Kâbe ve Müştemilâtı

446

Kâbe

Kur’ân’ın beyanıyla, “Yeryüzünde ibadet yeri olarak inşa edilen ilk ev, Bekke’deki Kâbe’dir. İnsanlar için hidayet kaynağı kılınmış, feyizli ve bereketli bir mekandır.”1 Hayatta huzur ve sükûn arayan insanoğlu için de emniyet ve güvenin yurdu olarak belirlenmiş bir sevap kaynağıdır.2

Yerden yükselmeyi ifade eden (كعب) fiilinden türetilen Kâbe, “Küp şeklindeki yapı” demektir. Hz. Adem’den (aleyhisselam) günümüze inananlar tarafından ziyaret edilip tavaf edilen bu kutsal mekana, Kur’ân’da başka isimler de verilmiştir:

“Beyt,3 Beytullah, el-Beytu’l-Atîk,4 el-Beytu’l-Muharrem,5 el-Beytu’l-Harâm6 el-Mescidu’l-Harâm.”7

Anadolu’da, Kâbe, Kâbe-i Muazzama, Mescid-i Haram ve Beytullah isimleri daha yaygın olarak kullanılmaktadır. Hatta Beytullah ismi erkek çocuklarına ad olarak da verilmektedir.

Kâbe’nin ölçüleri 

Mekke-i Mükerreme’de Mescid-i Haram’ın ortasında Bekke’de yer alan Kâbe, yaklaşık 1.5 metre genişliğindeki temeller üzerine bina edilmiştir. Yüksekliği 13 metredir. Duvarlarının uzunluğu birbirine eşit değildir. Kuzeydoğu duvarı 12.63, kuzeybatı duvarı 11.03, güneydoğu duvarı 11.22, güneybatı duvarı ise 13.10 metredir. Toplam üzerine oturduğu alan ise 145 metre karedir.

Müştemilâtı

1- El-Haceru’l-Esved  (الحجرالاسود) 

Kâbe’nin doğu köşesinde, yerden 1.5 metre yükseklikte, yaklaşık 30 cm çapında siyaha yakın renkte bir taştır. Taşın görünen kısmı 16.05×20 cm’dir. Kâbe’de çıkan bir yangın sonucunda on beş parçaya bölünen taşın parçaları daha sonra bir araya getirilmiş ve koruma altına alınmıştır. Bugün gümüş bir çerçevenin içinde korunmaktadır.

“Hacer”, Arapçada taş anlamına gelmektedir. “El-Haceru’l-Esved” siyah taş demektir. Nereden geldiği ve asıl mahiyeti, Allah Resûlü’nün ibret dolu ifadelerinde şöyle anlatılır:

“Haceru’l-Esved, Cennetten indi. İndiği vakit sütten beyazdı. Onu insanların günahları kararttı.”8

Bir başka beyanlarında Allah Resûlü onun ayrı bir özelliğine şöyle dikkat çeker:

“Haceru’l-Esved ve Makam-ı İbrahim, Cennet yakutlarından iki yakuttur. Allah (cc), onların nurunu örtmüştür. Eğer örtülmemiş olsalardı doğu ile batı arasını aydınlatırlardı.”9

Bu hususiyetlerinden ötürüdür ki Haceru’l-Esved’e, en saadetli taş mânâsında “Haceru’l-Es’ad” da denilir. Haceru’l-Es’ad, Kâbe’nin inşası bittikten sonra tavafın başlangıç noktasını belirlemek maksadıyla bulunduğu köşeye Hz. İbrahim (aleyhisselam) tarafından yerleştirilmiştir.

2- Mültezem (ملتزم)

Mültezem, Kâbe’nin kapısıyla Haceru’l-Es’ad’ın arasında kalan 2 metrelik kısımdır. Bir hadis-i şerifte Mültezem’in yeri belirtilirken aynı zamanda buranın duaların kabul edildiği özel bir mekân olduğu da ifade edilir:

“Rükn ve kapı arası Mültezem’dir. İhtiyaç, sıkıntı veya gam sahibi her kim onun önünde Allah’a dua ederse kabul edilir.”10

Mültezem, kelime manasıyla iltizam edilen yani sımsıkı yapışılan yer demektir. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) burada dururak, göğsünü, yüzünü ve avuçlarını Kâbe’ye yapıştıtırır ve öylece dua ederdi.

