Efendimiz’in (sas) âhirette şâhid olması

260

Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisine has özelliklerinden birisi de kıyâmet gününde hem diğer insanlara hem de ümmetine şâhit olmasıdır. O, umûmî mânada bir şâhittir.

“Ey şanlı Peygamber! Biz seni insanlar hakkında şahid, müjdeci, uyarıcı olarak gönderdik.”1 âyetine göre O, Allah’ın birliğine şâhit, Allah’a nasıl kulluk edileceğine delil gösterilecek örnek ümmetin, tasdik, yalanlama, uymak veya uymamak gibi durumlarına, amellerine, yarın âhirette ilâhî huzurda tanıklık edecek bir şâhit2 olduğu gibi, aynı zamanda diğer ümmetlerin şâhitleri olan peygamberlerine de şâhittir:

“Ey Resûlüm! Her ümmetten haklarında tanıklık edecek bir şahid (Peygamber) celbettiğimizde ve Seni de bütün onlara (ümmetine) şahit olarak getirdiğimizde, bakalım onların hali nice olacak? İşte o gün dini inkâr edip Resûle isyan edenler, yerin dibine girmek, yerle bir olmak isteyecekler. Onlar hiçbir sözlerini hiçbir kabahatlerini Allah’tan gizleyemezler.”3

“Gün gelir, her ümmetten kendilerine birer şahit getiririz. Seni de ümmetin üzerine bir şahit olarak getirip dinleriz. Ey Resûlüm, işte sana bu kutlu Kitabı indirdik ki her şeyi açıklasın, doğru yolu göstersin, Allah’a teslimiyetle itaat edecek olanlara, rahmetin ve müjdenin ta kendisi olsun.”4

Âhirette, diğer ümmetlerin hepsi, kendi peygamberlerinin tebliğlerini inkâr edecekler. Cenâb-ı Hakk, muhâkeme icabı, o peygamberlerden, tebliğ ettiklerine dair belge isteyecek, nihayet Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmeti huzura getirilecek ve onlar şâhitlik edecekler. Diğer ümmetler, siz bunları nereden biliyorsunuz? diyecekler. Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmeti de: “Bunu bize Allah, kitabının ve gönderdiği hak peygamberin diliyle bildirdi.” diye cevap verecekler. Bunun üzerine Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) getirilecek, kendisinden ümmeti sorulacak, tezkiye edilmeleri istenecek, O da ümmetinin adâletine ve doğru söylediğine şehâdet edecek ve onları açıkça tezkiye edecektir.5

Şu âyetler de bu durumu anlatmaktadır:

“Ve işte böylece Biz sizi örnek bir ümmet kıldık ki insanlar nezdinde Hakk’ın şahitleri olasınız ve Peygamber de sizin hakkınızda şahit olsun. Senin arzulayıp da şu anda yöneldiğin Kâbe’yi kıble yapmamızın sebebi, sırf Peygamberin izinden gidenlerle ondan ayrılıp gerisin geriye dönecekleri meydana çıkarmaktır. Gerçi bu oldukça ağır bir iştir, ancak Allah’ın doğru yola erdirdiği kimseler için mesele teşkil etmez. Allah imanınızı zayi edecek değildir. Çünkü Allah insanlara karşı pek şefkatlidir, çok merhametlidir.”6

“Allah yolunda gereği gibi cihad edin. Sizi insanlar içinde bu emanete ehil bulup seçen Odur. Din konusunda, Size hiçbir zorluk da yüklemedi. Haydin öyleyse babanız İbrahim’in milletine ve yoluna! Bundan önce de, bu Kur’ân’da da, size Müslüman adını veren O’dur. Ta ki Resûl size şahid olsun siz de diğer insanlar nezdinde Hakkın şahitleri olasınız. Haydi namazı hakkiyle ifa edin, zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı bağlanın. O sizin biricik Mevlanız, Efendinizdir. Ne güzel Mevla ve ne güzel Yardımcıdır O!”7

Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem), âhirette yapacağı bu şâhitliği hatırladığı zaman, çok müteessir oluyordu. İbn-i Mes’ûd anlatıyor: “Bir gün Allah Resûlü bana: ‘Kur’ân oku da dinleyeyim’ dedi. Ben de: ‘Yâ Resûlellâh! Kur’ân sana nâzil olup dururken, ben sana nasıl Kur’ân okurum?’ dedim. ‘Ben başkasından dinlemeyi severim’ buyurdular. Bunun üzerine Nisâ sûresinin başından okumaya başladım ve: ‘Her ümmetten bir şâhit, seni de bunlara şâhit getirdiğimiz zaman nice olur.’8 âyetine gelmiştim ki ‘Yeter yeter’ dediler. Döndüm baktım, Resûlullah ağlıyor ve gözlerinden yaşlar akıyordu.”9


Yazar: Prof. Dr. Muhittin Akgül/KUR’ÂN’DA Hz. MUHAMMED’İN (sallallâhu aleyhi ve sellem) ÖZELLİKLERİ isimli kitabından alınmıştır.

Dipnot:

  1. Ahzâb, 33/45
  2. Bkz: Şevkânî, a.g.e., 4/288; Ebu’s-Suûd, a.g.e., 7/107-108; Elmalılı, a.g.e., 6/323; Tâhir b. Âşûr, a.g.e., 22/52.
  3. Nisâ, 4/41-42
  4. Nahl, 16/89
  5. Buhârî, Tefsîr 2/13.
  6. Bakara, 2/143
  7. Hacc, 22/78
  8. Nisâ 4/41.
  9. Buhârî, Tefsîr 4/9; Müslim, Müsâfirûn 247-248.
Bunları da beğenebilirsin