Efendimiz’in (sas) Eğitim Felsefesi (4): Beden Diline Dikkat

538

Cenâb-ı Hak, Kur’ân mesajını ve Nebevî daveti itibarsızlaştırmak için yapılan bir toplantıda müşriklerin akıl hocası Velid İbn-i Muğîre’nin duruşunu haber verirken, “O düşündü, ölçtü, biçti… Kahrolası, nasıl da ölçtü biçti! Hay kahrolası! Nasıl, nasıl da ölçtü biçti! Sonra baktı… Derken suratını astı, kaşlarını çattı… Sonra da sırtını döndü, kibirinden kabardı, arkasına bakmadan çekip gitti! ‘Bu Kur’ân, nesilden nesile aktarılan/öğretilen büyülü bir sözdür! Bu, beşer sözünden başka bir şey değildir.’ dedi.”1  buyurur. Velid’in, sözleri yanında “suratını astı, kaşlarını çattı, sırtını döndü, kibirinden kabardı, arkasına bakmadan çekip gitti.” tasvirleriyle beden diline de dikkat çeker. Böylece daha yolun başında Allah Resûlü’ne (ve mü’minlere), muhataplarının beyanları yanında beden dillerini de gözlemlemek gerektiğini ders verir.2

Beden dili; insanın “maksadını, duygu ve düşüncelerini”, jest, mimik, dokunma, el, kol, ayak, bacak ve omuz hareketleri, vücudun duruşu, kılık kıyafet, takı, ses tonu, tınısı ve yüksekliği… gibi birtakım sözsüz vasıtalarla muhatabına iletmesi demektir. İnsanlar arasındaki iletişimin ana omurgasını oluşturur ve muhatabın gerçekte ne düşündüğünü, ruh halini, asıl karakterini ve kanaatini, ahlakî yaklaşımlarını ve tepkisini, sözel olmayan bir şekilde ifade eder. Çünkü iç dünya; memnuniyet, sevinç, duyarlılık seviyesi, konuya verilen önem, endişe, gerginlik, üzüntü, şaşkınlık, utangaçlık, ilgi, heyecan, sıkılmışlık, bitkinlik, tedirginlik, öfke ve korku, beden diline yansır. İnsanın, kendisini daha hızlı ve etkili bir şekilde ifade etmesi ve muhatabını, daha doğru anlaması adına çok önemli ve belirleyicidir.

İçi dışı, özü sözü bir olan Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), tebliğ, eğitim ve ıslah faaliyetlerini yürütürken hem kendi hem de iletişimde olduğu kimselerin beden dili hususunda çok hassastır. Beyanları ile beden dilini destekler; iki dille birden hitap ederek duygu ve düşüncelerini daha güçlü, etkili ve seri bir şekilde ifade eder. Fıtri bir şekilde muhataplarını gözlemler; hal, hareket ve tavırlarından o andaki his ve fikirlerini anlamaya çalışır. Diyaloğun, dersin, sohbetin ve hutbenin gidişatına; uzunluğuna kısalığına, konunun akışına, üslup ve metodolojiye ona göre yeniden yön verir. Muhataplarının maddi manevi sıkıntılarını tespit eder; çözüme yönelik yerinde ve zamanında hamleler yapar. 

O (aleyhissalâtu vesselâm), çok değişik muhitlerden, kültür ortamlarından gelen ve farklı bilgi, zekâ seviyesi ve tecrübeye sahip insanlara, derdini ve davasını anlatırken, onları yetiştirirken beden dilinin evrensel ve etkileyici niteliklerinden ileri düzeyde istifade eder. 

Yüzü, Kaş ve Göz Hareketleri

Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), normalde insanların en güzel ve nur yüzlüsüdür.3 Özü, sözü gibi yüzüne de akseder ki Yahudî alim Abdullah İbn-i Selâm, “Bu yüzün sahibi, asla yalan söylemez!” der ve O’nun yüzünü görür görmez Müslüman olur.4 Allah Resûlü’nün yüzü, duygu ve düşüncelerinin muhtevasına göre renk ve şekil alır ki iç dünyasında meydana gelen değişimi ve ruh halini, mimiklerinden anlamak mümkündür.5 Mesela sevindiğinde yüzü nurlanır ve parlar.6 Tebûk’ten geriye kalan kimselerin affedildiği haberi gelince Hz. Ka’b İbn-i Mâlik (radıyallahu anh), O’nun huzuruna varır ve yüzünün mutluluktan ay gibi parıldadığını görür.7 Yine Mudar kabilesine mensup bir grubu muhtaç halde görünce yüzünün rengi değişir. Onların ihtiyaçlarını gidermek için mü’minleri himmette bulunmaya çağırır ve ashâbın sergilediği fedakârlık karşısında sevinç ve memnuniyetten yüzü parıl parıl olur ki bu durum sahabenin gözünden kaçmaz.8

