İstişare ve Aile İçi İletişim

491

Aile içi sağlıklı iletişim adına üzerinde durulması gerekli temel bir disiplin de istişaredir. İstişare, herhangi bir mevzuda karar alınmadan önce, taraflar arasında meselenin enine-boyuna konuşulması, fikir alış-verişinde bulunulması ve en isabetli görüşün/kararın birlikte alınması ve uygulanmasıdır. Dünden bugüne ev ve aile hayatında muhatapların ihtiyaç ve hassasiyetleri gözetilmeden alınan tek taraflı kararlar, aile içi iletişime çok büyük zarar vermiştir. Bu zararlardan korunmak ve kurtulmak, bir arada yaşamanın ve sürekli aynı mekânı paylaşmanın beraberinde getirdiği hakları yerine getirmek ancak istişare ile mümkündür. Zaten aile içi istişarede hedef de en doğru ve isabetli kararın birlikte alınmasını temin ederek yuva saadetini sürdürmektir.

Kur’ân İstişareyi Emreder

Kur’ân-ı Kerim’de müminlerin vasıfları anlatılırken “Onlar öyle kimselerdir ki Rab’lerinin çağrısına kulak verip namazı hakkıyla eda ederler. İşlerini istişare ile yürütür, kendilerine nasip ettiğimiz imkanlardan hayırlı işlerde sarf ederler.”[1] buyurulur ve onların meşverete verdiği önem ifade edilir. Ayet-i kerimede müminlerin iman, teslimiyet, ibadet ve infak sıfatlarının arasında meşveret prensibinin de sayılması, “istişarenin”, fert, aile, toplum ve devlet adına hayatın bütün alanlarında hakim kılınması gerekli mühim bir esas olduğunu açıkça göstermektedir. Yine Kur’ân’da, Uhud savaşında yaşanan büyük sarsıntının ardından indirilen ayetlerde, her şeye rağmen Resûlüllah’a”…Dön onlarla yeniden durumu istişare et.”[2] emrinin gelmesi de en sıkıntılı zamanlarda bile isabetli çözümün istişarede olduğunu ifade etmektedir.

Dolayısıyla hem idareci hem de idare edilenlerin, işlerini şura üzerine yürütmeleri Kur’ân’ın açık bir beyanıdır. Bu manada istişareyi önemsemeyen fertler, tam mümin sayılamayacağı gibi onu uygulamayan aile ve toplumlar da gerçek huzuru yakalayamazlar. Bunun için idareci konumunda olanlar, raiyyetlerindeki ilgili kimselerle meşveretle mükellef olduğu gibi kendisiyle istişare edilenler de fikir ve görüşlerini sorumlularla paylaşmak zorundadır.    

Allah Resûlü İstişare İnsanıydı

Kur’ân’ın istişare emrine en çok riayet eden kimse, şüphesiz Allah Resûlü idi. O’nun bu hassasiyetini ifade sadedinde Hz. Ebû Hureyre (radıyallahu anh): “Resûlüllah’tan daha çok ashabıyla istişare eden bir kimse görmedim.”[3] buyurur. O, gerek Mekke’de gerekse Medine’de hakkında vahiy gelmeyen meseleleri, ashabıyla istişare ederek çözüme kavuşturur ve onlara da böyle yapmalarını tavsiye ederdi. Mesela idari konularda bu uygulamasını asla ihmal etmediğini: “Müslümanların fikrini almadan emir tayin etseydim, Abdullah İbn-i Mes’ud’u tayin ederdim.”[4] buyurarak beyan eder ve istişare sünnetine verdiği önemi özellikle belirtir. 

Allah Resûlü istişârenin fert, aile ve toplum hayatına getireceği huzur, bereket ve güveni ifade için de şöyle buyurmuştur: “İdarecileriniz, içinizdeki hayırlılarınızdan, zenginleriniz ise cömert kimseler olduğu ve işleriniz de müşavere ile yürütüldüğü takdirde, sizin için toprağın üstü, altından daha hayırlıdır…”[5] Dolayısıyla Peygamber Efendimiz istişarenin toplum hayatına katacağı zenginlikleri nazara alarak her meselesini meşveretle çözümlemeye çalışmıştır. Bu anlamda hem başkalarının fikrilerinden istifade etmiş hem onları çözümün bir parçası haline getirmiş hem de çevresinde bulunan herkese işlerinde istişareyi ihmal etmeme dersi vermiştir.

