Kâbe’nin İçi ve Peygamber Efendimiz (sas)

1.141

İç kısmı itibarıyla Kâbe dört köşeli geniş bir salon görünümündedir. Taban alanı 145 metre karedir ve tamamen mermer döşelidir. Rükn-ü Irakî köşesinde, çatıya çıkmak için merdiven yapılmış ve burası bir kapıyla kapatılmıştır. Daha önce kapının bulunmadığı bu yerde sadece bir perde vardı. Perdenin üzerinde tevbe ayeti1 yazılıydı. Perdenin yerine kapı yapılınca aynı ayet bunun üzerine yazılmış ve kapıya da “tevbe kapısı” adı verilmiştir. Kâbe’nin giriş kapısı ve anahtarı için de “Ritâc” ismi kullanılmıştır.

Kâbe’nin iç duvarlarının uzunluğu ve genişliği birbirine eşit değildir. Doğu duvarının uzunluğu 9.9 metre, iç batı duvarının uzunluğu ise 10.15 metredir. Kuzey iç duvarın uzunluğu 8 metre, güney iç duvar uzunluğu ise 8.24 metredir. Duvarlar 2 metre yüksekliğe kadar mermerle kaplanmıştır. Kalan kısımlar ise tavan dahil olmak üzere atlastan bir kumaşla örtülüdür.

Kâbe’nin içinde, tavanın üzerine oturtulduğu üç ana direk bulunur. Abdullah İbn-i Zübeyr döneminden kalma bu direkler, güney ve kuzey duvarlarına 1.75 m uzaklıktadır. 2.35 m arayla yerleştirilmiştir. Peygamber Efendimiz fetih günü Beytullah’a girdiğinde kapının tam karşısına gelen direğe yakın batı duvarına doğru namaz kılmıştır. Ki burası Kâbe’nin kapalı olan çıkış kapısına yakındır ve burası, bugün seccade şeklinde beyaz bir mermerle döşelidir.2

Kâbe’nin iç kısmının fazileti

Kâbe’nin çevresinde duaların daha makbul olduğu özel mekanlar vardır. Haceru’l-Esved’in yanıbaşı, Mültezem, Makam-ı İbrahim, Hicr, Rükn-ü Yemânî bunlar arasındadır. Dikkat edilirse bu yerler hep Kâbe’nin çevresinde bulunmaktadır. Dolayısıyla Kâbe’nin çevresi bu kadar ayrıcalıklı kılınmışsa duaların kabulü adına içi, evleviyetle daha özel ve faziletlidir. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) bu hususa dikkatleri çekerken şöyle buyurmaktadır:

“Kim Beyt’e girer ve orada namaz kılar, dua ederse iyiliğe girer, kötülükten çıkar ve günahları bağışlanır.”3

Bir başka rivayette bağışlanmayla insanın kazanacağı yeni hal şu benzetmeyle ifade edilir:
“Kim Beyt’e girer ve orada namaz kılar, dua ederse annesinden doğduğu günkü gibi bütün günahlarından arınmış olarak çıkar.”4

Bu hadisleri delil olarak yeterli gören alimler, Kâbe’nin içine girmenin müstehab olduğunda ittifak etmişlerdir. Hatta İmam Mâlik, Kâbe’nin içine çokça girmeyi istihsan etmiş ve buna teşvik etmiştir. Bazı alimler, “Burada farz ve nafile namaz caiz olmaz!” demiş olsalar da bu zayıf bir görüş olarak kabul edilmiştir. Hanbelilere göre burada farz namaz caiz değil nafile kılınabilir. Hanefi ve Şafii ulemasına göre ise Kâbe’nin içinde farz da nafile de kılınabilir.5

Beytullah’ın içine girmenin müstehab olmadığını söyleyen bazı kimseler ise Hz. Âişe validemizin rivayet ettiği şu vakayı delil olarak göstermektedirler:

“Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) yanımdan mutlu ve huzurlu bir şekilde ayrılmıştı. Fakat bir müddet sonra mahzun bir şekilde geri dönmüştü. Kendisine, bunun sebebini sorduğumda şöyle buyurdu: ‘Ben Kâbe’nin içine girdim. Ancak keşke girmeseydim. Zira benden sonra böyle bir uygulamayla ümmetimi zor durumda bırakmaktan çekiniyorum.’”6

Halbuki bu hadis-i şerifin Kâbe’nin içine girmenin müstehap olmadığına delil olarak kullanılması doğru değildir. Çünkü Allah Resûlü buradaki üzüntüsünü Kâbe’ye girmesine değil ümmetine doğacak meşakkate bağlamış, onunla irtibatlantırmıştır.7 Dolayısıyla Kâbe’ye girmek müstehaptır. Ancak bu müstehabı işlerken insanlara zarar vermemeye, eziyet etmemeye dikkat edilmelidir.

