Efendimiz’in (sas) evlatlarıyla münasebeti

712

Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) erkek kız, birçok çocuğun babasıdır. Bir tanesi hariç, hepsi Hz. Hatice’den (radıyallahu anh) doğmuştur: Kasım, Tahir, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fâtıma, Hz. Hatice’nin (radıyallahu anh) evlâtlarıdır ve Mekke’de doğmuşlardır. Medine’de ise sadece Mısırlı cariyesi Mâriye’den İbrahim doğdu.

Hz. Peygamber’in (aleyhissalatu vesselam) telakkisinde aileye hizmetçi (köle dahil) ile, azatlı ve onların çocukları da dahildir. Bu sebeple Resûlullah’ın (aleyhissalatu vesselam) baba-evlat münasebetlerini tespit ederken, öz evlatlarının da dışına çıkacağız. Hemen belirtmek isteriz ki, on yıl hizmetinde bulunan ve Hâdimu’n-Nebi unvanıyla şerefyap olan Enes (radıyallahu anh), “Hıbbu Resûlillah (Allah elçisinin sevgilisi)” unvanı olan Üsâme, babası Zeyd (r.a), oğlu İbrahim veya torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin gibi Al-i Nebevinin birer parçasını teşkil edeceklerdir. Bu sebeple biz onlardan da misaller kaydedeceğiz.

Doğumdan Önceki İlgi

Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) çocuklarıyla doğmadan önce, fiilen ilgilenmeye başlamıştır. Hz. Fâtıma’nın ilk doğumu (Hz. Hasan’ın doğumu) yaklaşınca, Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) kızı Fâtıma’ya uğrayıp, halini hatırı sorar ve: “Çocuk doğunca bana haber vermeden çocuğa hiç bir şey yapmayın!” tembihinde bulunur. Çocuk doğunca kendisinin gıyabında sarı renkli bir beze sarılmış olmasına kızar ve ebelik yapmış olan Şevde Bint-i Misrah’a “Bana âsi oldun!” der. Çocuğu alıp, sarı bezi atar ve beyaz bir beze sarar. Çocuğun ağzına tükürüğünden koyup yutturur. Sonra Hz. Ali’yi çağırtır. İsmini ne koyduğunu sorar.[1]

Aynı ilgiyi Hz. Hüseyin için de gösterdiği, Hz. Ali’den gelen bir rivayetten anlaşılmaktadır.[2] Enes, Ümmü Süleym’in oğlu Abdullah’ın doğumu yaklaşınca haber salıp: “Çocuğun göbeğini kesince, bana haber ver, benden evvel ağzına hiçbir şey koyma!” diye tembihlediğini belirtir.[3]

İlk Muameleler

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam), yeni doğan yakınlarına tahnîk (ağzında yumuşattığı hurma ile damağını ovmak) ve duada bulunur, kulaklarına ezan ve kamet okur, isim koyardı.[4] Daha sonra, ilk yedi gün içinde sünnet ettirmek, başındaki ilk tüyü tıraş edip ağırlığınca tasaddukta bulunmak, akîka kurbanını kesmek gibi başka alakaları olmuştur.[5]
Doğum haberiyle sürür izhar etmek, (hatta ziyafet vermek) bir diğer alakadır. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) oğlu İbrahim’in doğum haberini getiren Ebu Râfi’e bir köle hediye etmiştir.[6]

Gıda

Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) yeni doğan çocuklarının gıdalarıyla da yakından ilgilenmiştir. İbrahim’in annesi Mâriye’nin sütü az olduğu için sağmal koyun alarak takviye etmiştir.[7] Sütannesi tuttuğu da rivayetlerde belirtilir.[8] Emzikli kadının hamile kalmasının (sütün tabiatını bozarak) çocuk için zehir tesiri yapacağını bildiren Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam),[9] yeni doğum yapmış bulunan Ümmü Seleme’nin, bebeğine süt verdiğini gördükçe gerdek yapmamış, durumu anlayan (Ümmü Seleme’nin sütkardeşi) Ammâr İbnu Yâsir (sütten kesmek için) çocuğu götürünce gerdek yapmıştır.[10]

Çocukların beslenmeleriyle ilgili olarak bir noktaya dikkat çekmemiz gerekiyor: Çocuk su isteyince hemen vermek. Zira Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) Hz. Fâtıma’nın (radıyallahu anhâ) yanında gecelediği bir ziyaret sırasında Hasan ve sonra da Hüseyin su ister. Resûlullah derhal kalkıp çocuklara –sırasıyla- su verir.[11]

Temizlik

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam), temizliği imanın yarısı olarak ifade etmiştir.[12] Çocuğun yetişmesinde de maddi ve manevi temizlik aynı ölçüde ehemmiyetlidir. Hz. Peygamber’in yeni doğan çocuğun beyaz kundağa sarılmasına gösterdiği itina, temizliğe verilen ehemmiyetin ilk ifadesi olarak değerlendirilir. Eşiğe takılıp düşen çocuk Üsâme’nin kanayan yüzünün derhal yıkanması için verdiği emir ve hatta -Hz. Aişe’nin gecikmesi üzerine- kendisinin bizzat yıkaması,[13] torunu Ümâme’nin yüzündeki çapağı silmesi[14] bu konuda fiili örnektir. Çocukların temizliği, umumi prensiplere göre değerlendirilmelidir.