O, Evlilik Öncesi de İstişareyi Tavsiye Ediyordu

İslam dini, aile içi iletişimin tesisi, huzurun temini ve devamı adına hem evlilik öncesi hem de evlilik sonrası aile hayatında meşvereti tavsiye etmiştir. Allah Resûlü bu konuda genel bir kural koyarak, “Kendilerini ilgilendiren meselelerde kadınlarla istişare edin.”[6] buyurmuştur. Zira kadınlara ait hususi meseleleri en iyi bilen ve o konularda en isabetli kararı verecek olan onlardır. Onlara sorulmadan alınan kararlarda ise erkekler genelde yanılacaklardır. Bu çerçevede mesela, kızların evlendirilmesi konusunda: “Kızları hakkında kadınlara danışınız.”[7] buyurarak mutlaka onlarla istişare edilmesini istemiştir. Çünkü kızlarını en iyi tanıyan, anneleridir. Hayatlarının en önemli dönüm noktalarından biri olan evlilik hususunda onlarla istişare etmemekse aile adına büyük huzursuzluklara sebebiyet verecektir. 

Bu konuda Hz. Âişe validemizin, Peygamberimizle yaptığı şu konuşma çok manidardır: “Allah Resûlüne, ‘Kadınlarla nikah akitleri hususunda istişare edilir mi?’ diye sordum. Bana: ‘Evet.” buyurdu. Bunun üzerine ben, ‘Bekar kız, kendisine evlilik hususunda danışıldığında haya eder ve bu sebeple susar, bir şey söyleyemez’ dedim. Allah Resûlü, ‘Onun susması, evliliğe izin verdiği anlamına gelir’ buyurdu.”[8] Dolayısıyla evliliğe adım atılmadan önce anne ve babaların kanaati yanında evlenecek kız ve erkeğin de kanaati kendileriyle istişare edilerek alınmalı, yuvaların temeli daha baştan meşveretle sağlam atılmalıdır.

Bu anlamda Allah Resûlü, meşveret ve izin prensibine uyulmadan yapılan evlilikleri de kabul etmemiş ve onaylamamıştır. Bu konuda Hansa Bint-i Hizâm’ın yaşadıkları, bunun apaçık bir delilidir. Babası, annesi ve kendisine danışmadan onu bir başkasıyla nikahlamıştı. Fakat o, kendisine danışılmadan söz verilen bu nikahı, kabul etmek istememiş ve gelip durumu Efendimiz’e arz etmişti. Peygamberimiz de istişaresiz ve izinsiz yapılan bu evliliğin geçerli olmadığını belirtmiş ve nikahı bozmuştu.[9]    

Peygamber Efendimiz (aleyhisssalâtü vesselam), kendisi de kızlarının evliliği hususunda Hz. Hadîce validemizle ve kızlarıyla istişare ederek karar vermişti. Mesela, Hz. Ali, Fatıma’ya talip olunca kendisiyle istişare edip fikrini almıştı. O, bu evliliği onaylayınca Efendimiz de nikahlarını kıymıştı.[10]

Allah Resûlü’nün Aile Hayatında İstişare

Allah Resûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatına baktığımızda, O’nun ailevî meselelerini hanımlarıyla istişare ettiğini görmekteyiz. Aslında Efendimiz’in, onların düşünce ve fikirlerine ihtiyacı yoktu; çünkü O, vahiy ile müeyyetti. Ancak O, ümmetine ailevî ilişkiler adına ders vermek istiyor onları da yetiştirmeye çalışıyordu. O güne kadar bilinen ve yaşanılanın aksine kadın, çok muallâ bir yere oturtulacaktı. Allah Resûlü, bunun pratiğine de yine kendi hanesinden başlıyordu.

