“Ey insanlar! Müslümanlara karşı dilinizi tutun!” (22 Zilhicce 10 Hicrî)

336

Bugün günlerden Perşembe. Sabahleyin Muarres’ten yola çıkan Efendiler Efendisi (sallallahu aleyhi ve sellem),[1]Medine’yi görünce bulunduğu tepede üç defa tekbir getirdi. Sanki Kâbe’nin firakını unutturan bir vuslat yaşıyor gibiydi ve ardından da şunları söyledi: 

“Allah’tan başka ilah yoktur; O’nun şeriki de yoktur! Mülk O’nundur; hamd de O’na mahsustur! Hem O, herşeye kâdirdir. Rabbimize dönenleriz, tevbekârlarız, âbidleriz, sâcidleriz sadece Rabbimize hamd edenleriz! Allah vaadinde sâdıktır; kuluna yardım etmiş ve tek başına bütün hizipleri târumâr etmiştir.”[2]

Medine’ye adım atar atmaz, yine ilk işi Mescid’e gitmek oldu; devesini önünde çöktürdü ve içeri girdi.[3]Ashâb-ı kiram da O’nunla birlikte Mescid’e girmişlerdi. Aynı zamanda bu, 27 gün süren hac yolculuğunun son bulduğu anlamına geliyordu. Duruşunda, üzerinden büyük bir mes’ûliyet, ağır bir yük kalkmışçasına bir sekîne hissediliyordu. İki rekât namaz kıldıktan sonra minberine çıktı ve ashâbına birkaç hususu hatırlattı. Âdeta kendisinden sonra yürünecek yolun haritasını talim eder gibiydi: 

“Ey İnsanlar!

Ebû Bekir bana hiç kötü davranmadı; onunla ilgili bu hususun farkında olun! 

Ey insanlar! 

Ben, Ebû Bekir, Ömer, Osmân, Ali, Talha, Zübeyr, Sa’d, Abdurrahman İbn-i Avf ve ilk muhâcirlerden razıyım; onlarla ilgili bu durumu bilin! 

Ey insanlar! 

Allah (celle celâlühü), Bedir ve Hudeybiye ehlini mağfiret buyurmuştur! 

Ey insanlar! 

Ashâbım, eşlerimin akrabaları ve damatlarım konusunda benim haklarımı koruyun ve yerine getirin. Sakın ha, onlardan birisine yapılan zulüm sebebiyle Allah’ın sizi sigaya çekeceği bir yanlışınız olmasın! 

Ey insanlar! 

Müslümanlara karşı dilinizi tutun; onlardan birisi öldüğü zaman da onun hakkında hayırlı şeyleri konuşun!”[4]

Ashâbına bunları hatırlattıktan sonra minberden inen Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Mescid’den çıkmış ve dinlenmek için tam hücresine girmek istemişti ki yanına yaklaşan birisi, Efendimiz’in bu tercihini biraz garipseyerek bakmaya başladı. Bu bakışlarıyla o, “Daha faziletlisi varken neden Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu yapmıyor da evine kapısından giriyor!” der gibiydi. 

Zira Câhiliyye döneminde insanlar, hac dönüşünde evlerine arka taraflarından girer ve bunun, daha faziletli bir amel olduğuna inanırlardı. Durumu fark eden Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ona, “Evlere arka taraftan girmeniz fazilet değildir; asıl fazilet, haramlardan sakınan insanın gösterdiği fazilettir. Öyleyse evlere kapılarından girin!”[5]mealindeki âyeti hatırlattı ve istirahat için saâdet hücresine girdi.[6]

Zâhir itibariyle 23 Zilhicce Cuma gününden itibaren Medine’de hayat, normal akışına dönmüş gibiydi; ancak herkesin hissettiği bir gurûb rengi vardı! Emânetini ashâbına tevdî’ eden Hâtem-i Nübevvet Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), yeni bir yolculuğun hazırlığındaydı!   


[1]Buhârî, Hac 15

[2]Buhârî, Umre 12; Müslim, Hac 76; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 8/260; 10/440; Vâkıdî, Megâzî 731

[3]Ebû Dâvûd, Cihâd 166; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 10/281

[4]İbn-i Esîr, Üsdü’l-Gâbe 2/581; İbn-i Asâkîr, Târîh 21/81; İbn-i Gâni’, Mu’cemu’s-Sahâbe 1/271  

[5]Bakara Sûresi 2/189

[6]Ebû Dâvûd, Cihâd 166; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 10/281

Bunları da beğenebilirsin