Aile içi iletişimde teşekkür

539

Aile içi sağlıklı iletişimin olmazsa olmaz temel prensiplerinden birisi de yapılan iyilikler ve güzel davranışlar karşısında eşlerin birbirine teşekkür etmesidir. Zira insan, yaratılışı gereği sevgiye duyduğu ihtiyaç kadar kendisine değer verilmeye, yaptıklarının görülmesine ve takdir edilmesine, bir diğer ifadeyle teşekküre ihtiyaç hisseder. Bunun için yaptığı bir iyilikten dolayı teşekkürü; güzel bir iş ve davranıştan dolayı da takdir edilmeyi bekler. Bu isteğe cevap verilmediği ölçüde ise fertler, önce üzerine düşen işlerden sonra da yavaş yavaş birbirinden uzaklaşmaya başlar. Bu uzaklaşma zamanla beraberinde kopuşları da getirir. Bu kopuş ölçüsünde de eşler, kendilerine düşen vazifeleri yerine getirmez ve karşılıklı kul haklarına girerler. Netice de teşekkür ve takdir ihtiyacı karşılanmazsa bu fasit daireden de çıkılamaz. Bunun sonucunda karşılıklı itham ve suçlamalar arenasına dönüşen yuvada ikili ilişkilerde “ego” savaşları yaşanması da kaçınılmaz olur.

İlahî Ahlak Açısından Teşekkür

Türkçe’de teşekkür kelimesi her ne kadar Arapça ş-k-r (شكر) kökünden alınarak türetilmişse de Arapça’da böyle bir kelime yoktur. Bu dilde teşekkür anlamını karşılayan kavram, şükür kelimesidir. Lügat manasıyla şükür: “Görülen herhangi bir iyiliğe karşı gösterilen memnuniyet ve iyiliğe, iyilikle karşılık verme” anlamına gelir. Allah (celle celaluhu), kullarına verdiği nimetler karşılığında Kendisine şükretmeyi/teşekkürü emretmenin yanında Zatını da “eş-Şekûr” olarak tanıtmıştır. eş-Şekûr (الشكور), “Sırf rızası adına yapılan iyi amelleri kabul eden ve onların karşılığında kat kat mükafatla veren” demektir. Yani Cenab-ı Hak, kullarına şükretmeyi emrederken Kendisini de bu şükürleri en güzel şekilde karşılayan ve takdir eden; az amellerin bile karşılığını bolca veren, sayılı günlerde yapılan sınırlı amellere sonsuz mükafatlar bahşeden olarak tanıtmıştır. İşte bu ilahî ahlakla ahlâklanan ve O’nun nimetlerine karşı şükürle gerilmiş müminler, bir taraftan Rab’lerine şükür vazifesini yerine getirirken diğer taraftan kendisine iyiliği dokunan kimselere de mutlaka şükreder yani teşekkür ederler. Böylece insan, Allah’a karşı şükreden bir kul oluşunun yanında, kendisinden iyilik gördüğü kimselere de bunun bir yansıması olarak teşekkür eder. 

İnsan tabiatının bu ihtiyacını, Allah’a şükürle birleştirerek ele alıp değerlendiren Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), ikili ilişkilerde şükür/teşekkür borcuna karşı gösterilmesi gerekli hassasiyete, şu veciz ifadelerle dikkat çekmiştir: “İnsanlara karşı şükran ve minnet hissi taşıyıp teşekkür etmeyen kimse Allah’a da şükretmez.”1

