadar -hem de defaatle- gelen fırsattan istifade edememişlerdir.

Yazar: Reşit Haylamaz, Şefkat Güneşi kitabından alınmıştır.

İlgili diğer yazılar

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Deneyiminizi daha iyi hale getirmek için bu web sitesinde çerezleri kullanıyoruz. Devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş oluyorsunuz. Kabul Et Daha fazla