Bu hadisten öyle anlaşılıyor ki Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem), hem Mekke’nin fethedildiği günde hem de Veda Haccı’nda Kâbe’nin içine girmiştir. Âişe validemizin anlattığı bu vaka da Veda Haccı’nda yaşanmıştır. Zira fetih günü Hz. Âişe (radıyallahu anh) yanında değildi.8

Peygamberimiz Kâbe’nin içinde

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) fetih günü Beyt’in içine girmeden önce onu putlardan, heykellerden ve orada bulunan resimlerden temizletti ve yıkattı. İbn-i Abbas bunun sebebini ve o anları şöyle anlatır:

“Resûlullah (aleyhissalatü vesselam) Mekke’nin fethi için geldiğinde Kâbe’nin içi putlarla ve resimlerle dolu olduğu için oraya hemen girmekten kaçındı. İlk önce Kâbe’nin içinin temizlenmesini istedi. İçi güzelce temizlendikten sonra Peygamberimiz gelip Beytullah’a girdi. İçeri girerken de yanına Osman İbn-i Talha, Üsâme ve Bilal’i alıp kapıyı kapattırdı. Kâbe’nin içine girince bütün köşelerinde ve duvarlarının önünde durarak tekbir getirdi, Allah’a hamd etti. Bu arada gördüğü güvercin şeklinde yapılmış bir putu alıp kırdı ve yere attı. Yine orada Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. İshak’ın resimleri diye duvarlara çizilmiş bazı resimler gördü. Hz. İbrahim diye resmedilmiş fotoğrafta, İbrahim’in elinde fal okları bulunuyordu. Peygamberimiz bunu görünce ‘Allah onları kahretsin! Hz. İbrahim asla fal okları çekmemiştir.’ buyurdu.9 Ardından za’feranlı su isteyerek hepsini sildirtti. Sonra da Müstecâr’a yakın yerdeki iki direk arasında iki rekat nafile namaz kıldı. Peşinden kalkıp tam karşısına düşen Müstecâr’a yöneldi; alnını ve yüzünü oraya koyarak bir müddet dua etti.10 Bir saati aşkın içeride kalan Peygamber Efendimiz, daha sonra Kâbe’den dışarı çıktı.11

Resûl-u Ekrem (aleyhissalatü vesselam) kapıyı açınca Kâbe’ye girmek isteyenler oldu ve hafif bir izdiham oluştu. Hz. Halid İbn-i Velid bu izdihamı engellemeye ve düzenlemeye çalışıyordu. Bu olaya şahit olan Abdullah İbn-i Ömer (radıyallahu anhüma), bu anla ilgili yaşadığı hatırasını şöyle anlatır:

“Onlar bir müddet sonra kapıyı açınca hemen içeri giren ben oldum. Girince Bilal’le karşılaştım ve hemen Rasûlüllah’ın Kâbe’nin içinde namaz kılıp kılmadığını sordum. O, ‘Evet, şu iki Yemâni direk arasında kıldı’ dedi. Tabii ben bu heyecanla kaç rekat kıldı diye sormayı unuttum.”12

Abdullah İbn-i Ömer (radıyallahu anhüma) Hz. Bilal’e Peygamberimizin nerde namaz kıldığını sormuş kendisi de orada namaza durmuştur. Ancak Kâbe’ye girmek haccın menâsikinden olmadığı için o çok hac yaptığı halde Beytullah’ın içine her defasında girmemiştir. Böyle bir uygulama haccın menasikinden olsaydı asla bunu ihlal etmez aksatmazdı. Çünkü onun Resûlüllah’ın sünnetine tabi olmadaki hassasiyeti meşhurdur. Bununla birlikte İbn-i Ömer, Beytullah’ın içine girildiğinde istenilen yerde namaz kılınmasında bir beis olmadığını belirtir.13

Hicr’in Bir Kısmı Kâbe’nin İçine Dahildir

Bir gün Hz. Âişe validemiz, Peygamber Efendimiz’e, “Ya Resûlallah! Hicr, Beyt’ten midir? diye sorar. Peygamberimiz onun bu sorusuna, “Evet. Beyt’tendir.” diyerek cevap verir. Hz. Âişe (radiyallahu anha) bu cevap üzerine yetinmeyerek; “O halde, niçin onu Beytullah’ın içine katmadılar?” diye ikinci bir soru yöneltir. Peygamberimiz onun bu sualine, “Senin kavminin inşaat malzemelerinin yetmediğini bilmiyor musun?” diye yeni bir soruyla cevaplar. Bunun üzerine Hz. Âişe validemiz fırsatını bulmuşken yine Kâbe’yle ilgili bir başka soru sorar: “Peki, onun kapısı niçin bu kadar yüksek tutulmuştur.” Peygamberimiz (aleyhissalatü vessselam) onun bu sorusu üzerine şöyle buyurur: “Senin kavmin, istedikleri kişiyi oraya sokmak, girmesini istemedikleri kimselerin girişini de önlemek için böyle yaptılar. Eğer kavmin cahiliye döneminden yeni çıkmış olmasalardı, kalplerinin itiraz etmeyeceğini bilseydim, Hicr’in Kâbe’ye ait olan kısmını Beytullah’a katardım. Kâbe’nin kapısını da yer seviyesine indirirdim.”14