Bu hadis insanî ilişkilerde teşekküre verilen önem ve değeri, net olarak ifade etmektedir. Zira burada insanlara teşekkürle Allah’a şükür birlikte zikredilmiştir. Kadı İyaz’ın yaklaşımıyla: “Kul, Allah’a olan şükrünü, O’na itaatle ve emirlerini eksiksiz ifa ile yerine getirebilir. Allah’ın emirlerinden biri de O’nun nimetlerinin kendisine ulaşmasında vesile konumunda olan insanlara teşekkür etmek olunca, bu emre uymayan, Allah’ın kendisine verdiği nimetlerin şükrünü de ödememiş olur. Yine içinde insanlara karşı teşekkür duygusu taşımayan ve buna ehemmiyet vermeyen kimsenin tabiatında nankörlük duygusu olacağı için böyle bir kimse, Allah’a da küfran-ı nimette bulunup şükrü terk etmeyi de rahatlıkla adet haline getirebilir”2 Allah’ın verdiği sonsuz nimetler karşısında şükürle mukabelede bulunma şuuru, insanda, çevresinden gördüğü iyilikler karşısında daima teşekkür etme ahlakını geliştirmelidir. Aksi takdirde insanın Rabbine karşı da şükrü/kulluğu tam olmayacaktır. Dolayısıyla Allah Resûlü’nün verdiği bu hayat prensibi en yakın dairede aile içi iletişimde asla ihmal edilmemelidir. Zira şükürsüzlük kulu Allah’tan uzaklaştırdığı gibi teşekkürsüzlük de eşleri birbirinden uzaklaştıracaktır.

Teşekküre Özel Tahşidat

Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) eşlerine zaman ayırır, onlarla sohbet eder ve onları konuşturur ve dinlerdi. Bazen de ezberinde şiir olan hanımlarına güzel şiirler okuttururdu. Bu çerçevede Hz. Âişe validemizin anlattığı şu vaka hem aile içi iletişimde hem de insanlar arasında teşekkürün önemini vurgulama adına önemlidir:

Resûlüllah sık sık bana: “Ey Aişe! Ezberindeki beyitlerden biraz okur musun” buyururdu. Ben de her defasında: “Hangi beyitleri istiyorsun ya Resûlallah! Çünkü hafızamda bir çok şiir vardır” derdim. O da bana: “Şükür/teşekkür hakkındakilerden” derdi. Bir defasında yine böyle bir arzusu olmuştu. Ben de kendisine: “Anam babam sana feda olsun Ya Resûlallah! Şair şöyle söylemiş” dedim ve yaptıkları iyiliklere karşı insanlara teşekkür etmenin güzelliğinden bahseden bir şiir okudum. Şiiri bitirince Efendimiz şöyle buyurdu: “Ey Âişe! Cibril’in bana haber verdiğine göre, Allah (celle celaluhu) kıyamet günü mahlukatı haşrettiğinde bir başkasından iyilik gören kuluna, ‘-Sana iyilikte bulunan kuluma teşekkür ettin mi?’ buyurur. O da: ‘-Ey rabbim! Bana dokunan iyiliğin Senden geldiğini bildiğim için sadece sana şükrettim’ der. Bunun üzerine Allah, ona: ‘-Bu iyiliklerin sana ulaşmasına vasıta kıldığım kuluma teşekkür etmedikçe  Bana şükretmiş olmazsın!’ buyurur.”3  Dolayısıyla İslamî hayat, Allah’a şükür üzerine kurulu olduğu kadar insanlara karşı da teşekkür üzerine kurulu bir hayattır.

Teşekkürün Hakikati

Görülen bir iyilik karşısında teşekkür etmek sadece kuru bir sözden ibaret sanılmamalıdır. Bilakis teşekkür eden kimse karşı tarafa: “Senin bu iyiliğinin farkındayım. Yaptıkların için sana minnettarım. Sana ve ilişkimize değer veriyorum. Senden memnunum.” mesajlarını da verir. Bu mesaj içtimai hayatta kardeşliği, birlik beraberliği kuvvetlendirirken aile hayatında da sağlıklı iletişimi güçlendirir. Bu yönüyle teşekkür, iletişimin güç kaynaklarındandır. Kaldı ki gönülden yapılan bir teşekkürün yerini başka bir şey tutamaz. Zira o, karşılıklı sevgi, şefkat ve saygıyı artırır ve eşlerin aralarındaki birliktelik bağını pekiştirir. Eşlerin birbirine duygularını daha rahat açmalarına vesile, etkili bir cümledir. Aynı zamanda bu cümle insanı yeni güzel davranışlara da motive eden sırlı bir sözdür. Eşler aile içi sağlıklı iletişim kurabilmeleri adına gerekli olan bu sırlı cümleyi asla hafife almamalı ve terk etmemelidir.  

