Esbaba Riayet ve Tevekkül Arasında Hicret

612

Sebepler, maddi alemin üzerine dokunduğu kanaviçe gibidir. Varlığın nizam ve intizam içerisinde devamı hususunda hikmet dolu ilahî bir rahmettir. İnsan aklının işleyişi, tefekkür ve her türlü üretim noktasında ise âdeta tükenmez bir hazine hükmündedir. Sebeplere riayet hem sünnetullaha saygının bir gereği hem de ilahî ve nebevî bir emirdir. Bir irade, azim ve kararlılık insanı Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), hayatı boyunca sebeplere riayet hususunda çok hassas davranır. Hem hayatın gündelik akışı hem de hedeflerine giden yolda mahiyetindeki donanımları ve imkanlarını sonuna kadar kullanır ve üzerine düşenleri bihakkın yerine getirir. Mü’minlerde de bu ahlakı, şuur ve dengeyi oluşturma ve geliştirme adına çok dikkatli hareket eder; esbaba riayet ve tevekkül, irade ve teslimiyet arasındaki sınırları ve dengeyi en azami şekilde gözetir. Emir, tavsiye, uyarı ve uygulamalarıyla nasıl hareket edilmesi gerektiğine ışık tutar. 

Bu çerçevede O’nun (aleyhissalâtu vesselâm) örnek hayatına ve ahlakına, evrensel tebliğine ve temsiline bakıldığında ömrünün her dönemi bunu güneş gibi gösteren sayısız misallerle doludur ki bu makalede, sebeplere riayet ve tevekkül dengesini nasıl kurduğunu anlama adına Medine’ye hicret sürecinde takip ettiği strateji ve ortaya koyduğu aksiyon ele alınacaktır.

Kabilelere Açılım ve Israrlı Davet

Kureyş’in ileri gelen müşrikleri, Kur’ân’ı ve Hz. Muhammed’e (aleyhissalâtu vesselâm) verilen peygamberlik misyonunu bir türlü hazmedemez. Özellikle O’nun, insanları açıktan ve toplu halde İslam’a davet etmeye başlamasıyla içlerindeki kin, kibir ve öfkeyi, şiddetin farklı türleriyle açığa vurur; mü’minlere tarifi imkânsız acılar yaşatırlar. Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), onların İslam’a bütün kapıları kapattığını; işi çıkmaza sokmaya niyetli ve kararlı olduğunu anlar. Çıkış ve kurtuluş adına risaletin dördüncü yılından itibaren Mekke civarında düzenlenen Ukaz, Mecenne ve Zülmecâz panayırlarına ve hacca katılan Arab kabilelerine açılmaya karar verir. Onları, İslam’a davet eder ve davasını insanlığa ulaştırması noktasında kendisine destek olmaya çağırır.1

Yedi yıl boyunca hiçbir kabile ve bu arada büyük ümitlerle memleketlerine gittiği Taifliler, Kureyş korkusundan dolayı bu teklife “Evet!” diyemez. Nihayet on birinci yılda altı Hazrecli genç müspet karşılık verir ve İslam medeniyetinin daha rahat ve hür bir zeminde inkişafı adına hicret sürecinin ilk adımları atılır.2 Her yıl kırk iki gün süren bu panayırlar boyunca aldığı bütün olumsuz ve çirkin karşılıklara, kendisini adım adım takip eden Ebu Leheb ve Ebû Cehillerin yaşattığı ağır acılara rağmen kesintisiz bir şekilde sürdürdüğü kabileleri davet stratejisi, sonunda meyvesini verir. Kabileleri davet etmese ya da ilk yılki davetten sonra vazgeçse idi belki Hazreclilere ulaşamayacak ve hadiselerin akışı tamamen farklı bir şekilde cereyan edecekti.