İnsanları karşılarken ve onlarla konuşurken mütebessim bir çehre ile karşılar ve konuşur. Böylece gelişinden ve kurulacak diyalogdan duyduğu memnuniyeti, daha sözlü iletişime geçmeden güler yüzle muhatabına hissettirir ve onu rahatlatır.9 Mesela babası Zübeyr İbn-i Avvam’ın yönlendirmesi ile beyat için huzuruna yaklaşan Abdullah’ı görünce tebessüm eder ve ona, hem duyduğu hoşnutluğu hissettirir hem de heyecanını giderir.10 Cerir İbn-i Abdullah da “Müslüman olduğumdan beri huzuruna girmek istediğimde bana hiç engel olmadı. Beni her gördüğünde de mutlaka tebessüm ederdi.” der ve kendi izlenimini aktarır.11 Nitekim O, iletişimin daha samimi bir atmosferde gerçekleşmesi adına mü’minleri, kardeşlerini güler yüzle karşılamaya teşvik eder.12

Şahsı adına öfkelenmese de Allah adına celallenir ve bu durumda yüzü al al olur.13 Muhatabı yanlış bir söz, fiil ya da tavır ortaya koyduğunu, O’nun yüzündeki bu değişimden anlar ve kendisine çeki düzen verir.14 Böylece birçok mesele söze hacet kalmadan düzelir. Yüzünün rengindeki değişime ilave hoşuna gitmeyen bir şey gördüğünde hafif kaşlarını çattığı da olur. Bir gün bir bedevî gelir ve kendisine ihsanda bulunmasını ister. Yanında olanı verir ve “Şu anda sana verebilecek bir şeyim kalmadı. Ama sen git ve sana ne lazımsa benim adıma satın al. Elime imkân geçince borcunu ben ödeyeceğim.” buyurur. 

Bu duruma şahit olan ve üzülen Hz. Ömer (radıyallahu anh), araya girer ve “Yâ Resûlallah! İstedi, ona verebildiğini verdin, şimdi de böyle bir külfete ne gerek var. Kaldı ki Allah, sana gücünün yetmediği bir şeyi yüklememiştir.” der. Hz. Ömer’in bu sözleri üzerine Allah Resûlü’nün hafif kaşları çatılır. O’nun beden dilindeki bu değişimi anında fark eden Hz. Abdullah İbn-i Huzafe, ayağa kalkar ve “Yâ Resûlallah! Ver; hiç korkma. Arşın sahibi Allah, hiçbir zaman seni darlığa düşürmez.” der. Hz. Abdullah’ın bu sözlerinden duyduğu hoşnutluk, O’nun yüzünde gülücüklere dönüşür ve büyük bir sevinç içerisinde “İşte ben bununla emrolundum!” buyurur.15

Kur’ân, “Yanlarından geçerken kaş göz hareketleriyle onları küçümserlerdi.”16 buyurur ve müşriklerin, alaylarını kaş göz işaretleriyle açığa vurduklarını söyler; kaş göz işaretlerinin beden dilindeki yerine dikkat çeker. “Bir peygambere hain gözlere sahip olmak yakışmaz.”17 buyuran Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), kaş ve gözlerini hep hayır istikametinde kullanır.

Beden dili noktasında dış görünüşün; tercih edilen kılık kıyafetlerin, saç ve sakalın, ağız ve beden temizliğinin, güzel kokunun çok büyük önemi vardır ki ilk makalede anlatıldığı üzere Allah Resûlü, bu hususlarda da çok dikkatli hareket eder. Muhataplarına, kendisini onlardan birisi gibi hissettirecek, kibir ve riyadan, lüks ve şatafattan uzak sade elbiseler giyer. İnsanların karşısına tertemiz ve düzenli elbiselerle çıkar; onlara verdiği değeri ve duyduğu saygıyı giyim kuşamı üzerinden de hissettirir. Aynı şeyler saç, sakal, ağız ve beden temizliği ve kokusu için de geçerlidir.18

