Efendimiz’in Eğitim Felsefesi (8): Doğru Arkadaş Seçimi!

354

İnsanın; karakteri, kişiliği, duygu ve düşünceleri, niyet ve nazarı, yaşantısı, başarıları, hal, hareket ve ahlâkı üzerinde çevresinin belirleyici bir rolü vardır. O, çevresine hâkim olan zihniyet, örf, âdet, kültür, din, ideoloji, akım ve şartlara göre ilk şeklini ve rengini alır. Çocukluk dönemlerinde en yakın aile üyeleri; anne, baba, kardeş ve diğer akrabalar; gençlik yıllarında arkadaş ve akran çevresi sonrasında ise sürekli beraber oturulup kalkılan dostlar, iş arkadaşları vs., onun duygu ve düşüncelerine, karar ve uygulamalarına, kabul ve retlerine, duruş ve tepkilerine olumlu veya olumsuz etki eder.

İnsan, normal şartlarda akıl, mantık ve muhakemesinin vize vermeyeceği yanlış, zararlı ve kötü şeylere, çevresindeki insanların gizli açık teşviki, yönlendirmesi ve baskısı ile geçit verebilir. Kur’ân ve Sünnet, insanın hem dünya hem ahiret hayatına etkisinden dolayı bu konu üzerinde önemle durur ve mü’minleri, hem kendileri hem de mesul oldukları şahıslarla alakalı duyarlı ve şuurlu olmaya; doğru arkadaş seçimi hususunda dikkatli olmaya davet eder.

Dinimizde Arkadaş Seçimi

Kur’ân, farklı yönleriyle arkadaş seçimi üzerinde durur. “Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederse işte onlar, Allah’ın nimetlerine mazhar ettiği nebîler, sıddîkler, şehidler, salih kişilerle beraber olacaklardır. Bunlar ne güzel arkadaşlar!”1 buyurur; hem arkadaş çevresinin insanın ebedî hayatında bile ne büyük bir kazanım ve saadet olduğunu haber verir hem de insana bu dünyada hak, hakikat, adalet, güzel ahlak ve iyiliğin temsilcilerini, duygu, düşünce, söz ve davranışları doğru kimseleri arkadaş edinmesi gerektiğine işaret eder.

Mü’min, çevresindekileri özellikle sıklıkla görüştüğü kimseleri iyi seçmeli ve doğru arkadaş seçimi konusuna özen göstermelidir. Gelişimine, hayat anlayışına, hedeflerine ve hayallerine müsbet ve hayırlı katkı sunacak, takva dairesinde kalmasını sağlayacak, sadık ve salih kimseleri kendine çevre edinmelidir:

doğru arkadaş seçimi için tövbe süresi ayeti

Cenâb-ı Hak, bu hususta hassas davranmayan insanların, çevrelerinin tesirinde kalarak değil dünyalarını (zihin, beden ve ruh sağlıklarını, mal ve mülklerini) ebedi hayatlarını mahvedecek ve karartacak yanlışlara, kötülüklere, zulüm ve haksızlıklara bulaştıklarını haber verir: “O gün zalim, parmaklarını ısırır “Eyvah! der, keşke o Peygamberle birlikte yol tutsaydım. Eyvah! Keşke falanı dost edinmeseydim! Vallahi bana gelen öğütten (Kur’ân’dan) beni o uzaklaştırdı. Zaten şeytan, insanı (işte böyle uçuruma sürükleyip sonra da) yüzüstü, yalnız bırakır!”2 Kendilerini hak, hakikat, ahlak ve takva dairesinin dışına sürükleyecek çevre tercihinde bulunanların hesap günü yaşadıkları pişmanlığa dikkat çeker.

Bu çerçevede Naim cennetine nail olanların orada birbirleriyle yapacakları dünya hayatlarıyla alakalı sohbetten bir kesiti anlatır: “Derken biri der ki: “Sahi, benim de yakın bir arkadaşım vardı. Yanıma gelir, iğneli iğneli ‘Sen de mi, derdi, bu masala inananlar arasında yer alıyorsun? Yani biz ölüp çürümüş kemik, toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilip hesap vereceğiz, buna da inanılır mı?’”3 Ardından, “Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?” Onlar da arzu edince, derhal bakıp hem kendisi, (hem de muhatapları) onu cehennemin tam ortasında bulur. “Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helâke sürükleyecektin! Rabbimin hidâyet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!”4 buyurur; kötü arkadaşın yanlış telkinleri karşısında iradesinin hakkını veremeyenin ona takılıp savrulabileceği yere dikkat çeker. Böylece yanlış arkadaş seçimi konusunda mü’minleri uyarır.

