Efendimiz (sas) mescidini inşa ediyor

218

Allah Resûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine’de misafir kalacağı yer, devenin çömelmesiyle belli olmuştu: Ebu Eyyub el-Ensarî’nin evi. Bir taraftan misafir kalacağı eve doğru ilerken diğer taraftan mescidini inşa edeceği yeri de düşünüyordu. Devesinin çömeldiği boş arsanın kime ait olduğunu sordu. Hz. Muaz İbn-i Afra yanı başındaydı. Hemen devreye girerek şunları söyledi:

“Ya Resûlallah! Orası benim korumam altında bulunan Sehl ve Süheyl adlı iki yetime aittir. Ben onları razı ederim. Oraya mescid yapabilirsin.”1

Peygamber Efendimiz, arsayı asla karşılıksız kabul etmeyeceğini belirterek sahiplerini çağırttı ve onlarla pazarlık yaptı. Çocukların her ikisi de yerlerini hibe etmek istediklerini belirttiyse de bu da kabul görmedi. Yapılan pazarlığın sonunda arsa 10 dinar karşılığında satın alınmak üzere anlaşıldı. Allah Resûlü, Hz. Ebu Bekir’den arsanın ücretini yetimlere ödemesini talep etti.2

Mescidin temeli atılıyor

Satın alınan arsanın inşaata hazır hale getirilmesi için ilk önce tesviyesine başlandı. Yerin düzenlenmesiyle bizatihi ilgilen Allah Resûlü, arsanın içindeki diken ve hurma ağaçlarının sökülmesini emretti. Arsanın içinde bulunan kabirler, başka yere nakledildi. Yine arsanın içinde bulunan az bir su kaynağının yolu değiştirildi ve oradan uzaklaştırıldı.

Arazi hazır hale getirilince Allah Resûlü, mescidin uzunluğunu ve genişliğini 70×60 zira’ tutarak, üç zira’ (1.5 metre) derinliğinde temel kazdırdı. Kazma işleminin ardından çevreden getirilen taşlarla temel döşendi. Temele ilk taşı da Allah Resûlü koydu. Daha sonra onun koyduğu yerden başlayarak ashab-ı kiram devam etti.

Temel kazılırken Peygamberimiz, duvarların örülmesi için kerpiç hazırlanmasını da emretmiş; arsaya yaklaşık 250 metre mesafede, “Bekîu’l-Ğarkad”a daha yakın “Bekîu’l-Habhabe” denilen yerde kerpiç imalatına başlanmıştı.

Çalışanları motive ediyor

Taş taşıma ve yerleştirme işinde sahabeyle birlikte Peygamberimiz de bizatihi çalışıyordu. Sadece çalışmakla kalmıyor inşaatı takip ediyor diğer taraftan onlara dua ediyor, coşturacak beyitler de söylüyordu:

“Allah’ım! Hakiki hayat ancak ahiret hayatıdır. Sen Ensar ve Muhacire merhamet et onları bağışla.”

Yine bizatihi kerpiç taşıyan Allah Resûlü, “Bu yük, Hayber’in ticaret yükü değildir. Bu yük, Rabbimiz katında sevap cihetiyle daha makbul ve daha güzel bir yüktür!” buyurarak çalışanları motive ediyordu.3

Hanım sahabîler de inşaata yardım ediyor

Bazı hanım sahabîlerin de mescidin inşa faaliyetine katıldığını görmekteyiz. Mesela Hz. Abdullah İbn-i Ebî Evfa, hanımı vefat ettiğinde onun ihlasına zarar gelmemesi için gizli tuttuğu bir sırrını farkına varmadan dile getirmişti. Cenaze namazının kılınması için mescide doğru götürülürken şöyle seslenmişti: “Onun tabutunu şevkle taşıyın. Çünkü o, temelleri takva üzerine kurulu bu mescidin inşası için geceleri köleleriyle birlikte taş taşırdı. Biz erkekler de gündüzleri ikişer ikişer taşırdık.”4

Duvarlar örülüyor

Her şey planlandığı gibi gidiyordu. Temel atma işlemi tamamlanınca hemen duvar örülmeye başlandı. Henüz kıble Kâbe’ye çevrilmediği için mescidin kıblesi Mescid-i Aksa’ya doğru yapıldı. Duvarlar bir adam boyu ve eller kaldırdığında tavana değmeyecek kadar yüksek örülüyordu. (Yaklaşık olarak bunun 2.15-2.20 metreye tekabül ettiği söylenebilir.)

