“Es’ad İbn-i Zürâre’yi göremiyorum! Nerede?” (10 Rebiülevvel Hicrî 1)

295

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) Kuba’da üçüncü gününü geçiriyordu. Herkes gelmiş “Hoş geldiniz” demiş ama kendisini Mekke’den Medine’ye davet eden Hazrecin nakîblerin Hazreti Es’ad İbn-i Zürâre’yi görememişti. Sordu:

– “Es’ad İbn-i Zürâre’yi göremiyorum! Nerede?”1

İnsanlar birbirlerine bakışırken  Hz. Sa’d İbn-i Hayseme, Hz. Mübeşşir İbn-i Abdulmünzir ve Hz. Rifaâ İbn-i Abdulmünzir (radıyallahu anhum) yerlerinden kalktılar ve:

– “Yâ Rasûlallah! O, Buas savaşında bizden bir zatı öldürmüştü! Aramızda kan davası var! Bundan dolayı onun buraya gelmesi imkânsızdır!”

Allah Resûlü, sükût etti.

120 yıldır devam eden iç savaşlar, iki kardeş kabileyi Evs ile Hazrec’i birbirine düşman etmiş; cephenin dışına taşan kavgalar kan davalarına dönüşmüştü. Neredeyse birbirlerinin mahallelerinden geçemez olmuşlardı.

Hz. Es’ad İbn-i Zürâre Allah Resûlü’nü tanımadan önce dün tutuştukları bu kavganın bugün sıkıntısını yaşıyor; çok sevdiği Gönlünün Efendisi’ni (sallallahu aleyhi ve sellem) ziyarete gidemiyordu. Hasret yüreğini sarıp dağlamıştı. Daha fazla dayanamadı; tebdili kıyafet bugün akşamla yatsı arasında Efendimiz’in yanına geldi.

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) onu görünce çok sevindi ve sordu:

– “Ey Es’ad İbn-i Zürâre! Evinden şuracığa nasıl gelebildin? Seninle şu kavim arasında geçmişte ne var?”2

– Seni hak din ve Kitâb ile gönderen Allah’a yemin ederim ki, bir şey yok. Sadece İslâm’a girmeden önce aramızdaki Buas Savaşı’nda karşılıklı birbirimizin yakınlarını öldürmüştük. Açık bir şekilde kalkıp gelseydim, burada istenmeyen şeyler meydana gelirdi. Yoksa Seni görmeden nasıl dururum ben. Üstelik Sen buralara kadar geldiğin halde! Sen bize böylesine yakın bir yerde bulunursun da ben Seni selâmlamak üzere hayatım pahasına da olsa, nasıl kalkıp gelmem?

Kimseye görünmeden huzura gelen Hz. Es’ad (radıyallahu anh), o gece Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yanında kaldı. Çektiği onca hasretten sonra bu ne büyük mazhariyetti.


Dipnot:

  1. İbn-i Hişâm, Sîre 2/137-138
  2. Semhûdî, Vefâu’l-Vefâ 1/249-250
Bunları da beğenebilirsin