Bi’r-i Maûne ve Şehit Düşen Sahabîler (Safer Hicrî 4)

690

Hicretin dördüncü yılı Safer ayında Benû Âmir İbn-i Sa’saa kabilesinin lideri Ebû Berâ’ Âmir İbn-i Mâlik Medine’ye geldi. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ona İslâm’ı anlattı ve onu Müslüman olmaya davet etti. Ama o, ne Müslüman oldu ne de İslâm’a karşı olduğunu söyledi. Müteredditti. Belli ki zamana ihtiyacı vardı ve kendisi ‘evet’ diyemese de yakınlarının bu dinle buluşmasını arzu ediyordu. Bunun için:

“Yâ Muhammed! Ashâbından bazılarını Necid halkına göndersen de onlara İslâm’ı anlatsalar; onların bu davete müspet cevap vereceklerini sanıyorum.” dedi.

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem):

“Necid halkının onlara bir kötülük yapmalarından endişe ediyorum!” buyurdu. Bunun üzerine Âmir İbn-i Mâlik:

“Onlara ben kefilim. Onları gönder de insanları İslâm’a davet etsinler!” diyerek teminat verdi.1

Habîb-i Zîşân Efendimiz’in genel tavrı, her fırsatı değerlendirip insanlara bir şeyler anlatmanın gayretini ortaya koymaktı. Ayrıca o bölgeden Medine’ye, bugüne kadar Müslüman olanların emniyet ve güven açısından problem yaşadıklarının haberi geliyordu. Hatta Ri’l, Zekvân, Usayye ve Lihyân gibi bazı kabileler haber göndermiş ve bu güvenliği tesis adına Allah Resûlü’nden yardım istemişlerdi.2

Bunun üzerine Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), ashâb arasından yetmiş kişi seçti ve gidip Necid halkına İslâm’ı anlatmalarını istedi.3 Ellerine de gittikleri yerlerde bulunan liderlere verilmek üzere yazılan mektupları vermişti. Emir olarak başlarına Hazreti Münzir İbn-i Amr’ı (radıyallahu anh) tayin etti.4 Seçilenlerin hepsi, Allah tarafından gönderilen mesajlarla Allah Resûlü’nün beyanlarını çok iyi bilen ‘suffe’ ashâbından ‘kurra’ sahabîlerdi.5

Yola çıkıp da Maûne denilen kuyunun başına geldiklerinde burada konakladılar.6 Hazreti Amr İbn-i Ümeyye ile Hazreti Münzir İbn-i Muhammed’i develeri dinlendirip otlatmaya gönderdiler.7 Bu arada Resûlullah’ın gönderdiği mektupları ilgili kişilere ulaştırmak istediler. Bunun için Hazreti Harâm İbn-i Milhan (radıyallahu anh) gönüllü oldu ve yanına aldığı iki sahabî ile harekete geçti. Önce Âmir İbn-i Mâlik’e ulaştı ve mektubu okudu. Ardından yeğeni Âmir İbn-i Tufeyl’e gitmek için yola devam ettiler. Âmir’e yaklaştıklarında Hazreti Harâm yanındaki iki sahabîye:

“Ben onların yanına varıncaya kadar sizler yakınlarda bulunun! Şâyet bana emân verirlerse zaten bunu siz de görürsünüz; ancak beni öldürmeye kalkışırlarsa hemen gider ve durumdan arkadaşlarınızı haberdar edersiniz.” dedi.

Ardından da tek başına gitti. Âmir İbn-i Tufeyl’in huzuruna girince Resûlullah’ın mektubunu takdim edip onları hak dine davet etti. Kendisine Resûlullah’dan mektup gelen Âmir, onu açıp okumadan Hazreti Harâm’ı öldürme talimatı verdi. Bunun üzerine Cebbâr İbn-i Sülmâ, eline aldığı bir mızrağı ona arkasından saplayıverdi. Allah Resûlü’nün elçisi kanlar içinde kalakalmış, sırtından giren mızrak göğsünden çıkmıştı. Eline bulaşan kanlarla yüzünü sıvazlayan Hazreti Harâm’ın sinesine mızrak işlerken büyük bir haz içinde dudaklarından dökülen şu sözler dikkatlerden kaçmamıştı:

