Efendimiz’in (sas) Gençleri Yetiştirdiği Eğitim Yuvaları (2)

929

Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) -hem Mekke’de hem de Medine’de- başta ilkler olmak üzere iman edenlerin büyük çoğunluğunu gençler oluşturuyordu.1 Bu gençlerin hepsi de Cahiliye adetlerinin şekillendirdiği aile ve çevre ortamından geliyorlardı. Doğup büyüdükleri evlerinde, sokağa hâkim olan yaşantıda, oyun ve eğlencelerde daha da ötesi Kâbe ve çevresinde tevhid, ahlak ve adalet ile bağdaşmayan birçok şeylere şahit olmuş, duygu ve düşünceler edinmiş, tavır ve davranışlar geliştirmişlerdi.

Hz. Ca’fer İbn-i Ebî Tâlib (radıyallahu anh), neşet ettikleri bu ortamı Necâşi’ye şöyle tasvir etmişti: “Ey Melik! Daha önce biz, câhil ve Şeytan’ın elinde oyuncak haline gelmiş bir topluluk idik; putlara tapar ve leş yerdik! Fuhşiyatın her türlüsünü yapar, akrabalık bağlarını gözetmez ve komşuluk haklarını da hiçe sayardık. Doğrusu, aramızda kim güçlü ise o, zayıf ve güçsüz olanımızı ezer ve iflah etmezdi…”2 Üstelik “Evet!” dedikleri İslam da tedrici bir şekilde iniyordu. Bu manada gençlerin hem ıslaha hem de irşada ihtiyaçları vardı. Allah Resûlü, şartları ve gelişmeleri de dikkate alarak onların eğitimi ve yetiştirilmesi için farklı mekanları ve imkanları, âdeta birer eğitim merkezi gibi kullanmıştı.

Coğrafyanın Sunduğu Mekanlar: Dağlar, Vadiler ve Mağaralar

Özellikle Mekke dönemi, gençlerin eğitimi ve yetiştirilmesi noktasında çok sıkıntılı geçmişti. Zira müşrikler, Müslümanlara karşı çok tahammülsüzdü. İslam’a girdiğini haber aldıkları bir genci hemen yakalıyor, şirke geri döndürmek için işkence yapıyor ve hapsediyorlardı. Hatta gözleri önünde anne ve babasını öldürdükleri bile oluyordu. Bundan dolayı hem Allah Resûlü hem de onlar, temkin ve ihtiyat içerisinde hareket etmek zorunda kalıyordu. Can güvenlikleri açısından eğitimin Mekkelilere sezdirilmeden yapılması gerekiyordu.

Şehirde olağanüstü bir hal hakimdi. Bundan dolayı Allah Resûlü, coğrafyanın sunduğu imkanlardan faydalanıyor, Kur’ân ve Sünnet eğitimini gözden ırak vadilerde, dağlarda ve mağaralarda yapıyor veya yaptırıyordu. Mesela bir gün Allah Resûlü, onlardan bir grubu Mina’da bir mağara da toplamış ve kendilerine, yeni inen Mürselât Sûresi’ni ders geçiyordu. Bu esnada içerdeki deliklerden bir yılan çıkmış, onlar ayaklanınca yılan çıktığı deliğe geri girmişti. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Siz yılanın şerrinden yılan da sizin şerrinizden kurtuldu.” buyurmuştu.3 Yine bir gün Nur/Hira dağında Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Sa’d, Hz. Zübeyr, Hz. Talha, Hz. Abdurrahman İbn-i Avf ve Hz. Saîd İbn-i Zeyd ile buluşmuş hatta bu esnada zelzele olmuş dağ sarsılmıştı.4 

Evler (Dâru’l-Erkam, Beytü’l-Uzzab…)