Sağlık ve Tedavi

Hadis kitaplarında Kitâbu’l-Mardâ, Kitâbu’t-Tıb adı altında bu konu müstakil bölümlerde ele alınır. Çocukların sağlığına bu umumi alakadan fazla yer verildiği söylenebilir. Çocuk doğunca kulağına ezan ve kametin okunmasını emrederken “Böylece Ümmü’s-sıbyân çocuğa zarar vermez!” buyurmuştur. Hz. Hasan ve Hüseyin’in her çeşit şeytan, hayvan ve kem gözden korunması için Allah’a dua suretiyle istiâze ve rukyede bulunmuştur.[15] Ümmü Seleme’nin yanında, göz değmesinden ağlayan çocuğa “rukye yaptırmasını” emreder.[16] Anjin sebebiyle çocukların bademciklerinin alınmasını yasaklar, onun yerine ûd-i hindiden yapılacak bir burun damlası tavsiye eder.[17] Çeşitli rahatsızlıklardan muzdarip çocukların pek çok vesilelerle Resûlullah’a götürülüp tedavi ettirildikleri çokça rivayet edilmiştir.[18]

Sevgi

Hz. Peygamber’in (aleyhissalatu vesselâm) çocuklara karşı tavrında en dikkat çekici yönlerinden biri, onlara karşı izhar ettiği sevgidir. “Çocukları cennet kokusu”, “gözümün nuru” diye tarif eder.[19] “Her öpücük için cennette beş yüz yıllık mesafesi olan bir derece verilir”[20] diyerek çocukların sevgiye boğulmasını tavsiye eder. Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam), çocuklarına, torunlarına gösterdiği sevgi ve merhamet sebebiyle “iyâline karşı insanların en müşfiki” bilinmiştir.[21] Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) torunları Hasan ve Hüseyin’in yüzlerinden, dudaklarından göbeğinden öpmüş,[22] dilini “kuru hurma”yı emer gibi emmiştir.[23] Kocası demirci olan bir sütanneye verilen oğlu İbrahim’i Hz. Peygamber’in (aleyhissalatu vesselam) sık sık görmeye gittiği, varınca çocuğu kucaklayıp öptüğü, kokladığı ve bir müddet sonra tekrar döndüğü belirtilir.[24]

Kız torunu Ümâme’yi omuzunda taşıyan Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) onu indirmeden namaz kılmış, rükû ve secdeye gittikçe yere bırakmış, kıyama kalktıkça tekrar omuzuna almıştır.[25] Namazda, secde sırasında sırtına binen torunları, kendiliğinden ininceye kadar secdeyi uzatmış, rükû sıralarında bacaklarının arasından da geçmek isteyince bacaklarını aralamış fakat çocuğa müdahale etmemiştir.[26] Hatta kucağında üstüne akıttığı zaman akıtmasını kestirmemiş, müdahale etmek isteyene: “Bırak oğlumu tamamlasın!” demiştir.[27]

Hz. Peygamber’in (aleyhissalatu vesselam) çocuklarına sınırsız şefkat ve sevgisinin bir başka tezahürü, onların vefatları sırasında izhar ettiği elem ve kederdir. Ümmü Gülsüm öldüğü zaman kabrinin başına oturup ağlamış,[28] keza İbrahim’in ölümüne ağlamış ve şöyle demiştir: “Göz ağlar, kalb üzülür, fakat biz Allah’ın rızasına uymayan söz sarf etmeyiz. Vallahi ey İbrahim, ölümün sebebiyle hepimiz üzgünüz. “[29]

Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) çocuklara sevgisini onlarla şakalaşmak suretiyle de ifade etmiştir. Hz. Enes “Allah Resûlü’nün (aleyhissalatu vesselam) bu meselede de nâsın en ileride olanı bulunduğunu” belirtir.[30] Enes’e zü’l-üzüneyn (iki kulaklı) diye ad takması,[31] perçeminden zaman zaman tutması,[32] torunu Hasan’a “luka” (yaramaz) demesi,[33] dilini çıkarıp güldürmesi, ağzına su doldurup bazı çocuklara püskürtmesi,[34] gibi örnekler nebevi şakanın değişik şekillerde cereyanını gösterir.