Arkadaş Çevresi İnsanı Nasıl Etkiler?

Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), insanların temiz bir fıtratla yaratıldığını sonra ilk ve en yakın çevresini teşkil eden anne babasının telkinleri ile iç dünyasının şekillendiğini haber verir.5 Salih ve doğru arkadaş seçimi konusunda  insanları şuurlu olmaya ve davranmaya sevk edecek nasihatlerde bulunur.

Öncelikle “İyi kimse ve kötü kimse ile oturup kalkanın misali, tıpkı misk taşıyan kimse ile körük çekenin misaline benzer. Misk taşıyan, ya sana güzel kokusundan bir miktar verir ya sen ondan satın alırsın ya da ondan güzel bir koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise ya elbiseni yakar ya da en azından körüğün kötü kokusunu koklarsın.”6 buyurur ve insanın, çevresindeki kimselerin hal ve hareketlerinden az ya da çok etkilenmesinin, kaçınılmaz olduğuna dikkat çeker.

Yine “İnsan, arkadaşının dini üzeredir.” buyurur; kısa ve öz bir şekilde bu etkilenmenin ilerleyen süreçte ulaşabileceği boyutlara işaret eder ve uyarır: “Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin.”7 Peygamber Efendimiz, arkadaş seçimi ile ilgili hadisleri yanında bir eğitimci ve rehber olarak sahada da bu konuyu hassasiyetle ele alır.

Muhataplar İçin Salih Bir Çevre Oluşturma

Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), Cahiliye kültürü ve şartları içerisinde kurulan arkadaşlıkların insanları sürüklediği uçurumları bizatihi gözlemleme imkânı bulur. Peygamberliği döneminde insanların kazanılması, yetiştirilmesi, ıslahı ve istihdamı noktasında çevre faktörünü bütün yönleriyle nazara alır ve nesillere, beşikten mezara kadar ‘salih ve sağlıklı bir çevre oluşturmayı’ eğitim felsefesinin temel esaslarından biri haline getirir.

İlk olarak; olumsuz ortamlardan kurtardığı ve gönlünü kazandığı kimselere, onları hidayet ve ahlak dairesinde, istikamet, hayır ve iyilik çizgisinde tutacak yeni bir çevre oluşturur. Hatta bunun için onların bizatihi en yakın arkadaşı olur ve onlar üzerinde en büyük etkiyi, temsil ve tebliğ ettiği değerlerle kendisi bırakır. Bundan dolayı yetiştirdiği nesil ve inşa ettiği toplum “sahabe” yani peygamberin arkadaşları olarak isimlendirilir.

İkinci olarak; hem Mekke hem de Medine döneminde gerçekleştirdiği muahat projeleri ile insanları karakter ve ihtiyaçlarını da dikkate alarak birbirine kardeş ilan eder ve böylece maddi manevi kim kimin hayatına en müspet katkıyı sunacak ve onu hayra yönlendirecekse onu, onun en yakınına yerleştirir ve kardeşleştirme sistemi üzerinden sağlam ve sağlıklı bir arkadaşlık zemini oluşturur. Arkadaş seçimi nasıl olmalı ve çevre nasıl oluşturulmalı meselesine ışık tutacak örnekler sunar.

Yine Dâru’l-Erkam, Beytu’l-Uzzâb ve Suffe gibi eğitim müesseseleri açar; hem gençleri evrensel insanî değerler istikametinde yetiştirir ve sahip oldukları heyecanı, dinamizmi ve enerjiyi yanlış yerlerde tüketmelerinin önüne geçer hem de bu ilim müesseselerine çektiği ve sabah akşam ilgilendiği kimselere buralardan salih ve donanımlı bir çevre edinme imkânı sunar; aralarında ömürleri boyunca birbirlerini destekleyecek kalıcı dostlukların kurulmasını sağlar. Nitekim onlar da yaşadıkları sürece birbirlerine hayırhah olur ve sahip çıkarlar.

Doğru Arkadaş Seçimi Muhatabı Tanıma İle Mümkün

Allah Resûlü, “Bir kimse biriyle arkadaşlık kuracağı zaman ona ismini, babasının ismini ve kimlerden olduğunu sorsun. Çünkü bu, dostluğu pekiştirir.”8 buyurur. Sonrasında pişmanlık yaşamama adına arkadaşlıkların, “tanıma” üzerine kurulması ve geliştirilmesi gerektiğine dikkat çeker. Bunu yaparken de kim olduğunu tespitten başlanabileceğine işaret eder. Birisinin kabilesi bilmek, kim olduğunu da bilmek manasına gelir.

