Efendimiz (sas) Ebû Eyyûb El-Ensârî’nin evinde (22 Rebiülevvel Hicrî 1)

362

Kasva’nın çömeldiği yer

Kasva, Beni Malik İbn-i Neccar yurduna kadar gelmiş artık Yesrib’e girilmişti. Sakin bir şekilde ilerleyen devenin nereye çömeleceği merak ediliyordu. Allah Resûlü bineğinin yularını serbest bırakmıştı. Bu esnada mübarek dudaklarından Hz. Nuh’a (aleyhisselam) ait şu dua dökülüyordu: “Ya Rabbi! Beni mübarek, bereketli, güvenli bir yere indir. Çünkü Sen, konuklayanların en hayırlısı, en mükemmelisin.”1

Derken Kasva, Neccaroğullarından Sehl ve Süheyl adlı iki yetime ait boş bir arsa üzerine çöktü. Bunun ilahi bir sevk olduğu açıktı. Zira bu mübarek mekanda o güne kadar Müslümanlar, Es’ad İbn-i Zürare’nin arkasında namazlarını cemaatle eda ediyorlardı. Allah Rasûlü, Yesrib’e geleceği ana kadar Müslümanlar, bu arsanın bir kısmının dört tarafını duvarla çevirmiş burayı mescid haline getirmişlerdi. Mescidin üstü ise tamamen açıktı. Hatta Mus’ab İbn-i Umeyr de Yesrib’e geldiğinde cemaate namazları burada kıldırmıştı.2 Devenin çömeldiği yer ise daha sonra Mescid-i Nebevî’nin minberinin konulacağı yere tekabül ediyordu.3

Fakat hala Allah Resûlü, Kasva’nın üzerindeydi. Herkes Efendimiz’in ne yapacağını beklerken Kasva tekrar kalktı ve bir miktar daha yürüdü. Allah Resûlü, bineğini herhangi bir şekilde yönlendirmiyordu. Bir miktar yürüdükten sonra geriye dönen Kasva, ilk oturduğu yere gelip tekrar çömeldi ve bir daha kalkmadı.

Ebû Eyyûb el-Ensarî’nin evi

Bunun üzerine Allah Resûlü bineğinden indi. O’nu evine davet etmek isteyenler, yeni bir misafirperverlik yarışı başlattılar. Efendimiz’in indiği bu mekân, Hazreti Ebu Eyyûb Halid İbn Zeyd el-Ensarî’nin evine çok yakın bir yerdi. Israrlı talepler üzerine Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) aralarında kura çekmeyi teklif etti. Çekilen kur’a da Ebu Eyyub ismi çıkınca4 Hz. Ebu Eyyûb (radıyallahu anh) hemen harekete geçmiş ve çoktan Efendimiz’in devesinin üzerinden yüklerini alarak evine doğru götürmeye başlamıştı.

Buna rağmen hala bazıları ısrarlarını sürdürüyordu. Efendimiz ise onların bu davetlerine teşekkür ederek Ebu Eyyub’un taşıdığı eşyalarını gösterdi ve “Kişi eşyasıyla beraberdir.” buyurdu. Bu söz, Efendimiz’in misafir kalacağı yerin kesinleştiğini gösteriyordu. Ensar da artık bunu kabüllenmişti. Devlet kuşu Hz. Ebu Eyyub el-Ensari’nin başına konmuştu. Hiç kimsenin gücenmeyeceği ve itiraz edemeyeceği bir usûlle mesele çözülmüştü. Bu arada Es’ad İbn-i Zürare, Kasva’nın yularından tutmuş, bakım görümüyle meşgul olmak için götürüyordu.5

Ebû Eyyub’un evinde ilk ikram

Allah Resûlü misafir kalacağı eve girmiş ve bir miktar dinlenmek için oturmuştu. O’nu misafir etme imkanına sahip olamayanlar ise şimdi en azından O’na ikramda bulunma şerefine nail olmak istiyorlardı. Bunun için ilk harekete geçen Zeyd İbn-i Sabit’in annesi olmuştu. O önceden bu an için hazırladığı; içinde süt, tere yağ ve ekmek bulunan yemeği büyükçe bir tas içerisinde oğlu Zeyd ile beraber Efendiler Efendisi’ne göndermişti. Bu yemek, Efendimiz’e Yesrib’de takdim edilen ilk yiyecekti. Hz. Zeyd, “Ya Resûlallah! Bu yemeği size annem gönderdi” diyerek Efendimiz’e takdim etmişti. Bunun üzerine Efendimiz, “Allah, bunu sen ve annen hakkında bereketli kılsın!” diyerek dua etti. Sonra da ashabını çağırarak beraberce yediler. Zeyd daha kapıyı kapatmamıştı ki Sa’d İbn-i Ubade elinde bir tas yemekle içeriye girdi. Yemek, üzerinde etsiz kemik bulunan “Serîd” idi.