Çocuk Ağlaması

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) çocukların ağlamaya terk edilmesine taraftar değildir. Pek çok rivayet, ağlayan çocuklara ilgi gösterdiğini haber verir. Biri şöyle: “Vallahi, ben namazda iken çocuk ağlaması işitince, annesinin namazını fesada vereceğinden korkarım.”[35] Bir sabah namazında birinci rekâtta 60 âyetlik kıraatta bulunan Resûlullah kulağına çocuk ağlaması gelmesi üzerine, ikinci rekâtı en kısa bir sûre ile tamamlar.[36]

Oyununa Alâka

Çocukların hayatında ve onların gerek bedenî ve gerekse aklî ve ruhî melekelerinin gelişmesinde oyun ehemmiyetli bir yer tutar. Çocuk terbiyesinin mühim bir bölümü oyunla ilgilidir. Oyun; zamanı, çeşidi, oyun arkadaşları, oyun miktarı vs. pek çok meselesi olan bir konudur.

Allah Resûlü’nün (aleyhissalatu vesselam) bu meseleyle yakinen ilgilendiğini görmekteyiz. Hz. Peygamber, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’i, Hz. Enes’i (radıyallahu anhum) arkadaşlarıyla oynamak üzere sokağa salmış[37] ve çocuğu toprakta oynamaya teşvik sadedinde: “Toprak çocuğun baharıdır.”[38] buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselam): “Çocuğu olan onunla çocuklaşsın” buyurarak çocukları bizzat eğlendirmeyi de teşvik etmiştir.[39] Ümmü Süleym’in Ebû Umeyr adlı çocuğu ile oynadığı rivayet edilmiştir.[40] Hz. Hasan ve Hüseyin’i (radıyallahu anhuma) omuzlarına bindirdiği,[41] dört ayak olup sırtı üzerine bindirip gezdirdiği,[42] bazen ayağı üzerinde sallayarak,[43] bazen dilini çıkararak,[44] bazen göğsü üzerinde yürüterek[45] güldürüp eğlendirdiği rivayet edilmiştir.

Hz. Hasan ve Hüseyin’in (radıyallahu anhuma) bir köpek yavrusuyla oynadığı,[46] Hz. Enes’in (radıyallahu anh) kardeşi Ebû Umeyr’in bir kuşla oynadığı, kuşu öldüğü için üzülen Ebû Umeyr’le meşgul olup teselli ettiği[47] bu konuyu ilgilendiren rivayetlerdir.

Hizmet

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) ev içinde çocuklara hizmet etmiş, onlarla ilgilenmiştir. Bir rivayette gece su isteyen torunları Hz. Hasan ve Hüseyin (radıyallahu anhumâ) için, annesi Fâtıma’dan önce kalkıp su verdiğini,[48] bir başka rivayette kız torunu Ümâme’nin (radıyallahu anhâ) yüzündeki kir ve pası sildiğini[49] görmekteyiz. Üsâme (radıyallahu anh) ile ilgili olan şu rivayet de konumuz açısından güzel bir örnek teşkil ettiği için aynen kaydediyoruz:

Hz. Âişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Üsâme kapının eşiğine takılıp düşmüştü. Yüzünde yara açıldı ve kanadı. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) hemen ilgilenip:

– Çocuktan şu pasağı temizleyiver, dedi. Ben biraz iğrenme izhar etmiştim. Kendisi atılıp kanı sildi ve yüzüne su atarak yıkadı. Sonra şöyle buyurdu:

– Eğer Üsâme kız olsaydı, onu takılarla süsler (güzel) elbiseler giydirir, cazibeli kılardım.”[50]


