Efendimiz’in (sas) insanlığa hitap ettiği mekân: Minber-i Şerif

215

Minber, mescitlerde, Cuma ve bayram günlerinde imamların/hatiplerin hutbe vermek için basamaklarla üzerine çıktıkları, genellikle de mihrabın sağ tarafında bulunan yapıdır.

Mescid-i Nebevî’de İlk Minber

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), ashâbıyla birlikte bizzat kendisinin inşa ettiği mescidinde insanlara hitap edeceği, hutbelerini vereceği herhangi bir özel yapı veya mekân yaptırmamıştı. Yaklaşık yedi yıl (53 yaşından 60 yaşına kadar) konuşmalarını mescidin direklerinden birisine dayanarak ayakta yapmıştı.

Hayber gazvesi dönüşü Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bacaklarında bir zayıflık ve ağrı hissetmeye başlamıştı. 60 yaşındaydı ve artık uzun süre ayakta durmakta zorlanıyordu. Bir cuma hutbesinden sonra “Ayakta durmak beni yoruyor!” diyerek mevzuyu ashâbına açmıştı. Bunun üzerine sahabîlerden bazıları da “Evet, Yâ Resûlallah! Mescitte insanların sayısı da arttı, mescit kalabalıklaştı. Siz hutbe verdiğinizde herkesin sizi daha rahat görmesi için bir şey yapılsa isabetli olur.” demişlerdi.1

Orada hazır bulunanlar arasında Ensar’ın ileri gelenlerinde ve Hazrec’in efendisi Hazreti Sa’d İbn-i Ubâde’nin hanımı Hazreti Fükeyhe de vardı. O da “Ya Resûlallah! Sizin için üzerine oturacağınız bir şey yapsam nasıl olur. Zira benim hizmetçim marangozdur.” teklifinde bulundu. Peygamber Efendimiz, bu teklife karşı olumlu veya olumsuz bir şey söylemedi. Sadece “Nasıl istersen!” diyerek cevap vermişti.2

Aradan bir müddet vakit geçmişti ki Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) üzerine oturulacak bir minber yapmanın iyi olacağı kanaatine vardı. Hazreti Fükeyhe’ye haber gönderdi ve bahsettiği şekilde bir minberi, marangoza yaptırmasını istedi. Marangoz hizmetçisi Nistas’ı çağıran Hazreti Fükeyhe, ona iki basamaklı bir minber yaptırdı3 ve mescide gönderdi. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) getirilen minberi, mescitte şu andaki minberin bulunduğu yere bizatihi kendisi yerleştirdi.4

Ahşaptan yapılan bu ilk minber, Şam istikametine doğru giderken sekiz mil mesafede bulunan Ğabe ormanından kesilen bir ılgın ağacından yapılmıştı.5

Minber yerine konulduktan sonraki ilk Cuma namazında Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) üzerine çıkıp oturmuştu ki daha önce kendisine yaslanarak hutbelerini irad buyurduğu direkten inleme sesleri duyuldu. Bunun üzerine minberden inen Rahmet Peygamberi, elini inleyen direğin üzerine koydu ve onu sakinleştirdi.6 Bu mucizevî olaya o an mescitte hazır bulunan herkes şahit olmuş ve etkilenmişti. Bundan dolayıdır ki bununla ilgili rivayet edilen hadislerin tevatür derecesine ulaştığı belirtilmiştir.7

Dört Halife Döneminde Kullanımı

Allah Resûlü’nün vefatından sonra halife seçilen Hazreti Ebu Bekir (radıyallahu anh), O’na olan saygısından dolayı minberin ikinci basamağında durarak hutbelerini irad etmedi. Hazreti Ömer ise bir basamak daha aşağıda durarak birinci basamağı kullandı. Hazreti Osman ise altı yıl Hazreti Ömer gibi yaptıysa da sonra bundan vazgeçerek hutbelerini Peygamberimiz’in durduğu basamakta durarak vermeye başladı.8 Yoksa o da kendinden önceki halifelerin uygulamasını devam ettirseydi minberi artık kullanılmayacak ve âtıl kalacaktı.