Müslüman gençlerin Mekke’den çıkışını fark eden Mekkeliler, onları takip etmeye ve gittikleri yerlerde kendilerine sataşıp saldırmaya başlamışlardı. Bunun üzerine Efendimiz, gelişmeyi genç ashabıyla istişâre etmiş ve Erkâm İbn-i Ebi’l-Erkam’ın Safa tepesindeki evinin tebliğ, eğitim ve öğretim için kullanılmasına karar vermişti. Hem İslam’a meyilli insanlarla hem de önceden Müslüman olan gençlerin bir kısmıyla burada buluşuyor ve onları burada yetiştiriyordu. Dâru’l-Erkam’daki bu eğitim faaliyeti neredeyse altı yıl sürmüştü.5 Üstelik burada yetişen gençleri, kendilerine zimmetlediği Müslümanların evlerine de gönderiyordu. Böylece hem onları sahada istihdam ediyor hem de her evi, bir eğitim yuvasına dönüştürüyordu. Mesela Hz. Habbâb İbn-i Eret, Dâru’l-Erkam’ın müdavimlerinden biriydi. Efendimiz, kendisine Hz. Saîd İbn-i Zeyd’i ve hanımı, Hz. Ömer’in kız kardeşi Hz. Fatıma’yı zimmetlemişti. Onların evine geliyor ve kendilerine, inen sûreleri talim edip Allah Resûlü’nün mesajlarını ulaştırıyordu.6

Allah Resûlü, Medine’ye hicret edip Kuba’ya indiğinde bekar muhacirler, Sa’d İbn-i Hayseme’nin evinde kalıyorlardı. Allah Resûlü, Kuba’da kaldığı 14 gün boyunca buraya uğramış ve gençlerle buluşup onlara Kur’ân’ı talim edip sohbet etmişti.7 

Mekkeli Muhacirlerin çoğu Medine’ye Efendimiz’den önce hicret etmiş ve Ensar’ın evlerine yerleşmişti. Allah Resûlü, Medine’ye geldiğinde bir müddet bu konuda düzenleme yapmamıştı. Herkes ilk misafir olduğu evde kalmaya devam ediyordu. Aradan beş ay geçince Ensar ile Muhacir arasında kardeşleştirme yaptı. Kimin kiminle kardeş veya kardeş aile olacağına bizzat kendisi karar verdi. Muhacirlerin on üç yıllık Kur’ân ve Sünnet birikimi vardı. Bunların en kısa zamanda Ensar’a aktarılması ve aradaki farkın bir an önce kapanması gerekiyordu. Üstelik şehirde sürekli İslam’a yeni girişler de oluyordu. Bu hamle ile bir taraftan Muhacirlerin barınak ve erzak sıkıntısı çözülürken diğer taraftan her eve bir “muallim” girmesiyle kısa zamanda iki topluluk arasındaki fark kapanmıştı.

Mekke’dekine benzer bir uygulamayı Allah Resûlü, Medine’de de sürdürmüştü. Suffe’de yetiştirdiği hepsi de gençlerden oluşan ve kendilerine “Kurra” denilen yetmiş kişiyi her akşam Medine’nin evlerine dağıtıyordu. Aynı anda şehirde yetmiş ders ve sohbet halkası oluşturuyor ve böylece her evi bir mektebe dönüştürüyordu.8

Allah Resûlü’nün evleri eğitim yuvalarına dönüştürmesi, ashâbı içinde bir model olmuştu. Mesela Hz. Mus’ab İbn-i Umeyr, Kur’ân’ı talim etmek, İslam’ı anlatmak ve İslam Hukuku’nu öğretmek için bir muallim olarak Medine’ye gönderildiğinde Hz. Es’âd İbn-i Zürare’nin evini, irşad ve tebliğ için kullanmış; bir yıl içerisinde burada yüze yakın insanın hem hidayetine vesile olmuş hem de onlara ciddi bir eğitim vermişti.9 Ondan aldıkları şuurla Ensar’ın gençleri, Akabe’ye gelmiş ve Allah Resûlü’nü memleketlerine davet etmişlerdi. Halbuki Allah Resûlü, yıllarca panayırlarda büyük kabileleri kendisine sahip çıkmaya davet etmiş onlar ise Mekkelilerden çekindikleri için bu davete olumsuz karşılık vermişlerdi.