Eşler Teşekkür İçin Vesile Kollamalıdır

Eşler birbirine teşekkür edeceği birçok fırsat bulabilir ya da oluşturabilir. Zira bir yuvada bu hususta çok fırsat vardır. Mesela erkek, hanımının yaptığı lezzetli bir yemeğe, kurduğu özel bir sofraya, yaptığı güzel bir temizliğe, elbiselerini ütüleyip giyimine hazırlamasına, çocuklarının hizmetini görmesine kadar birçok vesile bulabilir. Kadın da kocasına teşekkür etme adına yuvasına sahip çıkmasından, hastalığında ilgilenmesine, çocuklarıyla meşgul olmasından bir geziye götürmesine kadar birçok iyiliği buna sebep yapabilir. Fakat çoğu zaman bunlar, eşlerin mecbur yapması gereken sıradan işler olarak algılandığından dolayı teşekkür, akla gelmez. Halbuki bunlar da eşlerin gönülden birbirleri için ne fedakarlıklara ve zorluklara katlanarak yaptıkları ve teşekkürü hak eden iyiliklerdir.

Bu konuda, Peygamber Efendimiz eşi Hz. Hatice’yi andığında dile getirdiği hususlar örnek olarak da düşünülebilir. O, bir mecliste adı geçtiğinde onu hep medh u sena ile yad ederken ondan gördüğü iyilikleri şöyle dile getirirdi: “Ben kadınlar içinde Hatice’den daha faziletli ve üstün olanı görmedim. Bütün insanlar Beni inkar ederken, o, Bana inandı. Herkes Beni yalanlarken o, ‘Sen doğrusun, çekinme ve devam et’ dedi. Herkes Beni yalnızlığa terk ederken, o sadece imanı ve sevgisiyle değil malıyla da Bana destek oldu. Bu uğurda maddi varlığını da feda etmekten geri durmadı. Bana her hâlükârda sahip çıktı. Üstelik bütün çocuklarım da ondan oldu.” Peygamber Efendimiz’in bu sünneti aslında bize şunu da göstermektedir ki iyiliğini gördüğümüz kimseler ölmüş olsalar bile onları hayırla yad ederek teşekkür ve takdirlerimiz devam etmelidir. Zira bu iyilikler onlar için sadaka-i cariye olduğu gibi bizim için de bir teşekkür ve dua vesilesidir.

Bu açıdan teşekkür, sadece bir nezaket değil hak ve adalettir de. Zira adalet, her şeyi yerli yerine koymak, her hak sahibinin hakkını kendisine vermek demektir. Bu manada iyiliğini gördüğümüz kimseye teşekkür etmek ve onu takdir etmek emeğinin hakkını teslim adına, onun üzerimizdeki hakkıdır. Zamanında ve yerinde bir teşekkür ve takdirle bu hakkı yerine getirenler adaleti de ikame ettiklerinden yuvalarında sağlıklı iletişimi de kurmuş ve korumuş olurlar. Zaten sağlıklı iletişim zulüm üzerine değil ancak hassas bir hak ve adalet anlayışı üzerine kurulabilir. 

Teşekkür Salih Dairesi

Teşekkürle ilgili bilinmesi gerekli bir diğer noktada şudur ki, ayetin ifadesiyle “İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir.”4 Zira iyilik, daima iyilik doğurur. İyilik salih dairesi içine girilince bu her iki taraf için de işlemeye başlar. Böyle bir davranış sonunda sadece karşı tarafa yapılan bir iyilik değil aynı zamanda insanın kendisine yaptığı bir iyiliğe dönüşür. Dolayısıyla birisinden iyilik gören bir mü’min, ona sözlü ya da fiili iyilikle mukabelede bulunmalıdır. İşte sözle yapılan iyilik, güzel bir cümle ya da içten bir teşekkürdür. Böylece ilişkilerini teşekkür salih dairesi içerisinde sürdürenler en büyük iyiliği ilk önce kendilerine yaparlar. Yani bu iyiliğin en güzel yansıması onların hayatına olur. 