El ve Parmak Hareketleri

Allah Resûlü, duygu ve düşüncelerini ifade ederken elinden ve kolundan destek alır; muhataplarının konuyu daha iyi anlaması ve sakinleşmesi için sözel anlatımlarına paralel hareketler yapar. Bir gün cennetin kapısını ilk çalanın kendisi olacağını anlatırken sanki bir kapıyı eliyle tıklıyormuş gibi yapar ki orada hazır bulunanlardan Enes İbn-i Mâlik, yıllar sonra o manzaranın hala gözünde canlılığını koruduğunu haber verir.19 Hadisleri yazan Abdullah İbn-i Amr’a birileri gelir ve O’nun da bir beşer olduğunu, kızgın ve neşeli halleri bulunduğunu doğal olarak konuştuklarının evrensel bir nitelik taşıyamayabileceğini söyler ve onu, bu işten alıkoymaya çalışır. O, gelir ve bu durumu arz eder. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Yaz! Nefsimi kudretiyle ayakta tutan Allah’a yemin olsun ki buradan ‘haktan’ başka bir şey çıkmaz!”20 buyurur ve o esnada eliyle ağzını gösterir.

“İslam, azalarda, tavır ve davranışlardadır; gözükür. İman, kalptedir; gözükmez.” buyurur ve parmaklarıyla göğsünü işaret ederek üç defa “Takva, buradadır!” der; takvanın söz ve şekilde değil kalpte olması gerektiğini anlatır.21 Kıyametin yakınlığını anlatırken şehadet ve orta parmağını gösterir ve “Ben ve kıyamet işte bu ikisi gibiyiz.” der.22 Mü’minlerin birbiriyle irtibatını ve durumunu ifade ederken parmaklarını birbirine kenetler ve “Mü’minler tıpkı bir bina gibidir. Birbirine destek olur ve ayakta tutarlar.” buyurur.23 Bir gün insanın emeli ve eceli arasındaki ilişkiyi anlatırken eline iki çakıl taşı alır; birini uzağa diğerini daha yakına atar ve çevresindekilere “Şu uzağa düşen taş emel, bu yakına düşen taş ise eceldir.”24 buyurur. 

Allah Resûlü, sözde aşırılığa kaçmadığı gibi beden dilinde de aşırılığa kaçmaz; çok dengeli ve uyumlu hareket eder. Medine valisi Bişr İbn-i Süfyan hutbe verirken iki elini birden kaldırıp aşırıya kaçan hareketler yapınca Hz. Ümâre İbn-i Ruveybe (radıyallahu anh), onu uyarır ve Allah Resûlü’nün beden dilini çok dengeli kullandığını hatırlatır.25 Üvey oğlu Hz. Hind İbn-i Ebî Hâle, O’nun bu noktadaki dengeli halini şöyle anlatır: “Bir şeye işaret edeceği zaman parmağıyla değil eliyle işaret ederdi. Bir şeye hayret ettiği zaman da elinin içini semâya doğru kaldırırdı. Konuşurken, sözüyle uyumlu olarak elini hareket ettirirdi…”26

Mesafe ve Vücut Teması

Yakınlık derecesine göre insanlarla arasındaki mesafeyi ayarlar; yeri ve zamanı geldiğinde vücut teması da kurar. Abdullah İbn-i Mes’ud, “Allah Resûlü, ellerim avuçları arasında olduğu halde bana Kur’ân’dan bir sûre öğretir gibi tahiyyat duasını öğretti.”27 der ve O’nun, bu yönüne ışık tutar. Yine Abdullah İbn-i Ömer bir gün Allah Resûlü’nün elini omuzuna atarak kendisine şu tavsiyede bulunduğunu söyler: “Dünyada bir garip ya da bir yolcu gibi ol!” Allah Resûlü’nün bu nasihatinin dünyaya ve hayata bakışını değiştirdiğini ifade eden Abdullah İbn-i Ömer, bundan mülhem çevresine şu tavsiyeler de bulunur: “Akşama ulaştığında sabahlamayı, sabaha çıktığında akşamlamayı bekleme! Sıhhat döneminde hastalığın için, hayattayken de ölümden sonrası için hazırlık yap.”28   

Muhataplarından söz alırken hem güven hem samimiyeti ifade hem de tesiri artırma adına ellerini onların ellerinin üzerine koyar. Canlarından çok sevdikleri bir insana dokunarak birebir söz vermek sahabede o hususlarda aşkın bir ruh ve heyecan meydana getirir. Yeri geldiğinde kucaklaşır,29 musafaha yapar ve muhatabı bırakmadan elini bırakmaz. Sevgisini ve şefkatini beden diliyle de hissettirir. Mesela bu çerçevede çocukların başlarını okşar. 

