Cennete Doğru Bir Yürüyüş: Hasta Ziyareti

649

İmtihanlarla dolu dünya hayatının bir gerçeği de hastalıklardır. Ve insanlar, hastalandıklarında tedavi sürecinde her türlü tıbbî tedbirin yanında ilgi ve alakaya, moral ve motivasyona, manevi desteğe de ihtiyaç duyarlar. Bu noktada “hasta ziyaretleri”, sıla-i rahmin, kardeşliğin ve komşuluğun hakkını verme, insanların iyileşme süreçlerine katkıda bulunma, yalnızlık, ümitsizlik, karamsarlık, isyan ve hatta intihar duygularına kapılmalarının önüne geçme, gönüldeki sevgi, saygı, ilgi ve şefkati hayata taşıma, toplumsal birlik ve beraberliği inşa etme ve sürdürme noktasında çok değerli insanî ve İslamî bir görev1 ve inceliktir.

Kudsî bir hadiste “Allah, kıyamet günü, ‘Ey Âdemoğlu! Hasta oldum da beni ziyaret etmedin.’ der. O da, ‘Ey Rabbim! Ben sana nasıl hasta ziyaretinde bulunayım? Sen ki, âlemlerin Rabbisin.’ karşılığını verir. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, şöyle der: ‘Bilmiyor musun falan kulum hasta oldu sen onu ziyaret etmedin. Şayet onu ziyaret etseydin, beni onun yanında bulurdun…”2 buyurulur ve hastaları ziyaret etmenin Allah katındaki yerine dikkat çekilir.

Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), “Hastaları ziyaret edin!”3 buyurur, hasta ziyaretini, Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları arasında sayar4 ve insanı, cennete götürecek ameller içerisinde zikreder. Hasta ziyaretinde bulunanların, dönünceye kadar cennet meyveleri topladıklarını,5 her adımlarında hatta sabah ziyaret etmişlerse akşama, akşam ziyarete etmişlerse sabaha kadar meleklerin, onlar için Allah’a dua ettiklerini ve cennette bir bahçeyi hak ettiklerini haber verir.6 Onların rahmetin içine daldıklarını ve Allah’ın garantisi altına girdiklerini bildirir.7 Allah için hasta ziyaretine gidene, semadan “Ne hoş ve hayırlı bir iş ve ne güzel bir yürüyüş yaptın! Sen bu ziyaretinle cennette kendine bir yer hazırladın.”8 diye nida edildiğini ifade eder.

Başta insan olmak üzere alemlere rahmet olarak gönderilen Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm), hasta ziyaretinin sadece İslam’da ki yerini, önemini ve manevî olarak mü’mine kazandıracaklarını beyan etmekle yetinmez. Hayat-ı seniyyeleri boyunca çok hassas davranır ve hastalığını haber aldığı başta müminler olmak üzere hemen her kimlikten insanı, ırk, din, cinsiyet, fakir zengin, sosyal statü ayrımı yapmaksızın hasta yatağında ziyaret eder. Hastalara manevi destek olur, moral verir, birtakım tavsiyelerde bulunur, iyileşmeleri ve afiyete erişmeleri için dua eder.9

MÜSLÜMANLARI ZİYARETİ

“Hiç şüphesiz ben size bir babanın evlatlarına olan durumu gibiyim.” buyuran Allah Resûlü, mü’minlere çok düşkündür. Kur’ân, O’nun bu yönünü, “Size kendi aranızdan öyle bir peygamber geldi ki sıkıntıya düşmeniz O’na çok ağır gelir. Kalbi sizin için titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.”10 ayetiyle nazara verir. O (aleyhissalâtu vesselâm), mü’minleri, yaşadıkları diğer sıkıntılarda olduğu gibi hastalandıklarında da yalnız bırakmaz; ziyaret eder ve maddi manevî destek olur. Birkaç örnek:

