İnsan, Emniyet ve İslam

312

İnsan, yaratılış keyfiyeti ve donanımı itibarıyla Allah’ın isimlerinin üzerinde tecelli ettiği mükemmel bir varlıktır. Ancak varlığını devam ettirme ve donanımını kullanma adına hem muhtaç hem de acizdir. Yüce Yaratıcı değişik zıtlıkları âdeta onda cem etmiştir. 

Acizliğine bakan tarafıyla en büyük ihtiyacı emniyettir. Her an her türlü tehlikeyle karşı karşıya kalması muhtemeldir. Canı için arzu ettiği emniyeti, malı ve mülkü, ailesi ve akrabaları, evi ve memleketi, ameli ve muameleleri için de arzular ve arar. Sevdiklerinin, dostlarının, muhataplarının, amir, memur ve idarecilerinin de emin olmasını ister ve bekler. Kendisini emniyet içinde hissetmediği mekân, zaman ve ortamda tedirgin ve huzursuz olur. Gizli ya da açık emniyetini tesis adına arayışlara girer.

İnsandaki bu fıtrî gerçeği ve ihtiyacı, dikkate alan Kur’ân ve Sünnet, öncelikle İslam’ın temel esaslarındaki emin olma vasfına dikkat çeker. İslâm, kaynakları itibarıyla emindir. Ona emin olmayan hiçbir şey dokunmamış ve dahil olmamıştır. Muhataplarına emniyet vaat eder ve onları emniyete davet eder. Onun Rabbi, vahyinin elçisi, rehber-i ekmeli, ana mekânı (Mekke), medeniyet merkezi (Medine) ve yetiştirdiği insan emindir. Emin insanlar, aileler, toplumlar ve şehirler inşa etmek temel hedeflerindendir. 

İnsanın Emin Rabbi: Allah

İnsanı ve ihtiyaç duyduğu her şeyi yaratan ve gönderen Rabbi, Emîn ve Mü’min’dir. Kullarının kalbine emniyet duygusu verir. Onları, korku ve endişelerinden emin kılar. Kimseye haksızlık etmez. Herkese hak ettiğinin karşılığını verir. Adildir. Her zaman haklının yanındadır. Sözüne sadıktır ve vaadinden dönmez. İnsanlara, en emin kullarını rehber ve önder seçer. Mesajlarını en emin kanaldan insanlara ulaştırır. Emniyete büyük önem verir, emin kullarını sever ve emniyet insanı olmayı emreder.   

Vahyin emin elçisi: Cibrîl

İnsanları dünyada salaha ahirette felaha kavuşturacak ilahî mesajları seçilmiş elçilere ulaştıran vahiy meleği Cibrîl, emindir. Allah’tan aldıklarını olduğu gibi peygamberlere iletir. Yolda ona hiçbir şey bulaştırmaz ve içine, kendinden hiçbir şey karıştırmaz. İnsanlar, Rabbîlerinden gelen mesajlar noktasında kendisine sonuna kadar güvenebilirler.

İnsanlığın emin rehberi: Hz. Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)

Allah’ın alemlere rahmet ve kullarına rehber olarak gönderdiği son peygamber Hz. Muhammed (aleyhissalâtu vesselam) emîndir. O bütün peygamberlerin haiz olduğu emniyet vasfını hayatı boyunca hep zirvede temsil etmiştir. 

Emin bir kadının evladı olarak dünyaya gelmiş ve risaletine kadar her şeyiyle bir emniyet insanı olarak yaşamıştır. Öyle ki içerisinde doğup büyüdüğü cahiliye toplumu O’na “el-Emîn/Muhammedu’l-Emin” lakabını layık görmüş ve O’nu hep bu isimle anar olmuştur. Yüce ahlakının en mümeyyiz taraflarından birini teşkil eden emniyet vasfı, peygamber seçilip insanlığa rehber olarak gönderilmesinde/ görevlendirilmesinde en önemli vesilelerden birini belki de birincisini teşkil etmiştir. 

Nübüvvetten sonra ise emniyet vasfı ayrı bir derinlik ve enginlik kazanmış; ilahî mesajı, bütün berraklığıyla muhataplarına ulaştırmıştır. Sözüne, vaadine ve anlaşmalarına hep sadık kalmış; inananı ve inanmayanıyla her kesin ve her kesimin, her meselede kendisine güvendiği şahıs olmuştur. 

En azılı düşmanları, insanlar nezdinde O’nu itibarsızlaştırmaya çalışırken emin bir insan olmasından dolayı şahsiyetine ilişememiştir. Bunun yerine getirdiği mesajın muhatapları üzerinde bıraktığı etkiden dolayı kendisine -haşa- sihirbaz, kâhin, şair ve mecnun demişlerdir. 