Bu manada Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) gördüğü iyilikleri unutmaz kendisine iyilik yapanları da hep hayırla yad ederdi. Mesela Mekke günlerinde müşrikler, Allah Resûlü’nü üzmek ve O’nu zor durumda bırakmak için ellerinden gelen kötülüğü yapmaya çalışıyorlardı. O dönemde Peygamberimiz’e bir saldırıları da kızları üzerinden olmuştu. Hem kızı Zeyneb’i hem de Efendimiz’i huzursuz etmek için damadı Ebu’l-Âsa gitmiş kendisinden Zeyneb’i boşamasını istemişlerdi. Ebu’l-As ise bu alçakça teklifi reddetmiş ve onları terslemişti. Efendimiz (aleyhissalatü vesselam), henüz inanmadığı halde damadının sergilediği bu civanmertlik karşısında kendisine teşekkür etmişti. Hatta o Bedir’de esir düşünce, Allah Resûlü kendisini serbest bırakmış ve kendisinden kızı Zeyneb’i Medine’ye göndermesini istemişti. Söz verdiği gibi o da mert davranmış ve Mekke’ye döner dönmez Hz. Zeyneb’i Medine’ye babasının yanına uğurlamıştı. Hz. Zeyneb (radıyallahu anha) Medine’ye geldiğini gören Peygamber Efendimiz, bir kez daha damadını hayırla yad ederek onu şöyle takdir etmişti: “Benimle konuştu ve bana doğru söyledi. Bana söz verdi ve sözünde vefalı davrandı.”5 Belki de Allah Resulünün teşekkür ve takdirleriyle oluşturduğu bu salih dairedir ki Hudeybiye sulhundan az önce yani h. 6. ncı yılında Medine’ye gelmiş ve Müslüman olmuştur.

Acaba Teşekkür Etsem mi?

Her anne baba, çocuğundan teşekkür bekler. Hatta bu teşekkürü bulmayınca çocuklarını ikaz eder. Belki de bu yüzdendir bazıları teşekkürü çocuk işi zanneder. Fakat nedense yetişkinler çocuklarından bekledikleri bu güzel ahlakı birbirlerinden esirger. Halbuki teşekkür çocuk işi ya da çocukça bir eylem değildir. Bilakis yetişkinlerin kendi aralarında yaşamaları gereken bir fazilet, sonra da çocuktan bekleyebilecekleri bir güzel davranıştır. Zira çocuklar teşekkür sünnetini, ilk önce ailede öğrenecektir. Fakat yetişkinler bunu pek önemsemez ve kötü örnek olurlarsa bu ahlak-ı âliye onlarda da yerleşmeyecektir.

Çoğu zaman teşekkürsüzdük erkeğin, “Teşekkür edersem, hanım şımarır. Teşekkür edersem, gücümü kaybederim, elim zayıflar, bir daha hakim olamam bu kadına. Beni dinlemez ve itaat etmez, konumumu çizdiririm.” gibi vehimlerden kaynaklanabilir. Kadın da ise, “Bu adam teşekkürü hak etmiyor. Ne hayrını gördüm ki teşekkür edeceğim. Ayda yılda bir iyilik gördüm ona mı teşekkür edeceğim. Teşekkür edersem şımarır. O, teşekkür etmiyor ki ben edeyim! vs..gibi” asılsız kuruntu ve yanlış yönlendirdiği egosundan kaynaklanabilir. Sebep ne olursa olsun şu bir gerçektir ki teşekkürsüzlük öncelikle bencillikten doğar. Bunun tek tedavisi ise eşlerin ilişkilerini vehim ve kuruntular üzerine değil teşekkür sünneti üzerine bina etmeleridir. Bunun için en küçük jestler/iyilikler karşısında bile teşekkürü kendilerine vacip bilmelidirler. Bu vazifeyi eda adına da Efendimizin verdiği şu temel ölçüyü esas almalıdırlar: “Asla ve asla, iyilikten hiçbir şeyi küçük görme. Bu iyilik, bir mümin kardeşini güler yüzle karşılamak dahi olsa.”6 Dolayısıyla her mümin erkek ya da kadın bu prensibe göre hareket etmeli, mütebessim bir çehreden dökülen teşekkür gibi büyük ve kolay bir iyiliği terk etmemelidir. Kaldı ki Allah’a ve ahirete iman eden bir kimse, kesin olarak bilir ki; “Zerre ağırlığında bir iyilik işleyen onun karşılığını görecektir.”7 

En Güzel Teşekkür Nasıl yapılır?