Akabe Buluşmaları

Kabileleri İslam’a davet açılımı neticesinde altı Hazrecli ile tanışan ve onların gönlüne giren Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), yanlarından ayrılırken onlarla gelecek sene aynı gün aynı yerde tekrar buluşmak ister; sözleşirler ve ardından Medine’nin ilkleri memleketlerine geri döner. Bir yıl sonra Akabe’de tekrar buluşurlar. Bu arada boş durmayan ve İslamî heyecanla hareket eden gençler, başka gönülleri de Cenâb-ı Hak ile buluşturur ve onları da yanlarında getirir. Bu buluşmada I. Akabe beyatı gerçekleşir ve Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), onlardan hayatları boyunca sadık kalacakları bazı hususlarda söz alır.3 Sonra on iki Medineli sahabî, memleketlerine geri döner ve onların talebi üzerine Hz. Mus’ab da Medine’ye gönderilir. 

Hz. Mus’ab’ın (radıyallahu anh) yürüttüğü faaliyetler, Medine’de ilahi hak ve hakikatlerin insanlara ulaşması noktasında büyük bir inkişafa sebebiyet verir ve çok sayıda insan İslam’a girer. Hatta girmekle kalmaz Allah Resûlü’nü (aleyhissalâtu vesselâm) Mekke’deki zulüm ve baskı ortamından kurtarma adına inisiyatif almaya karar verirler.4 O’nu, Medine’ye davet etmek için hac mevsiminde müşriklerin arasına karışıp harekete geçer ve bir gece vakti Mina’da O’nunla buluşurlar. Karşılıklı konuşmalar sonrasında II. Akabe beyatı gerçekleşir ve onlar, Allah Resûlü’nü koruyacaklarına ve bedeli ne olursa olsun davasına sahip çıkacaklarına söz verir ve O’nu Medine’ye davet ederler.5 

Bu davet, Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm) tarafından isabetli bulunur ve çok geçmeden Mekke’deki sababîlere Medine’ye hicret etmelerini emreder. Yedi sekiz yıllık emeğin neticesinde gerçekleşen Akabe buluşmaları, hicrete giden yolda büyük açılımlara vesile olur.

Hicret İçin En Uygun Vaktin Kollanması

Mekke’nin müşrik aristokratları, son Akabe buluşmasını haber alınca gece yarısı Mina’yı basar ve “Ey Hazrec topluluğu! Bize erişen habere göre siz bizim arkadaşımızla konuşmuşsunuz. Kendisini aramızdan çıkarıp yanınıza götürmek istiyormuşsunuz! Vallahi, şayet böyle bir şey yapmışsanız bilin ki Arap kabileleri arasında, sizden daha fazla savaşmayı arzulayacağımız ve kin bağlayacağımız hiçbir kabile yoktur!” şeklinde tehditler savururlar. 425 kişilik müşrik Yesriblilerin, buluşmadan ve Allah Resûlü’nün Medine’ye davet edilmesinden haberleri yoktur. Ki “Kesinlikle böyle bir şey olmadı. Biz asla böyle bir şey yapmadık ve duymadık!” karşılığını verir ve haberin doğru olmadığına dair yemin ederler. Abdullah İbn-i Übeyy’den de benzeri bir cevap alan Mekkeliler, ikna olur ve geri döner.6

Sabah olduğunda haberin doğru olduğunu anlar ve O’nu (aleyhissalâtu vesselâm) Medine’ye davet eden mü’minlerin yakalanıp cezalandırılması için peşlerine düşerler. Ancak Allah Resûlü, her ihtimali düşünür ve II. Akabe beyatına katılan 75 Müslümandan hemen derlenip toparlanmalarını ve hac kafilesini beklemeden Medine’ye hareket etmelerini ister. O’nun bu tedbiri meyvesini verir ve müşrikler, Hz. Sa’d İbn-i Ubade hariç hiç kimseyi yakalayamaz. Onu da öldüresiye döverler. Hz. Sa’d (radıyallahu anh), tanıdığı bir müşriğin eman vermesiyle ellerinden kurtulur.7 Öfkeyle oturup kalkan Mekkelileri çok iyi tanıyan Allah Resûlü, Akabe’de yaşananların unutulması adına beyattan hemen sonra hicret emrini vermez. Yaklaşık yirmi gün bekler ve gündem sıcaklığını yitirince Medine’ye göç emrini verir.