O’nun elinden ve dilinden hiç kimse zerre zarar görmemiştir. O elinin içiyle ve dışıyla hiçbir canlıyı incitmemiştir. 

İslam’ın emin mümessili: Müslüman

İslam’a evet demiş, gönül vermiş ve ömrünü adamış insanların en birinci vasfı da hal ve hareketleri itibarıyla etrafına emniyet telkin etmeleridir. Hz. Muhammedu’l-Emîn (aleyhissalâtu vesselâm), şahsiyeti ve davranışları itibarıyla Müslümanı tarif ederken: “Müslüman, hiç kimsenin ve hiç bir şeyin elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir.”1 buyurur. Veda Hacc’ında bir ara etrafındakilere, “Size, gerçek mü’minin kim olduğunu haber vereyim mi?” diye sorar ve ardından şunları beyan buyurur: “O, malları ve canları hususunda diğer kimselerin kendisinden emin olduğu insandır. Doğru Müslüman, insanların, onun dilinden ve elinden gelebilecek zararlardan salim olduğu kimsedir…”2

Müslüman hiç kimsenin malına, namusuna, şeref ve haysiyetine kem gözle bakamaz. Hiç kimsenin can güvenliğini tehdit edici bir davranışta da bulunamaz. İslam’da “Zarar vermek de zarara zararla karşılık vermek de yoktur.”

Müslüman, bir insanla karşılaştığında tanısın tanımasın “selam” verir. Böylece o, ilk olarak etrafına bir emniyet insanı olduğunu duyurur. Sözünde durmamanın nifak ve aldatmanın İslam’dan uzak olduğu şuuruyla yaşar ve muhataplarına yaklaşır.

İslam’ın iki emin merkezi: Mekke ve Medine

İslam’ın harem bölgesi Mekke3 ve Medine, birer emniyet yurdudur. Oraların sakinleri ve misafirleri, hayvanından bitkisine kadar dört mevsim her metre karesinde emniyet yudumlar. Asr-ı Saadetteki saflığıyla Mekke ve Medine, Müslümanlara ait memleketlerin, medeniyet modelidir. Şehrin kalbinde o gün mekteb ve meclis fonksiyonu da gören mabet; hayatın merkezinde ise emniyet hâkimdir. Evleri, mahalleleri, pazarları ve yolları etrafa emniyet duygusu yayan ve her geleni sinesine basan lahuti alanlardır.

Emniyet İçin Hicret

Hak ve hürriyetlerin emniyet içerisinde kullanılması hususunda tarih boyunca hep sıkıntılar yaşanmıştır. Kin, kibir, hased, imkân, inkâr ve iktidarına yenik düşen nice ham ve habis ruhlar, insanlara kendi ev, mahalle, mabet ve memleketlerinde haksız yere nice acı, ızdırap, mahrumiyet ve korku yaşatmışlardır. Bu tarihi hakikat, tarihi bir neticeyi beraberinde getirmiştir: Göç!

Göç, bir emniyet arayışıdır. Nice hak dostları bu arayışın yolcusu olmuş ve emniyet yudumlama adına evini yurdunu ve yuvasını terk etmek zorunda kalmıştır. İslam da müntesiplerine benzeri durumlarda emniyete kavuşmaları için bir çıkış yolu olarak göçü adres göstermiş; hatta bunu “hicret” adıyla ibadet kapsamına almıştır.

Mekke’de nefes alıp veremez hale getirilen Allah Resûlü ve ashâbının hayatında da hicret, tarihi bir dönüm noktası olmuştur. Allah Resûlü, Mekkelilerin zulmünün zirve yaptığı günlerde emin bir belde olarak Habeşistan’ı işaret etmiş ve bunun üzerine yüzü aşkın sahabîsi yakalanma korkusu içinde gecenin karanlık vakitlerinde yollara koyulmuştur. Kendisi de tam on yıl süren mesajını sunabileceği ve insan yetiştirebileceği emin bir belde arayışı neticesinde Ensar’la tanışmış ve onların emniyetini sağlayacaklarına dair söz vermeleri üzerine ashâbıyla birlikte Medine’ye göç etmiştir.

İnsanın kendisini emniyette hissetmediği, zulüm ve haksızlıklara muhatap olacağı bir mekânda kalması, İslam’ın teorik ve pratik kaynakları açısından zorunlu değildir. Allah’ın arzı geniştir ve o, dinî görev ve vazifelerini yerine getirebileceği, temel hak ve hürriyetlerini hayata taşıyabileceği, hedef ve hayallerini inşa edebileceği emin yerlere göç/hicret edebilir. 