Hz. Hadîce İle İstişareleri

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), Hadîce validemizle evlilikleri gündeme geldiğinde amcası Ebû Talib ile istişare ederek karar vermişti. Şura ile adım attığı evliliğin temellerini yüksek ahlakî değerler ve meşveret üzerine kurmuştu. Yine O (aleyhissalatü vesselam), ilk vahyin gelişinden sonra Hira’dan iner inmez yaşadıklarını ve gördüklerini önce Hz. Hadîce validemize anlatmış ve onunla istişare etmişti. Çilekeş validemiz, eşini dinledikten sonra kanaatini beyan ederken büyük bir basiret örneği sergilemiş ve şöyle demişti: “Asla korkma! Vallahi Allah seni ebediyen rüsvay etmeyecektir. Zira sen, sıla-i rahimde bulunursun, doğru konuşursun, işini göremeyenlerin yükünü taşırsın. Fakire kazandırırsın. Misafire ikram edersin. Hak yolunda zuhur eden hadiseler karşısında halka yardım edersin!”

Hz. Hadîce (radıyallahu anha) validemiz, istişarede bununla da yetinmemiş kendisini, bu konuları daha iyi bilen amcasının oğlu Varaka İbn-i Nevfel’e götürmeyi teklif etmiş, Efendimiz de bunu kabul etmişti. Bu olayda açıkça görüldüğü üzere Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatî/dinî bir meselede bile ne yapacağını eşine danışmış ve onun bu konudaki yönlendirmelerine değer vermiştir. O, bu davranışıyla daha işin başında iken aile içinde istişarenin en çarpıcı örneğini sunmuştur. 

Hz. Ümmü Seleme Validemizle İstişaresi

Hicretin altıncı yılında Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam), umre yapmak için 1400 sahabesiyle Hudeybiye’ye kadar gelmişti. Mekke’ye 25 kilometre kadar yaklaşmış olmalarına rağmen Mekkeli müşrikler umre yapmalarına izin vermemiş bunun üzerine her iki taraf bir anlaşmaya varmıştı. Fakat Hudeybiye anlaşması Müslümanlara çok ağır gelmişti. Öyle ki kimsede yerinden kımıldayacak güç kalmamıştı. Bu arada Allah Resûlü, kurbanlarını kesmelerini ve ihramdan çıkmalarını emretmişti. Ancak sahabe, “Acaba verilen kararda bir değişiklik olur mu?” düşüncesiyle, meseleyi biraz ağırdan almaya başlamıştı. Allah Resûlü, emrini bir kere daha tekrarlamış fakat bu da sahabedeki ümitli bekleyişi değiştirmemişti.  

İki Cihan Serveri, sahabedeki bu durumu sezince hemen çadırına girdi ve hanımı Ümmü Seleme validemizle istişare etti. Bu basiretli kadın, sırf istişarenin hakkını vermek için konuştu. Çünkü o da biliyordu ki, Allah Resûlü onun diyeceklerine katiyen muhtaç değildi. Allah Resûlü, bu istişare ile ümmetine, ailevi ve içtimaî bir ders de veriyordu.

Hz. Ümmü Seleme, Allah Resûlü’ne şöyle bir fikir verdi: “Yâ Resûlallah! Emrini bir daha tekrar etme. Belki muhalefet eder ve kaybederler. Sen, kendi kurbanlarını kes ve onlara bir şey demeden de ihramdan çık. Onlar verdiğin emrin kesinliğini anlayınca, ister istemez sana itaat edeceklerdir.” Bunun üzerine Efendimiz, hemen bıçağını aldı ve çadırından çıkarak, kendine ait kurbanları kesmeye başladı. O, daha birkaç kurban kesmişti ki, sahabe de kendi kurbanlarını kesmeye koyuldular. Mesele suhuletle çözülmüş artık verilen karardan dönüş olmadığını herkes anlamıştı.

İhtiyaç Durumunda İstişare Dairesi Geniş Tutulabilir

Allah Resûlü (sallahu aleyhi ve sellem), sadece eşleriyle değil bazen mesele, aile hayatının yanında İslam davasını ve toplumu da ilgilendiriyorsa çözüm için ashabıyla ve görüşlerine özel önem atfettiği kimselerle de istişare ediyordu. Bunun en açık örneği ifk hadisesi olarak bildiğimiz olaydır.   

Bu mesele aile içi bir mevzu olmanın çok ötesinde büyük bir problemdir. Hz. Aişe validemizin iffeti üzerinden asıl hedeflenen şey Peygamberimiz ve onun getirdiği hakikatlerin çürütülmesi, Medine’de ve Arap yarımadasında yükselen İslam’a darbe vurmaktı. Bunun farkında olan Efendimiz (aleyhissalatü vesselam), bir müddet olayların gelişim seyrini takip için bekledikten sonra harekete geçti ve çevresiyle istişarelere başladı.