3- Makâm-ı  İbrahim (مقام ابراهيم)

Makâm-ı İbrahim, Hz. İbrahim’in (aleyhisselâm) Kâbe’nin duvarlarını örerken üstüne çıkıp inşaatı devam ettirdiği taş olarak bilinir. Zaman içinde üzerinde Hz. İbrahim’in adeta bir imzası gibi ayak izleri oluşmuştur. Aynı zamanda bu taş, Hz. İbrahim’in (aleyhisselâm) insanları hacca çağırmak için üzerine çıktığı taştır. Hatta Hz. İbrahim, Kâbe’nin inşası bittikten sonra bu taşı kullanmıştır. Bu taş, Hz. İbrahim’e bazen bir iskele bazen bir kürsü bazen bir minber olmuştur. Zira o her ne kadar görünürde bir taş olsa da yukarıda belirtildiği gibi hakikatiyle cennettendir.

Günümüzde bu taş ve üzerindeki mübarek izler, bir camekân içinde muhafaza edilmektedir. Kâbe’nin kapısının olduğu tarafta Kâbe’ye 15.40 metre uzaklıktadır. Hafif sarı ve kırmızı karışımı beyaza yakın bir rengi olan taşın kalınlığı 20 santimetredir. Kenar uzunluklarından biri 38, diğerleri 36’şar santimdir.

4- Rükn-ü Yemânî (ركن يماني)

Rükn-ü Yemanî, Kâbe’nin Yemen’e bakan köşesine verilen isimdir. Abdullah İbn-i Ömer (radıyallahu anh), Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) tavafın her şavtında, Rükn-ü Yemânî ve Haceru’l-Esved’i istilâm etmeyi terk etmediğini belirtir.11 Bu konudaki kendi uygulamasını da bize şöyle haber verir:

“Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şu iki rükn-ü Yemanîyi istilam ettiğini gördüğüm zamandan beri kalabalık olsun tenha olsun ben de istilam etmeyi hiçbir zaman bırakmadım.”12

5- Rükn-ü Irâkî ve Rükn-ü Şâmî Köşeleri

Kâbe’nin her köşesine ayrı bir isim verilmiştir. “Haceru’l-Esved’in bulunduğu köşe Rükn-ü Esved, doğuya bakmaktadır. Güneş, Mekke’ye her sabah Haceru’l-Esved’i istilam edercesine onun karşısından doğar. Yemen’e bakan köşenin adı Rükn-ü Yemânî’dir. Bu köşe ise güney köşesidir. Diğer iki köşenin birisi Rükn-ü Irâkî yani Irak yönüne doğru bakan köşedir ki burası kuzey istikametidir. Batıyı gösteren köşeye de Rükn-ü Şâmî ismi verilmiştir. Bu köşelerin faziletiyle ilgili herhangi bir rivayet bulunmamaktadır. Ancak Kâbe’nin bu tarafını da farklı kılan “Hicr”dir.

6- Hicr ve Hicr-i İsmail (الحجر)

Hicr denilince kastedilen yer ise Kâbe’nin kuzey batı duvarı tarafına bitişik olan boş alandır. Bir diğer ifadeyle Rükn-ü Irâkî ile Rükn-ü Şâmî arasında etrafı 1.5 metre yüksekliğinde “Hatîm” (حطيم) denilen yarım daire şeklindeki bir duvarla çevrili kısma verilen isimdir. Bu bölgeye “Hicr” denilmesinin sebebi, Kâbe’den alınarak yeni açık bir alan haline getirilmiş olmasındandır. Bu açıdan “Hicr” ismi bile onun Kâbe’ye ait bir parça olduğunu göstermektedir.

Hz. İbrahim (aleyhisselamın) inşa ettiği Kâbe’nin çevresinde Miladî 605 yılına kadar böyle bir yapı yoktu. Burası büyük bir kısmı itibarıyla Kâbe’ye aitti, Kâbe’nin içiydi. Ancak yağmur ve sel sularıyla yıpranan Kâbe’de sonunda bir de yangın çıkmıştı. Ciddi tamir ve bakım istiyordu. İşte Efendimiz’in nübüvvetinden 5 yıl önce Mekkeliler bir araya gelmiş ve yeniden inşası için karara varmışlardı. Aralarında topladıkları yardımlarla Kâbe’nin inşasını tamamlayacaklardı.