Önden Sahabîleri Gönderme

Mü’minler, Habeşistan hicreti sürecinde Mekke’den müşriklere sezdirmeden ayrılma noktasında tecrübe kazanır. Allah Resûlü, süreci hem organize hem de idare eder. Medine hicretinde de benzeri bir yol takip eder ve sahabeyi, şehirde yeni bir problem ortaya çıkmaması ve başlarına bir sıkıntı gelmemesi adına gruplar halinde Mekke’den gizlice çıkartır.8 Kendisi hem Allah’tan izin beklediği hem hicret sürecini organize ettiği hem de Mekkelilerde Habeşistan hicretinde olduğu gibi Mekke’de kalacak izlenimi uyandırmak için bekler.9 Bu çerçevede ailesini de önden göndermez; Mekke’de tutar. Hicret emrini vermesinden yaklaşık iki ay sonra yola çıkar. Ayrıca ashâbın önden gönderilmesiyle Medine’deki Müslümanların sayısı iki katına çıkar. Böylece Allah Resûlü, göç ettiğinde Medine içerisinde O’na karşı düzenlenebilecek muhtemel bir saldırıda kendisini savunacak insan gücüde oluşur. 

Hz. Ali’ye (radıyallahu anh) Verilen Vazife

Şehirde çok az Müslümanın kalması ve Hz. Ömer (radıyallahu anh) dahil ileri gelenlerin de hicret etmesi, Mekkelileri işkillendirir. Allah Resûlü’nün de hicret edip Medine’de davasını inkişaf ettireceği ve bir güce erişeceği ortama kavuşmasını engelleme adına Dâru’n-Nedve’de bir araya gelirler. O’nu ellerinden kaçırmamak için ne yapacaklarına karar vermek isterler ki Kur’ân bu durumu şöyle aktarır: “Bir vakit de o kâfirler senin elini kolunu bağlayıp zindana mı atsınlar, yahut öldürsünler mi, yahut seni ülke dışına mı sürsünler diye birtakım tuzaklar planlıyorlardı…”10 Neticede her kabileden birinin iştirakiyle O’na suikast düzenlemeye karar verirler. Dikkat çekmemek için gece evinin etrafını sarmaya ve sabah evinden çıktığı esnada mızraklarla işini bitirmeyi planlarlar.11

Onların aldığı bu kararı, Ümmü Mahreme Bint-i Nevfel gelir ve Allah Resûlü’ne (aleyhissalâtu vesselâm) haber verir.12 Ki bu, Mekke’deki zulüm ve baskılardan dolayı bazı insanlara verilen imanını açığa vurmama izninin ve stratejisinin bir semeresidir. Daha sonra haber Cibril-i Emîn tarafından da teyit edilir ve kendisine hicret izninin çıktığı bildirilir. Bunun üzerine Allah Resûlü, hemen hicret için gerekli hazırlıkları yapar ve yatağına Hz. Ali’yi (radıyallahu anh) yatırır hatta ona yatarken kullandığı hırkayı da giydirir. Evinden çıkar ve avucuna aldığı toprağı, hane-i saadeti kuşatan suikast timine serper. Gözleri toprakla dolan caniler, Allah’ın inayetiyle O’nu göremez. Dışardan birisi haber verince pencereden bakar yatağını dolu görünce beklemeye devam ederler.13 Bu da Allah Resûlü’ne zaman kazandırır; Hz. Ebû Bekir’i (radıyallahu anh) de yanına alıp kimseye sezdirmeden Sevr’e ulaşma imkanını sunar.