Allah Resûlü bu konuda çözüm için ilk önce Mescid-i Nebevî’de bir hutbe irad etti. Eşinin nezahetini çok iyi biliyordu. Bunu da verdiği hutbesinde “Eşim ve onu bize ulaştıran Safvan hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum” diyerek kanaatini ortaya koymaya çalışmıştı. Ancak bu yeterli olmayınca meseleyi daha dar dairede Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Üsâme ve Hz. Aişe validemizin hizmetçisi Hz. Berîre ile de istişare etti. Hepsinin de ortak görüşü aynı ve netti: “Ya Resûlallah! Ehlin hakkında biz de hayırdan başka bir şey bilmiyor ve düşünmüyoruz; bu söylenenler tamamen yalan ve iftiradır.”

Allah Resûlü meşverette çıkan bu sonuç üzerine birkaç gün daha bekledi ve o ağır imtihan günlerini baba evinde geçiren eşiyle istişare için yanına gitti. Son olarak da büyük bir hassasiyet ve nezaketle meseleyi onunla konuştu ve beklemeye koyuldu. Çok geçmeden de yapılan bu istişareler, semanın kapılarını araladı. Gelen vahiyle hem Hz. Âişe validemiz hem Hz. Safvan hem de İslam toplumu temize çıkarılmıştı.[11]     

İstişare Dairesine Anne-Baba da Dahil Edilebilir

Aile içi iletişim adına bazen ihtiyaç duyulursa istişareye anne, baba ve çözüme katkısı olabilecek yakın akraba ya da arkadaşlar da dahil edilebilir. Onların fikirlerinden de istifade edilerek istişare daha da zenginleştirilebilir.

Tahyîr hadisesinde, Allah Resûlü’nün ilk defa Hz. Âişe validemizi çağırıp onu anne babasına yönlendirmesi bu açıdan önemli bir örnektir: “Seninle bir şey görüşmek istiyorum ama baban ve annenle konuşmadan karar vermekte acele etme. Eğer dünya hayatını ve süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim ve sizi güzelce boşayayım. Yok eğer Allah’ı, Resûlünü ve ahiret mülkünü isterseniz, haberiniz olsun ki Allah sizin gibi iyi hanımlara büyük mükafat hazırlamıştır.”[12]

Efendimiz’in bu teklifi karşısında Hz. Âişe’nin cevabı tam sıddîk babanın, sıddîka kızına yakışır şekilde olmuştu: “Yâ Resûlallah! Ben, ana ve babamla bu mevzuda mı konuşacağım? Vallahi ben, Allah ve Resûlü’nü tercih ediyorum. Benim, Seni tercih ettiğimi de diğer eşlerine haber verme.” Bunun üzerine Allah Resûlü kendisine “Ben, sabit fikirli, mutaassıb birisi olarak değil mübelliğ olarak gönderildim.” buyurdu. Bundan sonra ki gelişmeleri ise Âişe validemiz şöyle anlatıyor: “Allah Resûlü hangi hanımıyla istişare ettiyse, hepsinden aynı cevabı aldı. Bu hususta hiç kimse farklı bir mütalâa beyan etmedi…”[13]

Bunun bir yansımasıdır ki bazı sahabi kadın ve erkekler de kendi ailevi meselelerini Peygamber Efendimiz’e kadar getirip istişare ediyorlardı. Mesela, Fatıma Bint-i Kays, eşiyle ilgili başından geçen bir hadiseyi şöyle anlatmaktadır: “Kocam, uzakta iken beni üç talakla boşamıştı. Vekil tayin ettiği kişi de bana bir miktar para ve arpa göndermişti. Ben ise bunu kabul etmeyip az bulmuş, kızmıştım. Vekil ise bana, “Vallahi! Senin bizim üzerimizde başka hiçbir hakkın yoktur.” demişti. Bunun üzerine yapabileceği tek şey kalmıştı: meseleyi Allah Resûlü ile istişare etmek. Peygamberimiz’e geldim ve olup bitenleri anlattım. O da bana, “Evet. Senin, kocan Ebû Amr üzerinde herhangi bir nafaka hakkın kalmamıştır. İddet müddetini geçirmek için amca oğlun Abdullah İbn-i Ümmi Mektum’un evine yerleş. O hem âma hem de yakının olduğu için orda daha rahat edersin. Süre dolunca da bana haber ver.” buyurdu. Meşveretin sonunda Fatıma Bint-i Kays da Efendimiz’in bu görüşüne katıldı ve amca oğlunun evine gidip misafir kaldı. İddet süreci bittikten sonra da kendisine gelen evlilik tekliflerini Peygamberimiz ile beraber değerlendirdi. Allah Resûlü kendisine yapılan teklifleri dinledikten sonra ona Üsame İbn-i Zeyd’le evlenmesini tavsiye etti. O, önce istemese de daha sonra bu evliliği kabul etti. Böylece Hz. Fatıma yeni bir yuvaya kavuşmuş oldu.[14]