Hazreti Osman’ın başlattığı bir gelenek de minber-i Nebî’yi muhafaza için giydirmesi olmuştu. İlk defa “Kıbtiyye” denilen Mısır işi beyaz ince keten bir kumaşla minberi giydirmişti. Daha sonra bu adeti Hazreti Muaviye ve Abdullah İbn-i Zübeyr ve arkadan gelen halifeler de devam ettirmişlerdi.9

Hazreti Muaviye’nin Minberi Nakil Hamlesi

Hicretin 50. yılına kadar aynı şekilde muhafaza edilen ve kullanılmaya devam edilen minber-i şerif, Hazreti Muaviye İbn-i Ebî Süfyan tarafından Şam’a nakledilmek istenmişti. Bazı rivayetlere göre hac yapmak için gelince bizatihi kendisi minberi alıp götürmek istemiş, bazı rivayetlere göre ise valisi Abdulmelik İbn-i Mervan’a haber göndermişti.

İbn-i Mervan, minberi yerinden kaldırmaya kalkınca  Medine’de güneş tutulması yaşanmış, fırtına çıkmış ve gündüz vakti yıldızlar görülmüştü. Bunu manevi bir ikaz olarak yorumlayan İbn-i Mervan bu düşüncesinden vazgeçmiş ve tedirgin olan halka da şöyle hitap etmişti:

“Ey Medineliler! Siz, Muaviye’nin minberi nakletmek için haber gönderdiğini iddia ediyorsunuz. Müminlerin emiri onun yerinin değiştirilmemesi gerektiğini en iyi bilenlerden birisidir. O, bana böyle bir şey emretmedi. O, benden sadece onu korumamı ve ihtiyaca binaen daha da yükseltmemi istedi. Ardından da bir marangoz çağırtarak minberin alt kısmına altı basamak daha ekleterek onu toplam dokuz basamaklı hale getirdi ve bulunduğu yere tekrar yerleştirdi.10

Minber-i Şerîf’in Özellikleri 

Minberin uzunluğu (iki zira’, bir karış, üç parmak) yani yaklaşık 1.26 m, genişliği ise yarım metreydi. Minberin yüksekliği iki zira’ yani yaklaşık 1 metre idi. Peygamber Efendimiz’in hutbeye çıktığında kendisine dayandığı kısım ise bir zira’ yani yarım metre kadardı.  Oturduğunda mübarek elleriyle tuttuğu minberin rummânelerinin uzunluğu ise 24 cm kadardı.

Minberin Yanması 

Hazreti Muaviye’nin minberde yaptığı bu değişiklikten sonra 654/1256 yılında mescitte çıkan yangına kadar minber bu şekliyle yerinde kalmış ve kullanılmıştı. Bu yangında minber de yanınca herkes çok üzülmüş ve bunu Abbasî devletinin yıkılacağına dair bir işaret olarak yorumlamışlardı. Netice de öyle olmuş ve bu hadisenin üzerinden iki yıl geçtikten sonra ortaya çıkan Tatar istilasıyla Abbasî devleti yıkılmıştı.11