Tamirata başladıktan sonra topladıkları yardımın yetmeyeceğini anlayınca, ellerindeki bütçeyle bu işi tamamlayabilmek için binanın küçültülmesine karar verdiler. Aldıkları bu karara göre de Kâbe’nin doğu ve batı duvarlarını kısaltarak kuzey kısmından küçülttüler. Geri kalan kısmı ise Hicr-i İsmail’in bir bölümünü de içine alacak şekilde, insanın göğüs hizasına gelecek kadar taş duvarla ördüler. Yedi zira’lık kısmı Kâbe’ye dahil olan bu sahanın içine girilebilmesi için de Rükn-ü Irakî ve Rükn-ü Şâmî köşelerinden iki kapı bıraktılar. Abdullah İbn-i Zübeyr döneminde Hicr, yeniden Kâbe’ye katıldıysa da onun şehit edilmesinden sonra, Abdulmelik İbn-i Mervan devrinde tekrar eski haline getirilmiştir.  Hicr bölgesi o günden bugüne aynen muhafaza edilmektedir.

Hatîm’in, Rükn-ü Irâkî’ köşesiyle arasındaki bu açıklık 2 .29 metre; Rükn-ü Şâmî köşesiyle arasındaki (kuzeybatı) mesafe ise 2.23 metredir. Altınoluk’un tam altından Hatîm’e olan uzunluk ise 8 metre 46 santimdir. Ancak bu 8.46 metrelik kısmın hepsi Kâbe’nin iç kısmına dahil değildir. Kâbe’ye dahil olan bölüm 7 zira’lık (5.30 metre) bölümdür. Geri kalan kısım ise “Hicr-i İsmail” denilen yerdir.

7- Müstecâr (مستجار)

Hz. İbrahim döneminde inşa edilen Kâbe’de, giriş kapısının tam karşısında ikinci bir kapı, çıkış kapısı vardı. Ancak Mekkeliler, Kâbe’yi yeniden inşa ederken bu kapıyı kaldırdılar. İşte Rüknü’l-Yemânî köşesiyle, kapatılan çıkış kapısının söveleri arasında kalan kısma “Müstecâr” denilir. Burası Mültezem’in tam karşısıdır. Yaklaşık 4 zira’ genişliğindedir.13 Kelime, “sığınmak, yardım dilemek” manasına gelen (استيجار) mastarından türetilmiştir. “Günahların bağışlanması için sığınılan yer” anlamına gelmektedir.

Kâbe’nin dört tarafına da fazilette birbirine yakın yerler tahsis edilmiştir. Güney doğu köşesinde ve doğu tarafında “Haceru’l-esved ve Mültezem”, kuzey tarafında “Hicr”, batı tarafında “Müstecâr” ve güney batı köşesine ise “Rükn-ü Yemânî” yerleştirilmiştir. Böylece Beytullah’ın her tarafında Allah’a dua edilip sığınabilecek özel alanlar belirlenerek feyiz ve bereket eşit olarak paylaşılmıştır. İşte bunlardan bir tanesi de Müstecâr’dır.

Burası yine günahlardan Allah’a sığınılacak yer anlamında “Müteavvez” diye de isimlendirilir. Nitekim ashab-ı kiramın meşhurlarından Abdullah İbn-i Amr bir gün tavafı tamamlayıp buraya geldiğinde kendisine, “Cehennemden Allah’a sığınmayacak mısın?” diye sorulmuş, o da tam burada, “Cehennemden Allah’a sığınırım” diye dua etmiştir.14 Hz. Muaviye’den gelen bir rivayette buranın fazileti şöyle anlatılır:

“Kim Beyt’in arkasında (Müstecâr’da) durarak dua ederse ona icabet edilir. Bir de o kimse oradan ayrılırken annesinden yeni doğmuş gibi günahlarından arınarak ayrılır.”15

Abdullah İbn-i Zübeyr, Mus’ab İbn-i Zübeyr, Abdullah İbn-i Ömer, Abdulmelik İbn-i Mervan, özellikle burada dua etmeye özen gösterirlerdi. Onların bu uygulaması İmam Şa’bi’nin dikkatini çekmiş ve hayatları boyunca kendilerini yakın takibe almıştır. Sonunda Şa’bî, şu değerlendirmeyi yapar: “Ben onların Allah’tan ne isterlerse kendilerine verildiğine şahit oldum.” Ömer İbn-i Abdulaziz ve Kasım İbn-i Muhammed gibi selef-i salihinin büyüklerinden birçok kimse de orada dua etmek ve Allah’a sığınmak için dururdu.16  Hatta bundan dolayıdır ki burası, dualara icabet edilen yer anlamında “Müstecâb” olarak da isimlendirilmiştir.17 Bir rivayete göre Allah (celle celaluhu) Hz. Adem’in tevbesini de burada18 kabul buyurmuştur. En doğrusunu Allah bilir.