Mescitler

Efendimiz, Mekke’de çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu ashâbıyla ne Kâbe’de ne de başka bir mescit inşa edip orada buluşamamış; buluşup da onlarla birlikte toplu halde ibadet etme ve onları buralarda yetiştirme imkanını elde edememişti. Hicret edip Kuba’ya varır varmaz hemen mescit inşasına başlamış ve beş gün içerisinde meşhur Kuba Mescidi’ni inşa etmişti.10 Kendisi de temelin kazılmasından açılışın yapılmasına kadar inşada bizzat çalışmıştı.11 O’nun bu hareketi, hem on üç yıldır bir kez bile tamamını bir araya toparlayamadığı ashabıyla cemaat oluşturma arzusunu hem de gidilen yerlerde ilk olarak neye odaklanmak gerektiğini göstermesi açısından manidardır. Kuba’da ikametin beşinci gününde onları Rânûnâ vadisinde toplamış ve Medine’deki ilk Cuma namazını da kıldırmıştı. İlk defa toplu halde ashabına hitap etmiş ve çok önemli mesajlar vermişti.12 Bu yönüyle mescitler, Medine döneminde Allah Resûlü’nün ashabını yetiştirirken en önemli eğitim merkezi vazifesini de görmeye başlamıştı.

Kuba’dan Medine’ye geçince de hemen Mescid-i Nebevî’nin yerini belirleyip satın almış ve inşasına başlamıştı. Mescidi inşa ederken gençlerin eğitimini de hesaba katmış ve arka tarafını hem yurt hem de mektep vazifesi görecek şekilde ayarlamıştı. Suffe denilen bu kısımda yüzlerce genç yetiştirmiş; onları birer mürşid ve muallim olarak da istihdam etmişti. Üstelik kendisinin kalacağı odayı da mescidin bitişiğine inşa ettirmişti. Böylece gençler, gün içerisinde bir taraftan O’ndan ve diğer muallimlerden ders alırken diğer taraftan mescidin içerisinde gerçekleşen her olaya şahit olma imkanını da elde ediyordu. Böylece öğrendikleri teorik bilgilerin pratiğe nasıl dönüştüğünü görme ve yaşama şansları da oluyordu. Çünkü Allah Resûlü, namazları burada kıldırıyor, gelen heyetleri burada kabul ediyor, ahlaki ve hukuki problemleri burada çözüyor, hutbe ve sohbetlerini burada yapıyor, idari kararları burada alıyordu. Ayrıca Medine’nin farklı mahallelerine de mescitler yaptırmış ve buralarda görevlendirdiği insanlarla her mahalleyi bir mabede ve mektebe kavuşturmuştu.

Allah Resûlü, sadece mescitleri değil vakfeye durulan Arafat’ı, şeytan taşlanan Cemerât’ı, kurbanların kesildiği Mina’yı, bayram namazlarının kılındığı yerleri de ashâbını hitap etmek için değerlendirmişti. Bu hutbelerde imanî meselelerden ahlakî sıkıntılara, temel hak ve hürriyetlerden hukuki düzenlemelere, toplumsal problemlerden Allah ile irtibata kadar çok geniş yelpazede konuları ele alıyordu.