Ters İstikamette Bir Müddet Bekleme

Sabah olduğunda suikast timi, Hz. Ali’yi (radıyallahu anh) yakalar ve O’nu ellerinden kaçırdıklarını anlarlar. Uzaklaşmadan yakalanması için herkesi seferber etmeye karar verir; bunun için O’nun ve Hz. Ebû Bekir’in başına yüz deve ödül koyarlar.14 Kendileri de Medine istikametinde saklanmasına ihtimal verdikleri her yere bakar ama izine bile rastlayamazlar.15 Çünkü onların böyle bir hamle yapacağını öngören Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), Medine’ye ters istikamette bir yere, Sevr’e gelir ve bir müddet burada beklemeye karar verir. Bunun sebebi, Mekkelilerin Medine istikametinden ümitlerini kesmesi, arama faaliyetlerine son vermesi ve hicret kafilesinin sorunsuz hareket edebilmesi için güzergâh emniyetinin sağlanmasıdır. 

Nitekim öyle de olur; iki günlük yoğun çabaya rağmen O’nu bulamayan Mekkeliler, Medine cihetinden ümidini keser ve ters istikametteki yerleri de didik didik aramaya başlar hatta Sevr’e kadar gelirler. Burada tevekkül ve teslimiyetleri imdatlarına yetişir; Allah inayetini gönderir ve gözü dönmüş müşrikler çok yakın olmalarına rağmen onları fark edemez. Mekkelilerin Sevr’den ayrılmasının üzerinden çok geçmeden Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), onların gaflette olduğu gece vaktinde şehrin alt tarafından sahil yoluna geçer ve Medine istikametine doğru hicret yolculuğunu başlatır.

Beklerken Yapılan Görevlendirmeler

Sevr’de kaldığı üç günlük süre içerisinde de Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), iradesinin hakkını verir ve her türlü önlemi alır. Doğru adımları, doğru zamanda atma adına şehirdeki gelişmeleri yakından takip etmek için Abdullah İbn-i Ebî Bekir’i, kaldıkları süre içerisinde erzak problemini çözmek için Hz. Esmâ’yı ve hareketliliğin beraberinde getirdiği izleri silmek için de çoban Hz. Âmir İbn-i Füheyre’yi görevlendirir.16

Rehber ve Paralel Bir Yol Takibi

Başlarına konulan ödülden dolayı Mekke Medine arası çok tehlikeli bir güzergâh haline gelir. Sadece Mekkeliler değil ödülü duyan başkaları da onların peşine düşer. Allah Resûlü, bu olumsuz şartlar altında yolculuğun bölgeyi çok iyi bilen bir rehberin arkasında yapılmasını daha isabetli bulur. Çünkü rehber onları su kaynaklarını da dikkate alarak kimsenin tahmin edemeyeceği bir güzergâh üzerinden Medine’ye ulaştırabilir. Bunun için bölgenin uzmanı sayılan Abdullah İbn-i Uraykıt’ı seçer ve tutarlar.17 Abdullah, müşriktir ama işinin ehlidir; Allah Resûlü ona güvenir ve hayatının bu en kritik yolculuğunda onu takip eder. Hicret için Medine’ye doğru harekete geçen Allah Resûlü, bilinen yolu değil o yola paralel yeni bir güzergahı takip eder. Her ne kadar daha önce kullanılmadığı için bu yeni güzergâh bineklerini zorlasa da onların izlerinin bulunup peşlerine düşülmesini bir hayli zorlaştırır. 

Durmadan Hareket

Sevr’den en doğru zamanda ayrılan Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), halk kalkıp sağa sola dağılmadan önce Mekke civarından olabildiğince uzaklaşmayı ister. Bunun için kesintisiz bir şekilde yol alır ve ilk molalarını neredeyse otuz altı saat sonra verirler. Çünkü her şey hala çok sıcaktır ve Mekkeliler aramadan ümitlerini tamamen kesmemişlerdir. Bu strateji de tutar ve insanlar tekrar yollara dökülmeden önce bir hayli yol alırlar.[Bkz. Buhârî, Menâkıb 45] Allah Resûlü’nün ailesini bütün tehlikelere rağmen Mekke’de bırakması da bu noktada ayrıca dikkat çekicidir. Zira peşine düşen ödül avcılarını atlatması ve manevralar yapabilmesi buna bağlıdır; içinde kadınların ve çocuklarında bulunduğu kalabalık bir kafile ile hızlı bir şekilde hareket etmek çok zordur.