Muhacir ve Ensar’ı Ziyareti

Hicretten sonra muhacirlere, Medine’nin havası ve suyu iyi gelmez; hastalanır ve namazlarını bile ayakta kılamayacak hale gelirler. Her şeyi arkada bırakarak gerçekleştirdikleri göçün üzerine bir de bu hastalık, onlarda memleket hasretini iyice artırır ve hüzünlerini de ikiye katlar. Allah Resûlü, hasta muhacirleri ziyaret eder; onların hazin hali ve sayıklamaları kendisine bildirilince ellerini açar şöyle dua eder: “… Allah’ım! Bizler için Medine’yi sağlığa elverişli bir belde kıl! Onun vebasını/sıtmasını Cuhfe taraflarına taşı! …”11

Bir vakit Ensar’ın neredeyse tamamına yakını hummaya yakalanır. Bunun üzerine Allah Resûlü, mahalle mahalle, ev ev hepsini ziyaret eder ve kendilerine, maddi manevî destek olur. Yanlarından ayrılırken de afiyete erişmeleri için dua eder.12

Fakir Bir Kadını Ziyareti

Allah Resûlü, toplumdaki fakir ve miskinlerin durumlarını çok yakından takip eder ve ihtiyaçlarını giderme hususunda çok hassas davranır. Bir gün kendisine onlardan birisinin hastalandığı haberi ulaşır. Kalkar ziyaretine gider ve durumunun çok ağır olduğunu görür. Ayrılırken şayet vefat ederse kendisine haber verilmesini tembihler. Kadın ölür fakat O’na haber vermeden cenazesini kılar ve defnederler. Allah Resûlü, duyunca sitem eder ve “Ölürse bana haber verin, demedim mi?” buyurur. Ardından gider, kabrini ziyaret eder ve cenaze namazını kılar.13 

Hz. Talha İbn-i Berâ’yı Ziyareti

Hz. Talha İbn-i Berâ (radıyallahu anh), Ensar’dan genç bir sahabidir. Ağır bir hastalığa yakalanır. Allah Resûlü, gelişmeyi haber alınca evi uzak da olsa hemen ziyaretine gider. Vardığında Hz. Talha, komadadır. Biraz bekler sonra şayet vefat ederse gece de olsa kendisine haber verilmesini söyler ve ayrılır. O, ayrıldıktan bir müddet sonra Hz. Talha ayılır ve kendisine, Allah Resûlü’nün ziyaretine geldiği haber verilir. Hz. Talha, gece yolda Allah Resûlü’nün başına bir zarar gelmesinden endişe eder ve ölürse, O’na haber vermeden gizlice defnedilmeyi vasiyet eder. O gece vefat eder ve gömülür. Sabah durumu haber alan Allah Resûlü, ailesini ziyaret eder, niçin haber vermediklerini sorar ve Hz. Talha’nın endişelerini dinler. Ardından bu genç sahabîsinin kabrine gelir; cenaze namazını kılar ve ellerini açıp şöyle dua eder: “Allah’ım! Talha’yı, Sen ona gülümser o da Sana gülümser bir vaziyette karşıla! (Sen ondan o da Senden razı bir şekilde!)”14

Hz. Selmân-ı Fârisi’yi Ziyareti

Allah Resûlü, Hz. Selmân’ın hastalandığını haber alır ve kendisini ziyaret eder. Manevî olarak destek verir ve “Ey Selmân! Allah hastalığına şifa versin. Seni bağışlasın. Vefatına kadar dinine ve vücuduna afiyet versin!”15 şeklinde dua eder.

Hz. Sa’d İbn-i Ebî Vakkas’ı Ziyareti

Veda Haccı sırasında Hz. Sa’d İbn-i Ebî Vakkas, şiddetli bir hastalığa yakalanır ve hicretinin yarım kalacağı endişesiyle iki büklüm olur. Durumu haber alan Allah Resûlü, onu hasta yatağında ziyaret eder. Endişelerini dinler ve “Allah’ım! Sa’d’a şifa ver ve hicretini tamamla!” diye dua eder.16 Ardından bir hekim çağırır, Hz. Sa’d’ın sıkıntısını haber verir ve tedavisi adına hekime bazı tavsiyelerde bulunur.