Kapılar yerleştiriliyor

Mescide giriş ve çıkış için üç kapı yapılmıştı. Bir kapı kıblenin tam karşısına düşen duvarda. “Rahmet Kapısı” diye isimlendirilen ikinci kapı, kıblenin sol tarafındaki duvarda. Üçüncü kapı ise (Âl-i Osman kapısı ki şu andaki Cibril kapısı olarak bildiğimiz kapıdır.) mescidin arka tarafına doğru sağ duvarda bırakılmıştı. Bu kapı, mescide giriş ve çıkışları için Peygamber Efendimiz’e has kılınmıştı. Hz. Âişe ve Hz. Sevde validelerimizin kalacağı odalar da mescidin arka tarafında bu duvara bitişik yapılmıştı. Odalar, kerpiçten yapılmış, üstü hurma kütükleri ve dallarıyla kapatılmıştı. İki oda tamamlanınca kapısı mescide açılan odaya Hz. Âişe validemiz, diğerine de Hz. Sevde yerleşmişti.

Duvar örme işlemi tamamlanınca mescidin içine hurma kütüklerinden sütunlar dikildi ve üzeri hurma dallarıyla örtüldü. Bu işlem devam ederken Allah Resûlü’ne “Ya Resûlallah! Mescide çatı yapmayacak mısınız?” diye sorulunca kendisi şöyle cevap vermişti:

“İş çok acil, şu an ona vaktimiz yok. Üstü tahta parçaları ve otlarla kaplı Hz. Musa’nın (aleyhisselam) çardağı gibi bir çardak yeterlidir.”5

Rebiulevvel ayının son günlerinde başlayan mescidin inşaatı, yoğun bir çalışmayla Şevval ayına kadar tam yedi ay sürmüştü. Bundan on ay sonra kıblenin Kâbe’ye döndürülmesiyle ilgili ayet nazil olunca bu sefer plan tam tersine çevrilmişti. Mescidin arka tarafı kıble, ön tarafı ise arka kısmı olmuştu. Yeni kıble tarafına gelen kapı kapatılarak karşısındaki kuzey kısmındaki duvardan bir kapı açılmıştı. Bir diğer ifadeyle Mescid-i Aksa’ya doğru namaz kılarken durulan mihrabın yeri kapıya dönüşmüş, güney duvardaki ilk giriş kapısının yeri ise yeni mihrap olmuştu. Allah Resûlü’nün odalarının yerinde ise bir değişikliğe gidilmemişti. Başlangıçta mescidin arka (güney) sağ köşesine bitişik olan odalar kıblenin değişimiyle beraber yeni mihrab ve minbere göre ön sol kısımda kalmıştı.

Mescid-i Nebevî genişletiyor

Efendimiz döneminde mescidin yapısında ikinci bir değişiklik Hayber’in fethinden sonra yapılmıştır. Artan Müslüman nüfusa yeterli gelmeyen mescid, kıble ve doğu tarafı hariç diğer iki taraftan yani kuzey ve batı istikametinde genişletilmiştir. Efendimiz hayatta iken yapılan bu genişletme çalışması, aynı zamanda mescidin ihtiyaca bağlı olarak genişletilebileceğini ifade eden bir uygulama olmuştur.

Mescidi-i Nebevî’yi genişletmeyi düşünen Allah Resûlü, Hz. Osman’a mescidin kuzey ve batısına bitişik ev ve arsaları sahiplerinin rızasıyla satın aldırdı.6 Hatta evi mescide bitişik olan Ensar’dan bir sahabîye Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), “Mescidin genişlemesi için vereceğin bu eve karşılık sana cennette bir ev var!” demişti. Bunu duyan Hz. Osman (radıyallahu anh) hemen gidip o şahsı bulmuş ve on bin dirheme adamın evini satın almıştı. Daha sonra Efendimiz’in yanına gelen Hz. Osman, “Ya Resûlallah! Ben o evi sahibinden satın aldım. O evi şimdi Sen benden satın al.” Allah Resûlü de “Cennette bir ev karşılığında onu satın aldım.”7 buyurdu ve mescidine kattı. Başlangıçta Hz. Ebû Bekir’e nasib olan mescidin yerini satın alma sevabı, genişletme çalışmalarında ise Hz. Osman’a nasip oldu.