8- Kâ’be’nin İçi (داخل الكعبة)

İç kısmı itibarıyla Kâbe dört köşeli geniş bir salon görünümündedir. Taban alanı 145 metre karedir ve tamamen mermer döşelidir. Rükn-ü Irakî köşesinde, çatıya çıkmak için merdiven yapılmış ve burası bir kapıyla kapatılmıştır. Daha önce kapının bulunmadığı bu yerde sadece bir perde vardı. Perdenin üzerinde tevbe ayeti19 yazılıydı. Perdenin yerine kapı yapılınca aynı ayet bunun üzerine yazılmış ve kapıya da “tevbe kapısı” adı verilmiştir. Kâbe’nin giriş kapısı ve anahtarı için de “Ritâc” ismi kullanılmıştır.

Kâbe’nin iç duvarlarının uzunluğu ve genişliği birbirine eşit değildir. Doğu duvarının uzunluğu 9.9 metre, iç batı duvarının uzunluğu ise 10.15 metredir. Kuzey iç duvarın uzunluğu 8 metre, güney iç duvar uzunluğu ise 8.24 metredir. Duvarlar 2 metre yüksekliğe kadar mermerle kaplanmıştır. Kalan kısımlar ise tavan dahil olmak üzere atlastan bir kumaşla örtülüdür.

Kâbe’nin içinde, tavanın üzerine oturtulduğu üç ana direk bulunur. Abdullah İbn-i Zübeyr döneminden kalma bu direkler, güney ve kuzey duvarlarına 1.75 m uzaklıktadır. 2.35 m arayla yerleştirilmiştir. Peygamber Efendimiz fetih günü Beytullah’a girdiğinde kapının tam karşısına gelen direğe yakın batı duvarına doğru namaz kılmıştır. Ki burası Kâbe’nin kapalı olan çıkış kapısına yakındır ve burası, bugün seccade şeklinde beyaz bir mermerle döşelidir.20


Yazar: Dr. Selim Koç

Dipnot:

  1. Âl-i İmrân, 2/96
  2. Bkz. Bakara, 2/125
  3. Bakara, 2/125, 158; Âl-i İmran, 3/96,97; Enfâl, 8/35;Hac, 22/26; Kureyş, 106/3
  4. Hac, 22/29, 33
  5. İbrahim, 14/37
  6. Mâide, 5/2, 97
  7. Bakara, 2/144,149, 150; Mâide, 5/2;Tevbe, 9/7, 19, 28
  8. Tirmizi, Hacc 40
  9. Tirmizi, Hacc 40; Sa’atî, el-Fethu’r-Rabbanî, XII/28
  10. Beyhakî, Sünen, V/150
  11. Bkz. Ebu Dâvud, Menâsik 48; Nesâî, Hacc 156
  12. Buharî, Hacc 59; Müslim, Hacc 247; Tirmizî, Hacc 35
  13. Takiyyuddin el-Fâsî, Şifau’l-Ğarâm, I/262
  14. Bkz. Ebu Dâvud, Menâsik 54; İbn Mâce, Menâsik 35
  15. Ezraki, Ahbâr-u Mekke, I/348; Takiyyuddin el-Fâsî, Şifau’l-Ğarâm, I/262
  16. Takiyyuddin el-Fâsî, Şifau’l-Ğarâm, I/262
  17. Takiyyuddin el-Fâsî, el-Ikdu’s-Semîn, I/75
  18. Fâkihî, Ahbâru Mekke V/235
  19. Tahrim 66/8
  20. Bununla beraber Peygamberimizin burada namaz kılmadığı sadece secdeye gidip dua ettiği de rivayet edilmektedir. Bkz. Heysemî, Zevaid, III/293
İlgili diğer yazılar

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.