Hz. Sa’d İbn-i Ubâde’yi Ziyareti

Hazrec kabilesinin başındaki Hz. Sa’d İbn-i Ubâde hastalanır. Allah Resûlü, yanına bazı sahabîleri de alır ve ziyaretine gider. Vardığında ailesinin etrafını kuşattığını görür ve “Vefat mı etti?” diye sorar. “Hayır, yâ Resûlallah!” derler. Açıldıklarında Hz. Sa’d’ın durumunun ağır olduğunu ve çok ızdırap çekdiğini görür, hüzünlenir ve gözlerinden yaşlar dökülür. İçerdekiler de ağlamaya başlayınca onlara döner ve şöyle buyurur: “Bilmez misiniz, gerçekten Allah, gözyaşı ve kalbin mahzûn oluşu sebebiyle insana azâb etmez. Fakat -eliyle diline işâret ederek- işte bunun yüzünden azâb eder veya bağışlar.”17

Hz. Sa’d İbn-i Muaz’ı Ziyareti

Kritik zamanlarda ki örnek ve yerinde duruşuyla Allah Resûlü’ne büyük destek veren Evs’in lideri Hz. Sa’d İbn-i Muâz, Hendek’te kolundaki damarından yaralanır. Anlaşmaya ihanet eden Kureyzalıların kalesini kuşatan Allah Resûlü hem tedavisi hem de sık sık ziyaret edebilmek için Mescid-i Nebevî’ye bir çadır kurdurur. Devam eden kuşatmaya rağmen sabah akşam kendisini düzenli ziyaret eder. Tedavî sürecini yakından takip eder, hal ve hatırını sorar ve kendisiyle çok yakından ilgilenir.18

MÜŞRİKLERİ ZİYARETİ

Allah Resûlü, müşrik muhataplarının gönüllerine girme ve onları, Cenâb-ı Hak ile buluşturma hususunda olağanüstü bir sabır, müsamaha ve cehd ortaya koyar. Yaptıkları zulüm ve haksızlıklara rağmen onların inanmamaları karşısında kendilerini bekleyen elim akıbeti düşünür ve iki büklüm olur: “Bu söze (Kur’ân’a) inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edip bitireceksin.”19 Müşrik kavmi, O’na ve ashâbına helaki hak edecek ölçüde kötülüklerde bulunur. Fakat O, “Allah’ım! Kavmime hidayet et, çünkü onlar (beni) bilmiyorlar.” şeklinde dua eder ve onların hidayeti adına hissettiği heyecanı dile getirir. Hastalandıklarında gönüllerini kazanmak için ziyaret eder:

Ebû Tâlib, Allah Resûlü’nün amcasıdır. Dedesi Abdulmuttalib ölmeden önce henüz sekiz yaşında olan torunu Muhammed’i, müşfik oğlu Ebû Tâlib’e emanet eder. Ve Allah Resûlü, Hz. Hadîce ile evleneceği yirmi beş yaşına kadar on yedi yıl amcasının yanında kalır. Kırk yaşında peygamberlikle görevlendirilince şirkin önderleri karşısına dikilir; O’nu ve davasını bitirmek için kendisiyle amansız bir mücadeleye girişirler. Bu süreçte Ebû Tâlib, İslam’ı kabul etmese de yeğenine sahip çıkar ve on yıl boyunca Kureyş’in ileri gelenlerinin Allah Resûlü’ne zarar vermesine mâni olmaya çalışır. Ebû Tâlib’i aşamayan müşrikler, en son boykota başvurur; O’nu ve akrabalarını üç yıl boyunca muhasara altına alırlar. Yaşlı Ebû Tâlib, boykot sürecinde iyice bitkin düşer; boykottan sonra hastalanır ve durumu her geçen gün ağırlaşır. Allah Resûlü, onu hasta yatağında ziyaret eder; moral verir ve ötelere imanla şereflenip gitmesi adına tebliğde bulunmak ister…20

