Kâbe’de duaların kabul edildiği özel mekan: Mültezem

1.104

Hadisle sabit olduğu üzere Mültezem, Kâbe’nin kapısıyla Haceru’l-Es’ad’ın arasında kalan 2 metrelik kısımdır. Hz. Abdullah İbn-i Abbâs (radıyallahu anh) demiştir ki: “Mültezem, rükn ile kapı arasıdır.”1 Bir diğer hadis-i şerifte de yine Mültezem’in yeri belirtilirken aynı zamanda buranın duaların kabul edildiği özel bir mekan olduğu şöyle ifade edilir: “Rükn ve kapı arası Mültezem’dir. İhtiyaç, sıkıntı veya gam sahibi her kim onun önünde Allah’a dua ederse kabul edilir.”2

Mültezem, kelime manasıyla iltizam edilen yani sımsıkı yapışılan yer demektir. Tabii buraya nasıl sımsıkı yapışılması gerektiğini biz Allah Resûlü’nün uygulamalarından öğreniyoruz.

Amr İbn-i Şuayb bildiriyor: “Abdullah’la -ki babasıdır- tavafta bulundum. Kâbe’nin arka kısmına gelince, ‘-istiâzede (sığınmada) bulunmuyor musun?’ dedim. ‘-Ateşten Allah’a sığınırım!’ dedi ve yürüdü. Haceru’l-Esved’e kadar gelip istilâmda bulundu. Rükn ile kapı arasında (Mültezem’de) durarak göğsünü, yüzünü, kollarını ve avuçlarını şöyle yerleştirdi -onları iyice açarak gösterdi- ve sonra: ‘-İşte Resûlullah’ı aynen böyle yaparken gördüm!’ dedi” 3 Bu hadisten de anlıyoruz ki Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) Mültezem’i adeta Kâbe’yle bir kucaklaşma bir bütünleşme noktası olarak göstermektedir.

Ancak bugün izdihama meydan vermeden Mültezem’e yapışmak mümkünse yaklaşılmalıdır. Yoksa tavafı aksatacak şekilde başkalarının hak ve hukukunu çiğneyerek Mültezem’e tutunmaya çalışmak haramdır. Bir sünneti işlemekle, harama girme arasında tercih yapılacaksa tabi ki bu harama girmeme olmalıdır. Bu fazileti de kaçırmak istemeyenler ise Mültezem’in karşısında tavafı aksatmayacak şekilde durarak dualarını yapabilir. Kaldı ki Mültezem’e yaklaşamayan Kâbe’nin herhangi bir tarafına da yaklaşarak hasretini onunla paylaşabilir.

Mekke’nin fethinden sonra Peygamber Efendimiz’in umresini takip eden Abdurrahman İbn-i Safvan da Efendimiz ve sahabe-i kiramın bu konudaki uygulamasını bize şöyle anlatmaktadır:

“Mekke fethedildiğinde kendi kendime şöyle dedim: ‘Elbiselerimi giyecek ve Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm)’ın nasıl yaptığını seyredeceğim.’ Zaten evim de Kabe’ye giden yol üzerindeydi. Hazırlanıp hemen gittim. Peygamberimiz’i Kâbe’den çıkarken gördüm. Ashabıyla birlikte Kâbe’nin kapısından itibaren Hatim’e kadar Beytullah’ı selamladılar. Sonra Beytullah’ın üzerine yanaklarını koydular. Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) de ortalarındaydı.” 4

Bununla birlikte yine de Mültezem’e yapışamayıp gönlü Mültezem’de asılı kalan, tavafa yapışmalı, Kabe’ye katılmalıdır. Niyetinden dolayı belki de böyle bir kimsenin hissesi diğerinden geri kalmayacaktır. Kalblerdeki niyetleri bilen Rabbimiz, herkese ameline göre değil de niyetinin derinliğine göre lutfedecektir.

Kâbe ilk inşa edildiğinde şimdiki gibi tek kapısı değil çift kapısı vardı. İkinci kapı, şu andaki kapının tam karşısında yani simetriğinde idi. Hatta Kâbe’yi orjinal planı üzerine yeniden inşa eden Abdullah İbn-i Zübeyr, bu kapıyı açtırmıştı. Fakat daha sonra Haccac İbn-i Yusuf, tekrar kapattırmıştır. İşte Rüknü Yemanî’ye yaklaşık 2 metre uzaklıkta olan bu kapıyla Rüknü Yemanî’nin arası da Mültezem gibi farklı bir değere sahiptir.

Mültezem’in tam simetriği olan bu kısma da “Müstecar” yani “günahların bağışlanması için Allah’a sığınılacak yer” denilmektedir. Rivayetlere göre Hz. Adem’in tövbesi burada ya da Mültezem’de kabul edilmiştir. Dolayısıyla izdihamdan dolayı Mültezem’e yaklaşamayanlar, Müstecar’a yapışabilir dualarını burada da yapabilirler.

İmam Gazzali Mültezem’e yapışan kimsenin yani mültezimin, şu niyet ve duygular içinde olması gerektiğini ifade eder:

“Sevgi ve iştiyâk ile hem Kâbe’ye ve hem de onun Rabbine yaklaşmak istediğini ilân ediyorsun. Örtüye yapışmak veya duvarı kucaklamakla bereketini istemeli, bedeninin bütün zerrelerinin daimî ateşten korunmasını ummalısın. Örtüye asıldığın zaman, Allah Teâlâ’nın mağfiretini, azabından emin olmayı, tıpkı günahkârın, hakaret ve zulme uğrayandan günahının affı için özür dilemesi ve ‘Senden başka beni affedici herhangi bir sığınak ve melce yoktur’ demesi gibi, ısrarla Allah Teâlâ’dan affını istemeye niyet etmelisin. Çünkü günahkâr insan için Allah Teâlâ’nın kerem ve affından başka sığınak yoktur ve ‘Ya Rabbî! Beni affedip istikbalimi teminat altına almayınca senin dergâhından ayrılmayacağım’ mülahazasıyla hareket etmelisin!”


Dipnot:

  1. İmam Malik, Muvatta, Hacc 81
  2. Beyhakî, Sünen, V/150
  3. Ebu Dâvud, Menâsik 55
  4. Beyhakî, Sünen, V/150
İlgili diğer yazılar

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Deneyiminizi daha iyi hale getirmek için bu web sitesinde çerezleri kullanıyoruz. Devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş oluyorsunuz. Kabul Et Daha fazla