Hz. Ebû Bekir’in Hassasiyetleri

Allah Resûlü’nün (aleyhissalâtu vesselâm) yol arkadaşı Hz. Ebû Bekir de hicretin emniyet ve selamet içerisinde gerçekleşmesi adına her türlü sebebi yerine getirmeye ve önlemi almaya çalışır. Güçlü develer bulur ve onları satın alıp hicret yolculuğu için hazırlar.18 Ne o ne de Allah Resûlü bir “Burak” beklentisine girmezler. Oğlu ve hamile kızı, Mekke’nin gayzının tavan yaptığı üç günlük süreçte Mekke Sevr arasında canlarını tehlikeye atıp âdeta mekik dokur ve onları hem bilgi hem de erzak noktasında destekler. Sevr’e geldiklerinde bekleyecekleri yerde yılan olması ihtimaline binaen içeriye gönüllü bir şekilde ilk o girer.19 

Sevr’den hareket edildikten sonra da çok müteyakkız hareket eder. Konakladıkları bir yerde bir çobanla karşılaşır. Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm) o esnada bir kayanın gölgesinde dinlenmektedir. Çoban Allah Resûlü’nü kastederek kim olduğunu sorar. Hz. Ebû Bekir, “Rehberim!” karşılığını verir. Çobanın bundan anladığı çölü sıkıntısız geçme ve hedefe sağlam ve zamanında ulaşma adına kılavuzluk yapan şahıstır. Böylece Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh) hem problemi çözer hem de sözü daha evrensel manada kullanır.20 Yine yolculukta ihtiyaç olur düşüncesiyle bütün parasını da yanına alır.21

Kuba’da Bir Müddet İkame

Hicret yolculuğunun sekizinci gününde Kuba’ya ulaşan Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), hemen Medine’ye geçmez ve burada on dört gün bekler.22 Çünkü O’nu Medine’ye davet edenler sadece yetmiş beş kişidir ve şehrin büyük çoğunluğu müşriklerden ve Yahudi kabilelerinden oluşmaktadır. Hicretin hikmetinin gerçekleşmesi, gaye edinilen neticeyi hasıl etmesi, yeni bir sosyal problemin oluşmaması için hassas dengelerin kurulması ve korunması gerektirir. Bu süre zarfında O, toplumu gözlemler, farklı kimlikleri yakından tanır ve bütün adımlarını sağlam temeller üzerine inşa etme adına nabız yoklaması yapar. Nitekim burada yaptığı okumalardan sonra attığı adımlar müspet meyvelerini verir ve yaklaşık iki yıl problem yaşanmaz. O da bu süre zarfında Medine’yi medeniyetinin merkezi haline getirecek adımlar yapar.

Hicret Sürecinde Tevekkül

Her meselede olduğu gibi hicret sürecinde de hedefe ulaşma adına sebepleri yerine getiren, iradesinin ve aklının hakkını veren Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), her şeyin hükmü elinde bulanan Allah’a tevvekkül ve teslimiyet hususunda da çok hassas hareket eder ve imanının da hakkını verir. Bir an bile tevekkül ve teslimiyet dairesinin dışına çıkmaz; esbaba riayeti ve tevekkülü at başı götürür. Aldığı olumsuz neticelere rağmen tevekkül içerisinde ısrarla kabilelerin kapısını çalmayı sürdürür. Asla korku atmosferine teslim olmaz ve zulmün gölgesinde Akabe’de hicretin beraberinde getireceği zorlukları yüklenecek Ensar’ı yetiştirir. Müşrikler O’nu öldürmek için evinin etrafını sarmış olmasına rağmen tevekkül içerisinde ailesini Mekke’de, Hz. Ali’yi yatağında bırakır ve Sevr’e hareket eder. 