EHL-İ KİTABI ZİYARETİ

Allah Resûlü, hicretten sonra, Medine nüfusunun yüzde kırkını oluşturan Yahudi kabileleriyle münasebetini, anayasal/hukuki zeminde ve iyi komşuluk ilişkileri içerisinde kurmak ve sürdürmek ister. Bunun için onların da katılımıyla Medine Vesikası’nı yürürlüğe koyar. Yaşamlarına hiçbir müdahalede bulunmaz aksine kendi aralarındaki kavgalara ve haksızlıklara bu vesika ile son verir. Hatta onların şiddet dolu eylem ve söylemlerini, “Sırf nefislerinden ileri gelen bir kıskançlık sebebiyle, Ehl-i kitaptan birçok kimse, gerçek kendilerine ayan beyan belli olduktan sonra, sizi imanınızdan uzaklaştırıp kâfir haline çevirmek isterler. Yine de Allah bu husustaki emrini bildirinceye kadar affedin ve hoşgörün! Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”21 ayeti çerçevesinde af ve müsamaha ile karşılar. İnsanî ilişkilerini sürdürür ve hastalandıklarında da gönüllerini İslam’a ısındırmak için ziyaret eder:

Hasta Genci Ziyareti

Zaman zaman Allah Resûlü’ne gönüllü bir şekilde hizmet eden Yahudi bir genç, bir hastalığa yakalanır. Gelişmeyi haber alan Allah Resûlü, evine onu ziyarete gider. Durumu çok ağırdır ve Rahmet Peygamberi, kendisine hizmetle de şereflenmiş bu gence, “Müslüman ol!” teklifinde bulunur. Karar vermeden önce dönüp babasına bakan genç, ondan aldığı “Ebu’l-Kâsım’a itaat et!” cevabıyla rahatlar ve hemen kelime-i şahadet getirir. Genç, O’nun ahlakından ve babası da O’nun oğluna verdiği değerden çok etkilenmiştir. Allah Resûlü, yanlarından ayrılırken dilinden “Bu genci cehennem ateşinden kurtaran Allah’a hamdolsun!” sözleri dökülür.22

Havra’da Yatan Hastayı Ziyareti

Allah Resûlü’ne, bir Yahudinin hastalandığı ve tedavi için Havra’ya/Beytü’l-Midras’a götürüldüğü haberi ulaşır. Bunun üzerine aralarında Hz. Abdullah İbn-i Mes’ud’un da bulunduğu bir grup sahabî ile ziyaretine gider. Birisi, hasta Yahudi’nin de içerisinde bulunduğu topluluğa Tevrat’tan bir bölümü okurken aniden okumayı durdurur. Allah Resûlü, ziyaretine geldiği hastaya “Ne oldu; neden durdunuz?” diye sorar. Bunun üzerine o, “Bir peygamberin sıfatına geldiler de ondan durdular.” der. Ardından sürünerek gider, Tevrat’ı alır ve Allah Resûlü’ne, gelecek Nebî ve onun ümmetine ait sıfatlardan bahseden o ayetleri okur. Sonra da “Bu senin ve ümmetinin sıfatlarıdır. Ben Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve senin de Allah’ın Resûlü olduğuna şahadet ederim.” der ve çok geçmeden vefat eder. Allah Resûlü, yanındaki sahabîlere “Kardeşinizle ilgilenin; cenazesini kaldırın.” buyurur.23

Ashâbın Ziyareti Sürdürmesi

Allah Resûlü’nün ahlakını, tavır ve davranışlarını, kendilerine örnek ve model alan sahabe de O’ndan sonra birlikte yaşadıkları farklı kimliklere mensup hasta kimselere ziyaretleri sürdürürler.24 Mesela Hz. Ebu’d-Derdâ (radıyallahu anh) hastalanan Yahudi bir komşusunu evinde ziyaret eder.25