Bineklerin Sırtları

Allah Resûlü’nün, yolculuk konusunda birtakım hassasiyetleri vardı. En kritik yolculuklardan tutun da askeri seferlere; her türlü ziyaretlerden davet edildiği ziyafetlere kadar mutlaka yanında birini ya da birilerini götürüyordu. Hz. Ebû Bekir’in yetişmesinde en önemli sebeplerden birisi buydu. O’nu hemen hemen bütün yolculuklarında en yakınında tutmuştu. Hicret yolculuğunu O’nunla yaptığı gibi Kuba’dan Medine’ye geçerken de terkisine onu bindirmişti.13 Taif’e Hz. Zeyd ile gitmişti ki Hz. Zeyd, toplamda iki ay süren bu yolculukta birçok hadiseye şahitlik etmiş ve büyük tecrübeler edinmişti. Yine Bedir öncesi hastalanan Hz. Sa’d İbn-i Ubade’yi ziyarete giderken terkisine on bir yaşındaki Üsâme İbn-i Zeyd’i almıştı. Yolda Allah Resûlü, farklı kimliklerden oluşan bir gruba denk gelmiş ve onlarla sohbet etmişti. Yine Veda Haccı’nda Arafat’tan Müzdelife’ye geçerken de terkisinde o vardı.14 Hz. Üsâme’yi Allah Resûlü, vefatından beş gün önce 19 yaşında ordu komutanı olarak tayin etmişti. Çünkü Hz. Üsâme, Allah Resûlü ile çıktığı bu vb. yolculuklarla O’ndan büyük bir birikim almıştı.

Allah Resûlü, ister askeri isterse ibadet maksatlı olsun yolculuklarında mutlaka bineğine/terkisine zeki ve hafızası kuvvetli bir genci alıyordu. Bazen gidiş dönüşte aynı genci bazen de giderken bir genci dönerken ayrı bir genci alıyordu. Bu yolculukların 20 gün sürdüğü oluyordu (Tebûk Seferi gibi). Terkisine aldığı genç, bu günler boyunca O’nunla aynı binekte seyahat ediyor; yolculuk boyunca inen vahye, verdiği hükümlere ve kararlara, yaptığı konuşmalara, O’nun dualarına ve kulluğuna şahit oluyor ve bunları ayrıntılı bir şekilde insanlara aktarıyordu: Abdullah İbn-i Abbas anlatıyor: “Bir gün Allah Resûlü’nün terkisindeydim. Bana döndü ve ‘Ey delikanlı, sana bir şeyler öğreteceğim! Allah’ın emir ve nehiylerini gözet ki, Allah da seni gözetsin. Allah’ın hakkına riayet et ki, O’nu yanında bulasın. İstediğini sadece Allah’tan iste. Yardım dilediğin zaman da sadece O’ndan yardım dile. Kat’iyen bil ki, bütün insanlar toplanıp sana bir yardımda bulunmak isteseler, Allah’ın senin için yazdığının dışında bir yardımda bulunamazlar. Ve yine bütün insanlar sana zarar vermek için bir araya gelseler, Allah’ın senin aleyhine yazdığının ötesinde hiçbir şey yapamazlar. Zira artık kalemler kaldırılmış, sahifeler kurumuştur.”15 buyurdu.

Allah Resûlü, eşi Hz. Safiyye ve küçük kız cocuğu Âmine Bint-i Ebiʻs-Salt el-Gıfâriyye dahil olmakla terkisine elli civarında sahabî almış ve yol buyunca onları yetiştirmişti. Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Fadl İbn-i Abbas, Hz. Muaviye İbn-i Sahr, Ebû Zerr el-Gıfârî, Hz. Ebu’d-Derda, Hz. Fadl İbn-i Abbas, Hz. Ebû Ümâme el-Bâhilî, Hz. Şerîd İbn-i Süveyd, Hz. Havvât İbn-i Cübeyr, Hz. Seleme İbn-i Amr, Hz. Kays İbn-i Sa’d, Hz. Abdullah İbn-i Ca’fer, Hz. Abdullah İbn-i Zübeyr… bunlardan bazıları. Mesela onlardan Hz. Câbir İbn-i Abdullah, bir yolculuğunu şöyle anlatıyor: “Allah Resûlü beni terkisine aldı. Kafamı sırtındaki Nübüvvet mührüne yaklaştırdım. Misk kokusu geliyordu. O gece O’ndan yetmiş hadis ezberledim…”16  Çok hadis rivayet edenlerden Hz. Ebû Hureyre (5374 hadis), Abdullah İbn-i Abbas (1660 hadis) ve Câbir İbn-i Abdullah  (1540 hadis);  Kur’ân ile alakalı meselelerde otorite Hz. Zeyd İbn-i Sabit; içtihad ve ahkamda zirve kabul edilenlerden Hz. Muaz İbn-i Cebel de sık sık terkisine bindirdiği gençler arasında yer alıyordu. 

