Tarama Kategorisi

Naat

Sakın Terk-i Edepten

Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-ı Hüdâdır buNazargâh-ı İlâhîdir Makâm-ı Mustafâ’dır bu Felekde mâh-ı nev Bâbü’s-selâm’ın sîne-çâkidirAnun kandilidir hûr matla-i nûr u ziyâdır bu Resûl-i Kibriyâ’nın hâbgâhıdır

Yerin Göğün Safâsı

Yerin göğün safâsı Mustafâ’dırKamu ahdin vefâsı Mustafâ’dır Ayın bedri hilâl alnı ve kaşı Günün nûru ziyâsı Mustafâ’dır Çalap arşı ayağında olur ferşCihânın müntehâsı Mustafâ’dır Yarın mahşer şefî oldur şefî olSekiz Uçmak

Yâ Resûlallâh!

Sen âlemlere tabîb, ben kalbi gâyet hasta,Şifâ bulmak ümîdi ile sana getirdim. Sırtımda günâh dağı ve yüzüm saman gibi,Ümidliyim buraya zevâl için getirdim. Âlimlerin serveri, sana âşık hayrânım;Senin ayrılığından gece gündüz

Doğ Gönlümün İçine

Sevdirdi Seni bana her şeyden artık felek,Varsın kebap olsun sînem tâ subh–i haşre dek;Meftûn–u hüsnün gibi, belki de bilmeyerek,Yüzüm izinde, dolaşıyorum inleyerek... Açıp sîneme bak, ateşi emelindendir,Gözlerimden akan yaş, gönlümün

Gönüller Tahtın

Rahmet olarak doğdun zahmetlerle büyüdün,İnâyet oldun bize, inâyettin Ezel’den.Bir uğraktı bu dünya, gelip O’na yürüdün,Işık verdin âleme, ışık aldılar Sen’den. Karanlıktı cihanlar vilâdetinden evvel,Çehrenden akan nûrdan aydınlandı

Cânımın Cânânı

Cânımın cânânı sensin yâ Muhammed MustafâDerdimin dermânı sensin yâ Muhammed Mustafâ Çıkmadı bahr–ı mahabbetten senin gibi güherİlm ü hikmet kânı sensin yâ Muhammed Mustafâ Cümle âlem ilmine nisbet senin bir katredirMa’rifet ummânı

Beni Yalnız Bırakma

Gönlüm gözüm Sen'in ile açılır,Geçilmezler Sen'in ile geçilir,Adın anılınca nûrlar saçılır; Doğ rûhuma beni hasretle yakma!Hak aşkına kulun yalnız bırakma! Ben bir kapıkulu, Sen de Sultansın,Yolda kalmışlara Hak'tan emansın,Ben bir

Ezelî Nûr

Nûrdan çehrendeki bu nikâp da ne?Güneşlere taç giydiren ışıkken.Hep hicranla bunca yıl bunca seneGeçmiş gidiyor biz bahar beklerken... Doğ rûhlara arştan gelen bürhanla!İnlet dört bir yanı altın sadânla!Hayat üfle sihirli râyihanla!Hak

Yaslı Dudaklarda Tebessüm

Her an ayrı bir bahar yaşar gönül Sen’inle, Yüzüne nûr saçtığın şu gökkubbe altında. Güneşlere taç giydiren o Kutlu Elinle, Araladın sır kapılarını Hak katında... Şimdi yeryüzü bir Cennet varlık harmanıyla; Tekmil bezmine

Hicret

Mekke’yle Medine arası yollar; Çizik çizik, hasret yarası yollar. Vardığı her nokta yine başlangıç; Gitgide Allah’a varası yollar. Mekke’yle Medine arası yollar... Bu çıplak yollarda ne in, ne de cin Yalnız iki çift nurdan güvercin.…

Gönlümün Gülü

Sen’i seven her ruh uludur Yâ Resûlullah! Gözü gönlü onun doludur Yâ Resûlallah! Cemâlin pertevinden zerre şevk alan billâh, Kapının ayrılmaz kuludur Yâ Resûlallah! Bekler mi başka iltifat bezmine erenler, Gözleri her dem buğuludur…

Necid Çöllerinden Medine’ye

“Ciğeri hasret ve iştiyâkla yanmış bir Sûdanlının koca Tihâme Çölü’nü aşıp geldikten sonra, Ravza–i Tâhire karşısında O’nunla dertleşirken oracıkta aşk kılıcıyla şehit olmasını dile getiren bir destan.” Şerif Ali Haydar Paşa…

Bir Gece

On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi, Kumdan, ayın on dördü, bir Öksüz çıkıverdi! Lâkin, o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler; Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi! Nerden görecekler? Göremezlerdi tabiî: Bir kerre, zuhûr…

Efendim

Bu can, bu ten Sana kurbandır Efendim, Nîm-nazar derdime dermandır Efendim; Fakîr Sana bendim. Atmosferin dâru’l-emândır Efendim, Teveccühün canlara candır Efendim; Elinde kemendim. Bulduklarımı Sende buldum Efendim, Kıtmîr’inim…

Doğ Ruhuma

Sen çekip gittin büküldü boynumuz, Sarpa sardı yürünen düz yolumuz; Hedefte tepeleri aşmak vardı, Kırıldı kanadımız hem kolumuz… Yetiş ey Dost, bendenin imdadına!.. Merhamet buyur âh u feryâdına!.. Yolsuzlara yol âdâbını öğret!..…

Medine’nin Gülü

Andım yine Sen’i her şey yâdımdan silindi, Hayâlin gönlümün tepelerinde gezindi; Bu bir serâp olsa da hafakanlarım dindi.. Andım yine Sen’i her şey yâdımdan silindi. Keşke hep aşkınla oturup aşkınla kalksam, Rûhlar gibi yükselip de…