MÜNAFIKLARI ZİYARETİ

Allah Resûlü ve ashâbının, Evs ve Hazrec’e mensup mü’minlerin daveti üzerine gerçekleştirdiği hicret ile tam da o sıralarda Medîne’de taç giymeye hazırlanan Abdullah İbn-i Übeyy’in bütün planları suya düşer. Bu durumu hazmedemeyen İbn-i Übeyy, Medine’de nifak hareketini başlatır ve İslam’a düşman gruplarla iş birliği yapar. Toplumda ki birlik ve beraberliği sarsmaya ve her fırsatta İslam’a ve Müslümanlara zarar vermeye çalışır. Kritik zeminlerde ve süreçlerde Müslümanları yüzüstü bırakır hatta Allah Resûlü’nün hanesinin iffetine dokunan iftiralara elebaşılık yapar. Onun ve adamlarının faaliyetlerinden haberdar olan Allah Resûlü, her şeye rağmen kendisine iyi davranır ve kalbini kazanmaya çalışır. Tebûk dönüşü, hastalandığını haber alır ve ziyaret etmek için evine gelir. İbn-i Übeyy’in çocukları sağlam ve samimi mü’mindir. Allah Resûlü’nün bu ziyareti, babaları üzerinde olmasa da onlar üzerinde çok ciddi tesir uyandırır. Hatta oğlu Abdullah, Allah Resûlü’nden ayrılırken kefen olarak kullanılması için gömleğini ister, O da kabul eder.26

BEDEVÎLERİ ZİYARETİ

Bedevîler, çöllerde yaşayan göçebe Araplardır. Çölün sert ve haşin iklimi, onlarda âdeta karakter haline gelir; tavır ve davranışları, üslupları nezaketten uzak ve kırıcıdır. Fakat Allah Resûlü, tebliğde muhatap ayırt etmez ve onların da gönüllerine girmek için büyük bir çaba gösterir. Bir gün kendisine bir bedevînin hastalandığı haber verilir. Allah Resûlü, hasta bedevîyi ziyaret etmek için yola koyulur. Yanına vardığında “Dert etme. Hastalığa sebep olan sıkıntın gider, tertemiz hale gelirsin.” buyurur. Bunun üzerine bedevi, “Tahûr! Asla! Bilâkis o yaşlı bir ihtiyar üzerinde ateş gibi yanan hummâdır! Onu, mezarlar ziyaret ediyor.” der ve kaba bir karşılık verir. Bu incitici tavır karşısında Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) nezaketini muhafaza eder; “Tamam, öyle olsun!” buyurur ve oradan ayrılır.27

Sonuç

Görüldüğü üzere Allah Resûlü, insanî ilişkilerin ve sosyal bağların gelişmesine, insanların birbirine kaynaşmasına vesile olan hasta ziyaretlerine büyük ehemmiyet verir. Bir peygamber, lider ve rehber olarak, hem hastaların iyileşmesine manevi destek olmak hem de idare ettiği toplumun içerisinde huzur ve emniyeti, kardeşliği, birliği ve beraberliği, dayanışmayı yerleştirmek için kimlik ayırt etmeksizin hasta ziyaretlerinde bulunur. Bir gün kendisine “Nasılsın Ey Allah’ın Rasûlü?” diye soran birisine, “Bugün oruç tutmayan ve bir hastayı ziyaret etmeyen kişiden daha iyiyim.”karşılığını verir. Bunun üzerine aynı şahıs; “Hasta ziyaret etmek nasıl bir şeydir?” diye sorar ve O, “Oruç gibidir.” cevabını verir ve hasta ziyaretinin, mümin için ne kadar büyük bir sevap kaynağı olduğuna dikkat çeker.28