Bir gün huzuruna bir sahabînin hurma ağaçlarını taşlarken yakalanan Rafi’ İbn-i Amr isimli bir çocuk getirilir. O, huzurunda mahcup bir şekilde duran bu çocuğa şefkat dolu ses tonuyla niçin öyle yaptığını sorar. Çocuk, çok acıktığını ve açlığını gidermek için ağacı taşladığını söyler. Allah Resûlü, yine şefkat dolu bir sesle yaptığının yanlış olduğunu, ağaçları taşlamaması gerektiğini ve açlık durumunda yere dökülenleri yiyebileceğini ifade eder. Ardından mahcubiyetini giderme, samimiyetini duyurma adına başını okşar ve dua eder.30 Bu şefkatli dokunuş, kalan ömründe doğru yolda yürümesi adına çocuğa yeter.

Yürüyüşü ve Duruşu

Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), yürürken; dinçliğini, canlılığını, ciddiyetini, azim ve kararlılığını, tevazu ve vakarını aksettirecek şekilde kuvvetli, hızlı, geniş ve emin adımlarla yürür.31 Hz. Ali, O’nun yürüyüşünü anlatırken “Âdeta kayayı yerinden sökercesine ciddi bir eda ile” der ve O’nun beden dilinin kendisinde bıraktığı etkiyi veciz bir şekilde ifade eder.32 Yürürken hafif öne eğilir ve arkasından birisi kendisine seslenince bütün bedeniyle seslenene döner. Böylece muhatabına verdiği değeri, diyalog başlamadan hissettirir ve muhatabı da O’nun bu davranışı karşısında çok etkilenir.

Allah Resûlü’nün duruşu çok heybetli, mehabet ve vakar doludur ki Hz. Ali (radıyallahu anh), bu durumun insanlarda meydana getirdiği etkiyi şöyle aktarır: “Etkili görünümü dolayısıyla, O’nu ilk defa gören kimsenin içinde bir ürperti hâsıl olurdu; fakat onunla bir süre kalıp kendisini tanıyınca, gönlünde ona karşı derin bir muhabbet uyanırdı.”33 Muhataplarının kendisini görebileceği bir konumdan ve yükseltiden onlara hitap eder. Böylece hem O, konuşurken bütün muhataplarını hem de bütün muhatapları rahatlıkla O’nu görür. Ders, hutbe ve sohbetleri esnasında sadece belli bir yöne ve kesime odaklanmaz; dinleyenlerin tamamını kontrol adına dengeli bir şekilde her yöne bakar.

Muhataplarının Beden Dilini Okuması

Allah Resûlü, muhataplarının beden dilini onları rahatsız etmeyecek şekilde gözlemler. Rahatsız, gergin ya da heyecanlı olduğunu anladığı muhatabına onu rahatlatıcı, yatıştırıcı, sakinleştirici mesajlar verir; huzura kavuşturur ve güvenini kazanır. Mekke’nin fethedildiği gün şehre mağrur bir kral gibi ihtişam içerisinde değil alnı, devesinin hörgücüne değecek şekilde aşkın bir tevazu içinde girer. O’nun bu beden dilinin hem ordusuna hem de endişe içerisinde bekleyen Kureyşlilere verdiği mesaj gayet nettir. Fakat buna rağmen bir adam yanına gelir, konuşurken heyecan ve korku içerisinde tir tir titremeye başlar. İletişimin daha rahat ve sağlıklı bir zeminde devam etmesi adına Allah Resûlü, “Sakin ol! Ben bir kral değilim. Kureyşli, kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum!”34 buyurur ve onu rahatlatır. Zira insan, gergin olduğu anlarda yatıştırıcı şeylere ihtiyaç duyar.

Eğitimcinin, muhataplarının beden dilinden içine düştükleri problemleri anlaması ve onlara çözüm üretmesi, gönüllere tesir etme adına çok önemlidir. Nitekim Cenâb-ı Hak da “Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O’na duâ ve ibâdet eden kimselerle beraber olmaya devam et. Dünya hayatının çekiciliğine kapılıp da gözünü onlardan ayırma.”35 buyurur ve gözleme vurgu yapar.