Zira o gün insanlar, babalarının ve kabilelerinin yaşantısının doğru yanlış ayrımı yapmadan mutlak manada temsilcileri ve taşıyıcılarıdır. Her kabilenin nasıl bir karaktere, hayat anlayışına ve ahlaka sahip olduğu yarımada sakinleri tarafından çok iyi bilindiği de nazara alınınca aslında bu beyan, kim olduğunu, nasıl bir geçmişe, karaktere, huya, hayat ve hareket felsefesine ve kültüre sahip olduğunu bilmediğiniz kimseleri, tanıyıncaya kadar yakın çevre edinmeme ve doğru arkadaş seçiminde bulunma adına daima bilinçli olma mesajı da verir.

İyi Bir Arkadaş Nasıl Olmalı?

Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), bu meseleyi o kadar önemser ki iyi bir arkadaş nasıl olmalı noktasında aranması gereken temel vasıfları ve kriterleri sık sık gündeme getirir ve böylece herkesin çevresindekileri elekten geçirip yeni bir düzenleme yapmasının ya da ilerleyen süreçte daha dikkatli ve seçici davranmasının yolunu açar. “Allah katında arkadaşlarının en hayırlısı, arkadaşına karşı hayırlı davranandır.”9 beyanıyla çevrenin, insanı hayra götüren bir çevre olması gerektiğine dikkat çeker.

Bu çerçevede O’na birisi gelip doğru arkadaş seçimi konusunda bilgi almak için, “Ey Allah’ın Resûlü! Acaba hangi arkadaşımız daha hayırlı?” diye sorduğunda Peygamber Efendimiz, “Görüldüğünde size Allah’ı hatırlatan, konuştuğunda ilminizi artıran ve yaptığı işlerle ebedi hayatı hatırınıza getiren kimsedir.”10 cevabını verir.

Bu beyanıyla O (aleyhissalâtu vesselâm), doğru arkadaş seçimi meselesinde en isabetli ve hayırlı kimselerin; beden dili, hal ve hareketleri, duygu ve düşünceleri, eylem ve söylemleri, hedef ve hayalleri, alışkanlıkları ve yaşantısı ile insanın Allah ile irtibatını güçlendiren; yaptığı derinlikli, hikmetli, ilim irfan dolu konuşma ve faaliyetler ile insanın içindeki ya da içene düşebileceği boşlukları doldurup onun imanına, iradesine, azim ve kararlılığına, ümit ve heyecanına olumlu katkıda bulunan, hak ve hakikate ulaşmasını kolaylaştıran, onda derinleşmesini sağlayan, ilim ve araştırma aşkı uyaran; öteler endeksli duygu, düşünce, davranış ve işleriyle insanın gaflete düşmesinin önüne geçen ve hep hesap gününü ve ebedi hayatı hatırına getiren kimseler olacağını beyan eder.

Mü’min, hem ikamet hem de eğitim adına yaptığı mahalle, şehir, ülke ve okul tercihleriyle aynı zamanda eğitiminden mesul olduğu kimselerin, çevre tercihini de yaptığını bilmeli ve kararlarında bunu da göz önünde bulundurmalıdır. Onların; küfrü, şirki, nifakı telkin eden, zararlı akım ve alışkanlıkları bulaşıcı bir virüs gibi yayan, insanı heva ve hevesin kucağına iten kimseleri -özellikle de karakter ve kimliği şekillenmeden, hidayet ile dalaletin, hak ile batılın, hayır ile şerrin, iyilik ile kötülüğün ne olduğunu ayırt edebilecek ve her türlü yanlış telkinler karşısında akıl, mantık ve muhakemesinin hakkını verecek seviyeye ulaşıncaya kadar- arkadaş edinmemesi hususunda dikkatli olmalıdır.

Hatta çevresinde bu tip kimseler varsa onlardan uzaklaşmalıdır: “Âyetlerimiz hakkında alaylı tavırla münasebetsizliğe dalanları gördüğün zaman, -onlar başka bir konuya geçinceye kadar- kendilerinden yüz çevir, eğer şeytan bunu sana bir an unutturursa, hatırına geldiği gibi hemen kalk, artık o zalimler gürûhuyla oturma.”11 O, bu konuda duyarlı davranmaz ve her ân iradî hareket etmez ise zamanla çevresinin istediğini istemeye, düşündüğünü düşünmeye, yediğini yemeye, giydiğini giymeye, yaptığını yapmaya, tükettiğini tüketmeye, girip çıktığı yerlere girip çıkmaya başlayabilir.