İstişare Olmadan Asla!

İslam’da her ne kadar erkek aile reisi olsa da onun bu sorumluluğun altından tek başına kalkabilmesi kolay değildir. Bu sorumluluğu hakkıyla eda edebilmesi, istişareyle hanımının da yardım ve desteğini alabilmesine bağlıdır. Bu anlamda Allah Resûlü’nün beyanıyla, “Kadınlar, erkeklerin ‘Şakîk’i”[15]yani diğer yarısıdırlar. Lügatte, bir bütünü meydana getiren iki parçadan her biri, diğerinin şakîk’i, tamamlayıcısıdır. Dolayısıyla kadın ve erkek, bu hadisin rehberliğinde hareket etmeli ve aile hayatında birbirlerine yardımcı ve tamamlayıcı olmalıdırlar. Zaten kadın ve erkeğin duygularındaki farklı tonların mevcudiyeti, hiçbir zaman bütünüyle zıtlık ve çatışma meydana getirmediği gibi birbirini tamamlayıcılık da oluşturmaktadır. Nitekim bu hadis-i şerifte farklılıkların bir zenginlik olduğuna ve buna ihtiyaç bulunduğuna da işaret vardır. 

Dolayısıyla yuvada arzu edilen birlik, beraberlik, huzur ve ahengin ortaya çıkabilmesi için ‘şakîk’ haline gelmek, olmazsa olmaz bir prensiptir. Bunu başarabilmenin önemli vesilelerinden birisi de istişaredir. Aksi takdirde şura ile birbirine ‘şakîk u refîk” olamayan çiftlerin bulunduğu yerde, güven de huzur da kalmayacaktır. Bundan dolayıdır ki Kur’ân,  bizim “bu da istişare edilir mi?” diyebileceğimiz ailevî bir konuyu gündeme getirerek, anne ve babalara şûranın önemini ders verir:”…Eğer anne-baba aralarında istişare ederek ve anlaşarak daha önce (çocuklarını) sütten kesmek isterlerse kendilerine bir günah yoktur…”[16] Ayet-i kerimeden anladığımıza göre bunun aksi yapılırsa yani istişare edilmez ve karşılıklı gönül rızasıyla bir kararda ittifak edilmeden hareket edilirse günah işlenmiş olur. Yani bu ve emsali konularda istişare terk edilir ve onun yerine, “Ben yaptım oldu.” dayatması konulursa her zaman yeni veballere girilir. Sonunda aile huzuru, basit görülen bu ağır veballer altında kalır ve kaybolur gider. 

Sonuç Yerine

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), nazari olarak istişareyi emrettiği gibi fiilî pratikleriyle de bunu ortaya koymuştur. Ferdî, ailevî ve idari-içtimaî meselelerini, kadın-erkek ayırımı gözetmeden, ilgili ve yetkili kimselerle meşveret etmiştir.  Dolayısıyla istişare de ölçü cinsiyet değil ehliyet ve liyakattir. Onun için, “Kadınlarla istişare edilmez!” ya da, “Kadınla istişare yaparsan, verdiği fikrin tersini yapmalısın!” gibi anlayışlara sahip olan kimseler böyle bir kanaatin Kur’ân ve Sünnet ile çeliştiğini bilmelidirler. 