Binek sırtları, âdeta O’nun eğitim merkezlerinden biri olmuştu. Bu yönüyle rahatlıkla denilebilir ki ilim sahibi insanların, yolculuklarını yalnız yapmaması, araçlarına bir genci almaları ve sahip oldukları bilgi ve birikimi onlara aktarmaya çalışmaları, Nebevî bir yol ve hatta sünnettir. 

Hayat Mektebi

Allah Resûlü, hayatı ve hadiseleri, ashâbı için bir eğitim merkezine dönüştürmüştü. Onlara, bakış açısıyla, hikmetli yorum ve değerlendirmeleriyle hayatta her şeyden bir şeyler öğrenmenin yolarını gösteriyordu. Mesela çile ve imtihanları sabırla göğüslemeyi, insanları affetmeyi, hiçbir zaman ümitsizliğe düşmemeyi, karşılarına çıkan problemler karşısında ilahî takdiri sorgulamamayı, güzellikleri şükürle karşılamayı, zaferleri tevazu ile taçlandırmayı, her vesile ile duaya yönelmeyi, her türlü gelişmeyi Kur’ân ve Sünnet çerçevesinde ve akıl, mantık ve muhakeme üçgeninde ele almayı, ne olursa olsun iradenin hakkını vermeyi, büyük gaileler karşısında kenetlenmeyi… hayatın gündelik akışı içerisinde ve hadiseler karşısında ortaya koyduğu duruşla genç ashabına öğretiyordu. Ne tür bir hadise olursa olsun yaptığı değerlendirmelerle onları hep doğru düşünceye, bakışa, yola, yere ve yöne yönlendiriyordu.17

Vazifeler

Allah Resûlü’nün gençlerin eğitimi noktasında âdeta eğitim yuvasına çevirdiği bir hususta görevlendirmelerdi. Daha risaletin ilk günlerinde Ebû Zerr el-Gıfarî ve Amr İbn-i Abese’yi, tebliğ ve irşad için kendi kabilelerine; ilerleyen yıllarda da Hz. Tufeyl İbn-i Amr’ı kabilesi Devs’e, Hz. Mus’ab’ı da Medine’ye göndermişti.18 Hicretten sonra ise bu görevlendirmeler daha da yoğunlaşmıştı. Seriyye komutanlığı, sancaktarlık, elçilik, valilik, irşad ve tebliğ, âmillik (zekât toplama), vaizlik ve imamlık… için özellikle gençleri seçip görevlendiriyor ve gönderiyordu. Hem görevi verirken hem uğurlarken hem de sonrasında gelişmeleri dinlerken birçok uyarı ve ikazlarda, emir ve nehiylerde, tavsiyelerde bulunuyor ve yüklendikleri misyonu hakkıyla eda etmeleri adına gerekli bütün bilgi ve tecrübeyi onlara aktarıyordu.19