Satın alınan arsaların yerindeki binalar kaldırıldı. Ardından mescidin kuzey ve batı duvarları komple yıkılarak her iki cepheden genişletildi. Bunun için her iki taraf tekrar kazılarak yeni temel atılmış ve taşlar döşenmişti. Kıble duvarı ise uzatılarak batı duvarıyla; doğu duvarı ise yeni kuzey duvarı ile birleştirilmişti. Daha önce “semît” denilen teknikle yani kerpiç üzerine kerpiç konularak tek sıra halinde örülen duvarlar, genişletme çalışmasında “saîde” denilen bir tam bir de yarım kerpiçten oluşan teknik ile örüldü. Duvarlar da 1.5 zira (74 cm) tutularak daha kalın hale getirildi. Yüksekliği de yaklaşık 2.15-2.20 metreden 7 zira’a yani 3.5 metreye çıkartıldı.8
Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) mescidin ilk inşasında çalıştığı gibi bu genişletme projesinde de ashâbıyla beraber bizatihi çalışmıştı. Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) bu genişletletme sırasında yaşadığı bir vakayı şöyle anlatıyor:

“Mescidi genişletmek için inşaat alanına taşlar taşınıyordu. Allah Rasûlü de ashâbıyla birlikte taş taşıyordu. Kucağına büyükçe bir taş almıştı. Taşın O’na ağır gelmiş olacağını düşünerek, onu bana vermesini istedim. Bana, ‘Ey Eba Hureyre! Sen de bir başka taş al. Zira gerçek hayat ahiret hayatıdır!’ buyurdu.”9

Daha önce ifade edildiği üzere ilk inşaatta Mescid-i Nebevî’nin üstü tam örtülmemişti. Bu genişletme sırasında kıble tarafında Efendimiz’in namaz kıldıracağı yere, yağmur ve güneşten korunması için hurma kütüklerinden altı sutûn dikilerek bir saçak yapıldı. Kıble değiştikten sonra da bu sundurma kısmen korunarak “Suffe” ashabının yatıp-kalktığı ve ders hazırlıkları yaptığı adeta bir sınıf haline getirildi. Yine mescidin yeni kıble duvarına paralel dokuz adet hurma kütüğü, üç sıra halinde yerleştirildi. Araları ahşaptan kirişlerle birleştirildi ve üzerine çatı yapıldı. Çatı malzemesi olarak hurma dalları, izhir ve semer otları kullanıldı. Bu malzemenin üzeri sonra toprakla da örtüldü. Gayet sade bir şekilde kolay temin edilebilecek malzemeden yapılan bu çatı, gölgelenmeyi temin etse de yağmura karşı koruma özelliği yoktu. Yağmur yağdığında mescidin içi eskisi kadar olmasa da yine su alıyordu.10

Mescidin zemini çakılla kaplanıyor

Mescid-i Nebevî’nin zeminine başlangıcından itibaren herhangi bir şey serilmemişti. Allah Resûlü sadece yeri düzelttirmişti. Namazlar toprak zemin üzerinde eda ediliyordu. Yağmur yağdığında mescidin içi su alıyor ve yerler çamur oluyordu. Allah Resûlü yağmur ve çamura rağmen namaz kıldırıyordu. Sahabe-i kiram onun bu şekilde namaz kıldırınca alnında ve burnunun ucunda çamur izini ve suyun ıslaklığını gördüğünü belirtmektedir.11

Bu mevzuda yaşanmış bir hadiseyi Ebu’l-Velid bize şöyle anlatmaktadır: “Abdullah İbn-i Ömer’e Mescid’de yere serilmiş çakıl taşlarının sebebini sordum. O, bana şu açıklamayı yaptı: Bir gece epey bir yağmur yağdı ve yerler ıslandı. Sabah namaza gelenler eteklerinde çakıl taşlarıyla geldiler ve onları namaz kılmak için altlarına seccade gibi serdiler. Peygamber Efendimiz namazını tamamladıktan sonra onlara dönerek, “Bu ne güzel bir uygulamadır! Bu ne güzel bir halıdır!” buyurarak hoşnut olduğunu gösterdi. Bunun üzerine de ashâb-ı kiram bunu yaygınlaştırdılar.”12


Yazar: Dr. Selim Koç

Dipnot:

  1. İbn Hişam, Sîre, II/108
  2. İbn Sa’d, Tabakat, I/174; Buharî, Menâkıbu’l-Ensar 45
  3. İbn Sa’d, Tabakat, I/174-175
  4. Heysemî, Zevaid, II/10
  5. İbn Sa’d, Tabakat, I/174-175
  6. Tirmizi, Menakıb 19; Müsned, I/70
  7. Taberanî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, s., 521
  8. Halid Muhammed Hamid, Vasfu’l-Mescidi’n-Nebeviyyi’ş-Şerîf, 42
  9. Müsned, III/381
  10. Bkz. Abdurrezzak, el-Musannef, IV/248-249; Ebu Davud, Salat 15.
  11. Buharî, Ezan 135
  12. İbn-i Huzeyme, Sahîh, II/271 (Hadis no: 1289)
Bunları da beğenebilirsin