“Allahu Ekber! Kâbe’nin Rabbine yemin olsun ki kurtuldum!”8

Hazreti Harâm İbn-i Milhân oracıkta şehit oldu. Ancak Âmir İbn-i Tufeyl’in kin ve nefreti bununla teskin olacak gibi değildi ve Âmiroğullarına seslenerek geride kalanların üzerine yürüme talimatı verdi. Ancak Âmiroğulları Âmir İbn-i Mâlik’in Allah Resûlü’ne verdiği sözü nazara alarak bu talimata uymadı.

Bunun üzerine Âmir İbn-i Tufeyl, Usayye, Ri’l, Kâre ve Zekvân kabilelerini Resûlullah’ın elçilerine saldırmak için yardıma çağırdı. Onlar Âmir’in davetine evet deyip ashâb-ı kiramı çembere aldılar. Onları gören Müslümanlar:

“Vallahi de bizim sizinle bir alıp veremediğimiz yok! Biz sadece Resûlullah’ın verdiği bir iş için yolumuza gidiyoruz. Biz Allah Resûlü’nün elçileriyiz!” dediler.

Fakat gözünü kan bürümüş haydutlar bu sözlere kulak asmayıp bütün hınçlarıyla ashâb-ı kirâma hücum ettiler. Güç dengesinin olmadığı bu yerde Allah ve Resûlü’nün hayat veren mesajlarını ulaştırmak için özel olarak seçilmiş ashâb kendilerini müdafaa etmek istedi ise de neticede Hazreti Amr İbn-i Ümeyye hariç hepsi kılıçtan geçirilip şehit edildi.9

Bi’r-i Mâune Şehitleri

İslam’ın evrensel mesajlarını tebliğ etmek için Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından ashâb-ı suffe içerisinden seçilip Necid halkına gönderilen ve Bi’r-i Mâune’de tuzağa düşürülerek şehit edilen altmış dokuz “kurra” sahabîden bazılarının isimleri şunlardır:

Hazreti Münzir İbn-i Amr el-Ensârî (radıyallahu anh),

Hazreti Evs İbn-i Muâz İbn-i Evs el-Ensârî (radıyallahu anh),

Hazreti Hakem İbn-i Keysân el-Mahzûmî (radıyallahu anh),

Hazreti Hâris İbn-i Sımme el-Ensârî (radıyallahu anh),

Hazreti Sehl İbn-i Âmir el-Ensârî (radıyallahu anh),

Ve amcası Hazreti Sehl İbn-i Amr (radıyallahu anh),

Hazreti Harâm İbn-i Milhân (radıyallahu anh),

Ve kardeşi Hazreti Süleym İbn-i Milhân (radıyallahu anh),

Hazreti Urve İbn-i Esmâ’ İbn-i Salt es-Sülemî (radıyallahu anh),

Hazreti Nâfi’/Râfi’ İbn-i Büdeyl İbn-i Verkâ’ el-Hüzâî (radıyallahu anh),

Hazreti Âmir İbn-i Füheyre (radıyallahu anh),

Hazreti Kutbe/Dahhâk İbn-i Abd Amr İbn-i Mesûd (radıyallahu anh),

Hazreti Mâlik İbn-i Sâbit el-Ensârî (radıyallahu anh),

Ve kardeşi Hazreti Süfyân İbn-i Sâbit el-Ensârî (radıyallahu anh),

Hazreti Mesûd İbn-i Sa’d İbn-i Kays (radıyallahu anh),

Hazreti Muâz İbn-i Mâis/Nâis (radıyallahu anh),

Hazreti Münzir İbn-i Muhammed (radıyallahu anh),

Hazret Ebû Şeyh/Übeyy İbn-i Sâbit (radıyallahu anh),

Hazreti Ebû Ubeyde İbn-i Amr (radıyallahu anh),

Hazreti Ebû Amr İbn-i Ka’b İbn-i Mesûd (radıyallahu anh),

Hazreti Übeyy İbn-i Muâz İbn-i Enes (radıyallahu anh),

Ve kardeşi Hazreti Enes İbn-i Muâz İbn-i Enes (radıyallahu anh),

Hazreti Beşîr el-Ensârî (radıyallahu anh),

Hazreti Sâbit İbn-i Hâlid (radıyallahu anh),

Hazreti Hâlid İbn-i Sâbit (radıyallahu anh),

Hazreti Hâlid İbn-i Ka’b İbn-i Amr (radıyallahu anh),

Hazreti Riâb İbn-i Huneyf İbn-i Riâb (radıyallahu anh),

Hazreti Sa’d İbn-i Amr İbn-i Sakf (radıyallahu anh),

Ve oğlu Hazreti Tufeyl (radıyallahu anh),

Hazreti Süfyân İbn-i Hâtıb İbn-i Ümeyye (radıyallahu anh),

Hazreti Süheyl İbn-i Âmir İbn-i Sa’d el-Ensârî (radıyallahu anh),

Hazreti Âiz İbn-i Mâis İbn-i Kays (radıyallahu anh),

Hazreti Ubâde İbn-i Amr (radıyallahu anh),

Hazreti Abdullah İbn-i Kays İbn-i Sırme (radıyallahu anh),

Hazreti Atiyye İbn-i Amr el-Ensârî (radıyallahu anh),

Hazreti El-Muttalib es-Sülemî (radıyallahu anh),

Hazreti Mesûd İbn-i Hâlid (radıyallahu anh).


Dipnot:

  1. İbn-i Hişâm, Sîre 2/117; Taberî, Târîh 3/85, 86; Vâkıdî, Megâzî 261; Taberânî, Kebîr 20/356 (841)
  2. İbn-i Hanbel, Müsned 19/119 (12064)
  3. Buhârî, Megâzî 28; Müslim, Mesâcid 54; İbn-i Hanbel, Müsned 19/119, 141 (12064, 12088); Beyhakî, Kübrâ 9/377 (18822); Vâkıdî, Megâzî 261; Taberî, Târîh 3/86. Bu sayının kırk olduğu da söylenmektedir. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/117; Taberânî, Kebîr 20/357 (841)
  4. Hazreti Münzir, şehadet arzusuyla yanıp tutuşan biri olduğu için o gün kendisine, ölüme gönüllü boyun uzatan manasında ‘el-Mün’iku li Yemûte’ deniliyordu. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/117; Taberânî, Kebîr 20/357 (841); İbn-i Hacer, İsâbe 6/217 (8230)
  5. Buhârî, Megâzî 28; Müslim, Mesâcid 54; İbn-i Hanbel, Müsned 19/119, 141 (12064, 12087), ; Vâkıdî, Megâzî 261
  6. İbn-i Hişâm, Sîre 2/117; Vâkıdî, Megâzî 262
  7. Vâkıdî, Megâzî 262
  8. Buhârî, Megâzî 28; İbn-i Hanbel, Müsned 20/420 (13195); Nesâî, Kübrâ 7/367 (8239), 9/377 (18823); Taberânî, Kebîr 20/357 (841); İbn-i Hişâm, Sîre 2/117; Vâkıdî, Megâzî 262; Taberî, Târîh 3/86. Hazreti Harâm İbn-i Milhân, Ümmü Süleym Validemizin kardeşidir. Bkz. Beyhakî, Sünen, 9/225; İbn-i Abdilberr, İstîâb, 1/337
  9. Buhârî, Megâzî 28; İbn-i Hanbel, Müsned 19/119 (12064); Taberânî, Kebîr 6/125 (5724), 20/357 (841); Beyhakî, Kübrâ 2/284 (3096); İbn-i Hişâm, Sîre 2/117; Vâkıdî, Megâzî 262; Taberî, Târîh 3/86

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Deneyiminizi daha iyi hale getirmek için bu web sitesinde çerezleri kullanıyoruz. Devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş oluyorsunuz. Kabul Et Daha fazla