Bir de çevrenin üzerinde kimliğinden kaynaklı dışlama, küçümseme, zorbalık, farklı şeylerle suçlama vb. kurduğu baskı olursa kendisini onlara beğendirme, onlar arasında saygın bir yer edinme adına vicdanının onaylamadığı tavır ve davranışların içine girebilir, alışkanlıklara ve akımlara bulaşabilir. Doğru yanlış demeden çevresini kuşatan şeylerin avukatlığını yapmaya, onları hepsinden daha fazla yaşamaya ve yaymaya başlayabilir. Nitekim Kur’ân, “Neydi bu cehenneme sizi sürükleyen?” diye sorulduğunda cehennemdekilerin cevaplarından birinin de “Batıl sözlere ve günaha dalanlarla beraber biz de dalardık.”12 olduğunu beyan eder.

“Ruhlar, bir araya gelmiş topluluklardır. Onlardan birbirleriyle uyuşanlar kaynaşır, uyuşamayanlar da anlaşamaz ayrılır.”13 beyanı, hem arkadaşlık ve dostluk ilişkilerinde ruh uyuşmasının önemine hem de sadece bunu esas almanın aldatıcı bir rol oynayabileceğine işaret eder. Muhatabın ilahî sınırları, evrensel hak ve hakikatleri, adalet ve ahlak kurallarını gözetip gözetmediğine bakmamak, ‘bu dostluğu’, beraberinde getireceği zararlardan, kötülüklerden, haramlardan ve zulümlerden dolayı ilerde düşmanlığa dönüştürebilir. “Müttakiler dışında dünyadaki bütün dostlar, o gün birbirine düşmandır.”14 ayeti de bu gerçeğe ışık tutar.

Sahabede Arkadaşlık Hassasiyeti

Allah Resûlü’nün eğitim felsefesi içerisinde konuya verdiği önem ve yaptığı yönlendirmeler ile çevrenin, eğitim ve akıbet adına ne kadar hayati bir esas olduğunu idrak eden sahabe de kendi çocuklarını yetiştirirken çok hassas hareket eder ve doğru arkadaş seçimi konusunda uyarılarda bulunurlardı. Meselâ Hz. Ali (radıyallahu anh), oğlunu ikaz eder ve şu tavsiyelerde bulunur: “Oğlum! Sakın ahmakla dost olma, çünkü sana fayda vermek isterken zararı dokunur. Sakın cimriyle dost olma, kendisine en fazla ihtiyaç duyduğun anda yardımına koşmaz; seni yüzüstü bırakır. Sakın kötü insanla dost olma, o pek az bir menfaat karşılığında seni satar. Sakın yalancıyla dost olma, çünkü yalancı serâba benzer; sana uzağı yakın gösterir, yakını uzaklaştırır senden.”15

Onlar sadece çocuklarını değil muhatap oldukları başka kimseleri de yeri geldikçe doğru arkadaş seçimi konusunda bilgilendirirlerdi. Hz. Abdullah İbn-i Ca’fer (radıyallahu anh) akıbetinin hayır olması adına bir tanıdığına bu konuda şu hatırlatmalarda bulunur: “Eğer mutlaka biri ile arkadaş olacaksan sohbetinde bulunduğun zaman seni geliştirip güzelleştiren, etrafında dolaştığın zaman seni koruyan, söz verdiğinde sözünde duran, özür beyan edip gelmediğinde seni reddetmeyen, sende bir açık/boşluk gördüğü zaman onları kapatan/örten, sessizliğe büründüğünde zorlamayıp anlayışlı davranan ve bir şey istediğin zaman senden esirgemeyen kişi ile arkadaş ol.”16

Müşriklerin Çevre Faktörünü Değerlendirmeye Kalkması

Arkadaşların ve arkadaş ortamının, insanlar üzerindeki etkisini çok iyi bilen şirkin azgın önderleri, bu olguyu da ifsat faaliyetlerinde bir yol olarak kullanırlar. Allah Resûlü’nün (aleyhissalâtu vesselâm) kendileriyle buluştuğu, hak ve hakikatleri duyurduğu ve etkilediği kimseleri yakın takibe alırlardı. İfsat faaliyetlerini yürütenlerden biri olan Nadir İbn-i Hâris, Peygamber Efendimizin çevresine olan etkisini kırmak için emri altındaki kadınları görevlendirir ve onlara, ilgili kişiyle arkadaş olmalarını, yapıp edecekleri şeyler ile onu hak ve hakikati düşünmekten bohemliğe çekmelerini ve aklını çelmelerini ister. Eğer o kimse bütün bu tuzakları ve baskıları aşıp iman etmişse bu sefer de onu, şirke ve şehvete geri çevirme işini, cahiliye yıllarında dost ve arkadaş olduğu ve kıramayacağını düşündükleri kimselere havale ederler; arkadaşlık bağını kullanarak onu İslam’dan döndürmekle vazifelendirirler.17