Sonuç

Bir muallim olarak gönderilen Allah Resûlü, eğitimi çok önemsiyordu. Muhatap olduğu neslin yetiştirilmesi adına karşısına farklı problemler çıksa da asla gençlerin eğitimini ihmal etmiyor alternatif yollar buluyor, bir şekilde onlarla buluşuyor ve kendilerini geleceğe hazırlıyordu. Mekke döneminde bu manada ciddi sıkıntılar çekmiş ve gençlerle gönül rahatlığı içerisinde oturup muhabbet etme imkanını elde edememişti. Buna rağmen dağları, vadileri, mağaraları, ashâbın evlerini, şiddet zeminlerini bir eğitim yuvasına dönüştürmüş ve güzel ahlakı, hak hukuku, imanı ve İslam’ı onların ruhlarına işlemişti. İlerleyen yıllarda devlet başkanlığı, valilik, ordu komutanlığı, hakimlik, vaizlik… gibi görevler yapan sahabenin büyük çoğunluğu bu dönemde yetişmişti. 

Medine döneminde ise eğitim işini daha düzenli ve planlı bir şekilde ele almıştı. Zira buradaki şartlarla Mekke’deki şartlar birbirinden çok farklıydı. İnşa edilen mescitleri, bir eğitim yuvası olarak da düşünmüş ve buralarda gençlere belli bir müfredat çerçevesinde eğitim vermiş ve verdirmişti. Hatta savaşlarda esir alınan müşrikleri bile bu işte istihdam etmişti. Yetişen gençler, ashabın hanelerine yönlendirilmiş, buralarda yapılan ders ve sohbetlerle âdeta seferberlik ilan edilmişçesine Medine bir eğitim merkezine dönüşmüştü. 

Bu arada Allah Resûlü, yolculuklarını da bu istikamette değerlendirme adına bazı gençleri bineğine almış; onlarla daha yakından ilgilenmiş, kendilerine hayvan sırtlarında dersler geçmiş, onları onurlandırıp motive etmiş, yol göstermiş ve ilim irfanla dolmaları için dua da bulunmuştur. Gençlerin eğitiminin, ihmale tahammülü olmayan hassas bir mesele olduğunu fiili olarak göstermiş; her yeri ve vesileyi onları yetiştirmek için değerlendirmiştir.

Yazar: Sadık Men

Dipnot:

  1. https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-genclerle-gelecege-yurumustur-1/#.XdFRhC3BLs0
  2. İbn-i Hişâm, Sîre 156
  3. Buhârî, Tefsîr 77
  4. Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe 6
  5. Geniş bilgi için bkz. https://www.peygamberyolu.com/aktif-bir-sabir-ornegi-darul-erkam/#.XdWSQS3BI_U
  6. Beyhakî, Delâil 2/216; İbn-i Esîr, Üsdü’l-Gâbe 4/140; Heysemî, Keşfü’l-Estâr 3/169 (2493); Ahmed İbn-i Hanbel, Fedâilü’s-Sahâbe 1/285 (376); İsmâîl İbn-i Muhammed el-İsbehânî, Siyeru’s-Selefi’s-Sâlihîn 1/94
  7. İbn-i Hişâm, Sîre 228
  8. Bkz. Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 21/26 (13462)
  9. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 199, 200
  10. İbn-i Hişâm, Sîre 228
  11. Bkz. Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 4/11, 5/177; Hâkim, Müstedrek 3/13; Beyhakî, Delâil 2/553
  12. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 232; Taberî, Târîh 2/394
  13. Bkz. Buhârî, Menâkıb 45; Ebû Davud, Salât 12; Müslim, Mesâcid 1; İbn-i Sa’d, Tabakât 1/171
  14. Buhârî, Hac 92
  15. Tirmizî, Kıyâmet 59
  16. İbn-i Asâkir, Târîhu Dımeşk 11/230; İbn-i Mende, Erdâfu’n-Nebî 75
  17. Bkz. Buhârî, Menâkıb 29; Megâzî 45; Müslim, Îmân 158
  18. Buhârî, Menâkıb 33
  19. Uğurlama sırasında verilen eğitim için bkz. https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-icin-kullandigi-bir-zaman-dilimi-ugurlama-anlari/#.XdUWmi3BLs0
Bunları da beğenebilirsin