Minberin Tarihi Üzerine

Peygamber Efendimiz’den (aleyhissalâtü vesselâm) sonra minber toplam otuz bir kere yenilenmişti. İlk yenilemeyi Hazreti Muaviye altı basamak ilave edip minberi daha da büyüterek ve yükselterek yapmıştı. 654 yılında çıkan yangından sonra, Yemen kralı Melik Muzaffer, onun yerine konulmak üzere bir minber yaptırıp göndermişti. Bundan on yıl sonra ise (664) Zahir Baybars, Mısır’dan yeni bir minber göndermişti. Hicrî 797 yılında ise yine Mısır’dan Zâhir Berkûk, bir minber göndermiş ve daha önceki minber kaldırılarak yeni minber mescide yerleştirilmişti. Daha sonra ise 820 yılında Şeyh el-Müeyyed bir minber yaptırmış ve mescide konulmak üzere Medine’ye göndermişti. 886 yılında da mescitte çıkan bir yangında bu minber de yanınca Medineliler, pişirilmiş tuğladan bir minber yapmış kireçle boyamışlardı. Aradan iki yıl geçtikten sonra ise Mısır’dan Eşref Kayıtbay, mescide yerleştirilmek üzere beyaz mermerden yapılmış bir minber göndermişti. Hicrî 998 yılına kadar kullanılan bu minber, Osmanlı padişahlarından Sultan III. Murat’ın, altın suyuna batırılmış mermerden yaptırdığı yeni minberi Medine’ye göndermesiyle mevcut minber Kuba mescidine nakledilmişti. Hâl-i hazırda Mescid-i Nebevî’deki minber, III. Murat’ın gönderdiği minberdir.

Minberin Bulunduğu Yer

Minber-i Şerif’in, Mescid-i Nebevî’nin içinde bulunduğu yerin de özel bir konumu olduğu Allah Resûlü tarafından ifade edilmekteydi. Onun ayakları cennet üzerine oturduğu gibi bir tarafı da cennet bahçesine sınırdı. Peygamber Efendimiz bir hadislerinde bunu ifade ederken, “Minberimin ayakları, Cennet üzerindedir”12 buyurmuştu. Bir başka nurlu beyanlarında ise “Evimle minberim arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim, havz-ı kevserimin üzerindedir.”13 demişti. Bu ifade gösteriyor ki minberin ve cennet bahçesinin olduğu mekân herhangi bir mekân değil, Cennet’e ait bir parçaydı. Kıyametin kopuşuyla birlikte burası, minberle beraber olduğu gibi Cennet’e intikal ettirilecek ve Allah Resûlü’nün bu minberi havz-ı kevserinin yanı başına konulacaktır.

Minberin ve onun bulunduğu yerin farkını belirten hadislerden bir diğeri de onun yanı başında yapılan yeminle alakalıdır. “Benim şu minberimin yanında yeşil bir misvak üzerine bile olsa herhangi bir şey için yalan yere yemin eden kimse cehennemdeki yerini hazırlar veya cehennem ona vacip olur.”14 Zira minber herhangi bir minber değil mekân da herhangi bir mekân değildir. Peygamber Efendimiz’in bu ifadesine binaendir ki daha sonraki dönemlerde zanlılara minberin yanında yemin ettirme uygulaması başlatılmıştı.


Yazar: Dr. Selim Koç

Dipnot:

  1. İbn-i Sa’d, Tabakat 1/183
  2. Buharî, Buyu’ 31
  3. Minber iki basamaklıydı. Üç basamak diye ifade edenler ikinci basamaktan sonra üzerine oturulacak kısmı da sayarak tarif etmişlerdir. (Bkz. Semhudî, Vefau’l-Vefa 2/8)
  4. İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî 2/397; Semhûdî, Vefau’l-Vefa 2/6
  5. Buharî, Cum’a 20
  6. İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî 2/397
  7. Daha geniş bilgi için bkz. ez-Zebidî, Tecirid-i Sarih Tercemesi, Ahmed Naim, 3/73-79
  8. Semhudî, Vefau’l-Vefa 2/10
  9. el-Makrîzî, İmtau’l-Esma’ 10/97
  10. Bu rivayetler hakkında daha geniş bilgi için bkz. Semhudî, Vefau’l-Vefa 2/10-11
  11. Kettanî, a.g.e., 1/121
  12. Nesaî, Mesacid 8; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 6/289, 292
  13. Buharî, Fadlu Salati Mescid-i Mekke 5; Müslim, Hac 92
  14. Ebu Davud, El-Eyman ve’n-Nuzûr (3246)