Sonuç

Çevre, insanın karakteri, zihin dünyası, düşünce sistemi, hayat ve hareket felsefesi ve başarıları üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Bundan dolayı Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), ashâbını yarınlara hazırlarken onlara her manada müspet katkı sunacak bir arkadaş çevresi oluşturmayı ve bunun için doğru arkadaş seçimi konusunu  çok önemser, bunu eğitim felsefesinin temel ilkelerinden biri haline getirir. Muhataplarını, kendilerine menfi tesir gösterecek; onları istikamet üzere yaşamaktan alıkoyacak, akıl, ruh ve beden sağlıklarına olumsuz etki edecek ve sosyal bağlarını zedeleyecek kimseleri arkadaş edinmemeleri noktasında uyarır. Oluşturduğu hayırlı çevre ile onların iradelerine güç verir; aldıkları eğitimi ve ruhu korumalarını ve geliştirmelerini sağlar. Hicret ile onları, Mekke’deki zalim ve fasit çevreden uzaklaştırır; yeni ve salih bir çevre edinme imkânı sunar.

Asr-ı Saadet’te bütün baskılara rağmen çok hızlı bir şekilde gerçekleşen ferdi, ailevi ve sosyal dönüşümün arkasında yatan en önemli sebeplerden birisi de budur. Mü’minler, bu gerçeği dikkate almalı; doğumdan ölüme kadar süren eğitim sürecinde hem kendilerinin sağlıklı gelişimi, hep hak üzere bulunmaları, istikametten sapmamaları hem de arkadan gelen nesillerin hidayet çizgisinde, hakikat peşinde, ahlak, adalet ve hayır içerisinde bir ömür geçirmeleri adına arkadaş çevrelerine ve doğru arkadaş seçimine dikkat etmelidirler. Nesillere iman ve ümit aşılayan, onların irade, azim ve kararlılıklarını besleyen, onlara imtihanlar karşısında destek çıkan bir arkadaş çevresi sağlamalıdırlar. Ve unutmamalıdırlar ki bozuk bir çevreye düşen, her türlü olumsuz değişime; erimeye, çürümeye, solmaya, sönmeye, küflenmeye, dağılmaya, bozulmaya açıktır.

Dipnot:

  1. Nisâ Sûresi, 4/69
  2. Furkan Sûresi, 25/27-29
  3. Sâffât Sûresi, 37/51-53
  4. Sâffât Sûresi, 37/54-57
  5. Bkz. Buhârî, Cenâiz 92; Ebû Dâvud, Sünne 17; Tirmizî, Kader 5
  6. Buhârî, Zebâih 31; Müslim, Birr 45 (146/2628); Ebû Dâvud, Edeb 16
  7. Ebû Dâvud, Edeb 16; Tirmizî, Zühd 45
  8. Tirmizî, Zühd 53
  9. Tirmizî, Birr 28; Dârimî, Siyer 3
  10. İbn-i Humeyd, Müsned 213 (631); İbn-i Ebid’d-Dünyâ, el-Evliyâ 17 (25); İbn-i Hacer, Metâlibu’l-Aliye 13/529 (3246); Ebû Ya’lâ el-Mevsılî, Müsned 4/326 (2437); Ahmed İbn-i Hanbel, Zühd 48 (299); Harâitî, Mekârimu’l-Ahlâk 241 (735)
  11. En’âm Sûresi, 6/68
  12. Müddessir Sûresi, 74/45
  13. Müslim, Birr 49 (159/2638); Ebû Dâvud, Edeb 16
  14. Zuhruf Sûresi, 43/67
  15. İbn-i Düreyd, Müctenâ 18
  16. Belâzurî, Ensâbu’l-Eşrâf 2/50
  17. İbn-i Ebî Hâtim, Tefsîr 10/3283; Belâzurî, Ensâbu’l-Eşrâf 10/119; Suyûtî, Lübâbu’n-Nukûl 1/228
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.