Dipnotlar
1 el-Müttaki Alâu’d-Din Aliyyu’l-Müttaki İbnu Hüsâmi’d-din el-Hindî (v. 974/1567); Kenzu’l-Ummâl fi Süneni’l-Akuâl ve’l-Efal, Haydârâbâd. 1945, 16, 261-62; İbn Hacer -Şihâbu’d-Din Ebu 1-Fadl Ahmed İbnu’ Ali el-Ali el-Askalânî (v. 842/1448). Buluğu’l-Meram min Edilleti’l-Ahkâm, Çvr. Ahmed Davudoğlu, Sönmez neşriyat, İstanbul, 1970. 4. 337-338.
2 Heysemî, a.g.e. 9, 175; Kenzu’l-Ummâl. 16, 284.
3 Kadı Ebû Tâlib, Şerhu İleli’t-Tirmizî, Yzm. Saray, 3. Ahmed, Nu. 530, 72/b
4 Hâkim, a.g.e. 3, 179; Tirmizi, Edâhi 17; Ebû Dâvûd, Edeb 108, Ahmed ibn Hanbel, a.g.e. 6,. 391.
5 Hâkim, a.g.e. 3, 179; Nesâi, Akika 5, Abû Dâvût, Edaâhi 20, Heysemi, 4, 59
6 İbn Abdilber; el-İsti’âb fi Marifeti’l Ashâb, Kahire 1328. 1,141
7 Hâkim, a.g.e. 4. 39.
8 Müslim, Fedâil 63. Hâkim, a.g.e. 4, 40.
9 Ebû Dâvûd. Tıb 16.
10 Hakim, a.g.e. 4, 17.
11 İbn Hacer, el-Metâlibu’l-Alive, 4, 69.
12 Müslim, Taharet 1.
13 İbn Sa’d, a.g.e. 4. 61-62.
14 a.g.e. 8, 233.
15 İbn Mâce, Tıb, 36; Tirmizî. Tıb 18.
16 Mâlik İbn Enes, a.g.e. 2, 229.
17 Buhârî, Tıb 10/21, 26..
18 Canan, Hz. Peygamberin (s.a.) Sünnetinde Terbiye, 248-249.
19 Heysemî, a.g.e. 8, 156.
20 Zeyd İbn Ali İbnu’l-Hüseyin İbni Ali İbn Ebi Tâlib, (v. 122/739) Müsnedü’l-İmam-ı Zeyd, Tahkik: AbdüTVâsi el-Vâsi’i el-Yemânî, Lübnan 1966. s.505.
21 Müslim. Fedâil. 63.
22 Canan, Hz. Peygamber’in (s.a) Sünnetinde Terbiye 152-154.
23 el-Müttaki. Kenzu’l-Ummâl 16, 260.
24 Müslim, Fedâil 63.
25 İbn Sa’d, a.g.e. 8, 232.
26 Suyûtî, Tarihu’l-Hülefâ, Kahire, 1944. S. 189.
27 Bak. Heysemî, 1. 285; Hâkim, a.g.e. 3, 180; İbn Mâce, Rüya 10.
28 İbnu Sa’d, a.g.e. 8, 38.
29 Müslim, Fedâil, 62.
30 Taberânî, Sağir, 2, 39.
31 Tirmizî, Birr 57; Ebû Dâvûd, Edeb 92.
32 Ebû Dâvûd, Tereccül 15.
33 Suyûtî, Tarihu’l-Hülefâ s. 189.
34 Buhârî, İlm 18.
35 Mubârekfûrî. a.g.e. 2. 376.
36 İbn Ebi Şeybe-Ebû Bekr Abdullah İbn Muhammed (v. 253/1867) Musannafu İbn Ebi Seybe, Tashih ve neşr. AbduTHâlık Han ef-Efgânî. Haydârâbâd. 1966. 2. 57: Nesâî. Kıble 35.
37 Ebû Dâvûd, Edeb, 136; İbn Mace, Mukaddime 11, Hâkim, a.g.e. 3, 177.
38 Münâvî. a.g.e. 3. 281.
39 Deylemî- Ebi Mansur (v, 558/1162) Müsnedü’l-Firdeus, Yzm. Şehit Ali Paşa, Nu. 565. 2. 136/ b; İbn Hamza el-Hüseynî, a.g.e. 2, 228.
40 Deylemi, a.g.e. 2, 327/a.
41 İbn Hacer, ei-Metâlibu l-Aliye, 4, 72; Heysemî, a.g.e. 9, 181-182; El-Müttâki, a.g.e. 16. 267.
42 el-Müttaki, a.g.e. 16. 272; el-Heysemî, 9, 182.
43 Heysemi, a.g.e. 9, 176; el-Müttaki, 16, 259.
44 Müstedrek 3. 169.
45 Buhârî, el-Edebu 1-Müfred. a.g.e. s. 96, 249. II., s. 103, 270. H.
46 İbn Sa’d, a.g.e. 1, 116; Heysemi, a.g.e. 7, 138.
47 Buhârî, Edeb 81; Müslim, Edeb 30.
48 İbn Hacer, el-Metâiibu’l-Âliye. 4. 69.
49 İbn Sa’d, a.g.e. 8, 233.
50 İbn Mâce. Nikâh. 49.

(Prof. Dr. İbrahim Canan, Aile Reisi ve Baba Olarak Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem)

İlgili diğer yazılar

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Deneyiminizi daha iyi hale getirmek için bu web sitesinde çerezleri kullanıyoruz. Devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş oluyorsunuz. Kabul Et Daha fazla