Teşekkürü ümmetine bir sünnet olarak öğreten Allah Resûlü (sallalahu aleyhi vesellem), onun en mükemmel şekilde hangi ifadelerle yapılacağını da öğretmiştir: “Kim, kendisine yapılan bir iyiliğe karşı, bunu yapan kimseye (جزاك الله خيرا) yani ‘Allah, sana en hayırlı mükafatı versin’ derse, teşekkürü en mükemmel şekilde yapmış olur.”8 Zira böyle bir mukabelede bulunan kimsenin sözü çok şümullüdür. Bununla insan muhatabına şunları söylemiş olur: “Senin bu iyiliğin, benim nazarımda o kadar kıymetlidir ki karşılığını bizzat vermekten acizim. Onu ancak Allah verebilir. Dolayısıyla benim sana yapacağım teşekkürümün yanında, dünya ve ahirette O, seni en hayırlı mükafatla mükafatlandırsın.” 

Teşekkürsüzlük Nankörlüktür!

İslam’da asıl olan iyiliğe karşı iyilikle mukabele etmektir. Fakat insan buna her zaman imkan bulamayabilir. Ancak güzel bir söze ve duaya, insanın her zaman gücü yeter. Bunun için ekstra maddi imkanlara sahip olunması gerekmez. Bundan dolayıdır ki bazı alimler: “İyiliğe, iyilikle karşılık vermeye gücü yetmeyen kimse, dilini teşekkür ve duaya daha fazla alıştırmalıdır” prensibini vazetmiştir. Bu sünnetleri yerine getirmeyen yani iyiliği karşılıksız bırakanlar ise Efendimiz’in nurlu beyanlarında ifade buyurduğu gibi nankörlük yapmış olurlar: “Kim bir iyiliğe mazhar olursa, imkânı varsa o da iyilikle karşılık versin. Bulamazsa en azından o şahsı, yaptığı iyilikten dolayı medh u sena etsin. Zira onu övmekle, insan teşekkürünü yerine getirmiş olur. Övgü dolu bir sözle dahi olsa teşekkür etmeyen kimse ise nankör olur.”9 Dolayısıyla müminler hem aile hem de günlük hayatlarında kendi aralarında teşekkürü ve takdiri yaygınlaştırdıkları ölçüde kardeşliği ve huzuru hakim kılmış olurlar. Bunu ihmal ettikleri oranda da nankörlüğü arttırmış ve haksızlığa düşmüş olurlar. 

Sonuç  

Allah’a karşı şükür borcu olan müminin çevresinde kendisinden iyilik gördüğü insanlara da şükür yani teşekkür borcu vardır. İnsanlara karşı bu borcunu yerine getirmeye dikkat etmeyenler Allah’a karşıda kulluk vazifelerini hakkıyla yerine getiremezler. Mevzuyu en dar dairede yani aile içi sağlıklı iletişim açısından ele aldığımızda dikkat edilmesi gerekli olan önemli prensiplerden birisi de teşekkür sünnetidir. Zira bu insan tabiatının bir ihtiyacıdır ve bunun yerine başka bir dinamik de konamaz. Bu psikolojik ihtiyaç eşler tarafından görülmez/giderilmezse karşılıklı kul hakları ihlal edilmiş olur. Karşılıklı haklar çiğnendiğinde ise eşler daha da agresifleşir. Bunun sonucunda ortaya çıkan fasid dairede, eşler, zaman içerisinde birbirlerine karşı duyduğu sevgi, saygı ve güzel duyguları da kaybederler. Onun için eşler, teşekkür ettikleri ölçüde birbirlerine yakın, birbirlerini teşekkürden mahrum bıraktıkları ölçüde de birbirlerinden uzaktır. 

Yazar: Dr. Selim Koç

Dipnot:

  1. Tirmizî, Birr 35; Ebu Davud, Edeb 12
  2. Mübarekfûrî, Tuhfetu’l-Ahvezî, VI/74
  3. Ali el-Muttakî, Kenzu’l-Ummal, III/741-742
  4. Rahman Suresi, 55/60
  5. İbnu’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, s., 1353
  6. Müslim, Birr 144
  7. Zilzal Suresi, 99/7
  8. Tirmizî, Birr 86
  9. Ebu Davud, Edeb 12; Tirmizî, Birr 86
Bunları da beğenebilirsin