Emniyet yıldızı: Ebû Ubeyde

Emniyet vasfına sahip olma mesuliyetleri açısından da insan için bir zorunluluktur. Zira karşılıklı her türlü muamelede muhataplarda aranılan en birinci vasıf emniyettir. Nesillerin, servetlerin, canların ve memleketin her türlü meselelerinin emanet edileceği müessese, makam ve mevkilerdekilerin emin olması istenir ve beklenir.

Necran Hristiyanları, yanından ayrılırlarken Allah Resûlü’nden üzerinde anlaşmaya vardıkları hususlarda işleri takip etmesi için “Bize hakkıyla emin bir insan gönder.” talebinde bulunurlar. Mesele mühimdir zira giden şahıs farklı bir medeniyet içinde İslam’ın aynası ve Allah Resûlü’nün (aleyhissalâtu vesselâm) mümessili olacaktır. Mescid-i Nebevî’de talebe şahit olanların tamamı emin insanlardır. Herkes yapılacak tercihin heyecanını yudumlamaktadır. Allah Resûlü, Ebû Ubeyde’nin elini tutar ve “Bu zat ümmetin eminidir!” buyurur ve onu gönderir. 

 Hz. Ömer bir gün meclisindekileri bir dilekte bulunmaya davet eder. Hepsi “Keşke şu ev altın, inci, mercan ve zebercetle dolu olsaydı da onları fakir ve muhtaçlara infak etseydim.” gibi temennilerde bulunur. Halife, “Aklınıza gelen başka temenniniz yok mu?” diye sorsa da farklı bir cevap alamaz. Bunun üzerine kendi temennisini dile getirir ve “Keşke bu ev Ebû Ubeyde İbn-i Cerrah gibi kişilerle dolup taşsaydı.” der. 

Allah Resûlü’nün de Hz. Ömer’in de mesajı açıktır; İslam da insanlar da emin şahıslara muhtaçtır. Dünyevî hiçbir nimetin değiştiremediği; insanlığı, imanı, İslam’ı ve ahireti dünyevi hiçbir şeyle değiştirmeyecek Ebû Ubeyde gibi emin insanlara.

Netice

İnsan için emniyet en büyük ihtiyaçtır. O çevresindeki her şeyden emin olmak ve işlerini emin kişilerle götürmek ister. İslam, insana öncelikle “Ben her şeyimle eminim!” der. Emniyet vaat eder ve kendi emniyet iklimine davet eder. İnsanlarla İslam’ın kesişim kümesi emniyettir. Bu yüzden İslam, aynı zamanda bulunduğu her yerde mümessili ve mübelliği olan müntesiplerini emin insanlar olarak tarif eder ve emin olmalarını talep eder.

Allah Resûlü bir gün üç kere peş peşe “Vallahi iman etmiş olmaz!” buyurur. Bunun üzerine ashâb-ı kiram “Yâ Resûlallah! Kim iman etmiş olmaz?” diye sorar. Cevap nettir: “Komşusunun, ondan gelebilecek kötülüklere karşı kendisini güvende hissetmediği kimse!”4 Başka bir zamanda Allah Resûlü sözü aynı konuya getirir ve “Komşusunun, ondan gelebilecek kötülüklere karşı kendisini güvende hissetmediği kimse cennete giremez!”5 buyurur. Müslümana, kötülük yapmaması yetmez aynı zamanda o, muhataplarının gönlünde güven duygusunu da inşa etmelidir.

Allah Resûlü, Müslümanı emniyet vasfı üzerinden tarif ettiği gibi “Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, vadettiğinde vaadinden döner, kendisine bir şey emanet edildiğinde emanete ihanet eder.”6 buyurarak münafığı da emniyet vasfı üzerinden tarif eder. Böylece insanları tanımada ve tanımlamada esas olan vasfın “emniyet vasfı” olduğunu nazara verir. 

Müslümanların yaşadığı coğrafyaların veya mekânın insanları kendine çeken birer cazibe merkezi olmasında emniyetin mevcudiyetinin en önemli şart olduğu mesajını verir. Zira insan/lar emniyete meyleder.

Yazar: Rıfkı Çağlayan 

Dipnot:

  1. Buhârî, iman 5; Müslim, iman 40.
  2. Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 39/381 (23958); Taberânî, Kebîr 18/309 (796); Hâkim, Müstedrek 1/54 (24); İbn-i Hibbân, Sahîh 11/204 (4862)
  3. Kasas Sûresi 28/57
  4. Buhârî, Edeb 29; Tirmizî, Kıyamet 60
  5. Buhârî, Edeb 29; Müslim, İman 73
  6. Tirmizî, İman 14
Bunları da beğenebilirsin