Allah Resûlü, Hicr’in Beytullah’a dahil olduğunu bir başka beyanlarında da şöyle ifade eder: “Eğer kavmin şirkten yeni kurtulmuş olmasaydı, ben Kâbe’yi yıkar (yüksekçe değil de) yere bitişik yapardım. Ona biri doğuda biri batıda olmak üzere iki kapı açardım. Hicr tarafından da ona altı zira’ yer katardım. Çünkü Kureyş, Kâbe’yi bina ederken daralttılar.”15

Dolayısıyla bu rivayetlerden Hicr’in Kâbe’nin içine ait bir yer olduğu şüpheye mahal bırakmayacak şekilde anlaşılmaktadır.

Hicr’de namaz kılan, Kâbe’nin İçinde Kılmıştır

Hicr, Kâbe’ye dahil olduğundan dolayıdır ki Beytullah’ın içine girip orada namaz kılmak isteyen kimse, buraya gelip namaz kılsa, Kâbe’nin içinde namaz kılmış sayılır. Bu konuda Hz. Âişe validemizin anlattığı şu hatırası, bugün Beytullah’a girmek isteyen bütün müminler için büyük bir müjde ihtiva etmektedir:

“Ben Kâbe’nin içine girip namaz kılmayı çok arzu ediyordum. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) elimden tutup beni Hicr-i İsmail’e getirdi. Ardından da bana: ‘Kâbe’ye girmek istediğin zaman Hicr-i İsmail’de namaz kıl. Çünkü orası Kâbe’den bir parçadır. Senin kavmin Kâbe’yi yeniden inşa etmek istediklerinde onu daraltıp Hicr kısmını ondan ayırdılar’ buyurdu.”16

Bu olaydan sonradır ki Hz. Aişe validemiz, kendisine Kâbe’nin içine girme ve namaz kılma meselesi sorulduğunda adeta bir kural kor gibi kendi kanaatini net olarak şöyle ifade etmiştir:

“Ha Kâbe’nin içinde namaz kılmışım ha Hicr’de, benim için hiç fark etmez.”17


Yazar: Dr. Selim Koç

Dipnot:

  1. Tahrim 66/8
  2. Bununla beraber Peygamberimizin burada namaz kılmadığı sadece secdeye gidip dua ettiği de rivayet edilmektedir. Bkz. Heysemî, Zevaid, III/293
  3. Heysemî, Zevaid, III/293; İbn Huzeyme es-Sülemî, Sahihu İbn-i Huzeyme, Menâsik 391 (II/1410, Hadis No:3013)
  4. Fâkihî, Ahbaru Mekke II/90; Takiyyuddin el-Fâsî, Şifau’l-Ğarâm, I/213; Salihî, Sübülül-Hüda ve’r-Reşâd, I/171
  5. Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. Takiyyuddin el-Fâsî, el-Ikdu’s-Semîn, I/66
  6. Tirmizî, Hacc 45; Ebu Dâvud, Menâsik 94; İbn-i Mâce, Menâsik 79
  7. Bkz. Takiyyyuddin el-Fâsî, el-Ikdu’s-Semîn, I/65
  8. Konuya alakalı geniş malumat elde etmek için bkz. Mübarekfûrî, Tuhfetu’l-Ehvezî, III/519
  9. Buharî, Hac 54; Megâzî 48; Ebu Dâvud, Hac 93
  10. Buhârî, Hac, 52, 54; Salât, 30, 81; Nesâî, Mesâcid 5, Hac, 126, 127, 131, 139
  11. Daha geniş bilgi için bkz. es-Sâlihî eş-Şâmî, Sübülü’l-Hüda ve’r-Reşâd, V/239
  12. Bu konudaki rivayetler için bkz., Buhârî, Hac 51, 52, 54; Meğazî 48, 77; Salât 30, 81, 96; Teheccüt 25; Müslim, Hac 83-87; Bu konudaki hadislerin şerhi için bkz., Aynî, Umdetu’l-Kârî, IV/247; Nevevî, Şerhu Nevevî alâ Müslim, IX/449
  13. Buhârî, Salât 30, 81, 96; Hac 51, 52; Daha geniş bilgi için bkz., İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî, III/545-547
  14. Buharî, Hac 42
  15. Müslim, Hac 401
  16. Ebu Dâvud, Hacc 93; Tirmizî, Hacc 98; Nesaî, Menasik 129
  17. Ezrakî, Ahbâr-u Mekke, Had. No: 362
İlgili diğer yazılar

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Deneyiminizi daha iyi hale getirmek için bu web sitesinde çerezleri kullanıyoruz. Devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş oluyorsunuz. Kabul Et Daha fazla