Bu ikram yarışı tam yedi ay devam edecekti. Allah Resûlü misafir kaldığı bu evden ayrılacağı ana kadar her gün üç dört sahabî yemek gönderecekti.6

Efendimiz’in eve yerleşmesi

Hz. Ebu Eyyub el-Ensari’nin evi çift katlı bir evdi. Allah Resûlü alt katına yerleşmek istedi. Ebu Eyyub ise kendisine “Anam babam sana feda olsun Ya Rasulallah! Sizin alt katta benim ise üst katta kalmamı arzu etmiyorum. Sizler üst kata teşrif buyursanız. Biz aşağıya inelim sizler üst kata yerleşiniz.” Efendimiz, “Eba Eyyub! Bizim alt katta kalmamız daha uygundur.” buyurdu ve alt kata yerleşti. Ancak Ebu Eyyub el-Ensarî’nin gönlü rahat değildi. Allah Resûlü’nü rahatsız ederiz diye tedirginlik yaşıyordu. Hatta bir gün kazara su testisi kırılınca alt kata su damlayacak ve Efendimiz’e eziyet olacak diye büyük bir telaş yaşamışlardı. Su aşağıya damlamasın diye uyurken üzerlerine aldıkları tek pikelerini de hemen yeri kurulamak için bez olarak kullanmışlardı.7

Hazreti Ebu Eyyub’un tedirginliği sadece böyle bir vakanın olması değildi. O çok daha hassas düşünüyordu. Bir gece vakti uyanmış ve abdest almak için lavaboya yönelmişti. Bir anda aklına adeta Allah Resûlü’nün başının üstünde yürüdüğü aklına geldi. Bu duygu, içine bir ürperti saldı. Hemen bir kenara çekildi ve sabaha kadar öyle bekledi. Artık üst katta ayaklarının ucuna basarak sessizce yürümeye çalışsalar da gönülleri buna elvermiyordu. Sabah olunca hemen Allah Resûlü’nün kapısını çaldı ve gece yaşadıklarını anlattı. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Hayır, benim için alt kat daha uygundur” dedi. Ebu Eyyub, ” Ya Resûlallah! Alt katında sizin bulunduğunuz hiçbir yerin üst katında ben kalamam.” diyerek ısrar etti. Bunun üzerine Efendimiz üst kata taşınmış, Ebu Eyyub ailesi ise alt kata inmişti.8

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) bu evde, 22 Rebiulevvel’den, Şevval ayına kadar toplam yedi ay ikamet etti.9 Mescid-i Nebevî’nin yanında oturacağı odası inşa edileceği ana kadar burada kaldı. Mescid ve odasının inşası tamamlanınca oraya taşındı. Peygamberimiz burada misafir kaldığı süre içinde yemek meselesi nöbete bağlanmış olsa da10 Sa’d İbn-i Ubade ve Es’ad İbn-i Zürare (radıyallahu anhüma) her akşam yemek getiriyordu.11 Hz. Ebu Eyyub el-Ensar’i de O’nun en yakın komşusu olarak kendilerine sabah ve akşam yemek takdim ediyordu. Hatta Ebu Eyyub el-Ensarî, takdim ettiği yemeğin tabağını Allah Resûlü’nden aldıklarında, tabakta kalan yemeği dökmediklerini, teberrüken yediklerini belirtmektedir.12

Ebu Eyyûb el-Ensâri bu dönemde yaşadığı önemli bir hatırasını da şöyle anlatmaktadır: “Bir defasında Peygamberimiz’e içinde soğan ve sarımsak da katılmış bulunan bir yemek takdim ettik. Biraz sonra Allah Resûlü hiç dokunmadan yemeği bize geriye gönderdi. Biz Efendimiz’in niçin yemeği yemeyip geriye gönderdiğine anlam verememiştik. Bunun sebebini anlamak üzere hemen Peygamberimiz’in kapısını çaldım ve “Ya Resûlallah’. Yemeğe hiç dokunmadan geriye gönderdiniz. Biz teberrüken sizin geriye bıraktığınızdan yiyorduk. Acaba neden yemekten hiç almadınız?!” diye sordum. Allah Resûlü: “Ben onda soğan ve sarımsak kokusu aldım. Onun için yemedim. Ben Rabbime daima münacat etmekteyim. Size gelince siz ondan yiyebilirsiniz.” buyurdu. Bu cevabı üzerine rahatladık ve o yemeği biz yedik, bir daha da Allah Resûlü’ne aynı yemekten yapmadık.”13


Dipnot:

  1. Mü’minûn Sûresi, 23/29
  2. İbn Sa’d, Tabakat, I/174
  3. Bkz. Semhudî, Vefau’l-Vefa, I/449
  4. Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, V/414; İbn-i Hacer, İsabe, 1/368 (2184)
  5. İbn Sa’d, Tabakat, I/173
  6. İbn Sa’d, Tabakat, I/173
  7. İbn Hişam, I/110
  8. Semhudî, Vefau’l-Vefa, I/454
  9. Semhudî, Vefau’l-Vefa, I/455
  10. Semhudî, Vefaul-Vefa, I/457
  11. Semhudî, Vefaul-Vefa, I/454
  12. İbn Hişam, I/110
  13. İbn Hişam, I/110
Bunları da beğenebilirsin