Bir seferinde sağa sola bakınan bir bedevi görür ve halinden ihtiyaç içerisinde olduğunu sezer. Ashâbına döner ve “Kimin yanında fazla bineği varsa, onu bineği olmayana versin. Kimin de fazla azığı varsa onu azığı olmayana versin.” buyurur. Hadiseyi haber veren Ebû Said el-Hudrî, “Allah Resûlü, bazı mal çeşitlerini bu suretle saymaya devam etti. Hatta O’nun, meselenin bu kadar üzerinde durması, bizde, hiç kimsenin yanındaki herhangi bir fazlalıkta hakkı olmadığı kanaatini oluşturdu.” der.36 Neticede Allah Resûlü, muhatabının beden dilinden anladığı problemini onu rencide etmeyecek şekilde çözüme kavuşturur.

Sonuç 

Konuyla alakalı onlarca farklı husus ve yüzlerce örnek içerisinden burada kaydettiğimiz birkaç husus ve misalde de görüldüğü üzere Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), bir lider, rehber ve muallim olarak eğitimde beden dilinden en azami ve ileri seviyede istifade eder. Özü sözü bir olduğu için anlatımında tenakuza düşmez ve çoğu zaman şahit olduğu şeylerin iç dünyasında meydana getirdiği değişimi muhatabına söze ihtiyaç bırakmadan anlatır. Muhatabının iç dünyasındakileri söze ihtiyaç duymadan anlar ve ona göre hamleler yapar.

Eğitim gibi en hayati bir misyonu hayata taşıyan kimseler, beden dilinin iletişimdeki etkisini hep göz önünde bulundurmalı; eğitim faaliyetlerinden en verimli neticeyi alma adına hem kendilerinin hem de muhataplarının beden diline dikkat etmelidir. Elbette ki bunu yaparken ahlakî sınırlara riayet etmeli ve bulundukları yerin örf, âdet ve kültürel farklılıklarını da göz ardı etmemelidirler.

Dipnot:

  1. Müddessir Sûresi, 74/18-25
  2. İlerleyen zamanlarda onlarca ayet-i kerimede bu hakikatin farklı örneklerine yer verilir.
  3. Bkz. Buhârî, Menâkıb 23
  4. Bkz. Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyâme 42; İbn-i Mâce, İkâmetu’s-Salavât 174
  5. Bkz. Buhârî, Menâkıb 23
  6. Bkz. Buhârî, Menâkıb 23
  7. Bkz. Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 9
  8. Müslim, Zekât 20 (69/2351)
  9. Bkz. Buhârî, Edeb 68
  10. Bkz. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 669
  11. Bkz. Buhârî, Edeb 68; Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe 29 (134/6363)
  12. Bkz. Tirmizî, Birr 36
  13. Bkz. Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 6702
  14. Bkz. Müslim, İlim 1
  15. Bkz. Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 10/244
  16. Mutaffifîn Sûresi, 83/30
  17. Ebû Dâvud, Cihâd 117; Hudûd 1
  18. Geniş bilgi ve örnekler için bkz. https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-egitim-felsefesi-1-dis-gorunuse-dikkat/
  19. Bkz. Dârimî, Mukaddime 8
  20. Ebû Dâvud, İlim 3; Dârimî, Mukaddime 43
  21. Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 12404; İbn-i Ebî Şeybe, Musannef 30955
  22. Buhârî, Talâk 25
  23. Bkz. Buhârî, Edeb 36
  24. Tirmizî, Âdâb 82
  25. Tirmizî, Cum’a 19
  26. Bkz. Heysemî, Mecmeuz’-Zevâid 8/276; Beyhakî, Delâil 1/286
  27. Buhârî, İsti’zân 27; Müslim, Salât 16/59 (402)
  28. Bkz. Buhârî, Rikâk 3
  29. Bkz.Tirmizî, İsti’zân 32; İbn-i Hişâm, Sîre 524
  30. Bkz. Ebû Dâvud, Cihâd 85; Tirmizî, Buyu’ 54; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 376
  31. Bkz. Tirmizî, Menâkıb 12; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 1230
  32. Bkz. Beyhâkî, Delâil 1/274
  33. Beyhakî, Delâil 1/269, 270
  34. İbn-i Mâce, Et’ıme 30
  35. Kehf Sûresi, 18/28
  36. Müslim, Lukata 5/18; Ebu Davud, Zekât 33
1 yorum
  1. Ali Demirel diyor

    Allah razı olsun sağolun Hocam teşekkür ediyorum.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.