Hiç şüphesiz Allah Resûlü’nün (aleyhissalâtu vesselâm) hayatı, mü’minler için en güzel örnek; koyduğu hikmetli prensipler ise onlar için bir hak, hakikat, hayır ve bereket kaynağıdır. Bundan dolayı onlar da bu emri ve sünneti yaşama adına ziyaretinde tıbben bir sakınca bulunmayan hastaları, onları rahatsız etmeyecek vakitlerde ve şartlarda ziyaret edebilirler. Maddi manevi destek olabilir; kaygılarını ve korkularını azaltabilir ve yalnız olmadıklarını onlara hissettirebilirler. Böylece hem büyük bir hakkı ve sorumluluğu yerine getirip sevap kazanmış hem hastalara ve yakınlarına moral vermiş hem de birlik ve beraberliğin, huzurun elde edilmesine, korunmasına ve gelişmesine olumlu katkıda bulunmuş olurlar. Bu çerçevede Hz. Ömer’in (radıyallahu anh), valileri ve memurları teftiş ederken sorduğu sorulardan birisi de ‘hasta ziyaretleri yapıp yapmadıklarıdır’ ki bu da meselenin sosyal açıdan önemini anlama noktasında ayrıca ele alınabilir.

Yazar: Yücel Men

Dipnot:

  1. Bkz. Buhârî, Mardâ 4; bab başlığı
  2. Müslim, Birr ve Sıla 13
  3. Bkz. Buhârî, Merdâ 4; Cenâiz 2; Müslim, Libas 2
  4. Bkz. Buhârî, Cenâiz 2; Müslim, Selâm 3; Ebû Dâvud, Edeb 90
  5. Bkz. Müslim, Birr 39, 40-42; Tirmizî, Cenâiz 2; İbn-i Mâce, Cenâiz 2
  6. Bkz. Tirmizî, Cenâiz 2; İbn-i Mâce, Cenâiz 2
  7. İbn-i Hibbân, Sahîh 372. Hadis; Buhârî, Edebu’l-Müfred 184; Mâlik, Muvatta, Ayn 7
  8. Tirmizî, Birr ve Sıla 64; İbn-i Mâce, Cenâiz 2
  9. Bkz. Buhârî, Mardâ, 20; Müslim, Selâm 19 (46/2191
  10. Tevbe Sûresi, 9/128
  11. Buhârî, Merdâ 8
  12. Bkz. Buhârî, Edebu’l-Müfred 502. Hadis; Beyhakî, Şuabu’l-Îmân 9969. Hadis
  13. Nesâî, Cenâiz 43; Mâlik, Muvatta 1/227
  14. Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 3/40, 9/368; Taberânî, Evsat 8/125; İbn-i Abdilberr, Temhîd 6/272; Ebû Dâvud, Cenâiz 33, 34
  15. Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 2/302; İbn-i Hacer, Futûhâtur’-Rabbâniyye 4/71
  16. Buhârî, Merdâ 13; Müslim, Vasiyye 8; Ebû Dâvud, Cenâiz 7
  17. Buhârî, Cenâiz 45, Talâk 24; Müslim, Cenâiz 12
  18. Buhârî, Megâzî 30
  19. Kehf Sûresi, 18/6; Şuarâ Sûresi, 26/3
  20. Bkz. Buhârî, Cenâiz 80
  21. Bakara Sûresi, 2/109
  22. Buhârî, Cenâiz 79; Merdâ 11; Ebû Dâvud, Cenâiz 5; Nesâî, Tıp 14
  23. Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 1/416; İbn-i Ebî Şeybe, Musannef 1/395 (3951); Taberânî, Mucemu’l-Kebîr 10/190 (10295); Heysemî, Zevâid 8/234; Şevkânî, Neylu’l-Evtâr 8/8
  24. İbn-i Hibbân, Sahîh 11/242
  25. İbn-i Ebî Şeybe, Musannef 3/238
  26. Bkz. Ebû Dâvud, Cenâiz 1
  27. Bkz. Buhârî, Menâkıb 25; Merdâ 10, 14; Tevhîd 31
  28. Abdurrezzâk, Musannef, 3/593
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.