Aile içi istişare ile alınan karar, ortak karardır.  Dolayısıyla bu kararın uygulanması da birlikte temin edilmelidir. Bazen eşler istişarede ortak bir karara varamayabilirler. Bu durumda mesele daha çok yuvanın içini ilgilendiriyorsa erkek, kadının görüşüne meyledebilir. Konuşulan konu daha çok dışarıyla ilgiliyse o zaman da kadın, erkeğin görüşüne meyledebilir. Şayet mesele daha kompleks, hem aile içi hem de aile dışı işleri ilgilendiren bir meseleyse o zaman da istişare tartışmaya ve kavgaya dönüştürülmemelidir. En doğru ve en isabetli zannettikleri görüşlerinde buluşamayan çiftler, orta yol olan doğruda buluşmaya karar vermelidirler. Doğruyu ya da orta yolu bulma adına da “kur’a çekme sünnetine” başvurabilirler. Aksi takdirde eşlerin birbirlerine doğrularını dayatması iletişime büyük zararlar verecektir. Burada erkekler, “Ben aile reisiyim. Ne dersem o olur. Zaten dinimiz de hanımlara, kocalarına itaati emretmiyor mu?” diye sorabilirler. Evet, İslam itaati emreder fakat İslam’ın getirdiği itaat anlayışı her zaman “istişareye dayalı bir itaat” anlayışıdır. Dolayısıyla istişare yapmayarak kayıtsız şartsız itaat bekleyenler, sağlıklı iletişim ve aile saadetini daha çok beklerler. 

Aile içi istişarenin bir katkısı da çocuklaradır. İstişare, ortamında büyüyen çocuklar şuraya daha açık olarak yetişir. Anne ve babalarını, yuvaya ait meseleleri tartışarak değil aralarında yaptıkları istişarelerle çözdüklerini gören çocuklar, istişare etmeyi öğrenir ve zamanla bunu ahlak haline getirirler. Bunun sorumluluğunda ve bilincinde olan ebeveynler mutlaka çocuklarını ilgilendiren konularda şura halkasına onları da dahil etmelidirler. Bunun aksine ise uzun uzun tartışmalara ya da kavgalara şahit olan çocuklar da tartışmayı ve şiddeti öğrenir.  

O, (sallallahu aleyhi ve sellem) nurlu beyanlarının birisinde: “İstişare eden pişman olmaz.”[17]buyurur. Dolayısıyla içtimaî hayatının yanında yuvada da ilişkilerini istişare sünneti üzerine bina eden bir kimse, pişmanlık yaşamayacağı gibi eşine ve aile bireylerine de pişmanlık yaşatmayacaktır. Bugün; “Şu adamla evlendiğime pişmanım” diyen kadın veya “Keşke şu kadınla evlenmeseydim” diyen erkeğin, pişmanlık yaşamalarının arkasında çoğu zaman istişareyi terk etmelerinin yattığını söyleyebiliriz. Hasılı, insanların, ferdî, ailevî ve içtimaî hayatlarındaki saadetlerinin anahtarı meşverettir. Bu sünneti yuvalarına ve ilişkilerine hakim kılan kimseler oluşturdukları birlik, beraberlik, güven ve sevgi atmosferiyle yaşadıkları mekanları cennetlere çevirebilir ve birbirinin cenneti haline gelebilirler.


Yazar: Dr. Selim Koç

[1] Şûra, 42/38

[2] Âl-i İmran, 3/159

[3] Tirmizî, Cihad 34 (1714)

[4] Ahmed İbn Hanbel, Müsned, I/76 

[5] Tirmizî, Fiten 78 (2266)

[6] Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II/97

[7] Ebu Davud, Nikah 23 (2095)

[8] Buharî, İkrah 3 (6946); Nikah 41 (5137); Ebu Davud, Nikah 23 (2094)

[9] Buharî, İkrah 3 (6945)

[10] İbn Sa’d, Tabakât, X/15

[11] Bu husustaki ayetleri için bkz. Nur Suresi, 24/11-23

[12] Ahzab, 33/28-29

[13] Müslim, Talak 35 (1479)

[14] Bizim burada çok özetini verdiğimiz bu olay Müslim’de daha geniş bir şekilde anlatılmaktadır. Müslim, Talak 6 (1480); Daha geniş bilgi için bkz. Nevevî, Sahıhu Müslim bi şerhi’n-Nevevî, V/315-326

[15] Ebu Davud, Taharet 95 (236); Tirmizî, Taharet 82 (113)

[16] Bakara, 2/233

[17] Heysemî, Mecmau’z- Zevaid, II/Deylemî, II/280; el-Firdevs (6230)

Bunları da beğenebilirsin