Sevr’de üç gün boyunca secdede Rabbine yönelir ve dua dua yakarır. Müşriklerin soluklarını tepelerinde hissettikleri anda O, tam bir tevekkül ve teslimiyet içerisindedir ki korku ve endişe içerisindeki mağara arkadaşına “Tasalanma Allah bizimle!” buyurur.23 Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh), O’nun başına bir şey geleceği endişesi ile Sevr’e doğru giderlerken önünde ve arkasında zikzak çizerken O gayet rahattır.24 Tevekkülden kaynaklı aynı itminan Süraka peşlerinde belirdiği zamanda söz konusudur. 

Hicret süreci boyunca esbaba riayetin meyvelerini topladığı gibi tevekkülün de meyvelerini derer; Allah’ın inayetiyle sonunda aradığı kimseleri bulur, evini kuşatan suikast timinden kurtulur; aralarından geçer ve onlar kendisini göremez. Sevr’de yakalanmalarına ramak kala tekrar ilahi inayet tecelli eder.25 Atının ayakları sert zemine gömülen Süraka tepetaklak olur.26 En kritik anlarda esbaba arızasız riayetin ve tam tevekkülün neticesini görür.

Dipnot:

  1. Bkz. Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 3/339; 5/371, 376; Hakim, Müstedrek 2/612; Heysemî, Mecmeu’z-zevâid 6/21; İbn-i Hişâm, Sîre 2/31-34; İbn-i Sa’d, Tabakât 1/216, 217; Beyhakî, Delâil 1/389, 396, 399
  2. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/37, 38; İbn-i Sa’d, Tabakât 1/217; Heysemî, Mecmeu’z-zevâid 6/42
  3. Bkz. Buhârî, Menâkıb 43
  4. Geniş bilgi için bkz. https://peygamberyolu.com/sahabede-inisiyatif-alma-iradesi/
  5. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/39-42, 47, 49, 50, 63; İbn-i Sa’d, Tabakât 3/118, 221
  6. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/56
  7. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/56, 57; İbn-i Sa’d, Tabakât 1/223
  8. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/76; Taberî, Târîh 2/366; İbn-i Sa’d, Tabakât 3/239
  9. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/90, 92
  10. Enfal Sûresi 8/30
  11. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/92-94; İbn-i Sa’d, Tabakât 1/227
  12. Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 8/52
  13. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/95; İbn-i Sa’d, Tabakât 1/228; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 1/348; Hakim, Müstedrek 3/134
  14. Bkz. Buhârî, Menâkıb 45; İbn-i Hişâm, Sîre 2/102
  15. Bkz. Beyhakî, Delâil 2/466
  16. Bkz. Buhârî, Menâkıb 45; İbn-i Hişâm, Sîre 2/98, 99; Taberî, Târîh 2/378; Beyhakî, Delâil 2/479
  17. Bkz. Buhârî, Menâkıb 45; İbn-i Hişâm, Sîre 2/98
  18. Bkz. Buhârî, Menâkıb 45; İbn-i Hişâm, Sîre 2/97; Taberî, Târîh 2/375
  19. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/98
  20. Bkz. Buhârî, Menâkıb 45; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 3/122; Heysemî, Mecmeu’z-zevâid 6/45; İbn-i Sa’d, Tabakât 1/234
  21. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/102
  22. Bkz. Buhârî, Menâkıb 46
  23. Beyhakî, Delâil 2/478
  24. Bkz. Hakim, Müstedrek 3/6; Beyhakî, Delâil 2/477
  25. Bkz. Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 1/348; Heysemî, Mecmeu’z-zevâid 6/35; İbn-i Sa’d, Tabakât 1/228; Beyhakî, Delâil 2/482
  26. Bkz. Buhârî, Menâkıb 45; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 1/3
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.